* You are viewing the archive for the ‘akvaryum’ Category

Akvaryum bitkileri için DIY CO2 (Karbondioksit) üretme sistemi

Akvaryum bitkileri de normal bitkilerden farklı değiller; fotosentez yapıyorlar. Sonuç olarak, akvaryumda sağlıklı bitki yetiştirmeniz -ya da bitkilerin ölmemesi için!- oksijen, karbondioksit, ışık ve çeşitli minerallere ihtiyaç var.

İşin en zor kısmı, akvaryumun içine CO2 eklemek. Sevindirici derecede, Türkiye’deki akvaryum forumlarının kalitesi son derece iyi. Özellikle akvaryum.com akvaryumkulubu.org forumlarında bahsettiğim DIY sistemlerden örnekler bulunuyor.

Karbondioksiti kimyasal tepkimeyle şişe içinde ürettikten sonra akvaryuma veriyoruz. Dolayısıyla sistem son derece basit. Tek sorun, CO2′nin su içinde zor çözünmesi ve genelde şişe-hortum bağlantısından gaz kaçağı olması.

Kaçakları önlemek amacıyla, malzeme seçimine dikkat ettim. Seçtiğim malzemeler, kolay ve ucuz malzemeler. Şişe kapağına taktığımız su püskürtme memesini, otomobil yedek parçası satan yerlerde 1-2 YTL’ye bulabilirsiniz. Bunu seçmemin nedeni, gaz çıkışının kısıtlı ve hortumu sağlam ve gaz geçirmez şekilde kapağa sabitleyecek kadar geniş yüzey alanına sahip olması.

Hortumu kapağı delip direk şişe içine saldıktan sonra silikonla izole etmeyi denemeyin bile. İlk zamanlarda gaz kaçağı olmasa dahi, silikonun zamanla deforme olup kaçak yapacağına garanti veririm! Üstelik, her seferinde silikonu söküp tekrar silikon çekmek pek de akıllıca değil!

Not: Karbondioksiti akvaryum içinde eritmek kolay değil. Gazı mümkün olduğunca çok suyla temas ettirip, küçük kabarcıklar halinde vermeniz gerekli. Ben tersini yapıp, ters bir enjektör yerleştirdim. Dolayısıyla, son derece verimsiz çalışıyor. Sadece, enjektör altında kalan iri kabarcık uzun süre suyla temas ediyor ama tekrar söylüyorum, bu verimli değil. Bol şeker ve maya kullanarak fazla kabarcık çıkmasını sağlıyorum. İleride adam gibi bir reaktör yapacağım; ancak sizde benim gibi bir anda gaza gelip çok sayıda bitki aldıysanız ve aceleniz varsa, bu yöntemle 1 saat içinde akvaryuma Co2 vermeye başlayabiliyorsunuz.


diy co2 sistemi malzemeler

YAPIM:

1.Şişe kapağını ve içindeki mavi izolasyon malzemesini ortadan delin. Ben matkap kullandım; ama ısıtılmış çivi, ahşap vidası gibi malzemeler de işe yarayacaktır.


kapagi_del.jpg

2.Su püskürtücü memeyi deliğe alıştırın. Delik ne kadar darsa o kadar iyi.

3.Alıştırma işleminden sonra, kapak içindeki izolasyonu çıkarın ve hem içten, hem dıştan zımparalayın. Delik yüzeyleri ve içinde çapak kalmamalı.Zımparanız yoksa, dikkatlice maket bıçağı ile de çapakları alabilirsiniz. Hatta, törpü bile iş görebilir.


kapaga_oturt1.jpg

4.İzolasyonu yerine takın.
5.Su püskürtücü memeyi yerine fotograftaki gibi oturdun. Kapağın içinden, meme ile gelen contayı takın ve memeyi yerine vidalayın. Bu işlem sırasında nazik olun! Fazla sert sıkarsanız kapak deforme olacaktır. Çok sert sıkmak zorunda değilsiniz.


kapaga_oturt3.jpg

6.Bu işlemin ardından kapağı şişeye takın, hortumu geçirin ve şiddetle üfleyin. Kaçak yoksa iyi; varsa yeni kapakla sıfırdan başlayacaksınız!

Üflerken çok zorlanmanız sıfır kaçak olduğunu göstermez! Düzgün çalıştıysanız kaçak olmayacaktır, ama içinizde bir miktar şüphe kalması iyidir(!)

7.Burası keyfe keder adım. Çift bileşenli macun yapıştırıcı ile kapağı kapladım. Bunun nedeni, asla yerinden oynamayacağından emin olduğum memeyi daha da garantiye almak ve kapağı uzun yıllar kullanmak(!). Yapmak zorunda değilsiniz.

macunlama1.jpg

macunlama2.jpg

8.Hortumu sıkıca yerine takın; üşenmeden dibine kadar oturtun. Hortumu yamuk kesmeyin; bir tarafı dibe inerken öbür taraf fazla açıkta kalırsa gaz kaçağı olabilir.

