* You are viewing the archive for the ‘bilgisayar’ Category

Ageia PhysX laptoplara da giriyor ama ne işe yaradığı anlaşılmış değil!

ageia physx 100mAgeia, PhysX’i büyük bir kararlılıkla pazarlamaya çalışıyor. Birkaç ay önce laptop versiyonu da üretildi. Kim kullanıyor derseniz bilemem; ama Dell’in Alienware’ı alıp “oyun laptopu” kavramına abanmasından dolayı, Dell’in bazı serilerinde yer alacağını söyleyebiliriz.

PhysX’in laptop sürümü 10 watt güç harcıyor ve işlemcinin aşırı ısınması ya da kullanılmaması durumunda enerji tüketimini azaltan, ne kadar etkili çalıştığı da bilinmeyen bir güç yönetimine sahip. Bunu söylememin nedeni, AMD Athlon ve Pentium D serisi ile yaşadığım güç yönetimi fiyaskoları-evet; bu işlemcilerde güç yönetimi var ama “olsun” diye koyulmuş; zira enerji tüketimi bilgisayarı hiçbirşey yapmadan terkederseniz, ancak “birazcık” düşüyor. Fazla işlemcide deneme şansım olmadı; ama herzaman yerin dibine soktuğum Via C3, özellikle de Via C7 işlemciler, güç yönetimi ve frequency scaling konusunda en başarılı modeller. Intel Core serisinin de genel olarak orta karar olduğunu söyleyebiliriz. Açıkçası Sun’ın UltraSparc modellerini ve AMD’nin Opteron serisini merak ediyorum.

Konumuza dönelim: Ageia, PhysX’i bırakın yaygınlaştırmayı, daha birçok insana kabul ettirememişken, PhysX 100M ile laptoplara girmeyi planlıyor. Ben biraz şüpheciyim, ama taraf tutmuyorum. John Carmack -efsane Doom serisinin yaratıcısı- PhysX’in gereksiz olduğunu, çünkü çok çekirdekli işlemcilerin bu işi üstlenebileceklerini söylüyor. Teorik olarak haklı olsa da, bırakın oyunları, iş yazılımlarında bile multithreading çalışan, doğru dürüst çok çekirdekli işlemci desteğine sahip yazılım yok. Daha 64 bit işletim sistemlerine geçememişken, çok çekirdekli işlemcilerle uyumlu oyunlardan bahsetmek gerçekçi değil.

Birçok kullanıcının ise kafası karışmış durumda ve bence burada Ageia’nın yanlış bir lansman politikası sözkonusu. Ageia, fizik işlemlerini hızlandıran bir işlemci, PPU olarak lanse edildi ki, bu ancak kısmen doğru. Doğru olan kısmı şu: eğer karmaşık etkileşim, gerçekçi efektler sözkonusu ise, evet, Ageia’nın PPU’su bu yükü alıyor. Ama yaptığı asıl iş, gerçekçi fiziksel simulasyonlara olanak sağlamak, bunları hızlandırmak değil! Çünkü o karmaşıklıkta fiziksel olayları oyunlarda genelde görmüyoruz; PhysX ayakta kalabilirse, bu gerçekçiliği sağlayacak. Sözgelimi, patlamalar gerçekten patlama gibi görünecek, arabayı duvara çarptığımızda gerçekçi biçimde deforme olacak. Burada bahsettiğimiz photorealistic bir gerçekçilik değil, fiziksel gerçekçilik.

PhysX kullanan birçok kişi, performans artışı olmamasından şikayetçi; çünkü çoğu kullanıcı aslında oyunlarda fiziksel bir gerçekçilik aramıyor. Oyun ve donanım siteleri de yanlış anlamaları körüklüyorlar; çünkü yanyana ve alt alta sayılar yazıp insanları birşeylere inandırmaya çalışmak çok daha kolay. Henüz Ageia’nın PPU’sunu kullanarak bir oyun oynamış ve aradaki farkı görebilmiş değilim; o yüzden desteklediği oyunlarda ne kadar işe yaradığı konusunda bir görüş bildiremem. Tek bildiğim, Ageia’nın bu ürünü son kullanıcıya tanıtmak noktasında çok acı çektiği. Bildiğim kadarıyla Türkiye’de sadece Asus’un kartı var, tabii hala ithal ediliyorsa.

