Tecavüze uğradım hayatım kaydı
“Oh,nihayet şu kıl herifi …tiler” diye sevinmeyin, konu başka.
İnsanlara çaresizlik aşılanıyor. (Hayır şeriatçılar,kısırlık yaptığını iddia ettiğiniz çiçek aşısının son sürümü filan değil)
Nedense son zamanlarda tanıdığım herkes ne kadar çaresiz olduğundan, onu öğrenemeyeceğinden, bunu asla başaramayacağından söz ediyor.
Okul,aile,medya ve insanlar, insanlara çaresizlik aşılıyor. Kurban olduklarını ve hayatlarının asla eskisi gibi olmayacağını söylüyor.
4 ayrı psikiyatrist bana 4 ayrı teşhiş koydu ve dört ayrı (set) ilaç verdi. İlaçların etkisinden çıkmam yıllar aldı ve hala tam olarak düzelemedim.
Bir psikolog ve psikiyatriste sorarsanız, yapabileceğiniz en yanlış şey, kendi hayatınızı düzeltmeye çalışmak. Profesyonel yardım şart!
Bugün yolda bir dershanenin ilanını gördüm, “eğitim koçları” varmış.
Batı’da otun bokun koçu var. Bizde “yaşam koçluğu” daha lüks bir hizmet, yakında ayağa düşecektir.
“Aile danışmanları” var; gidip nasıl ana-baba olacağınızı öğreniyor, kendi ananızın babanızın bunlara gitmemesi yüzünden boktan hissediyorsunuz(!): İnsanlık tarihi boyunca bu danışmanların olmaması yüzünden herkes sapık,gerizekalı,mutsuz ve yetersiz oldu. Binlerce yıllık insanlık tarihi bundan böyle değişmek üzere.
Hep uzman birileri size ne yapacağınızı söylemek zorunda; çünkü sizler aslında çaresiz kurbanlarsınız. Kendi başınıza birşeyleri değiştirmeyi denemek, ayaklarınızın üstünde durmaya çalışmaksa yapabileceğiniz en büyük hata.
Bir blog keşfettim, kızcağız çocukken yaşadıkları yüzünden hayatının nasıl kaydığını anlatıyor. Pekala, 13 yaşında hınzır bir velette olabilir. Ama eğer yazdıklarında samimi ise, ki çok ciddi zeka belirtileri de gösteriyor, kendisi için üzülüyorum.
Hayatının bundan sonra asla değişmeyeceğini kabullenmiş, kendini kurban olarak görüyor. Bazı anlamsız ve zekasına yakışmayacak idefixleri var. Geçmişe takılıp kalmış durumda, ilerideki hayatını da kurbanlık psikolojisi içinde, sınırlar dahilinde planlamış. Çünkü özgürlüğünü korkuya teslim etmiş,sınırları aşmazsa güvende olacağını sanıyor.
Elbette ona kızmıyorum. Belkide değiştiremeyeceği tek şeyin kafasına kakılmış “sen artık çaresizsin” saplantısı olduğunun farkında değil; belki farkında ama ne yapacağını bilmiyor.
Bu da kurulmaya çalışılan korku imparatorluğunun temel taşlarından biri. İnsanlar artık özgürlük değil, birilerinin onlara ne yapması gerektiğini söylemesini istiyor. Çünkü kendi hatalarının sonuçlarına katlanmaktansa, “daha üst bir yaşam formunun” koyduğu dogmalara inanıp o yolda ilerlemek daha kolay. Kaçınız kendinizde uzman bir psikiyatristin teşhisini eleştirme cesaretini bulabilir?
Bilim adamları maalesef ahlaklarını kaybettiler, en azından önemli bir kısmı. Birsürü “araştırma”, aslında palavradan ibaret, metodlar yanlış.
Yapılan bir araştırma, suçluların ciddi bir bölümünün çocukken taciz kurbanı olduğunu gösteriyor. Araştırmanın sonucuna göre,çocukken tacize uğradıysanız çok büyük ihtimalle suç işleyeceksiniz.
Akla yatkın görünebilir,ama metodoloji tamamen yanlış!