9.Şişeyi koyacağınız yere gidip prova yapın ve hortumu ne çok uzun, ne çok kısa gelecek şekilde kesin; tabi akvaryumda enjektörü koyacağımız yeri de hesaba katarak!


montaj1.jpg

Senelerdir birçok hobimle alakalı DIY (Do-it-yourself / Kendin yap) projeler yaptım. Gerçek şu ki, çoğu amatör için bu tip projeler çok vakit alır ve birşeyi hazır satın almaktan çok daha pahalıya gelebilir. Örneğin, 15 YTL’lik reaktörü 1 YTL’lik malzeme ile yapabilirsiniz ama, şarjlı matkap, çift bileşenli yapıştırıcı, matkaplar, Dremel ve uçları gibi malzemeleri edinmek için harcadığınız parayı hesaba yazmazsınız(!). İlk projelerimden külliyen zarar ettiğimi çok iyi hatırlarım; ama elimde çok sayıda alet edevat kaldı ve seneler sonra nihayet gerçek anlamda tasarruf etmeye başladım(!)

*Herhangi bir DIY projede yaptığınız işe özenin, ama sadece gerektiği kadar! Sonuçta burada yaptığınız şey, kafanızı boşaltmak ve basitte olsa yaptığınız şeye bakıp keyif almak. Çocuğunuz varsa bu tip projelere özendirin; zaman içinde daha komplike projelerle uğraştıkça ister istemez bir mühendis bakış açısına sahip olacaktır.

*Projelerinizin zaman içinde nasıl çalıştığını, eksiklerini gözleyin ve gerçekten ihtiyaç duyduğunuz birşeyse geliştirin.

* ve elbette, basit ya da zor, aptalca veya dahice diye düşünmeden paylaşın! Projeniz çok basit olsa bile, kullandığınız bir malzeme çok daha karmaşık bir proje geliştiren birine ilham kaynağı olabilir. Zira, DIY ile uğraşan birinin en büyük sıkıntılarından biri nerede ne malzeme kullanacağı ve bunu nereden bulacağıdır.

Akvaryum hobisine yeni başlayanlar için ipuçları

Akvaryum hobisine yeni başlayanların en az üçte biri, bu hobiyi ilk 6 ay içinde terk ediyorlar.

Onlara hak vermemek mümkün değil: bu hobi, tahmin ettiğinizden çok daha pahalı, bilgi gerektiren ve zaman zaman üzücü olabilen bir hobi.

Aslında, zor olan sistemi oturtmak: herşeyi baştan doğru yapıp biraz sabrettiğinizde, birbiriyle yaşaması imkansız görünen balıkların bile zor da olsa beraber yaşayabildiklerini, ph’ı 8′i bulan sularda mutsuz da olsa Discus’ların hala hayatta kalabildiklerini görerek şaşırmanız olası.

Bu yüzden, yazımı hem bilimsel ve tecrubi bazı güvenilir kaynaklardan, hem de kişisel tecrübelerimden yararlanarak hazırlamaya karar verdim. Zira, akvaryum hobisinde çok sayıda parametre var ve tamamen bilimsel gitmeye çalışırsanız, sonunda iş bu alanda doktora yapmaya kadar gidebilir!


takashi amano

Öncelikle, yeni başlayanların yaptıkları hatalardan ve bu hatalardan nasıl sakınabileceklerinden biraz bahsedelim:

Size ilk tavsiyem, küçük bir akvaryum yerine, alabileceğiniz en büyük akvaryumu almak. Elbette bunun da mantıklı bir sınırı var; 500 litrelik bir akvaryumun bakımı da, 50 litrelik bir akvaryumun bakımı da zordur; ama tamamen farklı nedenlerle. Bence, başlangıç için ideal akvaryum 120-250 litre arasında olmalı. Eğer daha küçük bir akvaryum alırsanız, sürekli yüksek amonyak seviyesi ile boğuşacak, akvaryumunuzu dekore edemeyeceksiniz ve en kötüsü, balıklarınız huzursuz ve sağlıksız olacaklar. Bu kadar küçük akvaryumlarda en önemli sorunlardan biri filtrasyondur. Koyacağınız en küçük iç filtre bile akvaryum içinde çok fazla su akımı yaratır. Aynı sorun, daha az olmakla birlikte, dış filtreler içinde geçerli. Küçük akvaryumlarda balık dışkısı ve yem artıkları suyun kalitesini çok hızlı bozacak, balıkların rahat edeceği bir su değeri yakalamanız mümkün olmayacaktır. Size verebileceğim en değerli tavsiye, özellikle 100 litrenin altında akvaryumlardan kesinlikle uzak durmanız.

takashi amanoİkinci tavsiyem, alışverişe çıkmadan önce kesinlikle bir liste yapmanız. Akvaryum esnafının önemli bir kısmı, maalesef, para kazanma sistemini sizin başarısız olmanız üzerine kurmuştur. Çoğu size küçük bir akvaryum tavsiye edecektir; çünkü küçük bir akvaryum daha masraflıdır! Balıklarınız sürekli ölecek ve sonunda çareyi daha büyük akvaryum almakta bulacaksınız. Bu durumda, elinizdeki filtre, ısıtıcı gibi ekipmanlarda işe yaramayacak ve tekrar aynı malzemelerin daha büyüklerini alacaksınız!

Alışveriş yapmadan önce, ne gibi malzemelere ihtiyacımız olacağına bakalım:

1.Elbette akvaryumun kendisi; dediğim gibi 120-250 litre arasında olması tavsiye edilir.

