* You are viewing the archive for the ‘ekonomi’ Category

Müzik endüstrisinin bindiği dalı kesme hikayesi: mp3 ve iPod


ipod.jpgÖzellikle ABD kaynaklı blog ve siteleri takip edenler RIAA’ya karşı büyük bir nefret oluştuğunu ve bu nefretin giderek büyüdüğünü bilirler.

Türkiye’de RIAA’nın muadili ise MESAM. MESAM, zamanında CD yazıcılara ek vergi koyulsun ve Internet kontrol altına alınsın gibi saçmasapan önerilerle ortaya çıkmıştı. Gerekçe: Internet kullanıcısı hırsızdır; bu ortamdan çaldığı MP3′leri CD’lere yazarak dağıtmaktadır.

MESAM da, ABD’de deki dedesi RIAA gibi çamura yatıyor ve müzik piyasasındaki global çöküşün nedenlerini görmezden geliyor.

Müzik eserleri satışının düştüğü açık bir gerçek olsa da, bunun tüm suçu Internet’e yüklenemez. Hem dünyada, hem Türkiye’de ciddi bir yaratıcılık sorunu ve kalitesiz eserler problemi var. Yıllardır “heyecanla” beklediğim hiçbir albüm yok; zira bir zamanlar fanatiği olduğum Jean Michel Jarre ve Depeche Mode bile son albümleriyle derin bir hayalkırıklığı yarattılar.

En azından azımsanamayacak kadar büyük bir yığın, pekçok alanda bir yaratıcılık ve kalite sorunu olduğunun farkında. Ben burada hiç üzerinde durulmamış, farklı bir konuya değinmek istiyorum: müzik dinleyenlerin de kalitesi düştü!

Buna bende dahilim. Aslında, çok uzun zamandır çok ama çok az müzik dinliyorum. Kısa birsüre önce ise neden az müzik dinlediğimin yanıtını tesadüfen buldum: MP3 midemi bulandırıyor!

Kulağım fena değildir. İlk çıktığı zamanlarda, temiz sesine rağmen CD’lerden hoşnut kalmamıştım. CD’den alınan ses derinlikten yoksundur ve biraz “metaliktir”. Yıllar sonra, çok ama çok daha kötü, berbat bir kayıt teknolojisi hayatımıza girdi: MP3.

MP3, kayıplı (lossy) bir sıkıştırma formatıdır. Teknik olarak oldukça etkin çalışmasına rağmen, müziğin içine sıçar. Normalde saatlerce rahatsız olmadan, çok yüksek volümde müzik dinleyebilen ben, yarım saat mp3 dinledikten sonra kazan gibi bir kafayla, dinlediğim müzikten tiksinerek kulaklarımı dinlendirme ihtiyacı hissediyorum.

Bu rezil format, birçok kötü alışkanlığı da beraberinde getirdi. İnsanlar, ses sistemlerinin kalitesine önem vermemeye başladı. Aslında vermeleri de gereksiz; mp3 dinliyorsanız 50.000 dolarlık Linn amfiler, 100.000 dolarlık Infinity ya da daha pahalı German Physiks (250.000 dolar) hoparlörler, 4 dolarlık el cheapo marka,Çin malı masaüstü hoparlörlerinden çok da farklı ses vermeyecektir.

Bu kadar şikayet etmeme bakmayın; ben de elimdeki CD’leri mp3′e çevirip bilgisayardan dinliyorum çünkü böylesi daha kolay ve hızlı. Yakın zamanda bu aptal alışkanlıktan kurtulmaya çalışacağım. Size de aynısını yapmanızı öneririm.

MP3, çok eski bir format olmasına rağmen, bu kadar büyük bir popülarite kazanmasını iPod denen şeytan icadına borçlu. iPod, bir statü sembolü. Teneke gibi ses veren, Creative gibi rakiplerinden çok daha pahalı olmasına rağmen ses kalitesi daha kötü olan, başarısını özelliklerine değil, film yıldızları, filmler, diziler ve Paris Hilton gibi ne idüğü belirsiz ucubelere borçlu olan harcı alem bir cihaz.

