* You are viewing the archive for the ‘bilgisayar’ Category

ARM Cortex-A9 MPCore ve Symbian: Çok çekirdekli işlemcileri destekleyen cep telefonları 2010′da piyasada!

arm cortex a9 mpcore ve symbianARM’a saygım ve sevgim sonsuz! İnanılmayacak derecede verimli işlemciler yapabiliyorlar. Cortex A9, nisbeten yeni çıkan modellerden biri. Masaüstü kullanıcısını pek ilgilendirmese de, embedded cihaz geliştirenleri heyecanlandıracak özelliklere sahip (Cortex-A9′un tek çekirdekli modeli de var). Birincisi, Arm Cortex A9 MPCore (İspanya kralı değil!) 4 çekirdekli bir işlemci. 2 MB’a kadar L2 cache destekleyebiliyor. Özellikle JAVA ile gelen telefonlar için ilgi çekici bir özelliği var; Jazelle® RCT ve DBX ile Java’nın JIT kodu ortalama 3 kat daha küçük hale geliyor. (Her ne kadar, gücü kısıtlı bir işlemci üzerinde, Just in time compiler ile çalışan bir dil çalıştırmanın ne kadar zekice olduğunun sorgulanması gereksede!)

arm cortex a9 mpcore ve symbian

Bu ARM’ın üzerinde bir de NEON diye bir modül var; bu aslında bir DSP motoru ama herhalde üreticilerin pek zeki olmadıklarını düşünüyorlar ki, “Multimedia yardımcısı” demekle yetinmişler (ki aslında özellikle ses işlemcileri gayet yetenekli DSP’ler)

ARM işlemcilerin Linux üstündeki güç tasarruf moduna şahit olduğumdan, bunun x86′larla kıyaslanamayacağını söyleyebilirim. İşlemci neredeyse tam ihtiyacı olan hızda çalışıyor. Özellikle Linux üzerinde Pentium D gibi bir işlemci kullanıyorsanız, bunların sadece “2 vites” olduğunu, hatta 2′den bire pek düşmediklerini(!) farketmişsinizdir. Cortex ise, 4 ayrı çekirdeği hangi hızda çalıştırması gerektiğine etkin şekilde karar verebiliyor.

Yani artık cep telefonu üzerinde şaşırtıcı derecede kaliteli oyunlar oynamayı bekleyebiliriz. (Nitekim ATI ve Nvidia uzun zamandır cep telefonları için GPU üretiyor, ama işlemci güçleri doğru düzgün oyunlar üretmek için yeterli gelmiyordu).

Çok çekirdekli embedded işlemciler, cep telefonlarında iki işletim sisteminin öne çıkmasını sağlayacak: Linux ve Symbian. Symbian, şu an için SMP (Simetrik çoklu işlemci desteği) özelliğine sahip değil. Windows Mobile da öyle. Şu an tek hazır sistem Linux, ancak Symbian’ın da 2008 sonuna doğru hazır olacağı söyleniyor.

Bu arada, Intel XScale ve TI OMAP gibi işlemcilerin de aslında ARM çekirdekli işlemciler olduğunu hatırlatayım. ARM MPcore, 335-550 MHz arası saat hızlarında çalışacak.

Yeni Google Pagerank algoritması Orion ne getirecek?

Açıkçası Lyn‘de duydum Orion adını; elbette orada duymadım ilk kez, şimdi Firaxis’in sahibi olan Sid Meier’in Master Of Orion’ınını az oynamadım; Orion kültünü filan da bilirim. Ama Google’ın yeni bir algoritma kullanacağını bilmeme rağmen, Orion’dan haberim yoktu.

Neden mi yoktu haberim? Çünkü Google’ın ne yaptığıyla pek ilgilenmiyorum. Kafama göre, olabildiğince iyi, çok ve hızlı yazmaya çalışıyorum. Yalakalık yapayım, ondan bundan link alayım, acaba topliste filan mi girsem, kayıt olsam hangisi iyidir gibi kaygılarım yok. İnsanlar blogumu Google’dan bulsunlar, ama hakediyorsam. Zaten işim başımdan aşkın, bir de link dilenciliği yapsam yazmaya vaktim olmaz, zaten benim karakterime uyan bir hareket de değil.

