* You are viewing the archive for the ‘bilgisayar’ Category

OpenSolaris’te gelişmeler var: Debian’ın kurucusu Ian Murdoch ve Project Indiana

sun debian ian murdochDebian’ın kurucusu Ian Murdoch, kısa bir süre önce Sun Microsystems’da çalışmaya başladı. Sun, böylece Debian tabanlı Linux konusunda önemli bir güce sahip oldu diyebiliriz: Hem Canonical ile işbirliği içindeler, hem de Ian Murdoch’ı “renklerine bağladılar”

Sun, bir yandan Linux’u kucaklamaktan bahsederken, bir yandan da Solaris’ten vazgeçemiyor. Aslında, birkaç sene önce neredeyse tüm sunucu serilerini AMD Opteron’larla donatmalarının ardından, Sparc serisi işlemcilerin öleceğini düşünmüştük. SPARC, open source oldu ve şu an Niagara 2 ile dünyanın en hızlı işlemcisi durumunda. Yani, beklenenin aksine, cephe daraltmak yerine her cepheden saldırıyorlar.

Project Indiana ile gelen haberler, OpenSolaris, dolayısıyla Solaris açısından ümit verici. Artık, iki büyük sorun ortadan kalkacak: birincisi, OpenSolaris, yeni ve Linux dağıtımlarında olduğu gibi, modern bir paket yöneticisine kavuşacak. Aslında, Nexenta uzun süredir bunu zaten sunuyor: GNOME masaüstü, Ubuntu programları ve elbette…dpkg! SUN’ın da, Project Indiana ile ilgili fazla açıklama yapmamış olmasına rağmen, Debian’ın paket yönetimini kullanacak olması neredeyse kesin.

Bu arada, SUN’dan gelen Solaris DVD’sini hala deneyemedim ama, tesadüfen Solaris kurulum aracının da yenilenmiş olduğunu öğrendim! Bu da, DVD’yi en kısa zamanda denemek için bir istek uyandırıverdi. Aslında, altından Progeny çıkmasını bekliyorum; ama Sun’ın ne yapacağı son ana kadar belli olmaz.

martux kde opensolaris

İkinci iyi haber, sürücü desteğinin iyileştirileceği. Solaris, sürücü konusunda oldukça kısıtlı ve bu da normal; çünkü yıllarda Sparc işlemcili, Sun üretimi makinalar üzerinde çalıştı. ATI’yi bilmiyorum ama Nvidia’nın Solaris sürücüleri hemen hemen Linux sürücüleri kalitesinde. Masaüstünde eksikleri yok: Nexenta üzerinde GNOME’u, Belenix üzerinde KDE’yi kullandım. Belenix artık XFCE’ye dönmüş ama KDE takımı OpenSolaris camiası ile oldukça sıkı fıkı görünüyor.

nexenta os,gnome tabanlı opensolaris dağıtımı

Aslında bu gelişmeler, pratik olarak benim için fazla birşey ifade etmiyor. Solaris’in güçlü olduğu sunucu alanına uzağım; ilgi alanıma giren embedded cihazlara ise Solaris girmesi neredeyse imkansız ve son derece de gereksiz. Masaüstü sistemi olaraksa Solaris kullanmak için fazla bir neden göremiyorum. Öte yandan, Solaris’in ZFS gibi özellikleri beni büyülüyor. Sun’dan gelen birçok doğru ve iyi kotarılmış fikir şu sıralar Linux’a da aktarılsa da, ZFS örneğinde olduğu gibi, henüz doğru dürüst çalışmaktan uzaklar. Kısacası Solaris, çok iyi bir mühendislik projesi olarak orta yerde durmalı!

belenix open solaris xfce kde

Bu arada, Live CD kullanarak da Solaris denemek isteyenler, Nexenta, Belenix, Schillix ve Martux‘u deneyebilirler. (Sanırım Martux sadece Sparc işlemciler üzerinde çalışıyor; adını az önce duydum ve bilgim yok)

Benim şahsi favorim Nexenta. Gerçi yeni Belenix’i denemedim ama KDE tabanlı eski sürüm Live CD üzerinde başlamak bilmiyordu.

