* You are viewing the archive for the ‘blog’ Category

Bizden blogger olmaz!

Hiçkimse, oturup Esnaf Hastanesinin baş hemşiresi tarafından kaleme alınan otobiyografiyi okumak istemez. Muhtemelen oldukça sıkıcı, çoğumuzunda midesinin kaldırmayacağı kadar kanlı,irinli filan olurdu. Düşünsenize, "bugün trafik kazasında iki kolu kopmuş birini getirdiler, çekilecek dert değil bu iş, sendika bu hafta eyleme başlayacakmış, biz %30 zam istiyoruz, devlet %14 artı her ay %1.2 zam öneriyor" gibi şeyler…

Genel olarak, yazılmaya değer bir hayatı olan insanların sayısı toplumun %1′i bile değil. Onların da ancak %1′inin aklına blog yazmak geliyor. Gelenlerin de herhalde ancak yarısı bu işe soyunabiliyor; artık ne kadar kolaylaşmış olsa da, az çok biraz teknik bilgi gerekli blog yazmak için.

Gerçekten beğenerek okuduğum Fatih Arslan, okunmaya değer bloglardan bahsederken beni de örnek göstermiş, sağolsun. Maalesef ben kendim hakkında onun kadar iyimser değilim. Fatih Arslan’ın yazısını okumanızı öneririm, zira böyle giderse bloglar da birsüre sonra forumlarla aynı kaderi paylaşacaklar. Bu durumu düzeltmek için hepimizin yapması gereken şeyler var.

Bizden neden blogger olmaz?

İnsanların ilgisini çekmek için, en azından her gün ilgi çekici bir konu bulmanız gerek. Bu da, ne kadar yoğun yaşadığınıza ve birikim düzeyinize bağlı. Son yıllarda çok az seyahat ediyorum, çok az okuyorum, çok az iyi film seyrediyorum. Doğrusunu isterseniz, bilgisayar başında olmadığım zamanların sayısı, çok ama çok az.

Dolayısıyla, yazmaya değer ilginç şeyler de çok nadiren ortaya çıkıyor.

Blog girdilerini tablarla ayıran ultra süper AJAX eklentisi gibi konular, maalesef bana ilginç gelmiyorlar. Emin olun, çoğu insan da bırakın ilginç bulmayı, okunmaya değer bile bulmuyor. Kendi bloguma baktığımda, yazdığım çoğu yazıyı okumaktan sıkılıyorum.

Bloglar, bilgisayar dünyasının seyir defteri, Javascript deposu, video indirme linkleri dizini, Linux kullanım kılavuzu filan olmamalılar. Oysa bizde bu tip bloglar daha çok ilgi çekiyor; çünkü bilgisayarı aktif olarak kullananlar, maalesef yine camia içinden insanlar. Örneğin bir motor ustası, işini geliştirmek için Internet’ten belge avına çıkamıyor, dünyadaki diğer motorcularla ilişki kurmuyor, bir motor ustaları sitesi yok.

Oysa blog formatı böyle birşey değil. Çok kullandığımız bazı Wordpress eklentilerinin geliştiricilerinin sitelerine bakın mesela. Kimisi amatör bisiklet yarışçısı, kimi kısa film çekiyor, arada da bilgisayarlar ilgili düşüncelerini, tecrübelerini yazıyor; ama kullanım kılavuzu formatında değil. Arasıra tatilde gittiği yerlerdeki içtiği yöresel şaraplardan bahsediyor, çünkü iyi şarap içmek de adamın hobilerinden; hatta degüstasyon kursuna filan da gitmiş.

Bizde çok bu tarz adam yok; çünkü bizde bu hayatı yaşayabilecek ekonomik düzey yok. (Paranız varsa vaktiniz, vaktiniz varsa paranız olmuyor!) Paranız da olsa, Türkiye’de yaşamak kolay değil. Adam Fransız vatandaşıysa, İngiltere’ye, Belçika ya da Almanya’ya, komşu şehre gider gibi gidebiliyor; oysa biz vize kuyruklarında sürünüyoruz. İmkanlar da çok; burada sihirbazlık öğrenmeniz çuvalla para da harcasanız kolay değil; oysa onların kulüpleri, hatta sırf malzeme ve bu konuda kitap satan mağazaları var. Bahsettiğim yerlerde, makul paralar karşılığı size çeşitli numaralar öğreten insanlar var.