Lakin “neymiş ki Orion” dedim; mevcut düzeni pek beğenmediğim için, acaba daha iyi birşey mi geliyor diye merak ettim.

Efendim; hitnews’daki yazının özeti şudur: Ori Allon diye, 26 yaşında Ph D yapmakta olan bir genç var. Gencimiz, üniversitede (Avustralya’da bilmemne üniversitesi, south new wales filan gibi, Avustralya’ya zamanında İngiltere’de ne kadar suçlu ve zevzek sürmüşler ya, onun için mekan adları hep İngiltere’den) ilim irfan yaparken (yok,Yahudi, Adnan Oktar’la işi olmaz) “ben bir arama motoru (araba motoru değil) algoritması geliştirivereyim diyor, hocalarıda (Fethullah Gülen hocaefendi değil, proflar filan) pek beğeniyor, kafasını okşuyor, “Aferin Oli, biz şimdi bunu Yahoo, Google, Microsoft’a filan çakarız” diyorlar.

Lakin Google yemi hemen yutmuyor. Sonunda imana geliyorlar, Oli Allon’a “gel bize takıl, bok gibi para veririz, algoritmanın adını da Orion koyarız” diyorlar. Oli, Ph D’yi yarım bırakarak, elinde tahta bavulu, Google’ın yolunu tutuyor. Ama üniversite de payını alıyor bu işten, çünkü onlarda döner sermaye yok, enayiler kantin açıp döner satmayı, otopark işletmeyi beceremedikleri için bütün gün hafızlayıp duruyorlar. Çünkü orada YÖK yok. (Belki Vietnamda filan vardır).

Bu arada, zamanında Orion’u duyan Bill Gates’de, Allon’un sırtını sıvazlayıp “aferin evladım” demiş; ancak para mara vermemiş. (Gates, Allon’dan daha Yahudi çıkmış!)

Oli, “ben bu işi 18 ayda gömerim abi” demiş; hadi bakalım.

Algoritma konusunda muhtelif spekülasyonlar var.

Gelgelelim, bizim basının sadece Türkiye’de yaşamadığını da öğrenmiş oldum (şimdi anlıyorum Reha Muhtar’ın “her nerede yaşıyor ve yaşatılıyorsan” lafını). Sydney Morning Herald da şöyle bir paragraf var:

Orion finds pages where the content is about a topic strongly related to the key word. It then returns a section of the page, and lists other topics related to the key word so the user can pick the most relevant.

The results of the query are displayed immediately in the form of expanded text extracts, giving the searcher the relevant information without having to go to the website - although there is still that option.

Anlayan varsa bana da anlatsın.

Lakin herkes kendi fikrini de “sıkmış” arada…

Ori’nin doktora teziyle ilgili bir sayfa buldum.

“Take a search such as the American Revolution as an example of how the system works. Orion© would bring up results with extracts containing this phrase. But it would also give results for American History, George Washington, American Revolutionary War, Declaration of Independence, Boston Tea Party and more. You obtain much more valuable information from every search.”

Yani diyor ki -mealen- Amerikan Devrimini araştırınca bize Amerikan tarihi,George Washington vs vs ile ilgili sonuçları da getirecekmiş.

Eğer bunu yapacaksa yandık. Şu durumda bile, aradığımızla ilgili sayısız alakasız sonuç alırken, bir de yeni algoritmayla olacak şeyleri düşünün.

Örneğin; Paris’i arıyorum. Paris Hilton sanacak, gerizekalılık, porno, vibratörle ilgili sonuçları filan da getirecek. Tabii o sayfada bunlar da varsa, ama emin olun ki vardır. Olmasa bile, zamanla webmaster’lar, “oldurmak” konusunda uzmanlaşacaklar…

Mesela Paris’teki Hilton otelini arıyorum, İngilizcem bozuk, Çinliyim ya, yazıyorum “Hilton in Paris”, oo gelen sonuçları düşünmeyin. Muhtemelen 112 sayfa sonuç çıkacak, ilk sırada soyadı Hilton olan, Paris Hilton’la düşük kalkmış herifler listesi.