2.Filtre. Genel olarak, bu boy akvaryumlarda üç tip filtre kullanabilirsiniz: dış, iç ve şelale. Bu çok önemli bir karar; onun için filtre seçimi yazısını okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

3.Isıtıcı. 120-250 litre arası bir akvaryum için, 100-200 wattlık bir ısıtıcı seçmelisiniz. Kesinlikle alabileceğiniz en iyi ısıtıcıyı alın. Alabileceğiniz en kötü ısıtıcı 10 YTL civarındayken -tüm rakamları 100 watt için veriyorum-, Atman gibi orta kalite ısıtıcılar 20 YTL civarında. Jager gibi çok kaliteli bir ısıtıcıyı 40-50 YTL arasında alabilirsiniz; keza Sera gibi markalar da benzer kalitede olup biraz daha ucuzdurlar.

4.Hava motoru ve hava taşı. Olabildiğince geniş, havayı ince veren taşlardan seçmenizde fayda var. Bükülebilir hortum şeklinde olanları tavsiye etmem. Hava motoru olarak Eheim ve Atman kullandım. Eheim, iddia edildiği gibi olağanüstü sessiz filan değil. Atman ise, kablosu sağa sola çarptığı için çok ses yapıyor. Kabloyu hiçbir yere temas etmeyecek şekilde ayarlarsanız Eheim kadar, hatta daha bile sessiz. AT-3500 modelini tavsiye ederim; AT-1500 gibi daha küçük modeller aynı miktarda elektrik harcamasına rağmen hem daha sesli, hem de az hava veriyorlar.

5.Kum. İnşaat malzemesi satan yerlerden çok ucuza kum alabilirsiniz. Akvaryumcular da, Hagen’in siyah kumu ya da Aquaclay gibi özel taban malzemeleri hariç bu kumları satmaktalar; ama gerçek değerinin neredeyse 100 katına! Geçenlerde 50 kg kumu 12 YTL’ye, bahsettiğim tarz bir depodan aldım. Ancak biliyorum ki, aynı kumun bir kamyonu, dökme dediğimiz tabirle, 70 YTL civarı. Elbette, damperli kamyonla kum döktürecek halim olmadığı için, çuvallı almak zorunda kaldım. 2 çuval aldığım için 100 kg kuma 24 YTL vermiş oldum; oysa akvaryumcudan alsam, 100-200 YTL arası bir rakam ödemek zorunda kalacaktım.

6.Çeşitli ilaçlar. Ben artık sadece Sera Aquatan ve Biyoteknik’in mantar ve beyaz benek ilacını kullanıyorum. Biyoteknik yerli bir firma ve mantar ilacını şiddetle tavsiye ederim. Beyaz benek ilacının kalitesi hakkında bir fikrim yok, çünkü beyaz benekle hiç karşılaşmadım. Daha önce, beyaz beneğe karşı Contra_Ichtyo kullanıyordum. Bu ilaç, cam şişede geliyor ve eski tecrübelerime dayanarak söylüyorum, en iyi beyaz benek ilacı. Üzerinde genel dezenfektan olarak kullanılabileceği yazıyor. Kesinlikle dezenfektan olarak, akvaryum içinde kullanmayın. Ben ayrı bir kapta, kepçe gibi şeyleri dezenfekte etmek için kullansam da, akvaryumda hastalık dışında kullanılmasına karşıyım. Bunlar kuvvetli ilaçlar ve balıkların bağışıklık sistemi için zararlı. Özellikle kumu yıkadıktan sonra, boş akvaryuma bu ilaçtan bol miktarda koymanızı (ki bu durumda çift doz kullanıyorum) ve bu işlemi 2-3 gün tekrarladıktan sonra karbonlu dış filtreyle filtre etmenizi öneririm. İşlemin sonunda karbonu atmalısınız.

7.Kepçe, cam silgisi,bitki maşası gibi ıvır zıvır. Kepçeyi nasıl olsa alacaksınız, ama bitki maşasını ihmal etmeyin. Unutmayın, bitki maşasını akvaryum yüksekliğinden uzun olacak şekilde alacaksınız.

8.Dip süpürgesi ya da sifon. Su değişimlerinde sifon kullanıp, aynı zamanda dip çekimi sorununu da çözüyorum. 5 YTL’den fazla vermeyin ve bulabildiğiniz en basit sifonu alın. Dip süpürgesi olarak Eheim alın demiyorum; hem çok kaba hem de aşırı pahalı. Ben Hagen alacaktım ama bulamadığım için Prodac aldım. 25 YTL civarı fiyata, biraz pazarlık yapmak kaydıyla, alabilirsiniz. Yalnız filesinin beş para etmediğini söyleyeyim. Bunu söküp attıktan sonra bebek çorabı geçirebilirsiniz. Melitta’nın kahve filtresinden kadın çorabına kadar pek çok malzeme denedim ama hiçbiri işe yaramıyor.

