Tarihteki ilaç fiyaskoları
İlaç şirketlerine fazlasıyla kafayı takmış olduğumdan, zamanında bir hayli “ilaç fiyaskosu” yazısı okumuştum. Akıllara zarar sayıda “zararlı” ilaç olsa da, birkaç tanesi oldukça çarpıcı olduğundan aklımda kaldı. Çok gerekmedikçe ilaç kullanmam; zira genelde şifa yerine bela buluyorsunuz.
Aspirin’i bulan Bayer, üzerinden birkaç sene bile geçmeden, morfini, aspirin’in de hammaddesi olan asetik anhidrit ile işleme tabi tutarak eroini elde ediyor. (Bu arada aspirin o kadar önemli bir ilaç ki, II. Dünya Savaşı sonunda Almanya’ya bu formülü açıklaması için baskı yapılıyor ve anlaşmanın maddeleri arasında ilk onda!)
Eroin, başta son derece iyi bir fikirmiş gibi geliyor; zira çok ucuz hammaddeler kullanılarak pahalı olan morfin, 250 kat güçlü hale geliyor. Eroin, mucize ilaç olarak öksürük şurubu ve ağrı kesici olarak kullanılıyor. Diğer marifetleri anlaşılınca piyasadan çekilse de, eroin ilaç olarak Türkiye’de bile satılmış; hatta eski dergi arşivlerimde eroin’in reklamını da bulabildim.
İlaç olmayan, ama zararsız olduğu düşünülüp büyük kitlelere zarar veren bir başka “müstahsar”, hatta en ünlülerinden biri, Agent Orange. Eğer hafızam beni yanıltmıyorsa, içinde yüksek oranda dioksin var. ABD, bunu Vietnam savaşında, ormandaki ağaçların yapraklarını dökmek için çok yüksek miktarlarda kullanıyor; zira yoğun bitki örtüsü ABD askerlerinin ormanda gafil avlanmasına ve hava operasyonlarının yürütülememesine neden oluyor.
Agent Orange’ın marifetleri savaştan sonra ortaya çıkıyor. Başta “Vietnam sendromu işte, çocuklar kafayı yedi” diye geçiştirilse de, ilacın kanserojen ve halüsinojen etkileri ortaya çıkıyor. ABD devleti, gizli ve “tutkulu” üzerini kapama çabalarından sonra, skandal patlıyor. Agent Orange, sinemaya hatta müziğe de bir dönem esin kaynağı oluyor. Jacob’s Ladder filmi ve Depeche Mode’un Agent Orange parçası gibi.