* You are viewing the archive for the ‘bilgisayar’ Category

Hitman -Agent 47- sinemalarda, yeni fiyaskoya hazırız (Nerdesin Uwe Boll?)

hitman_ver2_poster.jpgEidos’un serisini yapıp azıcık baydığı Hitman serisi de film oldu. Eidos, çoğunuzun bildiği üzere, bilgisayar oyunundan film olmuş tek başarılı örneğin -göreceli olarak!- Lara Croft’un da sahibi.

Bence en baştan çok yanlış bir seçim. Eğer bir Eidos oyunu film olacaksa, bu kesinlikle Thief olmalıydı. Üstelik senaryo sıkıntısı çekilen bu dönemde, oldukça karanlık, ilgi çekici bir film olabilirdi.

Üstelik, bence Hitman kısmen sinemadan aşırılmıştır; Nikita-Leon arası biridir bizim Ajan 47. Ensesindeki barkoddan başka numarası yoktur. Renkli filanda değil, aleni robottur. Cinsiyetsiz, aseksüeldir.

Hitman güzel çizgi film olur, film filan olmaz.

Görünen o ki, Hitman’den film filan çıkmayacağını yapımcılar da anlamış; isimsiz oyuncular oynatmışlar. Fransız / ABD ortak yapımı; bana sorarsanız 100.000 kişi seyrederse olay olur. Neredeyse tüm fiyasko bilgisayar oyunu uyarlamalarını çeken Uwe Boll, bu sefer yönetmen koltuğunda oturmuyor. Berbat bir yönetmen ama enteresan karakter Uwe Boll; kendisine o kadar gıcık olan adam var ki -çok haklılar- bir ara piyangoyla kendiyle ringe çıkacak adamı seçiyordu. Piyangoyu kazanmak isterdim doğrusu; aşağıda Uwe Boll’un boks maçı videosu var. Rakipleri feci derecede başarısızlar, hepsini dövmüş. Bir boksör çocuğu ve Uwe Boll karşıtı olarak, Uwe Boll’u ringe davet ediyorum. Dökülen dişlerini kolye yapıp okuyucularıma dağıtacağım:)

uwe boll

Beyazperde.com’da yorum yazanlar çok haklı olarak Jason Statham’ı beklemiş Ajan 47 olarak. Gerçekten de, oyundaki Hitman sanki Jason Statham’dan kopyalanmış gibi.

Elbette seyretmeyeceğim. Birgün çok fena televizyon izleme krizi geçirirsem, Hitman’den gayri film ya da herhangi bir şey de yoksa, mecburen bir bakarım.

Hangi oyunlar film olmalı? Bence Deus Ex ve Thief. Thief, güzel bir macera filmi olabilir. Deus Ex, iyi çekilirse, Minority Report ayarında bir film olarak çıkabilir karşımıza.

Aslında körler sağırlar birbirini ağırlar durumu var. Senelerdir sinema da da, oyunlarda da senaryo ve yaratıcılık sıkıntısı görüyoruz.

[youtube tqbVb-W7GqI nolink]

Timeshift: Sierra, Time Shift ile FPS’de ağırlığını koymak istiyor

Timeshift. Fazla gümbürtü koparmadı. Demosunu oynadıktan sonra birazcık el atmaya karar verdim.

Vivendi’nin sahibi olduğu Sierra, efsanevi Half Life ve Leisure Suit Larry, Kings’ Quest gibi klasiklerin de yaratıcısı. Aslında, Half Life gibi bir efsaneden sonra, Sierra’nın neden satıldığını anlayabilmiş değilim. Aynı şeyi, yine Fransız Vivendi’nin sahibi olduğu Blizzard Interactive için de tekrarlamak mümkün. Bence Vivendi, Sierra ve Blizzard’a “fren yaptırdı”.

timeshift - time shift ekran görüntüleritimeshift - time shift ekran görüntüleritimeshift - time shift ekran görüntüleritimeshift - time shift ekran görüntüleri

Timeshift, yepyeni bir oyun motoruyla geliyor. Son trend, Rusları çalıştırmak! Ekibin görebildiğim kadarıyla -grafikçisinden programcısına kadar- tümü Rus. Aslında aynısını CryTek içinde söyleyebilirim; bizim üç Türk kafadarın şirketi CryTek, daha en başından beri Ruslarla çalışıyor. “Komünizm adamları yaktı” gibi “şahane tespitler” yapan güruha duyurulur!

