* You are viewing the archive for the ‘bilgisayar’ Category

Teknoloji ishali olmak

Internette nereye girsem bir ucu teknolojiydi, yeni cep telefonuydu, son çıkan kameraydı sitelerine,bloglarına çıkıyor. Eskiden birkaç site vardı, adamlar ciddi iş yapıyordu. Haftada bir 2-3 saat takıldınız mı, herşeyi öğrenip çıkıyordunuz.

Şimdi öyle değil. Teknolojide, bilimde devrim filan mı oldu? Hayır. Zart kamerası eski modelinde 3.2 megapiksel kullanırken, yeni modelinde hoptirik lens ile birlikte 8 mp sensör kullanıyormuş, ayrıca batarya ömrü yeni modelde %17 artmış, flaşı daha da bir kuvvetli çakıyormuş artık. Yavrunu sevindir, sadece 137 $+KDV, zurna kartına peşin fiyatına 6 taksitle, davul kartınız varsa 2 ay ekstre erteleme, sonraki ay 5 taksit, artı 20 puan bonus. Üç ay içinde ikincisini alırsan %20 indirimli + 5 puan bonusun var, 3 tane alana 6 ay içinde çıkacak modeller %18 indirimli. Ha, 2 ay sonra yenisi gelecek, onun megapixeli kaç acıba, bunun 4x optik, 20x uydurma zumu vardı, onda 30x zum olacakmış ayol Ayşe…Alsakmı kııı?

İyide ulan, biriniz de fotograf çekmeyi öğretin be!

DDR2 bitebilirmiş yakında, AMD DDR3 ile çocuğu koyacakmış, Intel DDR4 ile sopasını gösterecekmiş, Nvidia Tesla’yı masaüstüne indirip topunuzu silkelemezsem ulan diye and içmiş, Via "bırakın ülen bu ayakları, ampül kadar ceryan çekiyonus olum" demiş.

Eee, ne olmuş, artık blogları işlemciler kendi kendine mi yazacak? İşten erken çıkıp barlara filan mı akacağız?

Zokiya cep telefonunda 1 heptabayt bellek olacakmış, icabında hayatını komple kaydedecekmişin, "yetmez, daha istiyorum" diyecekmiş. Vermezsen küsecekmiş, kıskanıp seni manitanla filan konuşturmayacakmış.

Cütroyan kokpite eşek kadar televizyon koymuş, kaza yapınca ölmezsen sonradan banttan izleyecekmişin nasıl yamulduğunu.

KafadanX 11 geliyormuş, Vertex Shader’ları kaldırıp tek pikselden koskoca dünya yaratacakmış, sis istersen sis verecek, su dersen yağmur yağdıracakmış, ahmaksan ıslanacakmışsın.

Ver ayarı, pompala tüketimi.

Pozitif PC’de bundan heves kaçtı biraz. Adam 20 kanaldan RSS’i bağlamış, inen haberi spontane tercüme edip yazıyor. İngilizce bilmeyen de ondan çalıyor. Biz yapmadık mı, yaptık. Millet donanım haberine geliyor, Hülya Avşar’ın selüliti gibi. Açıkçası baydı herkesin günde zilyon kere yaptıkları işleri tekrar tekrar ısıtıp ısıtıp yazmak. Adam gibi birşey yazsan, okuyan kitle belli. Bu sefer hitin düşüyor, ordan burdan arakladığı haberle senin bir basamak üstüne çıkan siteler "işte kalite" filan diye davul zurna çalıyor.

Baktılar üç beş reklam filan da alıyorlar, akıllı uslu kedi köpek sitesi yapan adam bile bu işe girdi. Son Rus stealth avcı bombardıman uçağının avionik sistemlerini ele geçirmiş edasıyla haber döşüyorlar.

Eskiden elektronik bir cihaz alırken inceler, araştırırdım. Şimdi sigara alır gibi alıyorum. İçinden çıkılacak gibi değil, 50.000 tane sayı, hiçbiri fikir vermiyor. Banane kardeşim kameran 8 megapikselse, sensörü nasıl, objektifi naylon mudur, sen ondan haber ver. Dümenden sayılar, briç stratejisi kurmaktan zor bir kampanya haberi, kazıklanıyormusun, malı götürüyor musun belli değil.