Eh, bu engeller de bizi daha renksiz insanlar yapıyor. Hayatınız renksizse, tek yazabileceğiniz şey, bildiğiniz bazı teknik konuları paylaşmakla sınırlı. Bunu da yapamayan blogunu üçüncü sınıf şiirlerle, oradan buradan araklanmış yemek tarifleriyle donatıyor.

Kısacası, bizde blogların kültüre bir katkısı yok. Yaşam kalitesine, paylaşıma, keşfetmeye faydası yok…

O yüzden, ben de dahil olmak üzere, hemen hepimizin blogu, çok da ahım şahım şeyler değiller! Önce bu gerçeği kabullenmekle başlayalım, sonra belki çözüm buluruz…

Bu blog nasıl çalışır: Blograzzi, link değişimi ve “genel prensipler”

Uzun zamandan sonra ilk kez Blograzzi’yi açtım. Neredeyse 3 aydır özel mesajları kontrol ettiğim yoktu; “beni de eklesene” tarzı tonla özel mesaj gelmiş.

Burada antrparantez, Blograzzi ve Inveon’a değinmek istiyorum.

Blograzzi sistemini beğenmiyorum, neden beğenmediğimi de defalarca yazdım. Öte yandan, Inveon ve Blograzzi’yi ayrı tutuyorum. Kısaca şöyle söyleyeyim; birine iş vermem gerekse, Inveon çalışmak isteyeceğim şirketlerden biri olurdu. Epeyce maillaştık, bu esnada bazı cevapların geçiştirme olduğunu düşünsem de, bu genel görüşümü değiştirmez. Inveon, nazik insanların çalıştığı, işini ve diğer insanları önemseyen, ciddi bir şirket. “Beğenmediğim şirketler” ve “profesyonel olmayan şirketler” ayrımını doğru yapmak gerek. Örneğin, Microsoft beğenmediğim bir şirkettir, ama 1-2 kere işim düştüğünde cidden sorunu çözmek için çaba harcadılar. Çözememiş olmaları çok önemli değil, sonuçta ben sorunları kendi imkanlarımla çözdüm. Ama profesyonel yaklaşımlarından memnun kaldım. Her şirketin açmazları var, benim değer verdiğim herzaman için iyiniyet…

Bunu neden yazdım, çünkü Inveon’dan gelen özel bir mesajı, çok uzun zamandır kutuyu açmadığım için görmemişim. Bundan dolayı da rahatsızlık duydum, çünkü istemeden de olsa, eleştirdiğim bazı şirketlerle aynı duruma düştüm.

Herneyse, asıl konuya geçelim.

Bu blog benim özel alanım. Çoğunuzun da bildiği üzere, çok farklı konularda ve düşüncelerimi “minimum düzeyde filtre ederek” aynen yazıyorum. Blogumu ekonomik bir değer haline getirmek, ya da herkese illaki okutmak gibi bir çabam yok.

Onun için lütfen bana mail,msn ya da Blograzzi’den mail atarak link değişimi teklifleri yapmayın. Buna hiç sıcak bakmıyorum. Ama varlığınızı hatırlatacak mesajlar atabilirsiniz, blog okumaya üşenen biri değilim. Beğenirsem de, karşılık beklemeden link veririm zaten. Haberiniz bile olmaz.

Öte yandan, ağzıyla kuş tutsa, çok beğensem de link vermeyeceğim bloglar var. Blogroll’u olmayan bloga, ya da bunu başka sayfaya taşıyarak aklı sıra çakallık yapanlara kesinlikle link vermiyorum. Blogroll, blogun namusudur, kaldırırsanız olmaz. Bu ne demek biliyor musunuz, ben yazarım yalakalar link verir, ben de kimseye bir bok vermem, nalıncı keseri gibi sadece kendime yontarım demek.