Oyunun motorunu (ve kalanını!) geliştiren Saber Interactive’in zaten Rusya’da, St. Petersburg’da faaliyet gösterdiği söyleniyor. İşin üstadlarına göre, Serious Sam ekibi de, bu grubun içinde (onlar hatırladığım kadarıyla Sırp iki kafadardı). Saber Interactive, daha önce Ubisoft ile çalışmış ve Will Rock isimli bir oyun çıkarmışlar; ancak Will Rock 2.80 uzanınca, anladığım kadarıyla Sierra Saber’a bir şans daha vermiş.

timeshift - time shift ekran görüntüleritimeshift - time shift ekran görüntüleritimeshift - time shift ekran görüntüleritimeshift - time shift ekran görüntüleri

Max Payne ile hayatımıza giren “zamanla oynama mefhumu”, Time Shift’in “temeltaşı” diyebilirim. Zamanı dondurma, geri alma gibi seçeneklere sahibiz. Bu, giydiğimiz ve zamanda yolculuk yapmayı sağlayan özel bir giysi sayesinde oluyor(!). Bir Half Life + Max Payne sentezi yani!

Fiziksel etkileşim için Havok motorunu kullanan oyunda, AI’nin de üst düzeyde olduğunu hemen söyleyeyim. TimeShift dünyasında etkileşim oldukça gerçekçi diyebiliriz. Düşman askerlerin zekası çok etkileyici olmasa da, yaptıkları hareketler “olduklarından daha zeki” gibi görünmelerini sağlayabiliyor. Sözgelimi, varillerin arkasından uçarak ateş edebiliyor, yerlerde yuvarlanıp mevzi değiştirebiliyorlar. Bizde bu tip numaralar yok. 10 santim sıçrayıp belli belirsiz eğilebiliyoruz. Sanırım, oyunun bu eksikliğini kamufle etmek adına, o elbiseyi giyiyoruz!

timeshift - time shift ekran görüntüleritimeshift - time shift ekran görüntüleritimeshift - time shift ekran görüntüleritimeshift - time shift ekran görüntüleri

Grafikler de çok çarpmadı; ama Direct X10 destekli bir ekran kartım olmadığı için bu konuda yorum yapmam çok doğru değil. Gerçi, pek de özenle çizilmediklerini anlamak için, Direct X10′a gerek yok. Call of Duty 4 ile kıyaslarsam, aradaki fark hemen ortaya çıkıyor. Sistemi çok daha az zorlamasına rağmen, Call of Duty 4′ün grafikleri, Timeshift yanında daha kaliteli görünüyor. Zaten COD4′ün kadrosunu okumak bile, Timeshift’i kurmak kadar zaman alıyor! Bu arada, COD4′ün kadrosunda Sami Onur diye birisi var; muhtemelen Türk.

timeshift - time shift ekran görüntüleritimeshift - time shift ekran görüntüleritimeshift - time shift ekran görüntüleritimeshift - time shift ekran görüntüleri

Oyunun motorunun çok da efektif kodlanmadığını anlamak için, COD4 ile kıyaslamanız yeterli. Çok daha detaylı grafik ayarları açıkken COD4′de takılma filan olmazken, Time shift bayılıp kalıyor. Ayrıca, silahların namlu alevleri gibi detaylar, COD 4′de çok daha iyi görünüyor. İki oyunun ve motorun aynı ligde olmadığı çok açık.

timeshift - time shift ekran görüntüleritimeshift - time shift ekran görüntüleritimeshift - time shift ekran görüntüleritimeshift - time shift ekran görüntüleri

Vahşet düzeyi bakımından Soldier of Fortune serisine benziyor. Özellikle el bombaları ile düşmanlarımız paramparça olabiliyor. Yine Soldier of Fortune’da olduğu gibi, bu vahşet sahneleri gerçekçilikten çok uzak, fazlasıyla stilize edilmiş. Oyunun epeyce zor olduğunu söylemeliyim. Zamanı durdurma + yavaşlatma özelliğini iyi kullanmayı mutlaka öğrenmeden, Timeshift’te ilerlemek zor ve sıkıcı. Ayrıca düşmanlar, üzerlerine bir şarjör mermi boşaltmanıza rağmen yerden kalkıp tekrar ateş etmeye başlayabiliyorlar. Silahların “gerçek” silahlar olmamasından hoşlanmadım. Fütüristik, uydurma silahların olduğu FPS’lerden hoşlanmıyorum.

timeshift - time shift ekran görüntüleritimeshift - time shift ekran görüntüleritimeshift - time shift ekran görüntüleritimeshift - time shift ekran görüntüleri

Gelelim konuya:

ABD’de YÖK olmadığı için, canı sıkılan bir bilimadamı -Dr. Aiden Krone- araştırma merkezinden Alpha modeli özel bir kıyafet çalarak sırra kadem basar. Biz de, daha üstün bir model olan beta modelini kaparak peşine düşeriz. Aslında, hemen hepimizin çocukluğunda fantezisini kurduğu bir konu; “ulan şimdi G3′ü kapıp ortaçağa gitsem direk kral olurum” gibi.