İpod, kendi propagandasını yapıp Apple’ın ayakta kalmasını sağlarken MP3 denilen uyuz formatın yaygınlaşmasına da hizmet etti. Üstelik, müzik endüstrisi dolaylı yoldan da olsa iPod furyasına yol açtı. Şimdi ise ortada darbukayla davulun sesini ayıramayan kulak özürlü bir nesil var. Onların CD kalitesine bile ihtiyacı yok. Elbette sizin yine-de-kötü-kalite-ses-veren CD’lerinizi almayacaklar.

Eskiden insanlar büyük paralar vererek HI-FI cihazlar alır ve verdikleri paraya da acımazlardı. Müzik endüstrisinin tekrar canlanabilmesi için HD-AUDIO’nun ortaya çıkmasından çok, tekrar bu kültürün oluşmasını beklemesi gerek. Bu noktadan geriye dönüş biraz zor görünüyor. Elbette bir de müziğin kalitesi yükselmeli.

Avea, kuşları cepten konuşturacak!


avea pegasusAvea’ nın reklama korkunç paralar harcadığını tahmin edebiliyorum. Bu kadar reklam karşılığı ise pek bir abone kazandıklarından emin değilim. Neredeyse hiç Avea abonesi tanımıyorum.

Fakat konu Avea”nın abone sayısı değil, reklam bütçesini harcama, daha doğrusu “savurma” şekli. Önce reklamlarda Tarkan”ı kullanmakla başladı bu. şu an pek de esamesi okunmayan ve “memleketimi amma özlemişim” yaltakcılığıyla Rize”de boy gösteren Tarkan”dan bahsediyoruz. Hatırlarsanız Avea Tarkan”ı o kadar ön plana çıkarmıştı ki, “Avea, Tarkan”ın albümünün reklamını yapıyor” diye içten içe dalga geçmiştik. Bunun için Tarkan”a ödenen rakamın 5 milyon dolar olduğunu duydum. Muhtemelen bu şimdiye kadar Tarkan”a en havadan gelmiş paradır. Hem albümünün reklamını yap, hem de üstüne 5 milyon dolar al. Çok tatlı iş..

“Tarkan fiyaskosundan” sonra, Avea daha da beterini yapabileceği konusunda beni yanıltmadı. Öce şu son derece itici çizgi tipleri ekrana dayadılar, ardından Pegasus‘la anlaştılar.

İşte bu cidden komik; Pegasus uçaklarında Avea reklamı var. Sanırım sivrizekanın biri, Good Year balonundan feyz aldı. Ancak Good Year‘ın balonu görülebiliyor; üstelik de çok kalabalık yerlerde. Avea”nın reklamını görmek içinse, son derece maharetle kullanabildiğiniz bir teleskop lazım!

Cidden berbat bir fikir. Hatta yılın en kötü reklam fikri bu.

Birincisi, reklamı görenlerin sayısı çok az. Uçağa binerken genelde motor ve kanatlara bakarım; uçağın arkasına değil. Zaten uçağın arkasını görmeniz göreceli olarak çok daha zordur. Üstüne üstlük burası ABD değil; insanlar uçakla fazla seyahat etmiyor. İkincisi, uçağa binecek kadar geliri olan insanların çoğu zaten cep telefonu sahibi, dolayısıyla bir şebekeye aboneler. (Herhangi bir şekilde protesto edenler hariç; ki zaten onlar hedef kitle olamaz)

Türkiye’deki güdük ekonomik ve bilimsel şartların nedeni de, biraz bu parayı nereye savuracağını şaşıran, dümeni kilitlenmiş şirketler. Sponsorluk konusundaki hayalgüçleri, konserlerde bez afiş açmaktan öteye gidemiyor. Merak etmeyin; kimse konser heyecanında o afişleri görmüyor zaten. Şirketlerin parayı saçmasapan yerlere harcamaları yüzünden, çalışıp birşeyler üretmeye çalışan insanlar yeterli maddi imkanlara sahip olamıyorlar.

