Türkiye'nin en değerli şirketi: YontechŞu deniz kuvvetlerinin harika tasarımlı sahil güvenlik botlarını görmüşsünüzdür. Ne kadar muhteşem şeyler olduklarını bir başka zaman anlatırım.

Yontech’i en az 10 senedir biliyorum. Ancak uzun zamandır ne yaptıklarını takip etmemiştim.

Nefis bir tekne yapmışlar; Yontech S 36. Aslında, o devasa sahil güvenlik botları ile aynı platforma kurulu. 36 metre boyunda! Su jeti kullanan motorlar muhtelif; motora göre maksimum sürati 45-65 knot arası değişiyor. Teknik olarak kusursuz olduğundan eminim; zira askeri versiyonlarına zamanında ABD ve Norveç bile talip oldu. Dünyanın en iyi, en denizci teknelerini yapan, en iyi mühendis ve tasarımcıları yetiştiren Norveç! Teknenin tasarımı bence olağanüstü güzel; hatta bu kadar güzel çok nadir tekne gördüğümü itiraf etmeliyim (Cutty Sark gibi eski klasikleri saymazsak; bahsettiğim Sunseeker gibi, benzer klasmanda, modern tekneler)

İşte bu Yontech’i bence Türkiye’nin en değerli şirketi yapıyor. Nedeni çok açık. Türkiye’nin en büyük şirketlerinin cirolarına bakın, sadece “burada” büyükler. Kapıkule dışında, herhangi bir AB ya da ABD şirketi olabilirler. Maddi olarak çok önemli değer ifade eden şirketler değil bunlar.

Bugün için çok büyük bir maddi değer ifade etmiyor olabilirsiniz. Ya da, bulunduğunuz sektör itibariyle, çok zengin olamayabilirsiniz (örneğin toplu iğne üreten ve sektörün devi bir şirketin DuPont,Pfizer,Intel,AMD, hatta VIA ile kapışması mümkün değil) Ama yaptığınız işlerle kendi sektörünüze, bize bağlı sektörlere, hatta dünyaya yön verebilirsiniz. Tekerlek yüzyıllardır biliniyordu; ama Dunlop’un vulkanizasyon tekniğini geliştirmesiyle ulaşım bir anda değişti. Tabi dünya da.

Yontech de çok büyük ya da zengin olmayabilir, ama Kapıkule dışında, parasıyla değil, yaptığı işlerle saygı görecek bir şirket; zaten görüyor da. Onlar Türkiye’nin en iyi, dünyanın da hatırı sayılır teknelerinden birkaçını tasarlıyor ve imal ediyorlar.

Buraya, bilgiye, insana değer vererek geldiler. Karbon fiber tekne yapmak için fırın almak zorunda kaldıklarını okumuştum; yani adamlar tipik Türk işadamı mantığının aksine, “fırın alalım fason tampon filan da yaparız” diye fırın almadılar. Çok iyi bir tekne yapabilmek için ihtiyaç olduğundan dolayı aldılar.

Bugün dünyanın herhangi bir yerinde tekne fuarına gittiklerinde, yanlarındaki Türkiye’nin en zengin işadamlarını kimse tanımayacak ve itibar etmeyecek. Bina dikmekle, Makine almakla, vasat işgücünü ucuza sömürmekle dünya standartlarında iş yapmak tamamen farklı şeyler. Ha, AB’ye girersek ve dünya devleri Türkiye’ye gelirse, o zenginlerin de nasıl döküldüklerini göreceğiz. Aynı bankalarımızın dökülüp satıldığını gördüğümüz gibi. İşte o zaman Yontech gibi şirketlerin gerçek değerleri ortaya çıkacak.

Herşeyi eleştiriyorum diye kızanlar, alınanlar filan vardı. Alın işte, bu sefer de övdüm.

İnsanlar ilk fırsatta arabalarını değiştirseler de, aslında 100 senedir değişen hemen hiçbirşey yok: Hala Ford model-T gibi çelik kutular yapıyorlar, motorlar hala aynı prensiplere göre çalışıyor, araçların elektrik sistemlerinde hala yüzlerce metre kablo var. Artan motor güçlerine rağmen,kilolar da öyle hızlı artıyor ki, 15 sene önceki GTI’lar, yeni GTI’ları düzde bile geçmekle kalmıyor, virajlarda da dalgalarını geçiyorlar (tabii deneyimli sürücülerin ellerinde)

Kısacası, bu endüstri çok yavaş ilerliyor, SUV gibi kötü alışkanlıkları teşvik ediyor, daha zevksiz ve kötü araçlar üreterek kusurlarını EBD,ABS,ESP gibi elektronik desteklerle kapatmaya çalışıyor.

Fiyatlar giderek düştüğü ve daha önce opsiyonel olan aksesuarlar artık en ucuz araçlara bile girdiği için, sektör büyümesini sürdürebiliyor. Özellikle orta sınıf araçlarda yakıt tüketimi düştüğü ve dizel motorlar yaygınlaştığı için de, bir süredir satışlar canlı.