En kullanışlı disk-USB arabirimi

adsiz.jpgSabit diskleri USB üzerinden bilgisayara bağlamak için çok sayıda seçenek var: ilki kutulardı. Sabit diski içine yerleştirip vidalıyor, güç kablosunu takıyor ve USB üzerinden bilgisayara bağlıyordunuz. Sonra bu sistemler içinde diskiyle beraber hazır gelmeye başladılar.

USB-disk bağlantısını çok sık kullanmaktayım; genelde masaüstü makinamda geliştirdiğim bir sistemi, kullanılacak donanımda denemek için. Burada şöyle bir sıkıntım oluyor: her seferinde diski kutuya yerleştirmek, masaüstümden dosya kopyalamak, ayırıp hedef sisteme takmak hem vakit alıyor, hem de kabloların söke taka kopmasına neden oluyor. Hatta birkaç ay önce, kutunun birini komple kavurmayı başardım.

Brando adında adını sanını hiç duymadığım bir şirket, fotografta gördüğünüz şahane şeyi yapmış. Diski langırt diye içine bırakmanız yeterli. 2.5 inç (laptop diskleri) ve 3.5 inçlik diskler için kullanılabiliyor ve fiyatı da yaklaşık 50 dolar. Bayıldım.

Sıkıldığım projeler: Pozitif GNU/Linux, TWIX, vesaire…

orangutan_yawn.jpg“Bugün başlarım, yarın başlarım” derken, Pozitif GNU/Linux’u sallamaya devam ediyorum. Epeyce birşeyler yazdığım TWIX ise, öylece duruyor. Onunla uğraşmayı ne zaman bıraktığımı ise unuttum bile.

Sanırım artık open source projelerle uğraşmayacağım; kendi projelerimi gizli kapaklı geliştirip satabilirsem satacağım, satamazsam CD ve DVD’lere kaydedip raflara dizeceğim. Çünkü bu gerizekalı ticaret anlayışından fazlasıyla sıkılmış haldeyim.

Pek de zeki olduklarını söyleyemeyeceğim sayısız insan, özellikle blog’u açtığımdan beri türlü şekillerde -mail atarak, MSN’e ekleyerek, yorum bırakarak- benimle irtibata geçti. Kimisi “çaktırmadan”, beleşe donanım analizi yaptırmaya çalışıyor, kimisi “hocam şöyle bir alet var, buna ne kursak yahu?” diye akıl istiyor, kimisi “baba ARM kart getiren varmı, sitesini yazsana” diye mesaj atıyor.

Bunlara cevap vermiyorum, ya da “az ye de ARGE yap ulan” tarzı cevaplar veriyorum.

Bir blogda okudum, hangisi hatırlamıyorum. Şu “böyük” iş dergilerimizden biri, 2006′da AR-GE’ye en çok para harcayan 100 şirketi listelemiş. 100. şirketin harcadığı para, “eski TL cinsinden”, 13 milyar!

Benim odamdaki donanımın değeri bundan fazla; seneye o listeye girmek için talip olacağım. Hatta arabayı filan satarsam, belki ilk 50′ye bile girebilirim!

Mahallenizde laf olsun diye limited şirket açsanız ve hiç fatura kesmeseniz, ödeyeceğiniz pul, stopaj, ıvır zıvır parası 13 milyardan, yeni dille 13.000 YTL’den fazla…

Buradan çıkan şudur: bizim şirketler nalburdan farksızlar. 13.000 YTL’yi telaffuz ederken adamın yüzü kızarır. Bugün İstanbul’da işine arabayla giden adamın bir yılda bundan daha fazla benzin parası harcadığını biliyoruz. İşte memlekette bilgiye verilen değer budur. Bizim gibi kastıran adamlar da bir bok olamazlar, en iyisi bir şirketin pazarlama departmanına kapağı atıp nalburluk yapmak.

