Bir-iki saattir durmadan yazıyorum. Ne yazdığımı düşünmeden, az sonra ne yazacağım diye tasalanmadan, kelimeleri döke saça, cümleleri devire devire yazıyorum.

Yazdıklarımı okumuyorum. Şu an bile, muhtemelen uyuyup uyandıktan sonra utanacağım, umarım kimse okumamıştır diyeceğim şeyler yazıyorum. Aslında, yazdığım hiçbirşeyi sonradan geri dönüp okumadım. Ama en azından, “yazarken”, bazı cümleleri okurum ki, devrik filan olmasınlar en azından. Bir zamana dek onu bile yapmazdım; ta ki, oldukça sarhoş bir haldeyken bir dergi için sonradan benim için büyük bir utanç kaynağı olacak rezil bir makale yazana dek! (Aslında sarhoş ve uykusuzken daha iyi yazarım)

Bir süre blog yazmaya ara vereceğim sanırım; zira blog yazmak, yazma uğraşının en kalitesiz türü. “Hadi şunu bitirsemde iki satır da kod yazsam”,”şu bitsede dışarı çıksam”,”bu yazıda bitsin birşeyler yiyeyim” diye yazılan, kalitesiz bir yazma uğraşı.

Technorati’ye girerseniz, 7.5 milyon blog var, bazıları iyi olmalı gibi bir banner görecekseniz. Çok ama çok azı iyi. Hatta, iyi yazdığıma inandığım halde, benimki de dökülüyor. Çünkü aslında ben bu uğraşın, bu çağın adamı değilim. İlk yazmaya başladığım bilgisayarın bir mouse’u bile yoktu.

Blog, öldürmeyen ve süründürmeyen bir hastalık. Kötü bloglar yazıp, başkalarının kötü yazılarını okuyorsunuz. Internet’i bir kalitesizlik bulutu haline getiren, bir dizi şeytan icadından biri işte.