Velhasıl, bilgisayar "gazeteciliği" bitmiştir. Bakın Teknoajan’a, Serdar Kuzuloğlu’nu 450 kişi okumuş. Adam Türkiye’nin en sağlam yazarı bu konuda. Biz ön sayfaya Motorola’nın bir modelini koymuşuz, Serdar Kuzuloğlu’ndan çok okunmuş. Olacak iş değil.

Ne oldu, artık "bilgisayar magazini" ortaya çıktı. Paris Hilton donunu nereden alıyor tarzı haberler, firma şakşakçılığı, bir megapiksel kaç piksel eder bilmeyen adam fotograf makinesi tanıtıyor, blog ve siteler bakteri hızıyla çoğalıyor.

Dergi olayı bitti. Chip için bile kapanacak diyorlar, geç bile kalmışlar. PC Magazine forumlarına bakıyorum, in cin top oynuyor. PCNet hala direniyor gibi, ADSL kotaları kalksın, onlar da biterler.

Sonunda olacağı şu: herkes bu işlerden sıkılacak, aynı benim gibi, sigara alırcasına alışveriş etmeye başlayacak. Bu bir  döngüdür. İşe yarar bilgi tekrar değer kazanacak, ama tabii cesetleri kaldırırken pis kokular yayılacak, çirkin görüntüler oluşacak. Commodore ve Amiga zamanlarında olduğu gibi içerikli ama daha amatör ruhlu, daha küçük dergiler çıkacak belki. Bloglar belki daha kaliteli olacak, içerik hırsızları artık nemalanamayacakları için bu işleri bırakıp gidecekler. Yani, Martin Luther gibi, aslında "Benim bir hayalim var…" diyorum…

Radical, Heroes klonunu iftiharla takdim eder: Prototype

Radical namlı oyun stüdyosu, Prototype diye bir oyun çıkarmak üzereymiş. Bu oyunda, Alex Mercer adında bir manyağı canlandıracağız. Bu Alex’in, Heroes’dan tandığımız Sylar ve Peter Petrelli gibi bir yeteneği var: İnsanları öldürerek yeteneklerini, hatıralarını, hatta görünümlerini alabiliyormuş. Gerçi Peter Petrelli, Sylar’ın aksine bunu kafatasını kesip beyni çıkarmadan da yapabiliyor.

Alex efendi, bu hallere kimbilir hangi deyyus bilimadamının yüzünden gelmiş. Çeşitli oyun siteleri “aynı Grand Theft Auto gibi” filan demiş, ama bana daha çok Postal serisi gibi geldi. Çünkü Postal serisinde de amaçsız öldürüyorduk, bu da öyle.

Yalnız oyunun oynanışı ilginç olacağa benzer; çünkü Alex Mercer kendini sadece öldürdüğü kişilere değil, silahların şekline de sokabiliyor ve kendini korumak için derisini filan sertleştirebiliyormuş (sanki bir şey, madem öyle kayış gibi derisi var, geldin burada siyaset yapsın!)

Grafikler filan çok güzel görünüyor ama ben onların da Photoshop’a yatırıldığına inanıyorum; zira bu oyun sitelerinde gördüğüm grafikleri ayarları sona dayasam da, kendi monitörümde göremiyorum.

İnce istemci kalmamış, kalınından verelim!

Şu thin client (ince istemci) tutmadı gitti, bir kez daha bahsetmiştim, bu sefer biraz dezavantajlarından, çözüm yollarından bahsetmek istiyorum.

Türkiye’de, gerçek bir fiyat avantajı sağlayan, örneğin Arm işlemcisi, ya da MIPS klonu işlemcilerle gelen ince istemciler piyasaya girmedi. X86 tabanlı, genelde de Via anakartla gelen platformlar pahalı, üstelik Via’nın Linux sürücüleri ile uğraşmak son derece sıkıcı. Openchrome sürücüler iyi bir performans vermiyor, X sunucusu ile gelen sürücüler son derece başarısız, Unichrome (Via’nın Orijinal sürücüleri) ise çok zor kuruluyor ve hangi platformun hangi sürücüyü kullandığını bulmak, bunları derleyip kernel modülü olarak entegre etmek, deveye hendek atlatmaktan zor. Yine Via ile gelen ethernet sürücüleri problem yaratıyor,bazı modellerde ikinci etherneti kullanamıyor ya da gigabit özelliğinden yararlanamıyorsunuz; bazı ethernet işlemcileri hiç tanınmıyor. Bu durumda yine Via’nın Orijinal sürücülerini kurmak gerekli, daha basit olsa da, VGA’da yaşanan sorunlar ethernet işlemcilerinde de su yüzüne çıkıyorlar. Kısacası, ince istemci için Via iyi bir seçim değil. Buna rağmen, hemen hemen her ince istemci ürününde Via görmeye alıştık Türkiye’de, çünkü şirketler x86 tabanlı bir işlemci ile daha kolay başedebileceklerini sanıyorlar. Oysa bu bir yanılgı. MIPS, Arm gibi platformlar üzerinde Linux çalıştırmak biraz deneyim ve bilgi gerektirse de, gerçekten harika çalışıyor.