OpenSUSE 10.3 ve Mandriva 2008: Neden indirmedim?

Kotasız ADSL’im olduğu için, günde 4-5 GB download yapabiliyorum. Aslında, teorik olarak 8 GB download yapabilmem gerekiyor; ama Türk Telekom’un “Turbo” ADSL’i, acaip bir turbo boşluğuna sahip! (BMW 2002 Ti gibi!) Gün içinde “nostalji” babında, 256 K ile takılıyorum; çünkü Turbo ADSL’in motorunun yağı daha ısınmadığı için, turbo yanmasın diye gazlamama izin vermiyor.

mandriva 2007 mandriva control centerBu arada, bir uptime çektim, bilgisayarım 7 gün ve 2.5 saattir reboot yüzü görmemiş!

Herneyse. Yeni Mandriva 2008′i merak ettim; zira Metisse’i mercek altına yatırmak istiyordum. Metisse, Mandriva tarafından desteklenen bir proje ve şahlanan KDE projesine karşılık, GNOME’un tek silahı gibi görünüyor. Ona da silah denirse, zira bu sefer KDE fena bastırdı.

Gelgelelim, Mandriva, herhalde Fransız olduğundan olacak, iğrenç bir websitesine sahip. Birşey indirmek istediğinizde, neden Mandriva’nın parayla satıldığını hemen anlıyorsunuz; çünkü masaüstü kullanıcısını kobay yerine koydukları Mandriva One serisini indirmek bir parça kolay olsa da, RC olan (Release Candidate-Sürüm adayı) 2008′i indirmek öyle kolay değil. 5 dakika dolaştım, lanet olsun deyip çıktım.

Mandriva ile ilgili tek iyi anım, henüz adı Mandrake iken, 10.2 sürümüyle tüm donanımı tanıyan sürüm olmuştu. Oldukça şaşırmıştım, çünkü o zaman kullandığım “muadil” Red Hat ve Slackware, hemen hemen hiçbir donanımı tanımamıştı. Lakin birkaç ay sonra, tipik Mandriva arızaları canımı sıkmaya başladı: ilk bakışta mucizevi bir araçmış gibi duran Mandriva (Mandrake o zamanki adıyla) Control Center, hiçbir donanımı doğru dürüst ayarlamıyordu. Disk Drake feci birşeydi ve çok önemli bir partition’ı tamamen kaybetmeme neden olmuştu; oysa Disk Druid’i bile gözüm kapalı kullanabiliyordum. Paket yönetimi de hemen hemen tüm RPM tabanlı dağıtımlar gibi “kırılgandı”; birkaç paket kurma-kaldırma denemesinden sonra, genelde hiçbirşeyi kurup kaldıramayacak hale geliyordunuz.

Bu seferde, hem eski anılarımı hatırladım, hem de indirme linki bulmanın zorluğu karşısında yılıp vazgeçtim. Oysa yeni network ayar altyapısını merak etmiştim. Zaten işim başımdan aşkın; Mandriva’yı denemek de çok lüzumlu bir iş değil. O cooker’da pişmeye devam etsin. (birgün dibi tutacak; zaten tutmuştu ama Fransız devletinin iteklemesiyle tekrar ayağa kalktı)