9.Kova, daha büyük kova, küçük kova, her boy kova…Bu işin üstadlarından birine (ki adam profesörlük kariyerinden sıkılıp kendini bu hobiye vermiş) favori malzemesini soruyorlar, kova diyor. Başladıktan sonra anlayacaksınız; gerçekten en çok kovalar işe yarıyor! Karantina ve yavru tankı olarak, su doldururken, su boşaltırken, bitki dezenfekte ederken, balık naklederken…

10.Testler; ben Ph ve Amonyak ile yetiniyorum. Bunun nedenlerinden biri, sudaki mineral ve ağır metal gibi parametreleri zaten biliyor olmam. Ancak, örneğin salyangoz öldürücü gibi bakır içeren ilaçlar kullansaydım, bakır testi de edinmem gerekecekti. Üzerinde yazanları okuyup anlamadan, yan etkilerini bilmeden hiçbir kimyasalı akvaryuma koymayın.

takashi amano
Malzeme listesi dışında, bir de dikkat etmeniz gereken bazı noktalara hafiften girmek ve tiyolar vermek istiyorum:

1.Balıkların birbiriyle uyumlu olmasına dikkat edin. Uyumdan kastım, sadece dalaşmamaları değil. Örneğin, Neon Tetra çok düşük Ph isterken, Molly 7-8 gibi Ph derecelerini sever. Bu durumda bu iki ayrı cinsi tek akvaryumda beslemeniz, birinden birini rahatsız etmenize neden olacaktır.

2.Sorunlu balıklardan uzak durun, en azından işi öğrenene kadar. Örneğin, neonlar göz açıp kapayana kadar bir bahane bulup ölebilirler! Lepistesler gerçekte çok sağlam olmasına rağmen, akvaryumcudan almamanız gereken balıklardır. Küçük bir astronot, tüm akvaryumunuzu yiyip bitirir ve bunu siz ortada yokken yapacak kadar uyanık olduğu için balıkların ne olduğunu anlayana kadar delirirsiniz. Discus son derece talepkardır ve istediği su değerlerini içme suyuyla bile sağlamanız zordur.

3.Kesinlikle akvaryumcuya inanıp buna göre birşeyler yapmaya kalkmayın! Çoğu iyiniyetli değildir. İyiniyetli olanların önemli bir kısmı cahildir. Cahil olmayanların da bir kısmı insanlara laf anlatmaya çalışmaktan sıkılmıştır.

4.Bu hobide ustalığın ortaya çıktığı en önemli noktalardan biri de, ne zaman müdahale edeceğiniz konusundaki zamanlamadır. Hemen balıklarınızın hasta olduğunu düşünüp ilaç kullanmayın. Hatta, bazı durumlarda, örneğin dış parazitlerde, ilaca geç başlamanın faydası vardır. Örneğin, ilaçtan önce tuzu deneyin. Zira her ilaç, bir şekilde akvaryumunuzun dengesini bozar. Bununla birlikte, beyaz benek gibi hastalıklarda dakikalar bile önemlidir.

5.Fazla paranoyak olmayın. Örneğin, 100 litrelik akvaryuma saatte 1000 litre çeviren dış filtre takmak anlamsızdır. Bazı durumlarda, iyi olduğunu düşündüğünüz şeylerin zararı da olur. Örneğin zeolit kullanımı gibi. Zeolit, bitkisiz akvaryumlar için faydalı olsa da, bitkili akvaryumlarda bitkiler için gerekli mineralleri de emmekte.

Dış filtre seçimi – Marka ve Modeller

Bundan 15 sene önce, bir dış filtre sahibi olmak, akvaryum hobisi olanlar arasında Porsche’a binmek gibi birşeydi. O zamanlar hatırladığım kadarıyla sadece Eheim vardı; temininin zorluğu kadar, fiyatı da astronomikti. Yerli hava motorlarının buharlı lokomotifler kadar sesli çalıştığı zamanlardan bahsediyorum.

Bugün ise, Eheim, hatta Fluval gibi “lüks” dış filtreleri bile makul fiyatlara almak olası. Ancak Türkiye’de hobi sahibi insana “keyfine düşkünse ödesin salak” muamelesi yapıldığı için, çok çok iyi fiyat araştırması yapmadan hiçbirşey satın almayın. Dış filtre gibi pahalı ekipmanları satın alacaklara ilk adres olarak Eminönü’nü öneririm; ancak gitmeden önce sitelerini bulup fiyatları araştırın. Zira, “yoldan geçene” çekilen fiyatla, Internet sitesinden gelene farklı fiyat uygulanıyor!

Dış filtre alacaklar için elimden geçen ya da açtırıp denettiğim bazı filtreleri tanıtmaya çalışacağım.

Dış filtrenin ne kadar büyük olması gerektiği çok spekülatif bir konu. Bunun nedenleri de çok; iç malzemeler, gerçek debi, filtre katlarındaki kaçaklar filtrelerin verimini doğrudan etkileyen faktörler.

Öncelikle, piyasanın en eskisi ile başlayalım.

EHEIM

Alman Eheim, yıllardır bu işin Ferrari’si sayılan Classic serisine, ECCO ve Pro serisi gibi yeni modeller ekledi. Şu an temel olarak 3 modeli olduğunu söyleyebiliriz; elbette kendi içlerinde farklı modelleri bulunuyor

Eheim Classic

eheim classic 2217Eheim Classic 2211, Classic 2213,Classic 2215,2217,2250 ve 2260 olmak üzere 6 modelden oluşuyor. Bunlar, Eheim’ın alamet-i farikası haline gelen silindirik modeller. Düşük debileri ve ekonomik elektrik tüketimleri ile göze çarpıyorlar.