IBM, Nokia gibi koca koca şirketler dünyada bizim gibi zibidilere para dağıtıp duruyor, çünkü apartmana kat çıkmak hem böyle daha ucuza geliyor, hem de özgür ruhlu, ofislerde bunalmayan adamlar daha yaratıcı işler çıkartabiliyorlar.

Ama Türk şirketleri bunu yapmazlar; çünkü biz ticareti gavurdan iyi biliriz. Elin zibidisine iş yapsın diye para vereceğime metresime kürk filan alırım, nasıl olsa kekleyip bedava yardım alabileceğim bir enayi bulurum. Bulamazsam da Bir şey üretmem; zaten üretmek gibi bir kaygımda yoktur; üreten Çinliden alırım, burada satarım, burnumdan da kıl aldırmam…

En basitinden, “belli bir platforma özel Pozitif GNU/Linux dağıtımı hazırlar, sistemi de 20 saniyede açarım” gibi iddialarda bulundum; hala Freedos ile sistem satan(!) laptop ithalatçıları var. O konuya hiç girmeyelim; “ben sana kaput satarım sistemi, sonra sen ne hal edersen et, artık 2 milyona tezgahtan Windows alıp mı kurarsın, Linux mu kastırırsın, senin derdin” mantığı. Bir allahın kulu da, “kardeş, biz laptopu hala Freedos’la satıyoruz; ama sen de sallıyormuşun gibi geldi, al cihaz budur, aç bunu 20 saniyede, sana şu kadar para” demedi. Hadi ondan da vazgeçtik; çok mu zordur bu adamların “bu işlerden az buçuk anlayan bir çocuk” istihdam etmeleri? En azından sattığın laptopu ya da desktopu “faal” şekilde satarsın. Bu devirde 1000 dolara laptop alıpta Freedos’la takılacak adam tanımıyorum şahsen. Yasal olarak sistemleri işletim sistemiyle satmak zorunda olduklarından, bu komik yollara başvuruyorlar.

TWIX finanse edilse hiç olmazsa GNU/Linux tabanlı makineler için uzaktan kontrol & yönetim yazılımı olarak işe yarar; hadi bedava vermiyorsun 3-5 dolar fiyat koy, dünyada GNU/Linux kullanan şirketlere sat. Türkiye’deki esnafa 50 dolara adres-etiket pogramı satarmıyım diye, yıllardır yapılıp başarısız olan işlere para ve zaman harcamak yerine alternatifleri dene; hiç olmazsa batarsanda “dünya çapında iş yaptım, öyle battım” dersin, piyasada namın olur!

Hadi parayı pulu da geçtik, bir ucundan tutalım diyende yok. Hatta kimileri kompleks filan yapmış zamanında; download linkini açmışım, millet haldır huldur indiriyor, orada birkaç sivri “Pozitif Linux yalan, bence çıkmayacak, adamlar sallıyor” diyor. 2 senedir “bırakın bu işleri ağalar, dağıtım yapmakmış, Linuxmuş bunlar basit işler; dünyada artık bunlarla çoluk çocuk uğraşıyor” diyorum, bir başkası “ne var ya bende yaparım, basit iş” diyor; ama bununla kalmayıp “çok biliyorsa x’i yapsın” diyerek bir başka dağıtımı referans gösteriyor. Cevap verseniz başetmek mümkün değil, çünkü rezil olmak, haksız çıkmak, komik duruma düşmek nedir bilmeyen sürüyle insan var, adam vatanımı savunuyorum havasında dünyanın düz olduğunu söyleyebiliyor, üstelik buna yandaş da buluyor (yalan abi uydu görüntüleri, kendim görmeden inanmam diyen tuhaf tipler var; o görüntülerden 500 yıl önce de biliniyordu dünyanın yuvarlak olduğu ama ilkokul kitaplarında yazan şeyleri anlamayan adama kolaysa anlatın!)