Gelelim OpenSUSE’ye. Almanların sıkıcı ama kusursuz mühendislikleri bilgisayar alanında hoşuma gidiyor; çünkü arabaların aksine, bilgisayarda herşeyi sıkıcı(!) ama kusursuz seviyorum. OpenSUSE’nin 7.2 sürümünün İngilizce kullanım kılavuzlu sürümünü birinden çalmıştım -evet,resmen çaldım, herif hırsız olduğu ve bize de ufak bir miktar takıp kaçtığı için pişman da değilim- ve bende çok iyi izlenimler bırakmıştı. Tamamen konsoldan çalıştığım bir makineye kuruluydu ve sitenin birine buradan Internet ve dosya paylaştırıyorduk; ayrıca sayısız PHP scripti kuruluydu ve kullanıcılar kendi web sayfalarını site içinde filan buradan yayınlayabiliyorlardı. O zamanlar PHP+APACHE+MYSQL kurup çalıştırmak, Squid kastırmak, mail server kurmak bu kadar kolay değildi; ona rağmen SuSE üzerinde yazdığım her komut mucizevi bir şekilde çalışıyor ve tam da istediğim şeyleri neredeyse düşünmeden yapabiliyordum! Herkes o zamanlar “Red Hat, Red Hat” diye inlese de, ben Red Hat’i uzun süre kullandığım halde, en zor kullandığım dağıtım oldu. Açıkçası, “baba çok zor, bi öğren uçurursun Linux’u” denen Slackware’da hiçbir zorluk çekmedim; ama çok daha kolay ve düzenli olduğu söylenen Red Hat beni uzun zaman çileden çıkardı. Üstelik, en uzun süre kullandığım dağıtım olduğu halde. Şu an doğru yolu buldum; Linux kesinlikle Debian tabanlı olması gereken bir sistem.

Yıllar sonra, OpenSUSE 10′u denedim. Oldukça hızla denebilir, herşey epeyce şık, ama YAST2, debconf-dexconf gibi primitif görülen Debian yapılandırma araçlarıyla boy ölçüşemeyecek kadar başarısız. Buna bir de RPM’in paket yönetimi kabusunu ekleyin.

OpenSUSE yine de fazla uzak kalınmaması gereken bir dağıtım. En nihayetinde “Enterprise” sürümleri var ve bazı disiplinlerde Red Hat’i inletiyor. (Enterprise sürümler artık direk Novell markası ile geliyor). Üstelik, OpenSUSE, özgür yazılım dünyasına epey katkı yapıyor. Microsoft anlaşması tartışmalarıyla “linux çocuklarının” tepkisini toplasa da, ticari olarak doğru bir iş yaptılar ve SuSE’nin camiaya katkısını küçümseyeni azıcık hırpalarım.

opensuse 10.3

Gelgelelim, 10.3′ü de indiremedim. Bunun nedeni daha farklı: OpenSUSE 10.0′ı indirirken, 5 CD olduğunu görüp yine de sabırla indirmiştim. Kurulum ölümdü. Bu CD’leri DVD haline getirmek mümkün olsa da, diskte 10 GB filan alan olması gerekiyor. Üstelik, işlem kısa süren bir işlem de değil. Dolayısıyla, direk 5 CD’ye yazdırdım ve kurulum sırasında komaya girdim. OpenSUSE, hala DVD imajı yayınlamamakta direndiği için, OpenSUSE 10.3′ü indirmedim, çünkü aynı kötü tecrübeyi yaşamak niyetinde değilim.

Bunlar bana, paralı sürümleri satmak adına yapılan ayak oyunları gibi geldi. Açıkçası, milyon dolarlarım da olsa, bana zorluk çıkaran adamın kutulu ürününü almak için 2 YTL bile vermem. Alan enayi olur mu onu da bilmem. En nihayetinde, bilgisayarınıza tüy dikmiyorlar, daha iyi dağıtımlar da var. Bu saçmasapan çabalarla daha da antipatik ve komik durumlara düştüklerini düşünüyorum.

Yine de, çok ilginç birşey yaparlarsa inatla indirip deneyeceğim. Gerçi en fazla 2 gün kullanırım; çünkü Debian tabanlı bir sistemin toplam faydasını hiçbiri sağlayamaz.

