* You are viewing the archive for the ‘bilgisayar’ Category

4G, NoLA ve IP TV: Bir dakika, biz daha 3G trenini yakalamaya çalışıyoruz!

4G, NoLA ve IP TV: Bir dakika, biz daha 3G trenini yakalamaya çalışıyoruz!Haber, The Korea Herald gazetesinde yayınlanmış. Biz 3G nedir, kaç paradır, ne zaman gelir gibi konularla uğraşıp 3G denen şeyi yere göğe koyamazken, adamlar 3G’yi aşıp 4G’yi kanırtmaya başlamışlar bile.

4G teknolojisi, 100 Mbit ile 1 Gigabit arasında bir bant genişliği tahsisini şart koşuyor. 100 Mbit, hızlı hareket için: Eğer bir araba içindeyseniz (İstanbul trafiğinde değilde, örneğin otobanda, makul bir hızla gittiğinizi düşünün) 100 Mbit ile download yapabilmeniz gerekiyor. Eğer yürüyorsanız, bu hız 1 Gigabit’e çıkıyor. 4G “sertifikalı” hızın hangi koşullar altında ne miktarda sağlanması gerektiğini anlatan uzun uzun sıkıcı dökümanlar ve kapsamlı benchmark’lar mevcut. Elbette ben okumadım; ama Kore’nin (Güney Kore elbette!) geliştirdiği NoLA sistemi, 4G spesifikasyonlarını 3 kat aşıyor: Saniyede 3.6 Gigabit!

Bunun için saatte 3 km/s gibi ağır bir yürüyüş temposunda hareket etmeniz gerekse de, bu anormal bant genişliği için bir miktar yavaşlamak da pekala göze alınabilir! Zira, biz havada 8 takla da atsak, eve 30 tane ADSL hattı da çektirsek, bu hıza ulaşmamız mümkün değil!

NoLA’nın açılımı “Nomadic Local Area Wireless Access”. Gözlerim yaşardı desem yeridir; çünkü bu yazı çıkmadan aylar önce “Nomadic Computing” adında iki yazı yazmıştım(!).

4G’nin ticari olarak kullanılmaya başlanacağı tarih olarak 2012 yılından bahsediliyor. Bizde de o sıralarda, 3G servisi fiyatları, en azından 100.000 kişinin kullanabileceği kadar ucuzlayabilir(!). NoLA + 4G’nin özellikle IP TV alanında büyük bir iş hacmi yaratması bekleniyormuş. Doğrusunu isterseniz, bu IP TV konusu biraz canımı sıkıyor. Internet’i hazmedemeyen ve kuralları da kafalarına göre yazmak isteyen dinozor TV sahipleri ve telekomünikasyon kurumları, anormal bant genişliği vaadiyle IP TV’yi ittiriyorlar.

Bu arada, Zune’un “Zune Phone” adında bir modelinin çıkacağı, onay için FCC’ye yollandığı, telefonun 4G destekli olacağı da söylentiler arasında.

Internet üzerinde reklamcılık: Interneti öldürün, kalbimizi kazanın

Daha önceki yazımda, hiç istemediğim halde televizyon reklamcılığına girmek zorunda kalmıştım.

Önceki yazıyı kısaca özetlemek gerekirse, şunları söylemişim:

1.Televizyon reklamları, seyirciyi bunalttığı için zaplanıyorlar.

2.İzlenmeyen reklamlar ve uzun süren reklam kuşakları sonucu, bu bir “kaybet-kaybet-kaybet” tablosuna dönüşüyor. Reklam gelirleri, reklamdan sağlanan fayda ve seyircinin ilgisi sürekli düşme eğiliminde.

3.Reklamverenler, reklamların getirisi ve alternatifler konusunda çok titiz değiller; bunun da çeşitli nedenleri var.

4.Klasik reklam anlayışı Internet üzerinde devam ediyor; çünkü reklamcı-reklamveren, TV tecrübesinden yola çıkarak, yetersiz bilgisiyle bu yeni mecrayı keşfetmeye çalışıyor.

Bu yazıda ise, genel olarak Internet reklamcılığında yapılan hatalardan bahsetmeyi düşünüyorum. Ama her an konuyu dallandırıp budaklandırabilirim!