Tüm bu saydığım olumsuzluklar, sadece orta ya da lüks sınıf araçlar ile sınırlı değil. Süper sporlar bile giderek daha ağır ve hantal hale geliyorlar. Gerçek bir süper spor almak istiyorsanız artık Porsche, Ferrari, Lamborghini gibi markalar kesinlikle doğru seçim değilller; bunun yerine Koenigsegg gibi çok daha küçük ama işi doğru yapan atölyeleri seçmelisiniz. Doğrusunu isterseniz, neredeyse 80 sene önce Ferrari, Lamborghini gibi markalarda aynı böyle doğmuştu. Mercedes-Benz, Audi, Alfa Romeo giderek hantal ve zevksiz hale gelirken, onlar yükselişe geçerek büyüklerin elinden bu pazarı kapıverdiler. Şimdi aynısı kendilerine olmak üzere.

Yakında dünya çapında ilginç gelişmeler yaşanacak: gerek küresel ısınma, gerekse fosil kaynaklı yakıt rezervlerinin azalması gibi nedenlerinden dolayı, ABD, CAFE (Corporate Average Fuel Economy ) isimli yasayı senatodan geçirdi. Euro3,Euro4 gibi normların aksine, CAFE, çok sert bir maksimum yakıt tüketimi şartı getiriyor. CAFE yasasına göre, 2020 yılından itibaren, otomobil ve SUV’ler 35 mpg, (miles per gallon; yani kabaca 60 km’de 4 litre) maksimum yakıt tüketimi kriterini karşılamak zorundalar.

Otto motorları, şu anki ağırlıklarıyla mevcut taşıtlarda bu kriterleri karşılamaya yetmeyecek kadar verimsizler, ve yeni nesil dizel motorların bile pek azı, bu kadar ağır araçların zar zor CAFE kriterlerine uymasını sağlayabilir. Dolayısıyla, üreticilerin belli bazı seçenekleri bulunuyor;

1.Daha hafif araçlar. Aluminyum, hatta karbon fiber gibi malzemeler daha çok kullanılmalı. Bu her açıdan iyi; daha performanslı, dinamik olarak daha iyi ve ekonomik ömrü daha uzun araçlara kavuşacağız; elbette maliyet de artacak.

2.Daha iyi aktarma organları: CVT gibi şanzımanlar, belli bir aralıkta sınırsız dişli oranı sağlıyor; üstelik bunların üretimi eskiden olduğu gibi zor değil ve halihazırda kullanılıyorlar. Daha ucuz maliyetler içinse, 7,8,9 oranlı şanzımanlara rastlayabiliriz. TIR ya da kamyon gibi araçlar yıllardır buna benzer karmaşık şanzımanlar kullanıyorlar; otomobillerde ise neredeyse endüstri standardı olmaya başlayan yarı otomatik ve sequentil şanzımanlar daha da sofistike hale gelecek gibi görünüyor.

3.Aerodinamik iyileştirmeler. Muhtemelen ilk etapta bütün araçlar yumurtaya benzeyecek; zamanla spor ya da sportif araçlarda ground effect gibi otomotiv endüstrisinin uygulamaya “üşendiği” incelikler önem kazanacak. Sözgelimi, arabalarımızın altı düz olmadığı için, yüksek hızlarda yol tutuş sorunları ve aşırı tüketim gibi problemlerle karşılaşıyoruz.

4.Yuvarlanma direnci düşük lastikler. Bunlardan nefret ediyorum. Sağladıkları avantaj, maksimum %2, bu da çok nadir durumlarda. Yol tutuş konusunda berbatlar. Şu anda bile çok yaygınlar; Michelin Energy gibi lastiklerle son derece kötü tecrübeler yaşadım. Umarım bu fikri geliştirmekten vazgeçerler.

Sonuç olarak, bu yasa ABD’de maliyetleri artıracak; ama bu fark otomotiv üreticilerinden çok daha dramatik bir şekilde tüketiciye yansıyacak. Öte yandan, uzun vadede gerçekten “olması gerektiği gibi” arabalar kullanacağımızı ve daha sağlıklı bir çevreye kavuşacağımızı düşünüyorum.

Internette nereye girsem bir ucu teknolojiydi, yeni cep telefonuydu, son çıkan kameraydı sitelerine,bloglarına çıkıyor. Eskiden birkaç site vardı, adamlar ciddi iş yapıyordu. Haftada bir 2-3 saat takıldınız mı, herşeyi öğrenip çıkıyordunuz.