Bu arada, Ark ve Gentoo’yu birara mutlaka denemem gerek. Sabayon DVD’sini indirdim ve bekliyor. Belki Gentoo’yu pas geçip zaten Gentoo tabanlı olan Sabayon’u denemek daha iyi bir fikir olabilir; böylece Portege, recipe filan kastırmadan çok sayıda hazır paketle Gentoo nereye gelmiş onu da görmüş oluruz.

KDE 4′e genel bir bakış; plasma,phonon,solid,kross…

kde4Gece KDE4′ü compile etmeye çalıştım; ancak “oh, tamam oldu” derken, kdebase’de hatalar meydana geldi.

Bunun üzerine, KDE 4′ü denemek için OpenSUSE tabanlı live CD’yi indirmeye karar verdim.

Öncelikle, KDE4′de çok önemli bazı mimari değişiklikler olduğunu kısaca açıklamakta fayda var. Bunların bir kısmı, halen sürümde olan KDE 4 Beta 2′de yoklar. Örneğin, icon cache özelliği. icon cache ile, tüm uygulama simgeleri merkezi bir dizinde tutulacak ve örneğin SVG tabanlı simgeler bir kez pixmap formatına çevrildikten sonra, bu dizinden yüklenerek kullanılacaklar. Eğer yüksek bir RAM’e sahipseniz, uygulamalar simgeleri RAM’de tutacaklar. Bu çok iyi bir haber; çünkü Windows Explorer ile KDE’yi kıyasladığımızda, KDE 3.x serisinde simgelerin sinir bozucu derecede yavaş yüklendiklerini görüyorduk. Tekrar hatırlatayım; bu özellik henüz beta sürümünde yok. Google summer of code programınca desteklenen icon cache, önemli bir yol almış olsa da, muhtemelen 4.1 sürümüyle birlikte gelecek. Bunun anlamı şu; 11 Aralık’ta çıkacak kararlı KDE 4.0′ı kuranlar bile, icon cache özelliğine henüz kavuşamayacaklar.

Şimdi kısaca KDE4 ile gelecek bazı anahtar teknolojilere bakalım:

QT4.x

Trolltech’in geliştirdiği ve daima KDE’nin temel taşı olmuş QT kütüphanelerinde önemli mimari değişiklikler var. Trolltech ve KDE geliştiricileri, QT tabanlı programların yeni kütüphaneler sayesinde %20 civarı daha hızlı çalışacaklarını söylüyorlar. Aslında, bu değişikliklerin görünen kısmı. Windows’a da çok uzun süredir göz kırpan Trolltech, yeni kütüphanelerle çok daha taşınabilir QT tabanlı yazılımlar geliştirilebilmesini sağlamak amacında. Nitekim, artık KDE’nin bile Windows üzerinde çalışmasının “rivayet” olmaktan çıkıp, gerçek olacağı söyleniyor. Genel olarak bakarsak, bunun Linux’un masaüstünde yayılması açısından önemi büyük. Örneğin, Linux’a geçmeyi planlayan şirketler, Windows üzerine KDE kurarak bu geçişi kullanıcılar açısından daha “acısız” gerçekleştirebilecekler.

kde 4

Bunun dışında, QT ve Plasma’da iç içe geçen bazı görsel efektler var; örneğin seçilen linklerin hafifçe parlamaları gibi.

Plasma

Kullanıcı açısından gerçek bir devrim yaratacak yeni altyapının adı Plasma.

Plasma, pekçok yeni özellik getiriyor. Bunlardan ilki, widget’lar. SuperKaramba’dan ve Apple Mac OS X’den bidiğimiz widget’lar, masaüstüne yerleştirebileceğiniz küçük program parçacıkları. Örneğin, RSS beslemelerini gösteren bir widget’i masaüstüne koyduğunuzda, artık Akregator gibi programa ihtiyaç duymadan, masaüstünden bu beslemeleri takip edebiliyorsunuz.