Yani durum bana biraz yaş geldi.

Ama artık link alıp vermenin önemi olmayacakmış. Nasıl yani? 10.000 link alan siteyle, dün açılan site aynı mı olacak? Hiç sanmam. Ha, Internet yalakalarını yıldıracaksa ona da varım, ayrı konu. Hırsızları da çarpacakmış; mesela sen şimdi bu yazıyı benim siteden çalıp kendininkine monte ediverdin, Google senin siteni göstermeyecek,ya da diplerde gösterecek, en başta benimkini gösterecek..miş.

Nasıl olacak, mesela % kaçını çalmak hırsızlık sayılacak? Ya da şöyle düşünelim; Google’ın basın açıklamasından yukarıdaki satırları aldım, sonra Oli’nin üniversitesi aslında kendi hazırladığı tanıtıcı yazıyı bir süre sonra yayınlamaya karar verdi; ama bu arada yazıdan bir parçayı ben daha önce yayınlamış oldum. Bu durumda, benim sitem daha önce çıkacak arama sonuçlarında. İyi de, zaten mevcut durum da bu!

Özet olarak ben şunu anladım: “Biz aynen devam ediyoruz, sadece ek olarak ilgililik parametresini biraz geliştirdik”

Yeni birşey midir bu? Hayır. Bakınız PHP’nin similar_text fonksiyonu; buna çok benzer bir iş yapar. Azıcık geliştirirsiniz, Orion’da olur, Sirius da olur.

Youtube gibi Flash formatlı videolardan sesi MP3 olarak ayırmak (Genel Linux dağıtımları; Ubuntu, Mandriva, Fedora, Pardus,vs..)

Kısaca şu: diyelim Youtube ya da Metacafe gibi bir sitede hoşunuza giden bir video clip buldunuz; ancak sesi mp3 olarak ayrıştırıp iPod filan gibi bir MP3 player ya da cep telefonunda dinlemek istiyorsunuz.

Burada her derde deva ffmpeg devreye giriyor.

Öncelikle ffmpeg’in kurulu olduğundan ve mp3 desteğiyle compile edildiğinden emin olmalısınız. Genelde ffmpeg yüklendiğinde zaten mp3 desteğiyle derlenmiştir; mp3 codeclerinin olması yeterli. Bedava Mandriva sürümlerinde sanırım seveas depolarını eklemek gerekiyor, emin değilim.

Önce sistemde ffmpeg’in kurulu olup olmadığını kontrol edin. Bunun için komut satırından ffmpeg -version yazmanız yeterli. FFMEPG ve libavcodec kurulu ise şuna benzer bir çıktı alacaksınız:

FFmpeg version SVN-rUNKNOWN, Copyright (c) 2000-2007 Fabrice Bellard, et al.
configuration: –enable-gpl –enable-pp –enable-swscaler –enable-pthreads –enable-libvorbis –enable-libtheora –enable-libogg –enable-libgsm –enable-dc1394 –disable-debug –enable-shared –prefix=/usr
libavutil version: 1d.49.3.0
libavcodec version: 1d.51.38.0
libavformat version: 1d.51.10.0
built on Jun  3 2007 20:59:25, gcc: 4.1.3 20070528 (prerelease) (Ubuntu 4.1.2-9ubuntu2)
ffmpeg      SVN-rUNKNOWN
libavutil   3212032
libavcodec  3352064
libavformat 3344896

Tamam; şimdi seyredilen videoların ayıklanması konusunda şu yazımdan faydalanabilirsiniz. Burada anlatılan tekniği kullanarak Flash formatlı video dosyasını bulun.

Şimdi, dosya adını vererek, ffmpeg’i çalıştıralım:

ffmpeg -i D4418E4Ed01 -vn melissa_boyner_seviserek_olelim.mp3

-i, girdi dosyamızın adını vermemizi sağlayacak; bu dosya bende  D4418E4Ed01.

-vn ile, video çıktısı istemediğimizi ffmpeg’e söylüyoruz! Burası önemli, zira tüm numara burada olup bitiyor.