Örnek vermek gerekirse, Honda çok zekice bir iş yapıyor: Asimo. İnanılmaz bir reklam kampanyası aslında. Bugün herkes Asimo”yu konuşuyor, basın haber yapıyor. Üstelik Honda, Asimo”ya para harcayarak sadece reklam yapmıyor; aynı zamanda son derece değerli bir know-how üretiyor.

Çok daha basitini Sony Aibo ile yaptı. Bu robot köpeği satın alanların çok olduğunu sanmıyorum; ama kesinlikle önemli bir reklam başarısıydı. Hemen herkes köpekleri sever. Robot köpek de dikkat çekti.

 

Türk şirketleri, artık reklam bütçelerinin önemli bir kısmını sponsorluk faaliyetlerine harcamalı. Elbette abidik gubidik popçuların konserlerine filan değil. Üok basit; Avea örneğin Pardus” sadece 50-100.000 dolar gibi bir para harcasaydı, bugün binlerce Pardus sayfasında reklamı olur ve insanlar Avea’dan övgüyle bahsederdi. Hatta birçok Pardus ve Linux taraftarı Avea’ya geçebilirdi. Reklam sloganı bulmak bile son derece kolay.

Bir sonraki Avea icraatını çok büyük bir merakla bekliyorum!

Bill Gates’in dahi olma olasılığı var mı?

bill gatesBunun kısa bir cevabı filan yok…Açıkçası tam olarak bilmemiz de olanaksız. Maalesef, bazıları diğerlerinden çok daha şanslı oluyor; durum bu.

Microsoft’u bugüne getiren olaylar dizisi birinin UNIX’e alternatif, kolay kullanılan, basit işlemciler üzerinde çalışabilen bir işletim sistemi fikri ortaya atmasıyla başlıyor. O zamanın durumuna bakılırsa, bu çok iyi bir ticari fikir. Ama elbette dahiyane değil. Şu an için “hadi cep telefonu melodisi satalım” demekten daha zekice değil en azından..

Sonra, IBM bu gençlerin elinden tutup “yürü ya kulum” diyor. Yani başarısız olmak,mucize kabilinden birşey.

O gençlerden biri de, Bill Gates. Bill Gates, çok ünlü (ve tabii zengin) bir avukat babayla yine çok zengin bir annenin çocuğu. Harvard” dan ise poker tutkusu yüzünden atılması, “bu çocuk dahi mi?” sorusuna verilebilecek ilk hayır cevabının da temelini teşkil ediyor. Sözkonusu oyun briç olsaydı, bu kusur azıcık mazur görülebilirdi!

Uzun uzadıya Gates”in hayatını analiz edecek filan değilim; doğrusunu isterseniz olağanüstü servetine karşın sürdüğü sıkıcı hayat üzerinde konuşmaya değmez. Ama birgün Larry Ellison”dan bahsedebilirim; en azından konuşulmaya değer sivri tarafları olan, renkli bir kişilik Ellison.

Doğrusunu isterseniz, Gates’in başarılı olmama şansı yoktu. Tıpkı, Google”ın kurucuları gibi. Bugün aranızda hala Google”ın adwords sayesinde çok ama çok zengin olduğunu düşünen saflar var mı bilmiyorum ama, başta ABD olmak üzere birçok devletin Google gibi, Microsoft gibi şirketlere “örtülü ödenekten” bolca para akıttığı kesin. Bilhassa Google’a…

Gates, şimdi şirketi tamamen Ballmer’a bırakmış gibi görünüyor. Herhalde, en büyük emeklilik heyecanı, Ballmer”ın şirketi batırmasını görmek olurdu (ben gittim,böyle oldu diyebilmek için). Aslında Gates, birçok konuda poker oynuyor. Ama artık kazanmak için poker değil, briç oyuncularına ihtiyaç var. Yazılım sektörü öldü ama kimse cenazesi kaldırıp,onun öldüğünü kabullenmek istemiyor. Belki de, Gates”in en akıllıca hamlesi buydu; Microsoft”u bırakmak yani..