Örnek olarak yoğun reklam olan 3 site seçtim. Bu siteleri seçmiş olmamın özel bir nedeni olmadığı gibi, türünün bu konuda tek örnekleri de değilller. Bahsedeceğim çoğu gerçek, rakipleri olan sitelerde de fazlasıyla mevcut. Bu konuda, okuyucuların neredeyse %100′ü söyleyeceklerimi onaylayacaktır.

Her defasında sadece tek bir site ve o sitenin tek bir tab’ı olmak üzere, üç siteyi Firefox ile açtım ve ortalama CPU kullanımlarını kaydettim.

Değerler kaba değerlerdir. Gördüğüm maksimum değer %52, minimum değerse %33 oldu. Kullandığım bilgisayarda Pentium D sınıfı 3 Ghz bir işlemci ve 2 GB RAM mevcut. Ekran görüntüleri, Windows XP üzerinde alındılar.

Internet üzerinde reklamcılık: Ne reklamcılar, ne reklamverenler anladıInternet üzerinde reklamcılık: Ne reklamcılar, ne reklamverenler anladıInternet üzerinde reklamcılık: Ne reklamcılar, ne reklamverenler anladı

Sonuç facia. Her üç sitede, Firefox’u ortalama %40 işlemci yüküyle çalıştırıyor. Test amaçlı kullandığım bilgisayar, şu an piyasadaki en güçlü bilgisayar değil elbette; ama bu sistemin gücünde bir bilgisayarın, Internet kullanıcılarının en azından %60′ında olmadığını söyleyebilirim. Hatta, bu bile çok iyimser bir tahmin.

Bunun anlamı kabaca şudur: Daha vasat bir bilgisayarla bu sitelere girenlerin ya tarayıcıları, ya da bilgisayarları kilitlenecek. Çoğu insan, bunu engellemek için Flash reklamları bloklayan Firefox eklentileri kullanıyor. Yani, reklamcılar ve reklam yayıncıları, kullanıcıları bezdirmiş durumdalar.

Bu durumda, kullanıcıya iki seçenek kalıyor: reklamları bloklamak, ya da o siteye hiç girmemek. Sonuçta, birinci durumda reklamveren ve site sahibi, ikinci durumda ise herkes kaybediyor.

Diğer bir konu, reklamların farkedilebilirliği ile ilgili.

Bu testi bir arkadaşınızla yapabilirsiniz. Bunun bir test olduğunu söylemeyin ve kafanızda 2-3 site belirleyin. Çeşitli bahaneler uydurarak arkadaşınızı ikişer kez seçtiğiniz sitelere sokun. Sonunda, hangi sitede kimin reklamlarını gördüğünü söyleyin.

Seçtiğiniz kişi ekstra dikkatli biriyse, size gördüğü 1-2 reklamı, siteyi ayırd edemeden söyleyebilir. Siteler farklı konudalarsa -bilgisayar, haber gibi- akıl yürüterek, oldukça yüksek isabet oranıyla gördüğü o 1-2 reklamın hangi siteden geldiğini kestirebilir.

Çoğu kullanıcı, gördüğü reklamların bir tanesini bile söyleyemez, en azından “emin misin?” diye sorduğunuzda duraklayacaktır.

Demekki, kimse reklamları izlemiyor! Aynı televizyonda olduğu gibi.

Şahsen reklamveren konumunda olsaydım, reklam vereceğim sitede sadece benim reklamımın olmasını isterdim. Ve bu kesinlikle banner reklam olmazdı!

Banner reklamların en basit sakıncası şudur; her Internet kullanıcısı, reklamın nerede durduğunu bilir ve gözü zamanla oralara bakmamaya alışır. Çünkü hepimizin derdi aynı; içerik…

O zaman, reklamverenler dikkat çekici olabilmek için içerik ve markayı (reklamı bile demiyorum!) harmanlamak zorundalar.

Bunun nasıl yapılacağını da anlatacağım; ama genel olarak nasıl yapılmaması gerektiği üzerinde durmakta fayda var.

