Nomadic Computing - 1

Bu da benim uydurduğum kelimelerden biri. TDK’nın uydurduğu kelimelere bakınca (gökkonuksal avrat, örütbağ vs) uydurma hakkımı mahfuz tutarak, aklıma geldikçe kelime uydurmaktayım.

Lakin ben TDK’dan daha geniş çaplı düşünüyorum; belki yarım akıllı bir ecnebi bu kelimelerden birini beğenir de literatüre filan giriverir; ben de “ilk ben uydurmuştum” diye caka satarım. Hatta, bütün dünya kullanmaya başladıktan sonra, Çağatay Türkçe’si konışmakta kararlı arkadaşların bu kelimeye Çağatayca bir karşılık bulma çabalarını hin hin gülerek izlerim.

Nomadic, göçebe filan demek. Computing ne ola ki diye soran çıkmaz herhalde. Bildiğiniz üzere, uygarlık aslında yazıdan ziyade, şehirlerin kurulması ile başlar. Nitekim, “civilization”, civil’den gelir ve esasen kentli filan demektir. (Yoksa Civic miydi; az önce başıma hafiften güneş geçtiğinden saçmalıyor olabilirim!)

Laptop denen zımbırtıyı oldum olası sevmedim. Yavaştır, nedense öküz gibi para vermemize rağmen piyasadaki en dandik LCD kalitesinde ekrana razı oluruz, diskler yavaş döner (enerji tasarrufu), zaman içinde ne kadar hafiflese de, asla şikayet etmeden taşınabilecek bir ağırlığa inmemiştir ve pil ömrü pratikte katalog verilerinin yarısı kadardır.

Bu aletleri ciddi ciddi masaüstü bilgisayar yerine kullanabilen insanlar görüyor ve gıpta ediyorum. Touchpad denen iğrenç zımbırtı yerine masastümde kullandığım kallavi bir mouse kullanmaktayım; sırf laptop ile klavye taşımamak için, masaüstümde bir süredir laptop benzeri bir klavye kullanıyorum ve bayağı faydasını gördüm;artık çantada klavye taşımaktan kurtuldum.

Masaüstüne 22′ monitörü koyunca “daha büyüğü olamaz, olmamalı” demiştim, son günlerde “2′ daha büyük olsa daha iyi olurmuş” demeye başladım. Benden beterleri de var; laptop’u da monitöre bağlayıp kullanıyorlar. Aslında fena fikir değil; nedenine birazdan gelirim.

Üreticiler “herşey mobil artıkın,osururken bile laptopunuzdan kernel derleyebilir,hatta Suse DVD’lerini indirebilirsiniz” diye kekleye dursunlar, mobil hayat öyle kolay değil. En büyük sorun, taşınabilir cihazlarınızla, taşınamayanları senkronize etme problemi. Kimse hikaye anlatmasın, bunun pratik bir yolu yok. Sözgelimi, masaüstümdeki Apache+PHP+MySQL sunucularını zart diye laptopuma taşıyamadım;bu serverları tek tek kurmak gerek. Üstelik dün akşam yaklaşık 80 MB tutan kurulum paketlerini yanıma almadığımı farkettim. Dial up ile bunları indirmek 4 saatten fazla sürüyor. Nah sana mobil yaşam!

Bunun dışında, “teorik olarak” masaüstü ayarlarınızı bir başka bilgisayara taşımak mümkün; ama uçağın kalkmasına 4 saat varken, bunun hızlı bir yolunu bulamıyorsunuz. “Herbişeyi taşıma sihirbazı” hiçbir işletim sisteminde yok. Bunları “pratikte” elle yapıp, bir de gerçekten çalışıp çalışmadığını, adam gibi Internet ve diğer cihazlarınız varken denemek zorundasınız.

Şimdi, “homo tecnicus” un seyahat çantasına bir göz atalım:

1.Laptop

2.USB hafıza (disk ya da solid state)

3.Cep telefonu

4.Cep telefonu şarj aleti

5.Cep telefonu-bilgisayar arası kablo

6.Avare gezerken dinlemek için MP3 player

7.Bunu bilgisayara bağlayacağınız kablo ve muhtemel şarj cihazı

8.Fotograf makinesi

9.Onu da bilgisayara bağlamak için kablo

10.Şarj adaptörü

Liste daha uzar. Ben bunu zaman içinde daha optimal bir hale getirdim; şöyle ki:

1.Mp3 player olarak GP2X kullanıyorum. Laptop’a standart mini USB ile bağlanıyor. İçinde 2 GB hafıza kartı var. İstersem yanıma bir yedek SD Card daha alıyorum.

2.SD Card’ı hem cep telefonu, hem fotograf makinesi, hem de USB bellek olarak kullanabiliyorum.

Fotograf makinesi ve GP2x denen şahane alet aynı SD Card’ı kullanıyor.Hatta istersem, çektiğim fotografları GP2x’in kocaman ve daha kaliteli LCD ekranında görebiliyorum. Daha da dellenirsem,GP2x’i televizyona bağlayabiliyorum.

3.Motorola cep telefonu kullanıyorum. Şarj aleti taşımak yerine, tek bir mini USB kablosuyla telefonu hem laptopdan şarj ediyor, hem bu kablo ile telefona ulaşabiliyor, üstelik aynı kabloyu fotograf makinesi ve GP2x’i bilgisayara bağlamakta kullanıyorum.

Dolayısıyla, yukarıdaki 10 parçalık liste, bir anda 5′e iniyor. Zamanında laptop’u alırken üzerinde kart okuyucusu olan bir model almıştım; dolayısıyla fotograf makinesi,telefon ya da GP2x’e ulaşmak için aslında kabloya da ihtiyacım yok.

Öte yandan herkes için durum böyle değil. Daha önce Siemens SX1 kullanıyordum ve bu cihaza özel kablo ve şarj aletini de taşımak zorundaydım. Eğer bir Apple iPod sahibi olsaydım, o tuhaf kabloyu da yanımda taşımak zorunda kalacaktım.

Demekki, kullanıcılardan önce, üreticilerin “mobil hayat” kavramını anlamaları gerek. Örneğin Apple’ın iPod’u pek de taşınabilir filan değil. Cihaza müzik yüklemek ve şarj etmek için adaptör ve tuhaf kabloyu da yanınızda taşımalısınız. Şimdi, o adaptörün seyahat çantanızda ezildiğini ve Kalkandere’de iPod adaptörü aradığınızı düşünün! Oysa USB kabloları neredeyse bakkalda bile satılıyor.

Aynı şey telefon üreticileri için de geçerli ama Motorola dışındaki üreticiler kendi saçma standartlarını dayatmakta çok kararlı görünüyor. Oysa artık hemen herkesin laptop’u var ve ne kadar ağır ve konforsuz olsalar da, yakında cep telefonu gibi taşımadan edemeyeceğimiz aletler haline gelecekler.




1 yorum “Nomadic Computing - 1”

  1. Süleyman Özarslan :

    Eki 21, 08 at 11:41 am

    Güzel bir yazı. Yalnız “nomadic computing” kavramı uzun yıllar önce internetin matematiksel temelini atan Kleinrock tarafından ortaya atılmıştır.


Siz de birşey söyleyin!