Sun RAY’de, pekala iyi bir ince istemci alternatifi. Sun Microsystems, Türkiye’de olması gereken yerde değil ama rivayetlere bakılırsa, RAY platformunu yaymak istiyorlar. Sun’ın Türkiye’deki servisi filan nasıldır, ne yapar, kaça yapar bilemiyorum ama, ciddi bir seçenek olarak gözönüne almak gerek.

İnce istemciler, ciddi sunuculara ve bu işten gerçekten anlayan, uzman entegratörlere ihtiyaç duyuyor. Maalesef, ben sunucuların ne işe yaradığının ve nasıl olması gerektiğinin iyi anlaşıldığını düşünmüyorum; zira insanlar HP,Sun,IBM gibi markalara para vermekten kaçıyorlar. Diğer uygulamalardan bahsedelim, sunucu olarak kullanılan makinelerin çoğu, masaüstü işlemcileri, masaüstü anakartları ile kullanılıyor. Çoğunda hot-swap özelliği yok. Yedek güç kaynakları yok. Pahalı ve “gerçek” bir sunucuya para verdiğinizde, çalışan makineden işlemci söküp değiştirebiliyorsunuz, güç kaynağı yanarsa, yedeği devreye giriyor, donanım tabanlı sensörler kritik durumlarda sizi uyarıyor. Yani, işten anlayanların biraz daha fazla para verip, “gerçek” bir sunucu alması boşuna değil. Intel, AMT ve Vpro ile bunu biraz “ayağa düşürecek” gibi, ama inceleyecek olursanız, aslında bu sistemin genelde uzaktan müdahale etmek için kullanıldığını göreceksiniz. Ayrıca, sunucularda kullanılan AMD Opteron ya da Intel Xeon gibi işlemciler, masaüstü işlemcilerden farklılar.

Sunucuya para harcamaya kıyamadığınızda, kurduğunuz ince istemcili ağdan da bir hayır gelmeyecektir. Donanım fazlasıyla önemli; bazı ethernet kartları 3-4 dolara satılırken, 150 doların üstünde fiyata satılan ethernet kartlarının bir farkı olmadığını düşünmek hata olur. İnce istemci, uygulamaya bağlı olarak büyük ağ yükü yaratabildiğinden, ethernet kartı, switch, router, hatta kablo gibi ağ cihazları büyük önem kazanıyor. Ağın doğru planlanıp kurulması, hatta kabloların doğru yerden geçmesi bile önemli ölçüde uzmanlık gerektiriyor. Kablolar, manyetik alanlardan etkilendikleri gibi, kendileri de başlı başına enterferans kaynağı; oysa piyasada doğru dürüst blendajlı kablo bulamıyorsunuz. Fluke gibi markaların donanım tabanlı ağ kontrol cihazlarını daha hiçbir yerde görmedim.

Sunucuyu ve ağı doğru dürüst malzemelerle kurduğunuzda da işiniz bitmiyor, sunucunun üzerinde çalışan işletim sisteminin de “düzgün” çalışması gerek. Doğrusunu isterseniz, ince istemcilerinize hizmet edecek terminal server’ı kurmak çok kolay görünüyor; 48 saatte, birçok paket eksik olmasına, sıfırdan derlememe ve yavaş Internet bağlantıma rağmen, Pardus’u Terminal Server haline getirdim. Bu işler Ubuntu gibi, Fedora gibi dağıtımlarda biraz daha kolay. Pardus Terminal Server’ın çıkacağı söyleniyor, ama sanırım bazı ihalelerin sonuçlanmasını bekliyorlar. Açıkçası, Ubuntu hariç, çoğu dağıtım terminal server gibi bir ürünü çıkarıp desteklemekten adeta korkuyor sanki, belki burada biraz entegratörlere para kazandırma düşüncesi ön planda tutuluyor. Ubuntu’da, sanki hazır geliyormuş izlenimi verilse de, Terminal Server kurup çalıştırmak pek öyle kolay değil; ayrıca Windows’ta olduğu gibi, orta ve alt düzey IT elemanlarının işini kolaylaştıran GUI araçlar yok.