Öncelikle, reklam ajansları lütfen “hedef kitleyi” aptal koyun olarak görmekten vazgeçsinler; zira dikkat çeksin diye koyulan, parlayıp sönen, patlayıp çakan, yarılıp yırtılan reklamlar kesinlikle ilgi çekmiyor. Amacınız reklam yapmak, sara krizi tetiklemek değil. Internet de Pokemon çizgi filmi ya da diğer Japon mangaları değil; insanlar burada içerik arıyor. Çoğu da ciddi birşeyler arıyorlar.

Reklamlar içerik açısından da bakıldığında dikkat çekici değiller; hatta kuru ve sıkıcılar. Örneğin, “1600 Mhz FSB,PCI Express 2.0,şok şok şok!! Asus P5E” filan tarzı bir reklamın kesinlikle çekici bir tarafı yok. Ne kadar hızlı yakıp söndürseniz de kimse bakmıyor bile, çünkü heryerde sayı, Flash efektleri, model numaraları görmekten sıkıldık. Aslında seneler önce sıkılmıştık; ama siz kendi dünyanızda yaşadığınız için hiçbir zaman farkedemediniz.

Sonuç? Banner reklamlar öldü. Internet kullanıcısı sizi de zaplamanın yolunu çoktan buldu. Üstelik bunu TV’de olduğundan daha etkin bir şekilde yapabiliyor. Hala banner reklam furyasında kaldıysanız, elbet birgün siz de batacaksınız ve kullanıcılar rahat bir nefes alacaklar.

Eski taktikleri yeni maskelerle ısıtıp ortaya koymak da işe yaramayacak. Ekranın üzerinde açılan pencereler gibi. Bunlar da yıllar önce, Javascript her sitede varken, farklı şekilde denendi ve kayboldular.

Bir sonraki yazımda alternatif reklam taktiklerinden bahsedeceğim. Hayır; Internette gerilla reklamcılık filan değil. Çok daha konvansiyonel ama etkili bir yöntem önereceğim.

Asus P5E3 Deluxe, Intel X38 tabanlı anakart ve 5 saniyede embedded Linux’u boot edebiliyor!

Asus P5E3 Deluxe, Intel X38 tabanlı anakartAnakart tanıtarak hit almaya çalışacak ya da reklam alırmıyım diye şirketlere yağ çekecek değilim; sanırım ilk kez bir anakarttan bahsetme ihtiyacı duyuyorum: Asus P5E3 Deluxe. Sayısız özelliği var. Öncelikle, Intel’in yeni nesil chipseti olan Intel X38 kullanılmış.

4 ve 2 çekirdekli Intel Core Duo’lar destekleniyor (teknik olarak, 4 çekirdekli olanlar aslında Intel Core Quad!). 1600 Mhz FSB var; ben evi arabayıIntel X38 platformu satar, anamın bileziklerini de bozdururum diyorsanız, size bu anakartın desteklediği DDR3 RAM’lerden bulurum. Ayrıca, EPU (Energy Processing Unit) diye Bir şey de var. Asus’un dediğine göre, işlemci yüküne göre sadece gereken miktarda voltaj filan sağlayarak enerji tüketimini düşürüyormuş. Gözümle görmeden inanmam; ama açıkçası inanmadım. En fazla %1 filan faydası olur diye düşünmekteyim. Piyasa janjanlı isimlere sahip patates baskı teknolojiden geçilmiyor; eğer böyle Bir şey verimli olabilseydi, Asus’tan önce HP, Intel, Sun, IBM filan yapardı. Zira hepsinin enerji tüketimi ile başı belada.

Anakartta üretici şakşakcılığı yapan basın mensuplarının bol bol övgü sıralayabileceği sürüyle ıvır zıvır mevcut; örneğin neredeyse anakartın üçte birini kaplayan heatsink, ısıya göre fan kontrolü (Asus buna Q Fan diyor,bunda Qfan2 var), iletken polimer kapasitörler, kartı doğru takarsanız yanan LED (AI Slot Detector; olayda yapay zeka var!), BIOS’u patlatırsanız USB diskten flash etme özelliği -bu benim bayılacağım bir özellik işte!, adı da Crash Free BIOS 3, hepsinin uzun adları ve numaralı var, İspanya kralları gibi!), falan filan.

