Lepistesler neden kolay hastalanıyor ve ölüyorlar?
Son yıllarda benim gibi canlıdoğuran delisi akvaryum meraklılarının en çok tartıştığı konu, herhalde lepisteslerin neden çok kolay hastalanıp öldükleri…
15 sene önce, durum tam tersiydi. Chiclid’lerin önemli bir bölümü hariç, Neon ve Kardinal Tetra gibi gayet kolay hastalanıp ölen balıklar da dahil olmak üzere, sayısız tür beslemiştim. Bunların arasında en dayanıklı balıklar lepistesler çıkmıştı…
Nitekim, şu an ülkemizde sivrisinekle mücadelede kullanılan Gambusya da, Lepistes’lerle aynı aileden ve İstanbul gibi iklimin son derece değişken ve suların pis olduğu yerlerde bile yaşıyorlar. Elbette, yabani türler, genetik deney tahtası olan Lepisteslerden çok daha dayanıklılar; ancak fark bu kadar radikal olmamalı.
Bence tek bir neden yok. Muhtemel nedenler şunlar:
1.İthal balıklar son derece kötü şartlarda ve insanlık dışı kimyasal maddelerle uyuşturularak ithal ediliyorlar ve nakliyeden sonra ne kadar iyi bakılırsa bakılsın, yarısının ölmesi kaçınılmaz. Lepistes gibi kolay üreyen ve bakılan türlerin ithali de ayrı bir fiyasko. Kural olarak, ithal balıktan kesinlikle uzak durmalısınız.
2.Akraba evlilikleri(!). Geçenlerde doğum yapan Black Molly’imin yavrularının yarısı ölü doğdu. Kalanların bir kısmında kuyruk ve gövde deformasyonları vardı. Akvaryumun kimyası mükemmel, filtrede peat kullanıyorum, bol sayıda kütükle suyu yumuşatıyorum (suyun rengi bariz derecede sarı-kahverengi). Ağır metaller neredeyse sıfır; açıkçası şu an akvaryumlarımda bulunan sular, birçok kaynak suyundan daha sağlıklı(!). Gelgelelim, aynı ana babadan doğan yavruların ileride çiftleşmesi sonucu, muhakkak genetik deformasyona sahip bireyler oluşuyor.
3.Dar gen havuzu: Aslında tüm canlılar için aynı şey geçerli-arasıra farklı bireylerin çiftleşmesi sonucu, ortalamanın üzerinde (ve maalesef kimi zaman altında) bireyler ortaya çıkar. Irk ne kadar iyi olursa olsun, uzun nesiller boyunca kendi arasında çiftleşmelerden ötürü sağlıksız bireylerle karşılaşıyor olmamız doğal bir sonuç.
4.Yemler ve kimyasallar: Bundan 15 sene önce seçim şansınız azdı. Birkaç tip yem ve birkaç tip ilaç vardı. Bugün ise, yüzlerce çeşit yem,ilaç,su koşullandırıcı katkılar var. İlk zamanlarda çok paranoyak ve garantici gidip, üzerinde iyi birşeyler yazan her ilacı ve katkıyı akvaryuma boca ediyordum.
Maalesef, endüstriyel yem ve ilaçlar, balıkların metabolizmasını zayıflatan çok sayıda kimyasal içeriyor. Bazı durumlarda ise, koruyucu,düzenleyici ve ilaçları kombine kullanmak, balıklar için yararlı olan kimyasallarda bile farkında olmadan aşırıya kaçıp balıkları zehirlemenize neden olmakta.
Çok sayıda akvarist, benim başlarda yaptığım gibi, tedavi konusunda çok aceleci, hatta proaktif olabiliyor. Örneğin, her su değişiminde koruyucu olarak Contra Ichtyo kullanıyordum ki, bu pek de hafif bir ilaç sayılmaz.
Mümkün olduğu kadar doğal gitmekte fayda var: Şu an, Sera’nın Aquatan’ı dışında hiçbir katkı kullanmıyorum. Örneğin, bitkilerin demir ihtiyacını, normalde balıklara
yem olarak haşladığım ıspanağın suyunu akvaryuma dökerek (önce ıspanağı güzelce yıkayıp dezenfeksiyon amaçlı kısa bir kaynatmadan sonra haşlıyorum) sağlıyorum. Bazı yemlerde hormon olduğunu bildiğim için, haftada birkaç kez tamamen doğal -ıspanak,artemia,kendi yetiştirdiğim su piresi,vs..- gibi yemleri tercih ediyorum.
Maalesef şu an Lepistes satın alan bir akvaristin kayıp oranı çok yüksek olacaktır. Üstüne üstlük, gayet eğlenceli, sağlam ve dertsiz balıklar olduğunu bildiğim Lepisteslerin “adının çıkmış” olmasına üzülüyorum. Bir süredir sağlıklı Lepistes üretmek için çalışıyorum ve geçenlerde bir miktar yavru aldım. Yavruları tamamen doğal ürünlerle,üzerine haddinden fazla titreyerek yetiştiriyorum. Bugün piyasadan satın alacağınız balıkların %99′u hormonla büyütülmekte. Çoğu akvarist, hormon kullanımının etkilerini gözle görmediği için ne kadar tehlikeli olabileceğini de tahmin edemiyor. Sadece 1.5 ay boyunca hormonlu yemle büyütülen bir Molly, 3 santimi aşabiliyor; oysa şu an beslenme uzmanı(!) titizliğiyle beslediğim, mükemmel koşullarda, bitkili ve büyük tanklarda büyüyen Molly’ler 2 ayda ancak 1.5 santime ulaştılar; farkı anlayın. Gelgelelim, son derece hareketli, sempatik(!) ve meraklılar(!). Bazıları astronot tarzı davranışlar sergiliyor, elimden yemlenip akvaryuma yaklaştığımda cama yaklaşıp merakla beni süzüyorlar.
Eğer yeterince sabırlıysanız, son derece kötü şartlarda yetişen canlıdoğuranlar bile, birkaç nesil sonra sağlıklı bireyler ortaya çıkarabiliyor. Herşeyi kitabına uygun yaptığınızda, bu yavruları büyütüp sağlıklı yetişkinler olduklarını görmek çok zevkli. Bu yüzden, yeni başlayanlara tavsiyem, renk ve sayıya aldanıp akvaryumları balığa boğmadan, tek bir türden giderek, yavru alıp bunları yetiştirmeye yönelmeleri.
Emre özel :
Kas 20, 08 at 2:35 amçok tşk ağzına sağlık