Nereden çıktı blog? Meşhur mu olmak istedin? Yoksa maruzatın mı var?
Ehmm güzel soru
aslında meşhur olmakla bir ilgisi yok, daha öncede bir kaç blog denemem vardı, yazardım çizerdim ama bu işi artık biraz daha "profesyonelce" yapmak istedim ve 3 aydır adres değiştirmeden aynı blogda yazmayı sürdürüyorum 
Yani herkes kendini anlatmak ister güdüsünün devamı diyebilir miyiz?
kısmen de olsa evet ama ben kendimi anlatmaktan ziyade insanlara faydalı olmaya, en azından birşeyler hakkında bilgi sahibi olmalarını istediğim için yazıyorum da diyebilirim
Sanırım yeterince açık:) Dikkatimi çeken birşey var, sen hukukçusun, Serkan biyolog, ben mesleğime karar veremedim. Ama hepimizin ortak bir tarafı var: genelde konularda bir bilgisayar ve web ağırlığı, hatta kendi alanlarımıza giren konuları bile bilgisayar,web ve Internet’le "harmanlama" girişimi var. Sence bunu neden yapıyoruz? Hukuk bölümün dikkatimi çekti; yine web’e takılmadan duramamışsın. Ben aslında o kadar bilgisayar sevmeyen biri olarak, ağırlıklı bu konuda yazmışım. Serkan da öyle…
Meslegim açısından konuşayım, hukuk istesek de istemesek de hayatımızın her konusunda karşımıza çıkan bir mesele. Hemen her türlü konuda hukuk karşımıza çıkabiliyor, ister bilişim olsun ister farklı bir konu olsun. Ben açıkçası bloguma ilk yazdığımda sırf hukuki nitelikli yazılar yazıyordum, ancak daha sonra az önce dediğim gibi hukukun her alana etkisi olduğunu bildiğimden bu harmanlamayı yptım
nede olsa, 2 kişinin olduğu yerde hukuk vardır 
Yani illa bilgisayar ve web’i de oyuna sokayım diye bir baskı hissetmiyorsun? Açık konuşayım, başlarda sadece bilgisayarla ilgili konularda yorum yapıyordu okuyucular ve ben biraz içerliyordum. Çünkü çok daha önemli olduğuna inandığım bir çok konu var. Sende de böyle bir rahatsızlık oluyor mu? Yani Web 2.0 yazısına 20 yorum gelirken, atıyorum "hepimiz hapse girebiliriz, Orwell yasası mecliste" gibi bir yazı yazdığında hiç yorum gelmeyince rahatsız olmuyor musun?
tabi bir hayalkırıklığı oluyor, uzmanlaştığını zannettiğin bir konuda hiç yorum olmaması bazen içime oturuyor. Ancak biliyorum ki bir gün bir araştırma yapan bir kişi o bilgiye muhakkak ulaşıp onu okuyup değerlendirecektir. Nede olsa, söz uçar yazı kalır. Bilişim hiçbirimizin kaçınamayacağı bir konu, gün geçtikçe teknolojinin gelişmesi, bilişimin hayatımızda daha çok etki etmesine neden oluyor.
Bu konuda da yazmak kaçınılmaz oluyor böylece 
Blog’u bir sosyalleşme aracı olarak görüyor musun?
kesinlikle, blog sayesinde kendine sanal da olsa bir çevre kuruyorsun.. Bilgisayarların hepimizi asosyal ettiği bir dönemde, sanal ortamda sosyalleşmek, asosyalliğimizi bir nebze de olsa azaltabilir diye düşünüyorum.
Acaba sadece yazıp deşarj oluyor ve harekete geçmekten vaz mı geçiyoruz. Buna karar vermek zor. Aklıma Hyde Park’taki kürsü ve termosifonlardaki emniyet sübapları geliyor. Bloglar basıncı azaltıyor olabilirler mi?
Kim bilir, belkide.. Ama blogun insanın hayatında kaçınılmaz bir ihtiyaç olması fikrine de karşıyım. Bugünlerde görüyorum, bloglamazsam ölürüm, bloglamadan gün geçermi gibi cümleler uçuşuyor havada ve ben bunu pek samimi bulmuyorum açıkçası. İnsan kişiliğini kaybedebiliyor bütün herşeyini sanala döktüğünde
Maillarını okumadığında ya da bloguna yorum gelip gelmediğini göremediğinde rahatsızlık hissetmiyorsun yani…
Biraz rahatsızlık duyabilirim ancak işlerimi planlayarak yaptıgım için "off mail gelecekti dur bekleyim, bloglama krizim tuttu" tarzı bir tutum takınmıyorum açıkçası. sonuçta sanal alemin bana hakim olmasına izin veremem, benim ona hakim olmam daha doğru, değil mi?
Doğru, ama kendimden örnek verirsem, zaman zaman bu aleme teslim oldum, bunu inkar edemem:) Dışarıda hayat nasıl, yani Internet sayesinde burada bir alternatif mi yaratıyorsun, yoksa "eski usül" ilişkilere yeni insanlar mı ekliyorsun? Mesela, Internet’ten tanışıp gerçek hayatta devam eden ilişkilerin var mı? (Karşı cins olayını filan hariç tutalım, o başka bir konu!)
Fazla olmasada internette tanışıp, arkadaş olup, bu arkadaşlığı gerçek dünyada devam ettirdiğim insanlar var. Sanal alemden tanıştığım insanlarla geçmiş yıllarda yüzyüze geldim çoğu sefer ancak çoğunluğu sanal alemdeki gibi olmuyor, sanal alemde başka, reelde başka insanlar oluyorlar. Bu yüzden bir insanı sanal alemde iyice tanımadan yüzyüze görüşmemeyi tercih ediyorum.