Bir de tadından yenmeyen 802.11n var. Saniyede 300 Mbit ve Wireless! Buna cidden bayılıyorum işte; tek kusuru iki anten gerektirmesi. Menzil 70-250 metre arası. 300 Mbit biraz abartı ama rahat rahat 200 Mbit basar diye düşünüyorum; tek kötü yanı standartların henüz yeni açıklanmış olması. Yani farklı model ve markalar arasında uyumsuzluk sorunları olabilir.

Anakartın ABD fiyatı 360 dolar ve Türkiye’de var mı bilmiyorum. Sanırım ithal edilmez. Hem çok pahalı, hem de kullanıcının kafası Linuxtu Minuxtu karışmasın diye düşünülebilir.

Neyse; gelelim asıl mevzuya…

Anakart üstünde gömülü, embedded Linux!

Hemen aklınıza geldiği gibi değil; üzerinde LinuxBIOS ya da OpenBIOS yok. Internet’i hallaç pamuğu gibi atmama rağmen, DeviceVM adında, Santa Cruz’lu biri tarafından geliştirilmiş SplashTop ile ilgili detaylı teknik bilgiye ulaşamadım. Ama doğrusunu isterseniz, YouTube’da videosunu bulunca hem Asus P5E3 Deluxe’ın, hem de SplashTop’ın sırrı çözüldü.

Asus P5E3 Deluxe, Intel X38 tabanlı anakart splashtop linux deviceVM

BIOS, özel bir BIOS. Sistem ise, Linux kerneli + Matchbox pencere yöneticisinden ibaret. Gördüğüm kadarıyla sadece ayıklanmış bir Firefox türevi ve Skype mevcut. Açıkçası Firefox üzerinde Flash yüklümü merak ettim. Şayet Flash ve Java desteği yoksa, Dillo bile kullanılmış olabilir.

Sistem açıldığında, BIOS’da bulunan kod, anakart üzerindeki flashtan kerneli ve matchbox’ı yüklüyor. Bu kadar basit. Yani LinuxBIOS ya da OpenBIOS’da olduğu gibi, kernel kodu BIOS üzerinde değil.

Bu arada, video boyunca Firefox ve Linux ile ilgili tek kelime edilmemiş; bu da ayıp Bir şey. Hatta sistemde Firefox logosu bile yok. Belki dediğim gibi, cidden de Dillo gibi çok daha hafif bir browser vardır.

Asus P5E3 Deluxe, kurulu işletim sisteminizi yüklemeden, 5 saniye içinde Internet’te dolaşabilmenizi sağlıyor SplashTop sayesinde. Asus buna ExpressGate demiş.

Açıkçası etkileyici olmasına rağmen, sofistike bir sistem değil. Tek zor kısmı, standart BIOS’u modifiye ederek videoda gördüğünüz menüye bağlamak. Yani kullanıcıya Express Gate ile, normal işletim sistemi arasında kolay ve hızlı seçim yaptıracak bir ortam yaratmanız lazım. Yoksa bu tip bir sistemi flashtan filan boot etmek mesele değil; benzer şeyleri bolca yaptım. Parasını verene yine yaparım;)

Bu anakartı almam piyango filan vurmadıkça imkan dahilinde değil. Ama deneyen filan olursa görüşlerini yazması hoş olur.

[youtube 589gvghX6QE nolink]

Laptopa dışarıdan ekran kartı takmak: Asus XG Station

asus xg station laptop GPUAslında eski bir haber ama benim şimdi haberim oldu. Malum; oyun oynamıyorum, haftada iki kez traş olabilecek vakit buluyorum ve bilgisayar başında olduğum vaktin %98′inde filan GNU/Linux kullanıyorum (oldu mu Uğur?;)

Zamanında bendeki tarihi eser Datron’un miniPCI soketini merak etmiş ve üşenmeden spesifikasyonları indirmiştim. Enteresan şekilde, laptoplarda bulunan miniPCI, tam boy bir PCI ile uyumlu çıktı. Bunun üzerine, teorik olarak masaüstü bilgisayar anakartları için üretilmiş bir kartı, uydurup kaydırarak laptop’a bağlayabileceğimi keşfetmiş oldum. Bu fuzuli bilgi hiçbir işime yaramadı ama olsun.