Altyapı olarak SuperKaramba için yapılmış widget’lar ilk aşamada sorunsuz çalışacaklar; ancak Plasma ekibi Mac OS X Dashboard, hatta Opera tarayıcısı için yazılmış widget’ları bile KDE 4 ile uyumlu hale getirmeye çalışıyor. Kısacası, artık birçok programı çalıştırmak yerine, widget’lar aracılığıyla çıktılarını masaüstünden takip edebileceğiz. Buna bir kez alışınca, bilgisayar kullanma hızımızın ve verimimizin büyük ölçüde artacağını söylemek mümkün.

kde4

Phonon

Yeni çokluortam API’si. Aslında burada kullanıcının direk fark edeceği bir değişiklik yok-bu API’ler sayesinde programcıların işi son derece kolaylaşacak. Örnek vermek gerekirse, Phonon sayesinde, bir pencere içinde video oynatmak istiyorsanız, Xine, Mplayer ya da GStreamer motorlarından hangisini kullanacağınıza karar vermenize gerek kalmıyor. Phonon API’leri, daha alt düzey işlemleri basitleştirerek size sadece görevleri tanımlama gibi işlemleri bırakıyor. Bunun iyi yanı şu: QT kütüphanesi kullanarak bir program yazdığınızda, aynı program Phonon API’lerinden faydalanarak her işletim sistemi için farklı motorları tarama gereksinimini ortadan kaldırıyor. Sözgelimi, KDE/Linux üzerinde çalışan programınız Xine kullanırken, aynı program Windows üzerinde çalıştığında Media Player motorunu kullanıyor. Bunu siz tanımlamak zorunda değilsiniz; Phonon sistemle “konuşarak” kendi karar veriyor.

Solid

Bu da, aynı Phonon gibi, kullanıcıya değil, geliştiriciye yarayan bir özellik. KDE4′ü derlemeye çalışırken HAL, Bluetooth ve Network Manager ile “konuşabildiğini” gördüm ama, iddialara göre, Solid sayesinde tüm donanıma tek bir API sayesinde hükmedebileceksiniz.

Gerek Phonon, gerek Solid, aslında Windows’ta yıllardır bulunan DirectX gibi abstraction layerlar ile aynı işi yapıyor. Kısa vadede kullanıcılar bu yeni API’lerin nimetlerini göremeyecekler; -zira bu API’leri kullanan yeni sürümlerin çıkmasını beklemek gerek- ama uzun vadede program geliştirme çok kolaylaşacağı için -en azından eskiye göre!- çok daha kaliteli GNU/Linux programları görebileceğiz. Zaten Windows’un oyun alanındaki egemenliği de, DirectX’in grafik programlamayı çok ama çok büyük oranda kolaylaştırması ile oldu.

kde 4


Telepathy / Empathy / Decibel

Bu API’ler sayesinde, iletişim protokolleri kullanıcı ve programcılar için daha “şeffaf” hale gelecekler. Decibel, bunların arasında en uzun mesafe katetmiş olanı; Telepathy ise freedesktop.org ve Ubuntu tarafından üzerinde ağırlıklı durulan bir proje. Decibel, KDE 4.1 ile gelecek, diğerlerinin durumu ise belirsiz diyebiliriz.

Kross

Kross, bir script altyapısı. Kendi başına bir dil değil; Ruby, Phyton, Falcon ve ECMAScript (eski Javascript) gibi diller için yazılan scriptlerin şeffaf olarak çalıştırılmasını sağlayacak. Herhalde artık Kommander scriptleri yerine Kross scriptleri göreceğiz; hatta zaman içinde Perl scriptleri bile Kross destekleyen dillerle yazılarak sistem bakımı-yönetimi daha kolay ve merkezi bir hale gelecek.

Compositing

Composite eklentisi yepyeni ve bomba gibi bir şekilde dönüyor! XGL-AIGLX gibi efektler, artık KDE içinde entegre olarak gelecekler. Şimdiye kadar gördüğüm demolar çok etkileyici. Bu projelerden kod alındığı zaten açıklandı, ancak KDE takımı tarafından yapılanlar çok açık değil. Hemen hemen tüm Compiz efektleri şu an KDE içinde entegre vaziyette, olmayanlar da planlama aşamasında.