İnce istemci-Terminal Server ikilisinin en büyük derdi, ağ üzerinden görüntü aktarmak. Birincisi, terminal server, kullanılan codec’lere bağlı olarak, video dosyalarında fazla yükleniyor. 300 kişinin aynı anda bir XVID ya da DivX videosunu açtığını düşünün. Elbette burada en azından destek sağlayacak 1-2 ek sunucuya ihtiyaç var (ağın büyüklüğüne bağlı olarak). Bu arada, kurulumu yapan kişinin round robin gibi yük dengelemesi (load balancing) algoritmalarından haberdar olması, böyle bir yapıyı kurabilmesi ve test edebilmesi gerek. Yani, ince istemci sayısı arttıkça problemler de artıyor.

İkinci sorun, özellikle video uygulamalarında, ses ve görüntünün ağdan akması. Sunucuda ALSA’nın, aynı anda 300 ince istemciye hizmet vermeye çalıştığını hayal edin. Bütün bu trafik, kolayca ağı ve sunucuyu boğabilir. Çözüm olarak, medya uygulamarı ayrı bir sunucu üzerinde çalıştırılabilir. Aslında, ince istemci üzerinde iki ethernet ile çalışmak çok güzel olurdu, ancak bu konuda hiçbir çalışma yapmadım. Mümkün olup olmayacağını bile düşünmedim.

Gerçekçi olmak gerekirse, 400 dolarlar civarında seyreden ince istemcilerle Türkiye’de bu ağı kurmak pek rantabl değil. Sözgelimi, 30 terminal için bu sistemi kurmaya yeltenmezdim bile, zira çoğu şirket, bunun kurulum bedelini karşılamak yerine “kalın istemcileriyle” devam etmeyi yeğleyecektir. Mevcut ağda kullanılan Microsoft Exchange gibi uygulamalar ayrı bir dert. Citrix ile ayrı platformları birbiriyle konuşturabilirsiniz ama lisans maliyetleri de astronomik boyutta artacaktır. Kolab gibi Linux tabanlı çözümler de var, şayet ikna edebilir ve Kolab’a geçişin yükünü omuzlamak isterseniz.

Thin Client, ince istemci de denir, herkes bayılır ama kimse kullanmaz…

Thin client konusuna seneler önce kafaya takmıştım. O zamanlar, müşteri portföyü oldukça iyi olan bir arkadaşıma konuyu açtım, ancak “Türkiye’de tutmuyor” dedi. Kısmen haklı olduğunu düşünüyorum.

Aradan seneler geçti, ilk thin client uygulamasını “fabrıga” dediğim çalışma odamda, Pardus üzerinde gerçekleştirdim. Doğrusunu isterseniz, performansı beni bile hayrete düşürdü.

Thin client, ya da ince istemcilerin, çok büyük avantajları var. Türkiye’de birkaç firma, thin client işine girmiş durumda, ancak seçtikleri donanım nedeniyle, çözümleri hala biraz pahalı kaçıyor. Genelde Mini ITX tabanlı Via anakart kullanan ince istemci modelleri bunlar, birçoğu doğal olarak Linux tabanlı. Ancak doğrusunu isterseniz, Via tabanlı anakartlar thin client uygulamaları için fazla pahalı ve sofistike. Kah talep yetersizliğinden, kah alternatif mimariler hakkındaki bilgi yetersizliğinden dolayı, x86 dışındaki mimarilere yönelmeye cesaret edemediklerini düşünüyorum. Sonuç olarak, 150$’ın altında sunulabilecek alternatifler varken, müşterilerine 350-450 dolar marjındaki ürünlerle gidiyorlar.