Laptop sahiplerinin en büyük derdi, zayıf ekran kartları. Doğrusunu isterseniz, insanların neden evde laptop kullandıklarını da anlamam. Ben ilk zamanlar bırakın mouse’u, klavye filan da taşıyordum.

Şimdiki laptoplarda SATA diskler varmış; hatta PCI Express slotu filan da eklemişler. Yeni bir laptop bulup dağıtmadığım için, neye benzediklerini bile bilmem. Lakin bunlarda Express Card Connector diye Bir şey varmış ki, anladığım kadarıyla PCI Express uyumlu. Kaç lane PCI Express uyumlu onu da bilmem; ama Asus, nihayet akıl ederek Asus XG Station diye Bir şey çıkarmış. Yani, bir PCI Express kartı alıp laptop’a takabiliyorsunuz. Genelde aşırı derecede yavaş, hatta uyuz Intel 945 chipsetli laptop kullananlar için iyi haber. Bu senenin ilk çeyreğinde piyasaya sürülmesi planlanmış ama ben ne gördüm, ne de satan biryere rastladım. Muhtemelen yalan olmuş.

Yazık aslında. 50 dolar filan gibi makul bir fiyatı olsa, birçok insan satın alabilirdi. Hatta, bende laptop’u değiştirmeyi düşünüp, bunlardan da bir tane satın alırdım.

Asus XG Station gerçekten aptalca bir fikir değil. Tayvan menşeli herşey gibi fazlaca kıro bir görüntüsü var ama olsun, nasıl olsa evde kullanacaksınız. Özellikle benim çok işime yarardı; çünkü dönem dönem 15-30 gün gibi süreler İstanbul dışına gidiyorum ve masaüstü bilgisayarım olmadığı için ciddi birşeylerle uğraştığım olmuyor. Pekala Asus XG Station’ım ve orta karar, ucuz PCI Express bir ekran kartıyla, wireless üzerinden Counter Strike oynayan arkadaşları tepeleyebilirdim. Böyle tipler varsa tabii…

Alet o kadar da kötü değil. Asus XG station, FPS’yi, GPU sıcaklığını, GPU saat hızı ve fan devrini üzerindeki gereksiz derecede karmaşık LCD üzerinde gösterebiliyor. Tabi 50 dolarlık ekran kartınızın bu gibi özellikleri varsa! Öyle küçük bir alet olduğunu da sanmayın; neredeyse laptop ebtlarında ve oldukça yüksek. Fotografta MP3 player gibi çıkmış; Asus’un fotografçıları sağolsun!

VDSL de neyin nesi? ADSL’i beceremeyen Türk Telekom, VDSL gelince ne yapar?

vdsl turbo adsl2+Önce “Turbo ADSL” ile uyuduk; şimdi VDSL lafları ortalıkta dolanıyor.

Benim sınırsız 1Mbit olması gereken “turbo” ADSL’im, günün %95′inde, 512 K’nın bile altında. Zaman zaman 10 K ile download yapabiliyorum; ama haklarını yemeyeyim; birkaç kez 84 k’yı filan gördüm.

Türk Telekom, “kardeş, neden bu böyle yavaş, turbonun türbini rektifiye mi istiyor?” diyenlere “kardeşim beleş bulunca hepiniz asıldınız, yetmiyor” gibisinden açıklamalar yapıyormuş. Ben arama zahmetine bile girmedim şahsen, orada oturan ve sadece “belli formattaki” sorulara “öntanımlı cevaplar” veren call center çalışanının derdime deva olacağını düşünmedim.

Neden olmuyor derseniz, bunun iki tarafı var. Birincisi, kablo kalitemiz ADSL için bile düşük, yetersiz. Ama en önemlisi, yurtdışı çıkışımız komik derecede kısıtlı. Sadece rapidshare’in bant genişliği, toplam Türkiye çıkışının iki katı filan.