Çok zengin olmak, aşırı parlak bir zekanın emaresi olmayabilir. Öyle olsa, herhalde Tesla gibi adamlar dünyanın gelmiş geçmiş en zengin adamları olurlardı. Nitekim, Da Vinci gibi dahiler, büyük servet sahipleri olmuşlardı ama olağanüstü üretkenliklerini ve sanata,bilime aşırı değer verilen zaman dilimleri ve yerlerde de yaşadıklarını unutmayalım.

SUN ve Jonathan Schwartz:Örnek Ekonomi 2.0 uygulaması

jonathan schwartzÇok değil, 1 sene önce yıllarca rakiplerini titreten Sun Microsystems, herkesin hisselerini elinden çıkarmaya baktığı bir şirkete dönüşmüştü. Kötü gidişten, kurucusu olan Scott McNealy suçlanıyordu.

Oysa McNealy, Sun”ı parlak günlerine taşıyan adamdı. Ancak her ne olduysa, Sun tepetaklak oluverdi. McNealy, elbette bunamamıştı. şirketi de batırmak amacında değildi. Olan şey basitti: McNealy, yeni ekonomik düzeni,benim Ekonomi 2.0 dediğim şeyi kavrayamamıştı.

Batan bir geminin kaptanıysanız,yapılacak en akıllıca şey dümene ikinci zabiti geçirmektir. Gemi batarsa kimse sizi fazla suçlayamaz. Suç direk tecrübesiz ikinci kaptana atılır. Belki gemiyi kurtarıp kahraman olma şansını kaçırırsınız ama gerçek dünyada da fazla kahraman yok zaten.

McNealy’de istemeyerek bunu yaptı; aslında buna zorlandı. Messman”ın kaderini paylaşmamak için dümene Schwartz”ı geçirdi. At kuyruklu,güleryüzlü ve spor giyinmeyi seven, oldukça da medyatik olan Jonathan Schwartz, birçok insana göre ideal kaptan değildi.

Schwartz”ın ilk icraatları birçok insanı şaşırttı; hatta çoğunun hafifçe gülümsemesine yol açtı. şirket uçuruma sürüklenirken Schwartz blog yazmaya merak sarmış, hararetli biçimde de kendini bu işe vermişti. Sık sık seyahate çıkıyor, çoğu zamanda işle pek ilgisi olmayan faaliyetler içinde görünüyordu.

Ancak beklenmedik şeyler olmaya başladı: Sun hisseleri,karlar ve şirket anlaşmaları yıllar sonra ilk kez pozitif bir görünüm kazanmıştı. Acemi şansı denilerek fazla ilgi gösterilmedi.

Genç patron, Solaris ve Sun”ın efsane işlemcilerinden Niagara”nın kaynak kodunu açtığında ise ben dahil herkes deli olduğuna inanmıştı. Kendi güçlü ürünleri Solaris ve Niagara yerine, Opteron ve Linux’a yönelmişlerdi.

Ancak bu strateji çok başarılı oldu ve Sun son yılların en parlak dönemini yaşıyor. Opteron tabanlı serverlarla yine piyasanın hakimi; HP gibi eski stratejilerde direnen rakiplerini ağır kayba uğrattılar. Linux ve Opteron tabanlı sunucularla ise aklınıza gelebilecek hemen hemen tüm kritik alanları ele geçirdiler.

Sun’ı “ciddi,ağır” bir firma olarak bilirsiniz değil mi? şu an şirketin stratejisi,cep telefonu pazarına girmek üzerine kurulu. Senelerdir söylüyordum; para artık kurumsal müşteride değil, gençlerde. Sun buna oynadı, kazandı, kazanmaya devam edecek.