Dr. Aiden Krone, 1939′a gidip bahsettiğim fanteziyi gerçekleştirir. Hitler ve SS’lerin kendisini nasıl olup da oymadıkları bilinmez! Aynen Hitler gibi, faşist ama ondan azıcık farklı olaran monarşik bir düzen kurar. Bu sistemde vatandaşlar fişlenmekte ve izlenmektedir. (Sanki şimdi farklı!) Bu mevzuyu kafaya takan bazı anarşist arkadaşlar, Krone’ye karşı ayaklanırlar. Amaçları, mevcut sistemi yıkıp yerine Marksist ve Leninist bir düzen kurmak mıdır bilemiyoruz(!). Lakin, onlarla beraber savaşan kişi biziz.

timeshift - time shift ekran görüntüleritimeshift - time shift ekran görüntüleritimeshift - time shift ekran görüntüleritimeshift - time shift ekran görüntüleri

Cutscene dediğimiz oyun arası videolar da çarpıcı derecede güzeller.

Oyun içi resimleri herhangi bir yerden değil, oynadığım oyundan F12 ile aldım. Bunun nedeni şu: geçmişte, bazı oyun sitelerindeki ekran görüntülerinin “haddinden fazla kaliteli” olduğunu farkettim. Hatta bazı iddialara göre, bu resimler PhotoShop gibi programlarla “rotuşlanıyordu”. DirectX10 destekli ve daha güçlü bir ekran kartında, grafiklerin biraz daha iyi görüneceği kesin. Doğrusunu isterseniz, Timeshift’in neredeyse yayınlanmış bütün ekran görüntülerine bakmama rağmen, çok kayda değer bir fark göremedim.

Oyunu herhalde birkaç günde bitiririm. Sorunuz varsa da sorabilirsiniz.

{democracy:5}

Özgür basın mümkün: Internet ve teknolojiyle barışmak şart!

Sürekli söyleyip duruyorum: 30 yaş üzeri entelektüel kuşağın çok önemli bir kısmının sahip olduğu bilgisayar fobisi, hatta bilgisayar ve Internet’ten uzak kalmayı budalaca bir dargörüşlülük içinde “marifet” saymaları, ciddi bir devrimi kaçırmalarına neden oldu. Bugün çoğu, “sosyalizm öldü” derken, ya da Chavez gibi şovmenlerden medet umarken, burunlarının dibindeki devrimi görmekten acizler. (Bahsettiğim kesim, sosyalizm ya da liberal sosyalizm yanlılarıdır; sağcıları bu kümeye katmıyorum)

Anlamadıkları şey şu: bilgi olmadığı ve hızla,geniş kitlelere yayılmadığı sürece değişim olmasını bekleyemezsiniz. Üstelik, bu yayılma hızlı, insanların kolay ulaşacağı şekilde olmalı. Televizyon, zamanında bu şekilde yazılı basını ezdi. Okumak, seyretmek kadar edilgen değildir. En azından, gazete önünüze gelse bile sayfayı çevirmek zorundasınız; oysa televizyon gözünüzün içine giriyor!

Şimdi aynı şekilde televizyon kaybetmek üzere; zira insanlar artık biraz daha fazla seçim özgürlüğüne sahip olmak, istediğinde rol değiştirmek -yani hem haberi izleyebilmeli, hem de yorum yapabilmeli- istiyor. Televizyon ise, teknolojik sınırları yüzünden bunu aşamayacak.

IP TV’nin televizyonun yerini alacağını, ancak Internet’in alternatifi olamayacağını düşünüyorum. Bunun nedenlerini başka bir yazıda açıklarım; çünkü gerekçelerim uzun. Bugün bahsetmek istediğim, özgür basının olup olamayacağı.

