* You are viewing the archive for the ‘blog’ Category

Blog adabı



Bizde “ciddi” kelimesinin anlamı çok muğlak. Örneğin, dünyanın en salak işini asık surat, çatık kaşla yaparsanız, birçok insan sizi “ciddi” bulacaktır. Bu yüzden, Richard Stallman gibi adamlar ciddiye alınmazlar bizde, öyle ya, dahimiş banane, adam olsun, kravat filan taksın, taş yerinde ağırdır. Ağır ol, molla desinler.

ABD’de birçok büyük şirketin başındaki adamlar blog yazıyor. Sun Microsystem’ı sık sık örnek veriyorum; Jonathan Schwartz zaten bu akımın öncüsü. Ciddi yazıyorlar; “ciddi” den kastım, işlerini ciddiye alarak yapıyorlar; orada espri yapmak filan ne delikanlıyı, ne de üst düzey yöneticiyi “bozuyor”. Aksine, ciddi bir konuyu esprili ve ilgi çekici şekilde anlatmak, ayrı bir yetenek ve zeka belirtisidir.

Blog, “ciddi” değildir; yani biz Türklerin anladığı anlamda ciddi değildir. Bizde, ciddinin karşıtının “cıvık” olarak düşünülür; bu doğru değil.

Blog yazarken tavrınız sinirli, kuşkucu, neşeli,esprili olabilir; hatta ortayaş kadın blogları ve TV’lerdeki öğlen programları tarzı “sevecen” bir tavır içinde olabilirsiniz. Ama “yılık” ve “cıvık” olmanız gerekmediği gibi, bu aynı zamanda iticidir de.

Blogunuz popüler olmaya başladıkça, yorumlar almaya başlayacaksınız. Sizden daha zeki olduğunu düşünen ve vakti çok olan bazı zevatlar, çirkefliğe varan yorumlar yazabilirler. Sinirlenmenize gerek yok; sonuçta Internet’de gerçek insanlardan oluşuyor. İti de var, kurdu da.

Bütün yorumları yayınlamanızı tavsiye ederim (küfür içerenler ve israrla aynı şeyi söyleyenler hariç). Türk insanının içinde değişen oranlarda sansürcülük vardır; ama sansür iyi Bir şey değil. Birinin size terbiyesizlik ya da haksızlık ettiğini düşünsenizde, yorumunu yayınlayın. Cevabını da verin. Narin ve nazik olmanız şart değil; ancak kesinlikle küfür ve ispatlamayacağınız ağır ithamlar kullanmayın. Zaman içinde göreceksiniz ki, bu tipler hem yakanızı bırakacaklar, hem de okuyucularınız arasından gereken cevabı verenler çıkacak. Dürüst olmak, açık olmak size puan kazandırır.

Sırf girdi olsun diye, bir resim koyup altına 2 satır yazı yazmayın. (Kullandığınız görsel materyaller çok çarpıcı ise durum değişir)

Başkalarından alıntı yapıyorsanız, kaynak gösterin.

Bazı blogcular, hitlerini artırmak için link takasına giriyorlar. Şahsen çok nadiren link veririm ve hayatım boyunca, birine “ben sana link vereyim, sen de bana” gibi bir teklif yapmadım. Gerçekten samimi olarak sitesini,blogunu beğendiysem link veririm. Bana link veren bir bloga, ben de beğendiysem link veririm. Link takasını rating için yapmak, hem ahlaken çirkin bir davranıştır, hem de sitenizin-blogunuzun değerini düşürür. Örneğin, beğendiğim bir siteye-blog’a girdiğimde, onun kendi kalitesinde blog ve sitelere link verdiğini düşünür ve o linkleri takip ederim. Eğer linkler, sadece rating adına yapılmış ya da o kalitenin çok altında sitelere çıkıyorsa, o insanın sitesine-bloguna bir daha gitmem.

Blog içeriği konusu daha geniş bir kavram; blogunuzun nasıl olmaması gerektiğini söyleyebilirim ama nasıl olması gerektiğini zaman içinde ancak siz anlayabilirsiniz.

 

Blog, o kadar da kişisel bir şey değildir!





Sanırım, “blog” kelimesinin yanlış Türkçe çevirisinden dolayı (web güncesi,ağ günlüğü vs), blog nedir, ne değildir, ne olmamalıdır, bunu pek kavrayamadık.

Herşeyden önce, blog bir günlük değildir. Yani, kimse sizin (Paris Hilton filan değilseniz) o gün ne yediğinizi, bağırsaklarınızın hangi tempoda çalıştığını, kiminle seviştiğinizi filan zerre kadar merak etmemektedir. Elbette, içinde sadece yemek tarifleri olan bloglara bolca link verip yorumlarıyla yalakalığı elden bırakmayan bir erkek kitlesi mevcuttur; ben cinsel ihtiyaçlarını bloglayarak giderebileceğini düşünen şaşkınları baz almıyorum zaten.

Başınızdan geçen şeyler, başkalarını şaşırtabiliyorsa, yazmaya değerdir. Örneğin, kız arkadaşınızın elini ilk defa tutmanızın “blog değeri” yoktur; ama kız arkadaşınız size tecavüz edip Beşiktaş iskelesinde yarı çıplak halde bıraktıysa, bu ilginçtir.

Blogunuz, tercihan “Unisex” olmalıdır. Türkiye blogosferinin %30′unu oluşturan yemek tarifi blogları, %25′ini işgal eden 3.sınıf şiir ve türlü çeşitli şekillerde patlayan kalpler, yanıp sönen melekler, danseden bebekler gibi tek temaya sahip bloglar, tahmin edersiniz ki, yalnızca siz, pusulasını şaşıran Internet gezginleri ve “ava çıkmış” toy delikanlılar tarafından ziyaret edilmektedir.

Blog, bir site değildir. İnsanlar, bir blogda başka bir insanın yorumlarını, tecrübelerini görmek isterler. Yani, arka arkaya sağdan soldan derlediğiniz ya da aleni copy-paste yaptığınız teknoloji haberlerini yazmak, bir blog meydana getirmez. Bahsettiğim haberlerin en sonunda “valla çok güzelmiş”, “yaşadık artık”, “Türk insanının özlemi bitti” gibi tek cümlelik yorumlar katmak, bahsettiğim “kişiselliği” sağlamazlar.

12, toplam 12 sayfa«123456789101112