Doğal olarak sıkıldım; en son Pozitif GNU/Linux’u sourceforge’daki alana yükledim; öyle üşendim ki uyduruk 2 html sayfa yapıp koyamadım; oysa yapıp oradan kendi bloguma 2 link sallasam amma pagerankim olurdu! (sourceforge’un pageranki 9, 250 blogcuya yağ çeksem, oradan alacağım bir link kadar değeri yok;)

Asus Xonar D2 ses kartı: Kaliteli, ama gerekli değil

Asus Xonar D2 ses kartı: Kaliteli, ama gerekli değilBilgisayar parçası üreticilerinin ses kartı yapmasına soğuk bakıyorum; çünkü gerçekten beceremiyorlar. Şu an bir Creative Audigy2 kullanıyorum ve ses kalitesi ucuz, yarı-profesyonel ses kartlarından daha iyi. (Creative’in Value modellerini kesinlikle almayın; ADC/DAC’lar farklı olduğu için ses kaliteleri ciddi oranda düşük). Gelgelelim, Creative Audigy2 (bile!) -bahsettiğim kart 200 doların üzerinde bir fiyata satışa çıkmıştı- son derece aptalca bazı hatalardan muzdarip: sadece stereo bir giriş var. Eee? diyeceksiniz. Sorun şu: eğer müzikle uğraşmıyorsam, ki uğraşıyorum, bir ses kartına hayatta 200 dolar vermem. Kaç para verirsin derseniz, hiç para vermem. Nedeni basit; bilgisayar dandik bir müzik setine bağlı. O kartın sağlayacağı kaliteyi bile bu aletle ayırd edebilmem çok zor. İkincisi, çok kötü olmadığı sürece, anakart üzerindeki ses işlemcileri işimi görüyor; üstelik ekstra kart takarak kasayı daha kalabalık hale getirmek zorunda da kalmıyorum.

Gelgelelim Creative’i kullanarak müzik yapma şansınız yok. Var tabii, ama kaydınız bir halta benzemez. Çünkü non-weighted, uyduruk bir stereo girişi var, o kadar. Oysa, müzik yapmakta kullanacağınız bir kartın en az 4 girişi olmalı. Nitekim, bende mikrofon hariç 3 ses kaynağı var ve bunların hepsini birden bağlamam olanaksız.

Aynı hataya Asus’da düşmüş. Elbette bu sadece hata değil; maliyet düşürme politikası.

Oysa 4 girişi olsaydı, Asus Xonar’ı derhal alacaktım. Çünkü fiyatı gayet ucuz; hatta dünya ortalamasının bile altında. Teknik verilere baktığımızda, kartın kalitesi hemen göze çarpıyor. Creative X-FI’dan daha kaliteli demiyorum; zira X-FI’ın ses kalitesi, Elite Pro hariç, Audigy2 ve Audigy4′ün altında! Zaten Elite Pro almak yerine,Asus Xonar D2 ses kartı: Kaliteli, ama gerekli değil profesyonel bir ses kartı alabilirim; son derece kötü seçim, son derece kötü fiyat…

asus_xonar_d2_2.pngAsus, Xonar D2′ye Faraday kafesi yapmış; bunun teorik olarak kasa içindeki yoğun EMI’yi engellemesi gerek. Pratikte ise ne kadar işe yaradığını bilemem. Ama gerçek şu ki, Asus Xonar D2, sınıfındaki tüm kartlardan hemen hemen tüm disiplinlerde daha üstün bir kart.