What about first life?

Herkeste bir second life deliliği…

Tamam, hayal kurmak güzelde, bunun hayalle filan ilgisi yok. Herkes artık ilk hayatının dibine vurmuş, sınırlarına dayanmış sanki de, second life namlı zırvalıkta alternatif, daha güzel bir hayat arıyor.

Bu akşam öğrendim ve dumur oldum; bizim milletin %80′ninde, az ya da çok basur problemi varmış!

Demek istediğim şudur: neden kıçınızı kaldırmayıp, gerçek dünyayı keşfe çıkmak yerine envai çeşit zibidiliğin ardında geziyorsunuz? (Bunun sonu basur, bir kez daha hatırlatıyorum!)

Ben maalesef çok kalkamıyorum masa başından, lakin zamanında başka işler yaparken bilgisayarın başına oturduğumu da bilmem. Kendi içine kapalı, küçücük bir dünya. Heyecanı filan da yok. Çoğu insan için “av sahası”; iyi de, 8 saat chat yapıyorsunuz, toplasanız aslında 15 dakikalık kısa (ve luzumsuz) bir konuşma.

Ben bunu bir hastalık olarak görüyorum; gerçekten kaçmanın başka bir adı yok.

Google ile konuşan insanımız

İnsanlar genelde bilgisayarları zeka sahibi sanıyorlar. Dikkat edin, amatörlere yönelik bilgisayar kitapları, bu işin az buçuk okumuşları, şu cümleyi muhakkak bir yerde patlatır:”Aslında bilgisayarlar aptaldır, düşünemezler!”

Bu cümle, bir mail atmayı yarım günde zar zor becerebilen -ya da beceremeyen- insanoğlunun, karşısında çaresiz kaldığı bu makinaya, en sonunda muzaffer geleceğini ifade eden bir “umut” cümlesidir. Gelgelelim, bu pratikte asla olmaz. Bilgisayar kullanmayı yarım yamalak becerebilen insanlar, bilgisayara karşı korkuyla karışık bir kin, nefretle karışık bir saygı besler.

Internet ile birlikte, çoğumuz Google’ın aşırı zeki olduğunu sanmaya filan başladık herhalde. Aylardır yazılan arama kriterlerini ilgiyle takip ediyorum. Kelime öbeklerini biraz analiz edince, muhtemel iki durumla karşılaşıyoruz:

a. İnsanlar çok yalnızlar, Google’ı sohbet edebilecekleri bir arkadaş olarak görüyorlar.
b. İnsanlar, Google’ın çok zeki olduğunu ve konuşma dilinden anladığını düşünüyorlar.

a maddesi, sosyolog ve psikologların uzmanlık alanına giriyor.

b maddesi ise ilgimi çekiyor. Birazdan alıntı yapacağım arama kriterleri, bu gece yazılmışlar.

—————————————————–
Webin efendisi: “Yeni çıkan Peugeot 308 satış fiyatı”

Google: “Harbimi, ne zaman çıkmış abi?”
—————————————————–
Webin efendisi:”Sevgiliyi getirme büyüsü”

Google: “Orgazm anlamında mı, geri getirme babında mı sordun?”

Webin efendisi: “İkisini de söyle. Aslında ikincisini arıyordum, birinci konuda da sıkıntılarım var…”
—————————————————————
Webin efendisi: “Fort Mastank”

Google: “Ford diye bir araba markası, bir de fortçuluk diye bir vakıa buldum. Hankısı?”
——————————
Webin efendisi: “Nokıa 6550 kaç para?”

Google: “Ne bileyim lan kaç para, istersen yan banttaki reklamlara bir tıkla, orda çok ucuza satanlar var”
————————————–
Webin efendisi: “Etox Zafer nasıl bir araba kaç beygir”

Google: “Nefes al, teker teker sor”