Aslında Taraf gazetesinin çıkışı, bu konudaki umutlarımı artırmakla birlikte, gazeteye bir göz atmak, özgür basının önündeki zorlukları hemen ortaya çıkarıyor: En pahalı rakibinden iki kat pahalı; çünkü sübvanse edilen, TV kartelleri ile sürekli reklamı yapılan rakiplerine göre, hayatta kalabilmesi için koyması gereken fiyat etiketi bu. Bir de dağıtım tekelleri varki, o da ciddi bir problem. Çağımızda önemi azalmış olsa da, üretim araçlarını ellerinde bulunanlar hala ekonominin hakimi; özellikle de teknoloji üretemeyen bizim gibi geri kalmış ülkelerde (artık “gelişmekte olan ülkeler” tabirini kabul edemiyorum; çünkü bunu sağlayacak altyapı kurumlarımız ve yatırımlarımız yok).

Bugün bağımsız bir yayıncı olarak herhangi bir girişimde bulunmak isterseniz, Türkiye’den bahsediyorum, ciddi zorluklarınız olacak: birincisi, Internet’te yayıncılığı seçtiğinizde, reklam sıkıntısı yaşayacaksınız. Hala bu konuda son derece katı bir bağnazlık hakim. Internet sitelerine reklam verilmek istenmiyor; verilen reklamların ise getirisi gayet düşük.

Daha garanti gibi görülen yol, “basmak”. Reklam almak çok daha kolay ve karlı ama, maliyetler, angarya ve formaliteler yıldırıcı derecede çok. Asli işiniz olan yayıncılık dışında, aynı zamanda ciddi bir işletme yükü altında kalacaksınız. Küçük gruplar için fazla yapacak bir şey yok. Daha en baştan pes etmek durumundasınız.

Paralı bir Internet sitesi de olabilir, ama bu sefer psikolojik engeller devreye giriyor. Neredeyse yüzlerce bedava haber sitesi varken, sizin sitenize kaç kişi para öder? Muhtemelen, maliyetlerinizi bile çıkaramazsınız.

Şimdi radikal bir öneride bulunacağım.

Aslında çok iyi bir ticari fikir olduğuna inanıyorum; ama bununla uğraşmaya bile yeltenmeyeceğim için, fikri ortaya atıp “yapan kazansın” diyeceğim.

Dağıtım kanalları ve satılmayan gazeteler bir sorun. Mesela, Taraf gazetesi 250.000 civarında basılıp, 40.000 civarında satmış. 210.000 gazetelik hurda kağıt, dağıtım giderleri, matbaa masrafı, vesaire.

İlk etapta, şehrin merkezi yerlerine, içinde printer olan, bozuk parayla çalışan kiosk’lar yerleştirilir. Parayı atar, dokunmatik ekrandan satın almak istediğiniz gazete ya da yayını seçersiniz; anında basılıp size verilir!

Elbette, maliyet ofsetten çok daha fazla olacaktır. Ama aynı zamanda, dağıtım ve satılmayan kopyalarla uğraşmayacağınız için, bence maliyet dengelenecek, hatta daha ucuza gelecektir!

Bunun bir avantajı daha olur: sözgelimi, ben spor sayfasını okumam. Boşu boşuna kağıt israfına gerek yok; spor sayfasız seçebilirim gazetemi, hatta teşvik etmek için biraz daha ucuz olur!

Biraz daha hayal kuralım: bireysel yayıncılar, aynı bloglarda olduğu gibi, ama daha değişik bir altyapı kullanarak, gazete formatında yayın yapabilirler. Sözgelimi, ben beğendiğim bir blogu Internet’ten takip etmek yerine, ya da mecburi durumlarda -mesela canım vapurda okumak isteyebilir- bu kiosklardan basılı halde satın alabilirim.

Reklamverenler açısından da bakın: reklamveren de, satılan baskı başına ödeme yapacağı için, bu sistem onlara da cazip gelecektir.

İşte, “ne şiş yansın, ne kebap!” tarzı bir yaklaşım!

Call of Duty 4 ve Crysis oynamak için DirectX 10 gerekli değil!

Tom Clancy’s Rainbow Six:Vegas, Unreal motorunu kullanıyor ve ayar dosyalarından Shader 4 desteğini kapatmama rağmen, Radeon X700 ile çalışmadı. Sanırım, Direct X10 olmadan da, Shader Model 3.0 destekli bir kartla oynanabilir.

Sanılanın aksine, Call of Duty 4 ve Crysis ise, sisteminiz ve ekran kartınız vasatın üzerinde ise, DirectX 9.0c ile gayet güzel oynanıyor. Grafikler hala güzel. Crysis’in kaplamaları oldukça primitif görünse de, Call of Duty 4′de gayet memnun edici bir grafik kalitesiyle karşılaştım.