İnce istemcilerin yaygınlaşmasının önünde bazı sorunlar var:

1.350-450 dolar arası bir ince istemci ile müşteriye gittiğiniz vakit, bir maliyet avantajı kalmıyor. Zira bu fiyata bir masaüstü bilgisayar da almak mümkün.

2.Şirket bünyesinde, IT departmanında çalışan insanlar bu tip projelere köstek oluyorlar; çünkü hemen hepsi Microsoft geçmişine sahip ve birçoğu thin client’ın nasıl çalıştığından bile habersiz. Oysa kısa bir eğitimin ardından, IT çalışanları ince istemci uygulamalarının nasıl iş yüklerini en az %80 hafifleteceğini öğrenip, şirkette de vazgeçilmez adam konumuna gelebilirler.

3.Thin client ithalatı yapan şirket sayısı çok az ve bunlar ya mevcut entegratörler, ya da küçük şirketler. Sun gibi devler de uzun zamandır RAY gibi mimarilerle bu işin içindeler ama KOBİ sınıfına giren çapta şirketlerle çalıştıklarını sanmıyorum. Doğal olarak, Thin Client pazarda yeterince tanınmıyor ve büyük ithalatçılar, daha fazla donanım geliri elde edebilmek adına, thin client’ların yaygınlaşmasını istemiyor.

4.Thin client’ın bilinirliği çok düşük; bunun da nedeni basit: Bilgisayar sektörü ve bilgisayar dergileri, Microsoft-donanım ithalatçısı ekseninde kurulu. Blog yazarları ve sitelerin de bu konuda belli bir ağırlık kazanması sözkonusu değil; zira ince istemciler bizim gibi bir ya da iki bilgisayarla çalışan insanları ilgilendirmiyor.

5.Sunucu tarafında genelde Linux çalıştığı için, bu hem thin client satın alacak şirketi, hem de onun IT departmanını tedirgin ediyor; Windows kullandığınız vakitte thin client mimarisi daha pahalıya geliyor.

6.Genel olarak, Türkiye’de ABD tarzı kıyasıya bir rekabet ortamı yok; dolayısıyla şirketler için yazılım lisanlarından ya de elektrik giderlerinden tasarruf etmek gibi bir kaygı pek yok.

7.İnsan gücü son derece ucuz olduğu ve Linux deneyimli IT elemanları az olduğu için, şirketler “eski sistem” devam etmeyi daha akıllıca buluyorlar. Oysa thin client’ın en kayda değer avantajı, bakım ve yedekleme gibi işlemlerin tek merkezden yürütülmesi, bu işlere harcanan zaman, para ve işgücünün son derece büyük oranda azaltılabilmesine olanak tanıması.

Windows iyi bir işletim sistemidir

Şaşıran var mı?

Şaşıracak bir şey yok. 1 yılı aşan süredir sadece Linux kullanıyorum, daha geçen hafta Dreamweaver kullanabilmek için makinelerden birine Windows kurdum. Linux kullanmamın nedenleri farklı; uzun zamandır yeteneklerimin paslanmaya başladığını düşünüyordum ve Linux sayesinde tekrar neyin nasıl çalıştığını toparlama fırsatı buldum. Sadece GUI üzerinde çalışıyorsanız, bir süre sonra bilgisayarın nasıl çalıştığını unutmanız doğaldır. Linux’la tanışıklığım ise 10 seneyi aşmıştır. Bazı dönemler, 2-3 aylık sürelerle kesintisiz Linux kullandığım ya da en azından bir Linux server’ı köşede tuttuğum olmuştur, o da ayrı mesele.

Çok kısa bir süre Mac de kullandım ve açıkçası hoşuma gitmedi; ne at ne eşek…Paris Hilton tarzı bir sistem.

Evet; Windows öyle enayi bir sistem değildir, aksini iddia eden buyursun. Ama “orası delik burası gedik, efenim hafıza yönetimi kötü, Linux da virüs yok” gibi ezber laflarla gelmeyin, popüler tabirle ezberinizi bozarım! Eğer Microsoft, kolay kullanılan bir işletim sistemi sloganıyla yola çıkmasaydı, çoğunuz bilgisayar kullanamayacaktınız. İspatı basit; takın bir Solaris 8 CD’si başlayın kurmaya…Ya da, birkaç bin dolar bayılıp Mac alacak, üstüne de dantel örtü koyacaktınız.