Bu dediğimi biryere yazın: Türk Telekom’un derdi, hızlı Internet sağlamak filan değil. VDSL ile yapmak istedikleri, IP TV’ye geçişi sağlamak. IP TV’yi Aydın Doğan getirmek istiyor, daha da fazla Bir şey söylemeye gerek yok herhalde! Aslında 8 Mbit gibi hızlara çıkmak ADSL2 ile mümkün; VDSL’e filan gerek yok. Buna rağmen, daha kotalı ve 1 Mbit gibi uyduruk hızlarla bile yerlerde sürünen yurtdışı çıkışının VDSL ile nakavt olacağını tahmin etmek hiç de zor değil. Ama dediğim gibi, VDSL , IP TV için gerekli ve adamların yurtdışı çıkışını ve Internet kullanıcısını iplemediği şu günkü manzaradan söyleyebiliriz. Eğer VDSL yerine, ADSL hizmetini iyileştirseler ve yurtdışı çıkış kapasitesini arttırsalardı, Internet kullanıcıları rahatlayacaktı.

VDSL gelirse, çok samimi söylüyorum, ayvayı yedik. Bunun tek getirisi, yurtiçinde hosting hizmeti sağlayan firmalara olur. Zaten, Türk Telekom 2-3 senedir, sessiz sedasız hosting hizmeti satıyor. Böylece, Internet’i sansür altına almaları da daha kolay hale gelecektir. Dikkat eden kaç kişi vardır bilmiyorum ama Türk Telekom da “sansür altyapısını” geliştirdi. Eskiden DNS üzerinden engelleme yapıyor ve OpenDNS gibi servislerle bu engeli aşıyorduk. Şimdiyse, direk portları kapatıyorlar. VDSL vatana millete hayırlı olsun!

VDSL2, ilk etapta 30Mbit hızla gelecek. Türk Telekom, VDSL2 ile birlikte, Internet bağlantı ücretlerinin “düşeceğini” müjdelemiş. Ama kotalar yerinde olduğu için sorun yok; yani artık kotalı ADSL kullananlar, daha hızlı yaşayıp daha genç ölecekler; tek fark, defin ücretlerinin biraz daha ucuz olacak olması.

VDSL2 ve altyapı sorunu

VDSL’in en büyük sorunu, 55 Mbit hıza çıkıldığında, santralle verinin aktarılacağı mesafenin 300 metreyi geçemiyor olması. Aslına bakarsanız, bu kısıtlama, bu kadar yoğun olmasa da, ADSL’de de var. Gerek ADSL, gerek VDSL2 bakır telefon kablolarını kullanıyor; ancak mesafeyi artırmak için, alıcı ile verici (santral ve Internet kullanıcısının modemi diyebiliriz) arasına fiber optik kablo döşeniyor. Fiber optik kablodaki kayıplar çok daha az olduğundan, iletim mesafesi bu şekilde artırılabiliyor. Yoksa sadece bakır kablo ile, ADSL’de 1 Mbit bağlantı bile, 1 km ile sınırlı. (Rakamları yaklaşık olarak veriyorum; zira hava sıcaklığı bile bu mesafeyi ve hızı etkileyen bir faktör)

Hal böyle olunca, Türk Telekom, VDSL2 portlarını satabilmek için birçok yerde fiber optik kablo döşemek zorunda kalacak. Aslında büyük şehirlerde altyapı söylenildiği kadar kötü değil; özellikle de zengin, Internet kullanıcısının yoğun ve kümelenmiş olduğu bölgelerde. Yine de, mevcut altyapı doğru dürüst ADSL / ADSL2 hizmeti sağlamak için bile yeterli değil; bütün bu verilerin ışığında, en azından 2008′in başını baz alarak, ben ancak 500 metre yarıçaplı bir alanda VDSL2 hizmetine geçilebileceğini, ancak altyapının iyileşmesi ile bu mesafenin artabileceğini düşünüyorum.

Yalnız, IP TV dengeyi biraz bozabilir. Örneğin, IP TV hizmeti almak isteyen bir blok, belli bir altyapı maliyetini üstlenmeye razı olursa ve VDSL limitlerinin çok fazla dışında değilse, bu bloğa VDSL gelebilir. Zira, Aydın Doğan’ın özellikle Digitürk’ü bertaraf etmek için bu oyunu çok hırslı oynayacağını düşünebiliriz.