Öncelikle, hapishanedeki mahkumlar seçiliyor. Toplumun genelinde yapılsa, belki gerçekten tacize uğrayanların sadece %5′inin suç işlediği çıkacak ortaya…
İkinci yanlış, taciz kavramının muallakta kalmış olması. Örneğin kimi araştırmacılar, okul hayatında isim takılan öğrencilerin bile tacize uğradıklarını varsayıyor. Bu hesaba göre, okul hayatımda gördüğüm kişilerin en az %80′i tacize uğramış durumda.
Ayrıca, yapılan mülakatlarda insanların hafızası zorlanıyor. Sorulan sorular da yoruma açık sorular.
Bu “araştırmalar” sonucunda “korkunç gerçeklerle” karşılaşıyoruz; toplumun en az yarısı tecavüz kurbanı, çocukların çoğunda ciddi davranış bozukluğu var. Bu arada, “yaramazlık”, bir anda “davranış bozukluğu” gibi “tedavi edilebilir” nitelik kazanıp, 6 yaşında çocuklara haplar verilmeye başlanıyor. Tandığım birinin 13 yaşındaki ve son derece zeki kızı Ritalin kullanıyordu. Kızla konuştuğumda son derece geniş bir yelpazede insanın kafasını karıştıracak kadar entelektüel birikime sahip olduğunu gördüm. “Olayın nedir?” diye sorduğumda, çevresindeki herkesi aptal ve boş bulduğunu, arkadaşlarının son derece cahil ve ilgisiz olduklarını söyledi. Buna hormonları filan da ekleyin. Aslında kız inanılmaz derecede sağlıklı! Ailesi bu yaşta hap yutturulmasından dolayı ferah, çünkü onun tedavi edilebilir bir marazı olduğunu ve görevlerini yaptıklarını düşünüyorlar.
Şu an bu durumda olan, akıl almaz sayıda çok çocuk var.
Dünya eskiden bu kadar kötümüydü? Belki daha da kötüydü; insanlar gripten bile topluca ölebiliyorlardı,zatürree gibi hastalıklar yakın bir zamana kadar çaresiz hastalıklar sınıfına giriyordu,
kıta Avrupa’sının üçte biri veba salgınında ölmüştü, depremler medeniyetleri bitirebiliyordu, Hitler’in kitapları yaktırması trajediydi ama eğer İskenderiye kütüphanesi 1600 sene önce, Paganların da katledilmesiyle yakılmamış olsa,kimine göre medeniyetimiz birkaç yüzyıl daha ileri olacaktı. İstanbul’da büyük can alan depremlere ait kayıtlar yoktur, ama yangınlar yüzünden şehirdeki evler neredeyse devamlı yok olmaktaydı. Sanayi devriminde sayısız çocuk ölmüştü, Cenevre anlaşmasından ya da Clausewitz gibi askeri teorisyenlerin ortaya çıkmasından önce savaşlarda toplu katliamlar,tecavüzler ve barbarlık son derece sıradan,alışılmış bir uygulamaydı.
Daha sayayım mı?
Doğal afetler mi diyorsunuz? Dünya buzul çağını da yaşadı ve dinazorları yokeden muhtemelen bir meteordu.
Satanizm tırmanışa geçip binlerce insanın kurban edilmesine neden filan olmadı; ama Engizisyon’un akıl almaz işkencelerle öldürdüğü insanların sayısı binlercedir. Üstelik o zaman Avrupa nüfusu 30 milyon bile değildi.
Seri katiller eskiden de vardı; hatta en azılısı da Elizabeth Bathory‘di.
Yani dün, aslında dünya daha kötü biryerdi. Ama bugün, birileri dünyanın yarın daha da tehlikeli olacağını söylüyor.
Bu biraz Total Recall filmindeki,insanları öldürücü güneş ışığından koruduğu iddia edilen fanusa benziyor. Aslında fanus, korku ve boyun eğme güdüsü yaratan bir araç sadece.
Dite :
Ağu 16, 08 at 2:37 pmTürkiye’deki “bilim” insanları artık ne denildiğine değil, kimin dediğine bakıyorlar.
Psikolojinin matığınıda hala kavrayamayanlardanım. M.C. Esher’in ünlü Drawing Hands tablosunda bir birini çizen 2 el vardır. Biz ellerden farklı bir boyutta olduğumuz için onların paradox’unu görebiliriz ancak eller bunu fark edemez. Psikolojide de bu böyle kim neyin doğru olduğuna nasıl karar vermiş ki