Eskiden neredeyse sadece musluksuz olarak satılan Eheim Classic modellerinin çoğu artık musluklu olarak satılmakta. Filtreyi kurmak için bir hava alma pompası bulunmuyor. Bu durum sizi çok kasıyorsa, Eheim bunun için bir de priming kit satmakta; ancak Türkiye’de bulabileceğinizden hayli şüpheliyim.

Classic serisi, bence Eheim’ın en iyi modeli. Bunun nedeni, katlar arasındaki kaçakların neredeyse sıfır olması. Son derece efektif ve uzun ömürlü, sessiz modeller. 15 seneyi aşkın süredir, yılda sadece 1-2 kere temizleyerek kullananlar var. Yedek parçaları ucuz değil; ancak Tofaş kadar yaygın.

Düşük debi rakamlarına aldanmayın. Kaçak olmadığı için çok randımanlı çalışıyorlar ve rakiplerinden farklı olarak, endike debi değerinin %70′ini gerçekten verebiliyor. Piyasadaki çoğu filtre, üstelik kaliteli olanlar, kutu üzerinde yazan değerin %50’sine zar zor ulaşabiliyor.

Eheim’ın satış politikası 2215′i satmamak üzerine kurulu. Bence, bu model Türkiye için en ideal model; zira genelde akvaryumlar 200-250 litre civarında ve insanlar bir üst modeli almayı tercih ediyorlar. 2215 modelini tam dolu olarak bulmak güç ve 2217 ile arasındaki fiyat farkı az.

Bu arada, bir Eheim alacaksanız muhakkak orijinal malzemesi ile almalısınız. Özellikle substrat pro denen malzeme son derece kaliteli.

  • Eheim Classic 2211: Debi:300 litre/saat, Tüketim: 5 Watt, Max. 150 lt akvaryumlar için
  • Eheim Classic 2213: Debi:440 litre/saat, Tüketim: 8 Watt, Max. 250 lt akvaryumlar için
  • Eheim Classic 2215: Debi:620 litre/saat, Tüketim: 15 Watt, Max. 350 lt akvaryumlar için
  • Eheim Classic 2217: Debi:1000 litre/saat, Tüketim: 20 Watt, Max. 600 lt akvaryumlar için
  • Eheim Classic 2250: Debi:1200 litre/saat, Tüketim: 28 Watt, Max. 1000lt akvaryumlar için
  • Eheim Classic 2260: Debi:2400 litre/saat, Tüketim: 65 Watt, Max. 1500lt akvaryumlar için


Eheim Ecco ve Ecco Pro

Eheim eccoSanırım bu seri Tetratec’lerle rekabet edebilmek için çıkarılmış. Oldukça küçük, ucuzca, pratik ve aşırı düşük enerji tüketimine sahip bir model. Enerji tüketimleri 5-8 Watt arasında değişmekte. Debi ise, modele göre 400-600 lt/saat arasında. Yalnız, hacimleri küçük olduğu için hem fazla malzeme koyma imkanı yok, hem de büyük akvaryumlar için yeterli bakteri üreme kapasitesini sağlayabildiklerinden şüpheliyim. Bence, en fazla 150-200 litrelik akvaryumlarda kullanılmalılar.

Üzerindeki sap, filtreyi kurmaya, açmaya ve taşımaya yarıyor. Gözüme biraz zayıf gözüktü. ABD’deki forumlarda bu sapın kolayca elinizde kaldığından şikayet ediliyor. Açıkçası, denemek için kutudan çıkardığımda, elimde biraz ayarsız olduğu için, filtreyi açmaya korktum. İyi tarafı, tam dolu ve musluklu olması. Küçük akvaryumlarda kesinlikle kullanacağım bir model.

Bir de yeni çıkan Ecco Pro serisi var. Daha Türkiye’de izine rastlamadım. Burada Eheim, Hagen’in Fluval 5 serisinden kopya çekmiş. Ek olarak, prefilter var. Filtrenin en üstündeki küçük bir alanda -0.3 litre- kaba pisliği süzüyor. Yine elektrik tüketimi 5-8 Watt arası; ancak debi bir parça daha yüksek. (500,600 ve 750 lt/saat)

Eheim Ecco Comfort’ın Türkiye’de 3 modeli satılmakta:

  • Eheim Ecco Comfort 2232: Debi: 400 lt/saat, Tüketim: 5 Watt, Max. 100 lt akvaryumlar için
  • Eheim Ecco Comfort 2234: Debi: 500 lt/saat, Tüketim: 5 Watt, Max. 200 lt akvaryumlar için
  • Eheim Ecco Comfort 2236: Debi: 600 lt/saat, Tüketim: 8 Watt, Max. 300 lt akvaryumlar için

Eheim Pro serisi

Çift su girişli ve elektronik kontrollü Eheim Pro 3e dışında, hiç almayacağım bir model. Tüketimleri yüksek, filtrasyon daha ucuz rakipleri seviyesinde. Malzeme kalitesi olarak ise, Ecco’dan farklı olmadığını söyleyebilirim. Muadillerinin, Classic serisinden ucuz olması da bunun “top model” olmadığının ispatı.