Schwartz’ın yaptıklarını biraz analiz edelim:

Solaris”in kaynak kodunu açtı: Solaris mükemmel bir işletim sistemi. Ancak Godzilla gibi. Fazla güçlü,fazla karmaşık. Dünyadaki kurumların ancak binde biri bu güce ihtiyaç duyar ve bedelini ödeyebilir. Neden 9999 müşteri kaybetmeyi göze alsınlar? Artık kurumsal müşterilerine, aşırı büyük olmayanlara Linux öneriyorlar:Linux programları, desteği,sistem yöneticileri çok daha fazla.

Üstelik, o binde bire hala Solaris satıyorlar. Zaten bu ölçekte hiçbir kurum, lisans ücretinden kaçmak için OpenSolaris kullanmayacaktır. Ama kaynak kodunu incelemek istiyorsa, alıp değerlendirebilir.

Buradan çıkarılacak ders şu:kaynaklarınızı açmaktan korkmayın. Paylaşım çağında yaşıyoruz ve birileri sizden daha açık olduğu için önünüze geçebilir. (Ayrıca karı yüksek ama müşterisi az pazarlara da bel bağlamayın!)

Niagara: Solaris için yazdıklarım Niagara içinde geçerli. Üstelik,açık kaynak kodlu bir işlemciyi üretecek, Sun’dan ucuza satacak ve üstüne bir de bu işletim sisteminin çalıştırabildiği Linux ve Solaris sürümlerinin desteğini verecek çok şirket yok herhalde!

Blog macerası: Schwartz’ın belki de yaptığı en akıllıca iş bu. Sun”ın durumunu patronun ağzından dinliyorsunuz. Ne yaptıklarını ilk ağızdan duymak, birçok insana güven aşılıyor. İşler kötü gittiğinde baştakiler sıvışacak yer arar; oysa Schwartz ortaya çıkarak şirkete olan güveni tazeledi. İnsanlar, karşılarında “gerçek” kişiler görmek isterler. Şu an General Motors da dahil, birçok dev şirketin CEO’’su blog yazıyor. İnsanlarda garip bir psikoloji vardır. İşler kötü gittiğinde saklanırlar. Kumarbazlar,dolandırıcılar ve Ekonomi 2.0”ı benimseyenler(!) ise farklı davranır. İnsan içine karışırlar. Bu insanlara olumlu bir mesaj verir. şirket ne kadar büyük olursa olsun, başındaki insanın gerçekten “orada” olması farklıdır. Çoğu insan,kurumdan çok onun başındaki insana değer verir. Çzellikle o şirketle iş yapıyorsa..

Kendinizi ofisinize kapattıysanız,çalışanlarınız müşterilerinizi başından atmak için bahane uyduruyorsa,bayilerin ve müşterilerin bazı sorularına cevap vermekte güçlük çekiyorsanız, karanlık bir sona doğru hızla yaklaşıyorsunuz.

Değişim Mimarlığı ve Ekonomi 2.0

Hemen hemen hepimiz robot gibi yaşıyoruz.Dünya anormal bir hızla değişiyor; ama sanki sadece değişiyor. Birçok şey dünden daha iyi ya da kötü değil.

Girişimci iseniz,birşey satıyorsanız, artık sizi bir reklamcı kurtaramaz. Bunu onlar bile yapamazlar.

Geçenlerde, iyi bir dostum müthiş bir iş fikriyle çıkageldi. Dünyada bile örneği olmayan, eşsiz bir fikir. Çalmayın diye size söylemeyeceğim:)

Gelgelelim, kendinden ve fikrinden çok emin görünmesine rağmen yaprak gibi titriyordu. Korkuyordu.

Korkan insanlar birşeylere sığınırlar. Bomba gibi bir fikriniz varsa, ilk sığınmayı düşündüğünüz şey başarılı bir reklamcıdır. O da Sinan Çetin’e sığınmayı düşünüyordu. Yarım milyon dolar gibi bir reklam bütçesiyle 2 milyon dolar kar edebileceğini umuyordu.