Güzel blogu olduğu halde, yazmaktan çok reklam-pazarlama derdine düşmüş olanlara da link vermiyorum. Bu da, sürekli kendi reklamını yapmak için yanıp tutuşan insanlara benziyor. Blog kişisel birşeydir, yaptığınız işi koyun ortaya, bırakın gırtlaklarına basılmadan insanlar özgürce karar versinler.

Şunu da söyleyeyim; link takasına ihtiyacım yok. Neden yok derseniz, birincisi pagerank olayına hiç inanmadım. Artık Google’da inanmıyor demekki, Orion algoritması diye birşey attı ortaya. Ayrıca, link takasına hayatını veren insanların çoğundan çok daha “baba” bir kaynağa sahibim: sourceforge.net’de, Pozitif Linux öylece duruyor. Dün gece dağıtımı oraya upload ettim, işim olduğu için de çok uzun zamandır sayfa yapmadım. Bahsettiğim sourceforge’un pageranki 9! Bu işleri iyi bilenler yorumlasınlar, pageranki 9 olan bir siteden kendi sitenize link aldığınızda, en az 2 puan alırsınız. iwebtool’a göre beklenen Pagerank’im 5. Sourceforge’dan link versem, hadi 7 olmasın da 6 olsun. Benim bildiğim kadarıyla, Türkçe wikipedia dışında pageranki 7 olan bir site yok. Uğraşsam bunlarla uğraşırım, ayrıca Haziran ayından beri sourceforge’da hesabım var; bunca zaman hiçbir girişimim olmamış.

Yine çok meraklı olsam, Joomla’dan da link alırdım; reklamstore reklam eklentisini koyarak (Joomla’nın pageranki 7) yine bayağı bir pagerank artırırdım.

Kısacası, ondan bundan link almak için hayatını tüketenler boşuna uğraşmasınlar. Internet’te oldukça adil bir sistem var. İyi ve bol içeriği, özgün içeriği olan kazanır. Nitekim, şişirme yöntemlerle pagerank yükseltenlerin pagerankleri geçtiğimiz aylarda 1-2 puan düştü; iwebtool’a göre, pagerank güncellemesi olursa, daha da düşecekler.

Türk blog camiası ne alemde?

Blog nedir anlamadık. Neden mi?

Çünkü “en meşhur” (kendi kendilerini “meşhur” ilan ediyorlar çoğu; inanma açı olduğumuzdan inanıyoruz biz de) blogların yarısından fazlası, hatta %80′i “blog servisi”, hatta “blog yan sanayisi” olarak hizmet ediyor.

Nedir yani? “Blogunu en manyak Web 2.0 butonlarıyla donat”, “en esaslı 83 Wordpress eklentisi”, “Eklemezsem basur olurum dedirtecek birbirinden sapık eklentiler aha burada”, “Wordpress SEO’da damarı buldum, çakıp zirveye oturdum” tarzı yazılar, araçlar, eklentiler, temalar, widget’lar,zartlar,zurtlar…

Bunlar gereksiz demiyorum. Yazanları da eleştirmiyorum. Ama birbirinin kopyası 193 blog görmek de eğlenceli değil. Herkes birbirini taklit ediyor, copy-paste yapıyor. Gerek yok. Kimsenin de umurunda değil. Yapanlar da Adsense milyoneri olmuyor, çoğunun blogu sinek avlıyor. Öyle bir ortam ki, 5 arabaya 6 yıkama-yağlamacı, 7 rot balansçı, 10 yetkili,21 özel servis düşüyor.

Bizim bu kadar teknoloji açlığımız olmadığı gibi, teknolojiyi efektif olarak kullanma yetisinden de yoksunuz. Çünkü gerçek anlamda teknolojiye ihtiyaç duyacak kadar hızlı yaşamak zorunda değiliz. Biz Türküz. Bizde işler “tamam abi en kısa zamanda hallederiz”, “Ahmet Bey ben bankaya talimat vermiştim ama demek işlemi yapmamış deyyuzlar”, “Allah belamı versin yolladım Rıfat abi, gelmediyse yarın hemen yollarım” diye yürüyor.