Tetratec EX 600 / Tetratec EX 700 / Tetratec EX 1200

tetratec dış filtreTetra, makul bir fiyatla çok şey vadeden bir seriyle piyasaya girmiş. Filtre hacimleri aynı kapasitededeki rakiplerinden yüksek. Sepet sayısı fazla. Eheim ve Hagen Fluval’dan sonra, en düşük tüketime sahip filtre. Sepetler full geliyor. Gelgelelim, tüm bu pozitif özelliklerine karşılık, Tetratec’lerin önemli bazı dezavantajları da var.

Bunlardan birisi, düşük debi. Aslında sorun anladığım kadarıyla, emiş hortumlarının çok dar olmasından ve Tetratec’lerle gelen hortumların anormal bir hızla yosun tutmasından kaynaklanıyor. Özellikle emiş hortumlarını temizlediğimde, filtrenin performansının gözle görülür seviyede arttığını gördüm. Öte yandan, bu performans, öyle övgüye değer bir performans filan değil: İdeal şartlarda -kutudan çıktığı haliyle- Tetratec 700′ün ancak 250 lt/saat debiye ulaşabildiğini gördüm. Bu rakam, Eheim Classic 2213′ün kutudan çıktığı halinden daha düşük!

Bir de malzeme konusu var: Kutudan çıkan seramikler, Eheim’ın Substrat’ı ile mukayese edilemez. Görünüm olarak benzer bir malzeme olan Sera Siporax daha iyi performans verecektir. Bunun dışında, Tetratec’ler bioball ile geliyor. Ben bioball’ları çıkarıp attım; bu malzemenin dış filtrelerde hiçbir işe yaramadığını düşünüyorum. Zira, parlak plastik yüzey içinde bakterilerin tutunması çok güç. Zaten bu malzeme, genelde havuzların üstlerinde kullanılıyor (Koi havuzlarında özellikle)

Tetratec’ler çok sessizler. Plastik kalitesi de çok iyi denebilir; yalnız Tetratec 1200′lerin contalarında bir sorun olduğunu düşünüyorum. En azından, belli bir seride. Söylenildiği gibi parçası zor bulunmuyor. Eminönü’nde her parçasını bulmanız mümkün; yalnız iki kata varan fiyat farkları olabildiği için, iyi pazarlık yapmanız ve heryerden fiyat almanız şart.

Hagen Fluval

Hagen FluvalEğer Eheim Classic almayacaksam, bundan sonra ilk tercihim olacak filtre bu. Eheim Ecco Pro’da olduğu gibi, bir ön filtre sistemi var. Malzeme kalitesinden çok etkilendim. Enerji tüketimi de, Eheim kadar olmasa bile çok düşük. Özellikle giriş-çıkış hortumlarının kalitesi, montaj kolaylığı Hagen Fluval 5 serisini bu alanda rakipsiz hale getiriyor. (Bu konuda Eheim’ın hali içler acısı)

ABD’deki forumlarda Eheim ile kıyaslanan tek filtre bu. Açıkçası, nasıl çalıştığını hiç görmedim ve kullanan birini de tanımıyorum. Debisinin oldukça yüksek olduğu söyleniyor; gelgelelim birçok kişi kaçak yapmasından şikayetçi.

Fluval 105,205,305 ve Fluval 405 olmak üzere 4 modeli var. Bir de havuzlar için olan FX-5 modeli…Fiyatları Eheim’dan pahalı (Türkiye’de). Bunu, Eheim kadar yaygın olmamasına bağlayabiliriz.

Atman

Çin malı filtrelerde ilk tercih. Kullananların çoğu memnun; ancak plastik kalitesini görür görmez alınabilecek dış filtreler listesinden çıkardım. Elektrik tüketimleri korkutucu düzeyde. Ses konusunda ise, Tetratec’den sadece biraz daha sesli olduklarını söyleyebilirim. Fiyatları muadil Çin malı filtrelerden (Sun Sun, Jebo, Lifetech gibi) pahalı. Aslında, Atman aldığınızda, sonradan filtre malzemesi de alacağınızdan, ucuz filan değiller. Atman düşünenlerin direk Tetratec’e sıçramalarında fayda var. Zaten 1 sene dolmadan elektrik tüketimi dolayısıyla aradaki farkı telafi edeceklerdir.

Ekol 15

ekol 15Ekol 15, Eheim Classic klonu. 400 litreye yakın debisi olduğu ve 10 Watt harcadığı rivayet ediliyor. Anlaşılan o ki, Ekol bir üretim standardı oturtamamış; zira kullananlardan kimi nefret ederken, kimisi temizleme performansından çok memnun. Açıkçası, ben ikinci gruptan yanayım. Bu tip filtreleri seviyorum. Ancak, klipslerini görünce almaktan korktum. Peynir tenekesinden bükülmüş izlenimi veriyorlar. 24 saat gözümün önünde olmadığı sürece, alacağım bir filtre değil. Bunun tek nedeni de, klipsleri. Kimileri Eheim klipslerinin uyduğunu söylüyor; eğer doğruysa ve astarı yüzünden pahalıya gelmeyecekse, Eheim klipsleri ile Ekol 15 iyi bir seçim olacaktır. Yalnız sorun şu; içini kaliteli malzemeyle donattığınızda ve klipsleri değiştirdiğinizde, fiyat Eheim Classic 2213′e yaklaşıyor.