Hemen sonra çıktı dosyamızın adını yazıyoruz. Farklı bir dizine atmak isterseniz, bir path ekleyin; /home/batasoy/melissa/melissa_boyner_seviserek_olelim.mp3 gibi.

8 çekirdekli işlemciler Windows’a uyar mı? AMD ve Intel farklı mı düşünüyor, yoksa Intel Linux’a mı sokuluyor?

intel xeonIntel ilk kez çift çekirdekli işlemciyi duyurduğunda herhalde ilk uykusu kaçanlar “ciddi” programcılar oldular. Özellikle de, Adobe, şimdi Adobe’un olan Macromedia, oyun programcıları, vesaire. Çünkü özellikle sistem programcıları bilirler ki, tek bir CPU ile çok sayıda CPU ile anlaşmak arasında ciddi farklar vardır. Keyfe keder threading teknikleri, birden çok işlemciyle birlikte hayatın acı gerçeği haline gelirler. Üstelik, gerçekten etkin çalışan bir program yazabilmek için sürekli çekirdek yüklerini izlemek, görev paylaştırmak zorunda kalırsınız.

Gerçek şu ki, Windows ikinci çekirdeğe bile pek hazır değildi. Microsoft’un sunucu geçmişine bakacak olursak, UNIX tabanlı tüm sistemlerden (Linux, SUN Solaris, her türlü UNIX türevi) çok daha yeni olduğunu görürüz.

Yıllar önce, çok işlemcili masaüstü makineleri fanteziden ibaretti. Öte yandan, çok ama çok uzun yıllardır, UNIX tabanlı çalışan sistemler için bu sıradan bir olaydı.sgi mips Çünkü UNIX’in (ya da türevlerinin) olduğu yerde yüksek işlem gücü gerektiren uygulamalar vardı. Nitekim, aslında SGI’ın,SCO’nun her an batacak durumda olması, Sun’ın da fena halde silkelenmiş olması işte bu işlemci devriminden kaynaklanıyor. Eskiden Sun ve SGI gibi üreticiler, özel ve çok işlemcili, ölçeklenebilir masaüstü ve sunucu sistemlerini mutlu mesut savunma sanayine, Hollywood’a, araştırma merkezlerine satar ve keyiflerine bakarlardı. x86′lar çekirdek artırmaya başlayınca durum değişti. Bu işlemcilerin arkasında AMD ve Intel gibi devler vardı; evet, mimarileri çok harika filan değildi ama kaba kuvvetle işi çözüyorlardı, ucuzdular ve insanlar x86 üzerinde program geliştirmeye bayılıyordu. Sonrasını zaten biliyoruz.

Kabul edelim; Windows’un çoklu işlemci desteği mükemmel olmasa da çok yol aldı. Bunun sıkıntısını hep çekecekler, çünkü UNIX’in aksine, Windows “bilgisayara dair herşeyin aslında ağın bir parçası olduğu bir işletim sistemi” değil. Sun Sparc ve SGI MIPS programcıları çok uzun yıllardır programlarını çoklu işlemci ortamına göre optimize ediyorlar, daha doğrusu optimize etmiyorlar, çünkü “gerçek bu”.

AMD, geçenlerde 8 çekirdekli işlemcilerle ilgilenmediklerini, çünkü 4 çekirdekten sonra programların diğer çekirdeklerden bir fayda sağlamadıklarını söyledi. Bu kısmen de olsa doğru. Doğru olan kısmı şu; 8 çekirdek için optimize edilen -hatta 4 çekirdek için bile- bir Wİndows uygulaması yok. Öte yandan, AMD maddi olarak yeterince güçlü değil ve herkes biliyor ki, 8 çekirdekli işlemciyi Intel’den ucuza tasarlaması ve üretmesi mucizelere bağlı. Intel’in fabrika gücünün yarısına bile sahip değiller.

ntel de 8 çekirdeğin fazla bir numarası olmayacağını anlamış olacakki, bu sıralar mevcut Core Duo işlemcilerin saat hızını artırmakla meşgul. Elbette sekiz çekirdek gereksiz filan diyemeyiz; ama elektrik tüketimi (ve fiyat)başına işlem gücünün dramatik şekilde düştüğü ortada.