VDSL ne zaman çıkacak?

Türk Telekom, VDSL2 servisine 2008 Ocak ayında başlayacağını ve ilk etapta 100.000 kişiye servis verebileceklerini basın bülteni ile duyurmuş. Bu basın bültenini, teknik bilgileri filan olmayan gazeteler ve onlardan haber çalan haber siteleri, noktasına virgülüne dokunmadan yayınlamışlar. İlk olarak 30 Mbit ile başlayacaklar; teorik sınır 70 Mbit olmasına rağmen, mevcut altyapı dahilinde, aynı binadaki modeme bile 70 Mbit verebileceklerini düşünmüyorum. Yapılmaz da demiyorum, zira bütün bunları parayı bastırdığınızda güzel güzel kuran Siemens, Alcatel gibi şirketler var. Siz paradan haber verin.

Şahsen benim için önemli olan, Türk Telekom’un yurtdışı hat kapasitesi konusunda ne yapacağı. Zira, sadece kapı komşumla 30 Mbit dosya transfer etmek bana Bir şey sağlamıyor; zira ethernet kablosuyla bunun 30 katı hıza şu an erişmiş durumdayım. Ben 1 Mbit’lik bağlantım ile bile zaman zaman ancak 128 K hız görebiliyorsam, VDSL benim için hiçbirşey ifade etmiyor. Önce ADSL’i düzeltsinler; bunun yolu da yurtdışı kapasitesini artırmaktan geçiyor.

Line attenuation değeri, VDSL bana gelirmi…

Modeminizde görebileceğiniz üç parametre, hat kalitenizi bilmek açısından değer taşıyor. Bunlar, SNR Margin, US (Upstream-upload) Line Attenuation ve DS (Downstream, Download) Line Attenuation.

line attenuation vdsl adsl modemLine Attenuation, sinyal kalitesinin dB cinsinden, hat boyunca kaybettiği güç. Kısacası, bu değer ne kadar düşükse, o kadar iyi.

Internet üzerindeki çeşitli kaynaklarda “şu kadar desibelse VDSL sana gelir” gibi yorumlar olsa da, bunların %100 doğru olduğunu söylemek mümkün değil. Örneğin, kritik bir limitte değere sahip olabilirsiniz; oysa yağmur ve aşırı soğuk-sıcak havalarda bu değerler oynayacaktır. Çeyrek desibel farkla, gerekli sinyal kalitesini tutturamayabilirsiniz. Üstelik bu değerler lineer değildir. Yüzde kaç olduğunu söyleyemem ama; 20 db ile 22 db arasındaki fark %10 değil; çok çok daha fazla.

Üstelik, burada işin içine DSLAM’ler filan da girecek (DSLAM’i çok basit olarak, bölgenizde Internet bağlantısını dağıtan router gibi bir ünite olarak tanımlayabiliriz). Türk Telekom, en azından şu anki haliyle farklı donanım ve markalar kullanıyor; sözgelimi 9 dB Edirne Ayşe Kadın’daki DSLAM için yeterliyken, Trabzon Pelitli’deki farklı marka/model bir DSLAM, 8 db gibi daha kuvvetli bir sinyal gerektiriyor olabilir (aslında bu sinyalin gücü değil, sinyaldeki düşme oranı, ama doğal olarak sinyal gücünün bir parametresi olduğundan öyle varsayalım. Sonuçta burası mühendislik fakültesi, ben de elektronik mühendisi değilim!)

ADSL modemleri VDSL ile kullanabilecek miyiz?

zyxel vdsl modemHayır. VDSL modemler genelde 150 dolara yakın fiyatlarla satılıyorlar. Şu an Türkiye’de Zyxel’in VDSL modem sattığını biliyorum. Yurtdışında 100 doların altında modemler oldukça bol; VDSL yaygınlaştıkça daha ucuz ürünler kısa zamanda piyasayı dolduracaktır.

12, toplam 37 sayfa« First...«5678910111213141516171819»...Last »