Üreticisi olan Ati Akvaryum’un bir web sitesi olmaması da, potansiyel olarak başarılı olabilecek bir ürünün gözden çıkarılmasına tuz biber ekiyor.

Yaklaşık 1 yıl önce duyurusu yapılan Ekol 19′u görmek, mümkünse denemek istiyorum. Zira söylenenlere göre, Eheim benzeri bir performans ve kalitede olacakmış(?)

Chiclid deliliği – neden istediğimiz akvaryum balıklarını bulamıyoruz?

texas chiclidAkvaryuma verdiğim 15 seneyi aşan aradan sonra, balık alışverişine çıktığımda, zamanında en kıytırık akvaryumcuda bulduğum balıkların artık olmadığını gördüm…

Örneğin, lepistes türleri kolay bulunmuyor; bulunanların ise durumları zaten daha önce de bahsettiğim gibi, iç açıcı değil.

Betta’ların erkekleri hala pet bardak içinde bulunabiliyor. Dişileri yok. (Bu arada, pet bardak içinde balık satan akvaryumcuyla alışverişi kesin. Bu işi yapan adamın içinde azıcık insanlık yoksa, hem para kazanmayı hak etmiyordur, hem de balıklar bakımsız olduğu için kısa sürede ölecektir)

Gurami türlerinin de sayısı azalmış; benim favorim olan öpüşen guramiler ve cüce guramiler (colisa) artık zor bulunuyor.

O zamanlar Chiclid’ler kolay bulunan türler değildi; hatta doğrusunu isterseniz, pek de yüzüne bakmazdık.

Şimdiyse, herkesi Chiclid hastalığı sarmış.

Aslında, bunu şuna bağlıyorum: daha iri oldukları için, birçok chiclid türü, özellikle bakımsız akvaryumlarda kolayca ölebilen ithal lepisteslere göre daha dayanıklı. Chiclid türleri ile akvaryuma başlayan amatörler kolay ölmedikleri için bu balıklara bağlanıyor. Üremesi ve yavruları büyütmesi sabır isteyen Betta gibi türlere göre de, akvaryumcular için daha avantajlı. Özellikle amatörlerden ucuz fiyata Chiclid kapatıp satabildikleri için, üstelik giderek daha büyük akvaryum,filtre vs gibi malzemelere ihtiyaç duyduklarından, akvaryumcular tarafından ticareti pompalanan bir tür.

Chiclidlere kanım ısınmadı ama antipatim filan da yok. 30. akvaryumumu kurarsam, chiclid de beslerim. Ama Astronot varken, aynı büyüklükte akvaryumda onun yerine levrek beslemek (levrek de bir chiclid türü) beni tatmin etmiyor.

Gelgelelim, bu chiclid furyasının diğer “küçük” balık türlerinin bulunabilirliğini zorlaştırmış olması, benim için sıkıntı. Aslında, forumlardan takip ettiğim kadarıyla, özellikle eski amatörlerin çoğu da bu durumdan şikayetçi.

Velifera (Poecilia velifera) bakımı, doğumu ve tecrübelerim

Veliferalar hakkında pek Türkçe kaynak olmadığını farkettim. Olanlarda, iki kaynaktan çalınmış. 20 kadar site (benim gördüğüm) iki kaynağı çalarak, kendi sitelerine koymuş. Benim de çok yazım çalındığı için, küfür ettim durdum.

Aslında, yabancı kaynaklarda çok değil. Üstelik, birçok hatalar var.

Velifera, daha bu hobiye ilk başladığımdan beri, en güzel bulduğum türlerden biri. Hatta, canlıdoğuranlar arasında en güzel, karakterli ve kavgacı balık diyebiliriz(!).

Şimdi ilk elden tecrübelerimi aktarabilirim:

moli velifera

Yavru akvaryumumdan…Jaws kılıklı siyah balık, 2 aylık Black Molly, daha doğrusu aymoli yavrusu.Üstteki beyaz, 2 haftalık Velifera.Turuncu olanlardan ikisi Plati,diğerlerini seçemedim…

Veliferaların en fazla 12 santim olabileceği çeşitli kaynaklarda belirtilmiş ki, bu doğru değil. 15 santimin üzerinde bir dişi Velifera’yı, daha 1 ay önce, Eminönü’nde bir balıkçıda gördüm. Bazı yabancı kaynaklar 18 santime kadar büyüyebildiklerini söylüyor ki, şu an elimde gayet kötü şartlarda büyümüş bir Velifera’nın 8-9 santim olduğuna bakarak, 18 santimin makul olduğunu söyleyebilirim. Üstelik, bendeki Velifera daha 5 aylık bile değil.

Dişili-erkekli beraber büyüyen çoğu balık gibi, bu şartlarda, ticari kaygılarla büyüyen Velifera’lar da fazla gelişmiyorlar. Üstelik, birçok kaynak, Velifera’nın en az 300 litrelik ve 40 santim yüksekliğindeki akvaryumlarda büyütülmesi gerektiğini söylüyor.


velifera_black_molly_2.jpg

Bu da yavru akvaryumumdan. Pek mahsun çıkmış; herhalde yetim olduğu için. Annesini doğumda kaybettik. En fazla 4-5 aylık bir dişiydi. Karma akvaryumda erken hamile kalmış. Dişilerin 6 ay erkeklerden uzak durması gerek; zira hemen hamile kalıp doğumda ölebiliyorlar. Ölmeseler bile, gelişimleri çok kötü etkileniyor.