KDE‘nin Windows Explorer’ı taklit ettiği açıktır, GNOME‘da az çok Mac OS klonudur. UNIX‘cileri biliriz; onların vicdanına kalsak bugün Motif ya da CDE kulla(namı)yor olurduk.

Windows, masaüstünde kullanmak için 10 olmasa bile, 8 numara bir sistemdir. İşin klavye mouse kullanmakla sınırlı ise, bunu en iyi yapan masaüstü, Windows Explorer‘dır. Becerip Playstation almak yerine, her seferinde oyun oynamak için yüzlerce doları ekran kartına, Ram’e, ona buna veriyorsan, güzel de oyun oynarsın; başka da bir numarası yoktur.

Lakin, Windows sadece x86 işlemcilerde, koca koca makinelerde çalışmayı sever. Benim gibi 8 saniyede açılan embedded bir alet yapıp, sınırsız bant genişliğinle ve Ttnet’in sana verdiği uyduruk 256k hatla Internet’i hard diske indirmek derdindeysen, Windows sana gelmez.

Windows’un orasına burasına parmak atamazsın; ancak her ay dergilerin 20 sayfa ziyan ettiği “registry’Nin gizemleri” başlıklı apartma yazılardaki teknikleri uygular, sevindirik olursun. Siemens SX1 telefonuna Symbian dışında sistem kurmak istersen imdada Linux yetişir, ben cam güzeliyim dersen gidip Windows Mobile ile gelen telefon alacaksın.

Zaman zaman benim gibi otu boku kontrol etme manyaklığına sürükleniyorsan Windows sana gelmez. Terörden ürken vatandaş misali, donuna kadar aranmayı sineye çekeceksin, Windows’a geçeceksin. “Price of freedom is vigilance” diyorsan ayrı.

Ama Linux’u alıp Windows’un “yan sanayi” mantığıyla kullanıyorsan at bilgisayarı gitsin. Ondan sonra Google’a arkadaşınmış gibi “linux altında tek tıklamayla nasıl program kurulur” diye sorarsın, o da seni artık porno siteye mi gönderir, kumar sitelerine mi aktarır, orasını bilemem.

Grafik tasarım yapıyorsan, ama adam gibi yapıyorsan, maalesef Windows’a (ya da Mac’e) mecbursun. Dreamweaver, Fireworks, Photoshop olmadan işin zor. Gimp ve NVU var demeyin, onları da fena kullanmam; zamanında video filan bile hazırladık. Basit işlerle uğraşıyorsan işini görür, ama 5000 dolarlık işi NVU ve Gimp ile yapamazsın. Gimp‘in potansiyeli büyük o ayrı; ama geliştiricileri bu kafayla giderse Gimp‘den bir cacık olmaz.

Ama tipik kullanıcının olayı belli: MSN ve Internet Explorer. O zaman sana Pentium 3 ve Puppy Linux bile 3 numara büyük gelir, hard diske bile ihtiyacın yok. Devlet daireleri içinde aynısı geçerli.

Nitekim Asus uyandı, 200 dolara laptop satacak.

Bu kadar tantanayı neden yaptın diyeceksiniz, nedeni şu: 2 satır bilgisi olmayan adamın ona buna küfür ederek Linux bayraktarlığı yapması canımı sıkıyor ve Linux’u “cidden” kullananları gerzek çocuk durumuna indirgiyor. Linux’un ve Windows’un kendine göre avantajları var ve ikisi de çok iyi sistemler filan değiller.

Bir kere, hem Hitler takılıp hem de Linux’u savunmayacaksın. GNU felsefesini iyice anlamadan ağzını açmayacaksın.

Neden karşıyız Microsoft’a? ABD şirketi olduğu için mi? (eskiden çok seviyordunuz, şimdi %9 seviyormuşunuz; okuduk istatistikleri!) Zengin olduğu için mi? (Olabilir; biz millet olarak herkes fakir olsun sürünsün isteriz; zengin olunca da herkesi ezeriz!) Hayır; Microsoft’u sevmiyoruz çünkü tekelci ve gelişmelerin önünü kesmeye çalışıyor. Yasakçı filan yani. Pardon; siz yasakçı zihniyetlere o kadar karşı değildiniz, onu unuttuk!