Şimdi öyle değil. Teknolojide, bilimde devrim filan mı oldu? Hayır. Zart kamerası eski modelinde 3.2 megapiksel kullanırken, yeni modelinde hoptirik lens ile birlikte 8 mp sensör kullanıyormuş, ayrıca batarya ömrü yeni modelde %17 artmış, flaşı daha da bir kuvvetli çakıyormuş artık. Yavrunu sevindir, sadece 137 $+KDV, zurna kartına peşin fiyatına 6 taksitle, davul kartınız varsa 2 ay ekstre erteleme, sonraki ay 5 taksit, artı 20 puan bonus. Üç ay içinde ikincisini alırsan %20 indirimli + 5 puan bonusun var, 3 tane alana 6 ay içinde çıkacak modeller %18 indirimli. Ha, 2 ay sonra yenisi gelecek, onun megapixeli kaç acıba, bunun 4x optik, 20x uydurma zumu vardı, onda 30x zum olacakmış ayol Ayşe…Alsakmı kııı?

İyide ulan, biriniz de fotograf çekmeyi öğretin be!

DDR2 bitebilirmiş yakında, AMD DDR3 ile çocuğu koyacakmış, Intel DDR4 ile sopasını gösterecekmiş, Nvidia Tesla’yı masaüstüne indirip topunuzu silkelemezsem ulan diye and içmiş, Via "bırakın ülen bu ayakları, ampül kadar ceryan çekiyonus olum" demiş.

Eee, ne olmuş, artık blogları işlemciler kendi kendine mi yazacak? İşten erken çıkıp barlara filan mı akacağız?

Zokiya cep telefonunda 1 heptabayt bellek olacakmış, icabında hayatını komple kaydedecekmişin, "yetmez, daha istiyorum" diyecekmiş. Vermezsen küsecekmiş, kıskanıp seni manitanla filan konuşturmayacakmış.

Cütroyan kokpite eşek kadar televizyon koymuş, kaza yapınca ölmezsen sonradan banttan izleyecekmişin nasıl yamulduğunu.

KafadanX 11 geliyormuş, Vertex Shader’ları kaldırıp tek pikselden koskoca dünya yaratacakmış, sis istersen sis verecek, su dersen yağmur yağdıracakmış, ahmaksan ıslanacakmışsın.

Ver ayarı, pompala tüketimi.

Pozitif PC’de bundan heves kaçtı biraz. Adam 20 kanaldan RSS’i bağlamış, inen haberi spontane tercüme edip yazıyor. İngilizce bilmeyen de ondan çalıyor. Biz yapmadık mı, yaptık. Millet donanım haberine geliyor, Hülya Avşar’ın selüliti gibi. Açıkçası baydı herkesin günde zilyon kere yaptıkları işleri tekrar tekrar ısıtıp ısıtıp yazmak. Adam gibi birşey yazsan, okuyan kitle belli. Bu sefer hitin düşüyor, ordan burdan arakladığı haberle senin bir basamak üstüne çıkan siteler "işte kalite" filan diye davul zurna çalıyor.

Baktılar üç beş reklam filan da alıyorlar, akıllı uslu kedi köpek sitesi yapan adam bile bu işe girdi. Son Rus stealth avcı bombardıman uçağının avionik sistemlerini ele geçirmiş edasıyla haber döşüyorlar.

Eskiden elektronik bir cihaz alırken inceler, araştırırdım. Şimdi sigara alır gibi alıyorum. İçinden çıkılacak gibi değil, 50.000 tane sayı, hiçbiri fikir vermiyor. Banane kardeşim kameran 8 megapikselse, sensörü nasıl, objektifi naylon mudur, sen ondan haber ver. Dümenden sayılar, briç stratejisi kurmaktan zor bir kampanya haberi, kazıklanıyormusun, malı götürüyor musun belli değil.

Velhasıl, bilgisayar "gazeteciliği" bitmiştir. Bakın Teknoajan’a, Serdar Kuzuloğlu’nu 450 kişi okumuş. Adam Türkiye’nin en sağlam yazarı bu konuda. Biz ön sayfaya Motorola’nın bir modelini koymuşuz, Serdar Kuzuloğlu’ndan çok okunmuş. Olacak iş değil.

Ne oldu, artık "bilgisayar magazini" ortaya çıktı. Paris Hilton donunu nereden alıyor tarzı haberler, firma şakşakçılığı, bir megapiksel kaç piksel eder bilmeyen adam fotograf makinesi tanıtıyor, blog ve siteler bakteri hızıyla çoğalıyor.

Dergi olayı bitti. Chip için bile kapanacak diyorlar, geç bile kalmışlar. PC Magazine forumlarına bakıyorum, in cin top oynuyor. PCNet hala direniyor gibi, ADSL kotaları kalksın, onlar da biterler.

Sonunda olacağı şu: herkes bu işlerden sıkılacak, aynı benim gibi, sigara alırcasına alışveriş etmeye başlayacak. Bu bir  döngüdür. İşe yarar bilgi tekrar değer kazanacak, ama tabii cesetleri kaldırırken pis kokular yayılacak, çirkin görüntüler oluşacak. Commodore ve Amiga zamanlarında olduğu gibi içerikli ama daha amatör ruhlu, daha küçük dergiler çıkacak belki. Bloglar belki daha kaliteli olacak, içerik hırsızları artık nemalanamayacakları için bu işleri bırakıp gidecekler. Yani, Martin Luther gibi, aslında "Benim bir hayalim var…" diyorum…