Velifera’ların ayda bir doğurdukları da doğru değil. Aslında, Moli türleri de ayda bir doğurmuyorlar ve üreme davranışları kadar, yavruları ve doğumları da benzerlik gösteriyor. Veliferalar da, Moli türleri gibi, 8-10 haftalık bir hamilelik dönemi geçiriyorlar. Ortalama yavru sayısı 20 civarı. Yavrularını yediklerine şahit olmadım. Hatta, 2 aylık bir molinin ağzına aldığı bir yavruyu geri tükürdüğüne şahit oldum(!). Bazı balıklar yavruların ne olduğunu merak edip tadına bakmaya çalışıyorlar; hemen yavru yiyorlar diye paniklemeye gerek yok. Buna kovalama da dahil. Erkek veliferam, yavruları sık sık kovaladığı halde, Bir şey yapmıyor.

Moli erkekleri gibi, Velifera erkekleri de hemcinslerine karşı biraz agresifler. Ancak, bu agresiflik abartılmış. Moli ve Velifera’lar, “eş tutuyor”. Platiler gibi tek eş eğilimli değiller; beğendikleri dişilerle sık sık çiftleşirken, kendi türlerinden diğer dişilere karşı son derece ilgisizler. Başka bir Moli ya da Velifera, erkeğin haremine göz dikerse, kovalamalar yaşanıyor, ancak ısırma, çarpma gibi öldürmeye yönelik davranışlar sergilemiyorlar. Dikkat edilmesi gereken, cüsse farklarının çok fazla olmaması. 12 santimlik Velifera, 3 santimlik Velifera’yı, istemese bile kovalarken öldürebilir. En iri erkek en baskındır diye de bir kural yok; nitekim bendeki bir Velifera ve Moli, kendilerinden en az %25 iri bir Velifera erkeğini sabahtan akşama kadar kovalıyorlar!

Aslında, Veliferaların dişileri erkeklerinden daha agresif ve bir parça da bölgeciler.

PH 7-8.5 arasında yaşadığı söyleniyor; ben 7.5-8.5 gibi değerler arasında sorunsuz yaşadıklarını gördüm. Tuz tavsiyesine uyup, 50 litreye bir tatlı kaşığı kaya tuzu atıyorum. Sofra tuzu kullanmayın; bu tuzlarda bulunan ve kayganlaştırıcılığı artıran Magnezyum Sülfat balıklarınız için zararlı olabilir. Tuzu iyice erimeden akvaryuma sokmayın; tanelerini yemeye kalkarlarsa balıklarınız ölür…

Bunun dışında, akvaryumda bir parça yosun bırakıyorum; tüm canlıdoğuranlar gibi Veliferalar da yosuna bayılıyor. Üstelik, gelişimleri ve sağlıkları açısından çok yararlı. Yalnız, sakal yosunu olmamalı. Akvaryumuzda sakal yosunu oluşumuna izin vermemeli, oluşuyorsa su değerlerini kontrol etmelisiniz. Sakal yosunu, balıklarınızın sevmediği ortamı sever ve su değerlerinin kötüye gittiğinin işaretlerinden biridir.

Gelelim, herkesin merak ettiği konuya(!). Moli türleri ile Velifera arasındaki fark nasıl anlaşılır?

Farkı anlamak için sırt yüzgecine bakmanız gerek. Molilerin sırt yüzgecinde -ki gösterişli sırt yüzgeci olan moliler velifera kırmalarıdır- 14 ince kılçık bulunur. Velifera’da ise bu sayı 18′dir. Yalnız, moli-velifera melezlerinde farklı rakamlar çıkabilir; bu, yavruların ana ya da babanın baskın özelliklerinden kaynaklanan bir durum.

Moli-Velifera melezi yavrular büyüdüklerinde oldukça serseri oluyor; bendeki erkekler oldukça kavgacı ve kadın düşkünü(!).

Akvaryumunuz en az 150 litreyse, birden fazla erkek koyabilirsiniz. Bu konudaki aksi tavsiyelere fazla kulak asmanıza gerek yok. Yalnız, koyduğunuz erkeklere benzeyen, en az ikişer dişi koymanız şart. Aksi halde, çok fazla kavga yaşanır ve çiftleşme şansı bulamayan erkek Veliferalar donuk ve korkak olurlar.

Isı olarak 25 dereceyi tercih ediyorum. Karma canlıdoğuran akvaryumunda her balığın rahat ettiği bir ısı. Yüksek ısının doğurganlığı tetiklediği söylense de, genel kural olmasına rağmen her zaman doğru değil. Bazı türler, ısı düşünce daha fazla çiftleşme isteği gösterebiliyor. Ayrıca su piresinin balıklar aleminin Viagra’sı olduğunu da ekleyeyim(!).

Velifera yavruları, Moli yavrularından biraz daha büyüktür, ancak bu kadar büyük doğmalarına rağmen çok hızlı büyümezler. Nitekim, aynı gün doğan Velifera ve Plati yavrularım içinde, ilk doğduklarında neredeyse plankton büyüklüğünde olan(!) Plati yavrularım, şu an Velifera yavrularını geçmiş durumdalar.

3, toplam 4 sayfa«1234»