sgi tezro

Bu noktada Linux, hatta (OPen) Solaris, çok güçlü oyuncular haline gelebilirler çünkü Intel 8 çekirdekli işlemciyi piyasaya sürdüğünde, en etkin ikilinin bunlar olacağı ortada. Bununla birlikte, masaüstü kullanıcısı da 8sun niagara t1 çekirdeğin ekonomik bir çözüm olmadığını anlamayacak kadar saf değil. Intel’in şu anki üretim teknolojisi ile, 250 watt’dan az harcayan bir 8 çekirdekli işlemci çıkarması mümkün görünmüyor. (Çok ciddi bir cache optimizasyonu yapmadığı sürece). Sorun, sunucu üreticilerinin 8 çekirdeğe nasıl bakacağı: bence böyle bir ihtiyaç yok. Elbette var; ama Internet patlamasının olduğu yıllardaki gibi, süperbilgisayar gücündeki sunucular peynir ekmek gibi satılmıyor. Kısacası, bu bir pazarlama hatası olur. Demekki, tüketimi ve fiyatı fazla önemsemeyen, “otaku” sahibi masaüstü kullanıcısını işin içine çekmek gerek.

Peki bu nasıl olur? Kafamdaki cevap çok karmaşık. Microsoft’a tek bir darbe vurma şansım olsa, “DirectX” derdim. Bu da uzun ve riskli bir yol: SGI’ın elinden tutup Open GL’i yeterince kolay kullanılır hale getireceksiniz, SDL’i yaygınlaştırıp basitleştireceksiniz, belki satmayan Playstation 3′ün sahibi Sony ile anlaşıp Playstation 3 SDK’sını açacaksınız, oyun geliştiricilere önemli maddi avantaj sağlayacaksınız. Sonuç? Cross platform oyunlar. Geriye tek iş kalır; zaten Linux dünyasına girmeye hevesli ama acık tereddütlü olan Adobe’u ikna etmek. Sonra, HP,Dell,IBM (Yeni Lenovo) başta olmak üzere, hiçbir üretici Windows yüklü makina satmaya yanaşmaz ve bir sabah uyandığımızda neredeyse tüm bilgisayarlarda, eskiden olduğu gibi UNIX türevlerinin çalıştığını görürüz.

Biraz “hayalperestçe” gelebilir, ama bundan 20 yıl önce de, tam dediğim şeyi Microsoft yapmıştı.

Youtube’dakiler gibi Flash tabanlı videoları Linux altında videoya çevirmek

Flash tabanlı videoları bilgisayara kaydetmek için çok sayıda seçenek mevcut. Bunların bazıları, videoyu alıp, kendi sitesinde çevirdikten sonra size geri yollayan Firefox eklentileri biçiminde. Benim çözümüm daha pratik, çünkü ek bir araç kullanmıyorsunuz. Ayrıca, videoyu izledikten sonra, çevirip çevirmemek size kalmış.

Linux altında Firefox kullanıyorum. Youtube gibi bir sitede video izlediğinizde, bu videolar Firefox’un Cache klasörüne kaydediliyorlar. Bu klasör, ev yani home dizinin altında, /home/kullanici_adi/.mozilla/firefox/cbpsw3ld.default/Cache gibi bir konumda bulunuyor. Şunlara dikkat edin:

-Eğer gizli dizinleri göster özelliği kapalı ise, .mozilla dizini ve dolayısıyla altındaki dizinleri göremezsiniz. Linux (ve UNIX) sistemlerde nokta ile başlayan dizin adları gizli dizinlerdir. Eğer KDE kullanıyorsanız, öntanımlı dosya tarayıcınız olan Konqueror’da Görünüm menüsünden “Gizli dosyalarını göster” seçeneğini aktive edin. Pozitif Linux Konqueror menüsü ise Internet Explorer ile neredeyse aynı olduğundan, eski Windows kullanıcıları Wİndows’ta bildikleri yöntemi kullanabilirler!