Hukukçunun en büyük ikilemi nedir?
güzel soru
bana göre, olan hukukla olması gereken hukuk arasında kalmak çok büyük bir ikilem..
Hukukla adalet gibi mi:)
kesinlikle 
düşünün, hakimsiniz, önünüze bir dava geldi, vicdanınız (ve olması gereken hukuk) başka türlü davranıyor, ama mevzuatı uygulamak zorunda kalıyorsunuz. Böyle bir ikilemde vicdan yapıp da mevzuatı uygulamak çok ağır gelmez mi insana?
Ben de buna çok takılmışımdır. Belki hukuk, sadece hukukçulara bırakılmaması gerekecek derecede ciddi bir konu. Örneğin blograzzi’yi ele alalım bugün gündemde diye:) Ben Internet’le uğraşan, bu alandan para da kazanan biri olarak, sadece bir servis olarak bakarım, ama belki bir sosyolog gözünden baksanız feci derecede kötü bir düzen. Örneğin, "komünite tekeli" yarattığını söyleyebiliriz…
burada hukukun genelliğinden bahsedebilirim, hukuk sosyal bir olgudur ne de olsa, bu açıdan olaylara hem hukuki yönden hem de sosyolojik açıdan bakmak zorundayım. ne de olsa hukuk, toplumun üstünde bir kabuk görevi görmekte.
blograzzi konusunda ise bazen söz tükeniyor, blogunuzu takip ediyorum mesela, blograzzinin hangi kriterlere göre kimi ön plana çıkardığı belirsiz. Eleştirilecek o kadar yanı var ki, sessiz kalmakla konuşmak arasındaki ince çizgideyim şu an. Blograzzi öncelikle bir temizliğe gitmeli diyorum eleştirmeden önce. Çünkü blograzzi adı üstünde bloglara hitap eden bir çatı görevi görürken, bu çatının altında blog niteliği olmayan oluşumların yer alması bir şekilde "haksızlık" doğuruyor.
Belki biraz bizim hukuk bakışımız, orada da kendine böyle yer bulmuş. Örneğin ABD’de bir hukuk fetişizmi var, misal hukuk ve tıp okuyacaksanız önceden başka bir üniversite bitirmiş olmanız gerek. En yüksek ücretleri de bu iki meslek grubu alıyor ve insanlarında inanılmaz bir saygısı var hukuk ve sağlık hizmetlerine. Belki Google,Technorati adaleti bunun yansıması. Ama bizde darbeyle gelen biri, kendisinin yargılanmamasını hukuken güvenceye alabiliyor, doğal olarak demin konuştuğumuz hukuk-adalet uçurumu büyüyor.
Bu birazda bizim sessiz kalmamızdan kaynaklanan bir şey olsa gerek. "Vur kafasına al ekmeğini" sözü bizlere hitap ediyor bir şekilde. Her türlü alan da boynumuzu eğmeye alışmışız biraz, böyle gelmiş böyle gider diye. Sorgulamayan, sorgulamayı bilmeyen insanlarız, bu konuda kendimize hiç özeleştiri yapmıyoruz. Bunu yapmadıkça da kafamıza daha çok vururlar.
Seçim konusuna gelelim, bunu çok konuştuk. %47 içinde, AKP oyu ne kadardır?
AKP’nin bir tepki partisi olduğunu biliyoruz artık. Gerek 2002, gerek 2007 seçimlerinde insanlar birşeylere kızıp, alternatif olarak AKP’yi seçtiler. Yine de AKP’nin hitap ettiği belirli bir çevre var ve bunun %25 civarlarında olduğunu söyleyebilirim.
2002 ve 2007′de en azından bana göre, tepki gösterenler ve nedenler değişti. Mesela, 2002′de AKP’ye oy vermem için bir neden yoktu, çünkü değişim olmayacağını biliyordum. 2007′de AKP’ye oy verdim, ama bu bir tepkiydi. Genç Siviller hareketi var. Türkiye’de gerçek bir demokrasi arayışının başladığını söyleyebilir miyiz?
Ben Türkiyede demokrasi arayışları olduğuna katılmıyorum. Arayışların başlamasına diyeceğim bir şey yok ama öncelikle demokrasiye saygılı olmayı öğrenmemiz gerek sanırım. Bugün %47 oy veren vatandaşa "gerizekalı" damgası vuruluyorsa, demokrasiyi gerçekten sindirememiş oluyoruz, haksız mıyım?
Galiba demokrasi nedir, ne işe yarar bunu bilmiyor olmamızdan. Ben üniversitedeyken, solcular harçları protesto ediyordu ve aralarında zengin arkadaşlarım vardı. Kantinde çay içemeyecek kadar fakir arkadaşlarım da vardı ve sağcıydılar, solcuları dövmekle meşguldüler…
Bizden olmayan ölsün fikrinin yanısıra bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın felsefesini sindirmişiz içimize 
Evet; ama belki insanlar çıkarlarının nerede olduğunu düşünemeyecek kadar da "inanmış" olabilirler. Herşey slogan üzerinden yürüyor, itiraf ediyorum eskiden bazı konularda çok kapsamlı düşünemezdim. Sonra kendimle satranç oynar gibi farklı taraflara koydum. Mesela Htiler olup Yahudileri, Yahudi olup Hitler’i anlamayı denedim. Buna "empati" de diyorlar:) Son olarak, dünyada sadece tek bir site kalsaydı, hangisi olmalıdır?
(Google’ı saymıyoruz; zaten işe yaramazdı!)
açıkçası öyle körü körüne bir siteye bağlı değilim ama bencillik yapayım, kendi sitem 