Gelgelelim, Xonar D2′nin bir de büyük ama çok büyük bir dezavantajı var Creative’e karşı: Advanced EAX yok. Doğrusunu isterseniz, Audigy2′yle oyun oynayana kadar Advanced EAX’ı biraz uyduruk birşey sanıyordum. Alakası yok. Oyun oynarken -ki oyun dışında zaten bir faydası yok- sesler inanılmaz derinlik kazanıyor; sanki gerçek bir dünyadasınız. Üstelik, Asus Xonar ve eski Creative serisinde de bulunan EAX ile, Advanced EAX arasında dağlar kadar fark var.

Asus Xonar D2, C-Media Oxygen™ HD CMI8788 işlemcisini kullanıyor. Bu işlemci, 8 giriş destekleyebildiğinden, sadece ikisinin kullanılması yazık olmuş. Asus’a, eski Creative kartlarda olduğu gibi bir daughterboard bağlanabiliyor, ancak bu kartla ilgili bir bilgiye ulaşamadım. Eğer ek ses girişi varsa, fiyatı makulse ve ADC’ler kabul edilir kalitedeyse, Asus Xonar D2′yi alır ve Creative Audigy2′nin yanına takarım. (Oyun için, yine Audigy2 diyorum)

Asus Xonar D2 ses kartı: Kaliteli, ama gerekli değilŞu haliyle Xonar D2, ne at ne eşek. Oyun performansı olarak Creative’in gerisinde. Ses kalitesinin biraz daha iyi olması birşey ifade etmiyor; zira müzikle uğraşan birinin talep edeceği girişler bu kartta mevcut değiller. Advanced EAX desteklemiyor oluşu, oyuncular açısından önemli bir eksi. Texas Instruments Burr-Brown DAC’lar, yine TI üretimi op-amp’lar çok kaliteli. Basit bir-iki hatadan dolayı, Asus önemli bir potansiyeli harcamış. Ha, DSP de maalesef yazılım tabanlı; bu yüzden CPU’ya ek yük biniyor. (Bu da, Creative’in tüm kartlarının son derece başarılı olduğu bir başka alan; hatta Creative bu alanda en yakın rakiplerinin bile bileklerini kolayca büküveriyor) Bunun dışında, Creative Audigy2 ile biraz daha kıyaslarsam, Asus Xonar D2′nin sürücüleri ASIO destekliyken, Audigy2′ninkiler ASIO 2.0 destekli ve sanırım Asus Xonar’da world clock yok. Bu yüzden, Creative MIDI cihazlarınızla çok daha iyi anlaşacaktır. Yani çok kastırıp müzik yapacağım derseniz, paranız da sadece Xonar ve Creative’e yetiyorsa, düşünmeden Creative almalısınız.

Asus Xonar D2′nin hepsiburada.com’daki fiyatı 155 $+KDV. Başka yerlerde daha da ucuza bulabileceğinizi tahmin ediyorum. Gelgelelim, aynı sitede 115 dolara Creative Audigy2 NX, yani external modeli var. EAX Advanced HD dışında, USB sayesinde laptopa da bağlayabiliyorsunuz ve kasa dışında olduğundan EMI’den etkilenme olasılığı yok. Ayrıca ne işe yarayacağını bir türlü anlamadığım gereksiz bir de uzaktan kumandası var eşantiyon olarak. Tercih sizin…


Asus Xonar D2 ses kartı: Kaliteli, ama gerekli değil

iTunes, iPhone, iPod…zamlı Mac OS X..Ethem Tolga

Ethem Tolga’nın Mac Dünyası blogunu keşfettim. Mac’le (artık) işim olmaz; ama Ethem Tolga’nın tarzından hoşlandığım için birkaç yazısını okudum. Benim gibi, o da hiçbirşey bilmeden “Mac,Pc,Linux” diye üfürenlerden şikayetçi (GNU/Linux’u ben ekledim).