Blog, web sayfasının “alt alta yazılan” şekli filan değil.

Boşuna havalara girip SEO MEO kastırmayın, Adsense’den kazanacağınız para belli. “Ben geçen sene yat aldım” diyen adam hosting parasını çıkaramıyor. Nedeni basit; yazdığımız dildeki yazıları takip edebilen en fazla 5 milyon adam var. İngilizce blog yazdığınızda, potansiyel bir anda 1 milyarı geçiyor. Rekabet de fazla, o ayrı.

Kimileri, yalakalık ekosistemi yaratıp günü kurtarmaya çalışıyor. Bundan kazançlı çıktığını sanan bazı saf blogcular da var. Buna bir örnek, Eda Suner’in saadet zinciri. Aslında link filan verdiği yok; ama link aldığını sanan bazı saflar bilgisayar başında geçirdikleri vaktin yarısını yalakalıkla harcamaktalar. Kapalı devre blog sistemi. Bu aralar bir “mailing list” oluşturmuş; yine bir blogcu tanıdığım gelen maildan bahsetmişti; buradaki maili görünce, aynı yazının herkese forward edildiğini anladım.

Bu camia, Adsense gibi bir sistemden adam gibi para kazanamadıkça adam olamaz. İyi işler için para gelmesi lazım. “Ulan heryerde incik boncuk, dikiş nakış, yemek tarifi blogları” diye şikayet ediyoruz; e profesyonel blogcu yokki, canı sıkılan ev kadınları blog açıp duruyor. Ayda gelen 10 dolarla kimsenin bu işe profesyonel olarak soyunması beklenmesin.

Açıkçası, Adsense’i yıkabilecek yerli girişim yok. Adsense, aslında blogcuya para kazandırmıyor, piyasayı baltalıyor. Bugün çok daha ucuza Google Adwords reklamı verenler, daha pahalı olması gereken yerli reklam şebekelerine doğal olarak para vermezler. Ama Türkiye şartlarında fiyatların daha yüksek olması gerek. Çünkü İngilizce yayın yapan bir sitenin (muadil site ve içerikten bahsediyorum) hitlerinin yakınına bile gelmesi mümkün değil Türkçe sitelerin. Adamlarda “sürüm olduğu” için tıklama başına gelirin az olması mantıklı, bizde ise anlamsız. Her web yayıncısı toplu olarak Adsense reklamı yayınlamama kararı alsa durum fena halde değişir; ama böyle Bir şey olamayacağının Google da farkında.

Sponsorluk sistemi tek çözüm. Şu sıra herkes reklam şebekesi kurma derdine düşmüş; ancak sponsorluğa aracılık etmeyi aklına getiren yok. Bizde adam gibi reklam şirketi filanda olmadığı için, bu işler palazlanamıyor. Şimdi Turkcell’in genel müdürü webde gezinirken “ya Barış Atasoy’un blogu güzelmiş, telefon edip reklam vereyim şu elemana” demez! Bunu organize etmesi gereken reklam şirketleri ise ortada yoklar.

Blograzzi’de artık biraz kendini toparlayıp, Technorati gibi düzgün bir biçime kavuşsa, bu işler biraz daha acısız yürür. Çok Bir şey ifade ediyormuş gibi, herkes şu sıralar gözünü Alexa’ya dikmiş durumda. Para vermeyi göze alanı ilk 10.000′e sokarım, hiç mesele değil. Alexa’yı kaale alan bir tek biz kaldık zaten!

Hırsız blogcu Fuad

http://fuat0202.spaces.live.com/Blog/cns!E196B99D5F4900C!924.entry adresinden bir link almışım, bir de ne göreyim, Fuad namlı hırsız arkadaş, son yazdığım bütün cep telefonu girdilerini çalarak bünyeye nakletmiş.

Bundan böyle denk geldiğim bu hırsız arkadaşların ad ve adreslerini zikredeceğim. Tabi utanıp arlanacakları filan yok da, cümle alem bilsin diye.