Call of Duty 4 screenshot Call of Duty 4 screenshotCall of Duty 4 screenshot

Crysis’i oynamak için ek bir yama kurmanız gerekiyor; ancak Call of Duty 4, hiçbir ek işlem yapmadan gayet güzel çalışıyor DirectX 10 desteği olmayan kartlarla da. Tek yapmanız gereken, son DirectX 9 sürümü olan DirextX 9.0c’yi kurmanız.

Bu arada, Call of Duty 4, eleştirilerin aksine, bence harika bir oyun olmuş; çok kısa da değil.

Call of Duty 4 screenshotCall of Duty 4 screenshotCall of Duty 4 screenshot

Ekran görüntülerini kendi sistemimde, oyun içinden F12 tuşunu kullanarak aldım; fikir sahibi olmanız açısından…

Wikipedia referans gösterilir mi? Hayır; ama Veropedia bu sorunu çözüyor!

veropediaWikipedia, Internet’in en “soylu” ve kesinlikle en yararlı projesi; zaten sık sık bahsediyorum. Maalesef bizde gelişmedi, gelişmemesi de doğal. Zaten muhtaç olduğumuz tüm bilgi damarlarımızdaki asil kanda mevcut; o yüzden okumaya öğrenmeye filan gerek yok.

Wikipedia’nın ciddi bir sorunu vardı: özellikle İngilizce wikipedia, son derece kaliteli olsa da, bazı maddelerin objektif ya da doğru olduğunu bilmemiz mümkün değildi. Ben bunu ciddi bir sorun olarak görmedim; bunun iki nedeni var: Birincisi, wikipedia’yı ansiklopedi niyetine kullanmadım. Birbiriyle bağlantılı maddeler içinde sıçrayıp, beni nerelere götürdüğünü görmeyi seviyorum. Bu süreçte, öğrenmekten çok fikir üretmekle ilgiliyim (iyi de, bilgin olmadan nasıl fikir üreteceksin demeyin, rastgele tıklayıp “aa füzyondan silikon memeye gelmişim ne güzel” demiyorum elbette!)

İkincisi, Wikipedia son derece aktif, hızlı ve etkin çalışıyor: üzerinde saçmalanan girdiler büyük bir hızla deşifre edilip kategorilere ayrılıyor. Ama buna güvenmeyin. Yani ciddi bir araştırma yapıyorsanız hala referans kitapları ve ansiklopedilere ihtiyacınız var. Öte yandan, Wikipedia’nın sunduğu maddeler arasında hızla dolaşma, bağlantı arama gibi özellikleri sunabilen, hatta yanından geçebilen herhangi bir araç, bilgi kaynağı ya da kitap yok.

Veropedia, aylardır duyduğum ama nedense ziyaret etmeyi sürekli unuttuğum çok güzel bir proje. Maddeler yine Wikipedia’dan alınıyor, doğruluğu akademisyen ve konunun uzmanları tarafından kontrol edildikten sonra Veropedia’da yayınlanıyor. Yani, Veropedia’yı ansiklopedi gibi kullanmanız, hatta belki ansiklopediden daha fazla güvenebilmeniz mümkün. Örnek vermek gerekirse, bizde yayınlanan bazı ansiklopedilerdeki hatalar, yayıncıları tarafından zaman içinde düzeltildiği halde, bizim haberimiz olmuyor; ’da ise böyle bir sorun yok.

Haliyle Veropedia’daki (ya da “Verified Wikipedia’ diyelim; muhtemelen isim bundan türemiş) girdi sayısı Wikipedia’daki gibi namütenai değil. Yine Wikipedia’da olduğu gibi, kayıt olup kafanıza göre yazıp çizemiyorsunuz; Veropedia, kullanıcılara kapalı. Elbette bu iyi bir şey.

Veropedia’da şu an 3800 civarı madde var. Unutmazsam bu gece komple hard diskime indirmek niyetindeyim!

Şu an sadece İngilizce; ancak başka dillerde de yayınlanması planlanıyormuş. Sayfa tasarımını pek tutmadım.

Wikipedia’dan farklı olarak, reklamların varlığı dikkatinizi çekecek. LÜTFEN VEROPEDIA REKLAMLARINA TIKLAYARAK SİTEYE DESTEK OLUN! Bu insanlar, herhangi bir çıkar beklemeden muazzam bir enerjiyle son derece yararlı içerik üretiyorlar. Üstelik, bu düzeyde bir sunucunun, bant genişliğinin giderleri bile çok ciddi rakamlar. Ben birkaç Amazon reklamına tıklayarak kendi çapımda destek oldum Veropedia’ya.

7, toplam 37 sayfa«123456789101112131415»...Last »