Steve Jobs, aptal bir adam değil. Doğrusunu isterseniz ben yıllar önce Apple’ın batmasını bekliyordum. Ki bence iPod çıkmasa batacaktı da. Hayatına bilgisayar ve işletim sistemi üreticisi olarak başlamış bir şirketin, tüketici elektroniği ürünüyle paçayı kurtarmış olması başlı başına enteresan bir vaka. Artık, Steve Jobs, iPod’un şöhretine sığınarak bilgisayar ve işletim sistemi lansmanı yapıyor. Apple’a çok eskiden bir sempatim vardı; bunu yokeden Bilkom bayileri ve iPod tantanası olmuştur.

Bilkom, Apple markasını ABD fiyatından ortalama %50-60 pahalıya satıyor. Birçok Apple ürününde bu böyle; bazıları daha makul olsa da. Bahanesi “ÖTV,Gümrük vs..”

Elinizin altında Internet var; üşenmeyip kullanırsanız, ABD ve Türkiye’deki Apple fiyatlarına bakın.

Ardından, birkaç PC parçası seçin. Örneğin 250 GB Western Digital 2500KS, Intel Core 2 Duo 6800, vs. Bunların ABD ve Türkiye fiyatlarına bakın.

Ne olacak biliyor musunuz? Bakmaya üşeneceğiniz için ben söyleyeyim; ABD ile Türkiye arasındaki fiyat farkı, PC bileşenlerinde taş çatlasın %10.

Apple, maalesef Türkiye’de, benzer fonksiyondaki ürüne fazla para ödeyip bununla öğünenlerin markası olmuş. ABD’de çeşitli nedenlerden ötürü Mac almak mantıksız değilken, Türkiye’de Mac alana normal gözle bakamıyorum.

En “janjanlı” Apple mağazasının çalışanları, bana sattıkları en pahalı LCD monitörün özelliklerini verecek, ya da ürün broşürünü bulacak yeterlilikte değiller. 1000 € üzerinde para vermeyi göze almışım; bu piyasadaki en pahalı monitör ve aldığım hizmet, köşedeki bilgisayarcıdan daha kötü. Ben de bunun üzerine 22′ Samsung aldım; hem param cebimde kaldı, hem de kötü ve pahalı hizmeti kendimce cezalandırdım.

iTunes, iPhone, iPod…zamlı Mac OS X..Ethem TolgaApple benim için değerli bir markaydı; çünkü zamanında PC’lerden daha üstün bir işletim sistemi ve bilgisayar üreticisiydi. Bugün ise, muadil bir PC’yi, Apple’ın yarı fiyatına alıyorsunuz. Eğer Dell Alienware’ı satın alıp büzmek yerine palazlandırsaydı, bugün Apple nostalji olacaktı. Ama nedense beceremedi, ya da becermek istemedi.

Steve Jobs’ın Apple’ı bataktan kurtarmasını ilginç buluyorum; çünkü önce adam kendini marka yaptı, sonra da Apple’ı çekip çıkardı. Bugün birsürü Jobs ve Apple hayranı -müridi- var ve nedenini anlamak çok zor. Asıl canımı sıkan, Bill Gates ve Microsoft’u şeytan,beceriksiz ilan edenlerin saf saf Jobs ve Apple’ın paçalarına yapışması. Komiktir; GNU/Linux camiasında -olduğunu sananlar- arasında bile çok sayıda Steve Jobs-Apple müridi var; eminim odalarında da posterleri vardır ama herhalde Apple’ın Mac OS X’inin X server ve BSD’yi bol bol kullanıp, bir yandan da “proprietary” hale getirdiğinden haberleri de yoktur. Pekçok şeyden hiç haberleri olmadığı gibi…

Ethem Tolga, Apple’ın iTunes’daki DRM oyunundan da bahsetmiş.

Bir diğer ilginç haber, Mac OS X Leopard’ın akademik sürümüne %46 zam yapılması.

10, toplam 37 sayfa« First...«34567891011121314151617»...Last »