-Cache klasörüne girdikten sonra çok sayıda dosya göreceksiniz. Paniklemeyin; video dosyaları genelde 8-10 MB’dan uzundur ve uzantısız gözükürler; en azından YouTube’dan gelenlerin dosya isimleri de F1FE2DF2d01 gibi bir formatta oluyor. Kolaylık olsun diye, Konqeueror menülerinden dosyaları büyüklüğüne göre sıralayın.

-Önizleme olmadığı için, Kaffeine ya da VLC gibi bir programla dosyaları deneyerek istediğiniz video dosyasını bulun.

Kolaylık olsun diye, dosyayı masaüstü gibi bilinen bir konuma taşıyabilirsiniz.

Bu örnekte mencoder kullanacağız, ama daha önce kullandığım ffmpeg çevirme konusunda daha başarılıydı. FFMPEG kullanmıyor olmamızın nedeni, şu anda sistemimde yüklü olmaması:) İleride mencoder ve ffmpeg’i çok ayrıntılı olarak anlatacağım; belki de anlatmam, ruh halime bağlı

Pekala; ben genelde Yakuake sayesinde komut satırını ekonomik kullanıyorum!

Hemen bir Yakuake numarası; dosya adını yazmak yerine, Konqueror içinden dosyayı Yakuake içine sürükleyip bırakırsanız dosya adı otomatik gelir.

Şimdi mencoder’ı kullanalım:

mencoder ‘/home/batasoy/.mozilla/firefox/cbpsw3ld.default/Cache/D4418E4Ed01′ -ovc xvid -oac mp3lame -xvidencopts bitrate=1500 -o melissa.avi

Dizin ve dosya isimlerini elbette uygun şekilde değiştireceksiniz!

İlk dosya adı giriş dosyası; yani cache dizinindeki Flash formatındaki Youtube (ya da Metacafe, herneyse) dosyası. -ovc, kodlamayı hangi video codec’i ile yapacağımızı gösteriyor. Ben Xvid seçtim. -oac ise, kullanılacak ses kodlayıcıyı seçiyor. Ogg da kullanabilirsiniz; ben örnekte lame encoder ile mp3 biçimini seçtim. -xvidencopts, xvid codec’ine has bazı parametreler aktaracağımızı söylüyor mencoder’a, nitekim sonrasında bitrate ile, saniyede kaç bit veri kodlayacağımızı aktarıyoruz. 1000 civarı değerler YouTube gibi videolar için yeterli. Hatta daha azı da yetiyor. Ancak kaynak dosyadan direk oluşturduğunuz çok kaliteli bir Flash video dosyanız varsa, bu değeri en iyi sonucu alana kadar kademeli olarak yükseltmelisiniz. Hemen gidip 5000 gibi bir değer vermeyin; bu durumda çıktı dosyanız gereksiz büyüyecek ve görüntü kalitesi de bir noktadan sonra değişmeyecektir.

-o ile çıkış dosyasının adını veriyoruz. Ben klasör belirtmedim; çünkü Yakuake’de /home/batasoy dizini altındaydım. Dolayısıyla, melissa.avi dosyası direk /home/batasoy altında oluştu. Başka bir dizin seçmek isteseydik, örneğin /home/batasoy/Desktop gibi, -o melissa.avi yerine -o /home/batasoy/Desktop/melissa.avi yazacaktık.

9 MB dosya, kodlama sonucunda 11 MB avi dosyasına dönüştü. Yalnız bazı dosyalarda ses-video senkronu tutmuyor ve bu durumda manuel olarak fps paramtresi ile videonun saniyede kaç çerçeveden oluştuğunu aktarmak zorunda kalıyoruz. Henüz karar vermedim ama ya mencoder ya da ffmpeg ile ilgili ayrıntılı bir belge yazacağım; o zaman bu detaylara girmek niyetindeyim.

Bu arada, mencoder kullanacaksanız, sistemde mencoder ve mplayer’ın yüklü olması gerek. Eğer Pozitif Linux kullanıyorsanız, bu yazılımlar hazır geliyor. (Yanlış hatırlamıyorsam!) Diğer dağıtımların ise depolarında kolayca bulunan paketler olduklarından genelde sorun yaşamazsınız.