Biraz konuştuktan sonra o işi askıya aldı. Korkarak bir işe girmenin akıllıca olmayacağını biliyordu. Çok daha iddiasız,ortak bir iş yapmaya karar verdik.

Klasik bir iş adamıysanız,dostumu 2 milyon dolardan ettiğimi düşünebilirsiniz. Ekonomi 2.0′ı anladıysanız, 1 milyon dolara yakın zarar etmesini önlediğimi göreceksiniz.

Dostumun hatası, seçtiği doğru hedef kitleye yanlış araçlarla ulaşmayı planlamasıydı. Sorun şu ki, bu durumda *henüz* doğru araçlara sahip değil. Ama olacak.

Oturup bir yol haritası yaptık ve düşündüğü işi 6 ay gibi bir sürede gerçekleştirebileceğini, üstelik yarım milyon dolar reklam bütçesi ayırmasına gerek olmadığını tesbit ettik. Değişim mimarlığı yaptık. Muhtemelen batacak çok iyi bir fikri, çok az sermayeyle gerçekleştirilebilecek ve kesinlikle başarılı olacak şekilde tekrar yapılandırdık. Ekonomi 2.0′ı çok kısa sürede kavradı ve bunun üzerine çok zekice fikirler geliştirdi. Burada birgün yazmaya başlayıp sizlerle de tanışmasını çok isterim.

“Değişim Mühendisliği” gibi bir fikir ortaya atıldığını duymuştum; itiraf etmeliyimki pazarlama,ekonomi gibi konuları pek sevmiyorum.

Değişim Mühendisliği, kelime olarak çok şey vadediyor gibi görünebiir; ama para kazanmak istiyorsanız mühendis gibi değil,mimar gibi düşünmelisiniz. İnsanlara projenizin ne kadar zekice olduğunu göstermek size para kazandırmaz. Yeni bir bilgisayar mimarisi geliştirecekseniz, bunun ne kadar zekice olduğu,ne kadar iyi çalıştığı önemli değil. SGI battı. Sun, kendi yavrusu Niagara”dan çok Opteron”u destekliyor. Ne kadar zeki işler yaparsanız yapın para kazanamayacaksınız. Ne kadar iyi bir mühendis olduğunuzu düşünüyorsanız iş arayın; sizden girişimci olmaz. Ama gerçekten zeki biriyseniz,siz de değişebilirsiniz. Değişim mimarlığını anlamanın en iyi yolu, bunu ilk önce kendi üzerinizde denemenizdir.

Mimarlar mühendislerden farklıdır. Daha zeki değil daha yaratıcı, hatta aykırı olmaları beklenir. Daha iyi giyinir, daha az çalışır, daha çok gezerler. Entellektüel olarak daha az doyurucu gibi görünebilir; ama tanıdığım çoğu mimarin, yine tanıdığım birçok mühendisten daha fazla kazandığını ve daha çok zevk aldığını söyleyebilirim.

Mimarın işi,işten çok insanla ilgilidir. İyi bir mimar,sizi analiz eder ve ilginizi çekecek fikirler ileri sürer. Konu bunlara ne kadar ihtiyacınız olduğu değildir. Daha büyük bir salona ihtiyacınız olsa da, iyi bir mimar size kutu gibi bir salon tasarlar. Ancak bunu size o kadar güzel empoze ederki, o dar salonda dönecek yer bulamazken evinizin en sevdiği yeri olur. Çünkü bizler robot değiliz. Konu da ihtiyaçlar değil. Hangi mantıklı insan bir saate helikopter kadar para verir ki?

Ekonomi 2.0 ve değişim mimarlığı insana odaklanır. Ekonomiyi bilimsel olarak ele alırsanız maliye bakanı olabilirsiniz; ama bu size girişimci olarak para kazanmanın kapısını açacak anahtar değildir. İlgi çekici olmalısınız. Bunun içinde ürününüzü, ama daha önemlisi sunum şeklini ve hizmetlerinizi değiştirmelisiniz.

 

5, toplam 5 sayfa«12345