Blogumu nasıl darphane haline getirdim?

Bildiğiniz gibi, deli gibi para kazanıyor ve paraya para demiyorum. Daha da iyisi, bunu genelde çaldığım yazılarla ve hiç uğraşmadan yapabiliyor olmam.

Elbette bu işte biraz uyanık olmak gerekiyor. Ben bu bilgilerin çoğunu, Blograzzi alemindeki arkadaşlardan aldım. Bir kısmını sizlerde de paylaşayım ki, 3-5 yüz bin dolar da siz kazanın; zira fakir bloggerlarla takılmanın bir zevki olmuyor.

1.Link vermeyin ama herkesten link alın.

Bir bloga girer girmez hemen pagerankine bakın. Bu sizin karşı tarafa ne kadar yağ çekmenizi belirlemenizi sağlayan bir sayıdır, başka da bir faydası yoktur. 2-3 üzeri pagerank için, gururu dolaba kaldırın, derhal girişimlere başlayın. Size link vermelerini sağlayın.

2.Blogroll’dan link vermeyin

Bu yeni yeni keşfettiğim bir numara. Blogroll’dan link verirseniz, adamın technorati puanını yükseltme riskiniz var. En iyisi, link vermeye mecbur kaldığınızda, bunu karmaşık JavaScriptler içinden yapınki, Google gibi arama motorları linki göremesin, adamında pageranki filan yükselmesin. Mesela, Blograzzi’nin çok kıymetli bir aracı var, oradan link verirseniz, Google katiyen görmez.

3.Onu da yapamıyorsanız, linkleri başka bir sayfadan verin

“Şekerim, linkler çok, blogroll’a sığmıyor” bahanesi ile, ayrı bir sayfa açarak, linkleri oradan da verebilirsiniz. Bunun da çok sayıda hile hurdası var ama incelikleri yazarsam siz de çok kazanırsınız, pagerankiniz artar, uyuz olurum.

4.Polemik yaratın

Onu buna sataşıp küfür filan edin. Ne kadar rezil bir kişilik sergilerseniz, insanların “oo bu okkalı biri galiba” diye düşünüp, size yağ çekmeleri, dolayısıyla link vermeleri ihtimali artacaktır. Boyunuzun ölçüsünü alsanız da sorun değil. En sevdiğim yöntem, hem küfür edip, hem de karşı taraf cevap verdikçe BAŞARIMI KISKANIYORLAR; MEYVE VEREN AĞAÇ TAŞLANIR tarzı capslocklu ifadeler yazmaktır.

5.Yorum yazmaya başlamadan önce Caps Lock’ a basın

Büyük harfle yazılan kelimelerin gücünün daha fazla olduğuna dair bir inanış var halk arasında. CAPS LOCK DOSTUNUZ, NAMUSUNUZ,SEVGİLİNİZ OLSUN. Caps Lock’suz yorum yazmayın.

6.Sevgi kelebeği olun

Bir taraftan küfür edin, bir taraftan size link verenlere pıtırcıklar,canım,aşkım gibi avam ifadelerle hitap edin. Karşınızdaki insanın yaşının filan bir önemi yok; ama prensip olarak, 50 yaşın üstündekilere pıtırcık demem, canım’ı kullanırım.

7.Değer dili kullanın

Yaptığınız saçma şeyleri “proje, konsept,atılım,girişim,topluluk” gibi süslü kelimelerle allayıp pullayın. Örneğin, “Yoruma cevap yazma projem”, “yanlış hecelenen popüler domainleri satın alma girişimim” gibi.

8. Çarpıcı başlıklar seçin

İnsanların ilgisini çekmek ve arama motorlarından gelen müşterileri artırmak adına, popüler arama sözcüklerine başlıklarınızda bol bol yer verin. “Ali Kırca pornosunu 200 inçte gösteren yeni plasma: Hamzong 200ZX, alemin kralı plasma tv”, “Etek altı görüntüler artık kristal gibi net: Zortika 7232 hfz 5.2 MP kameralı cep telefonu” gibi.

7, toplam 12 sayfa«123456789101112»