* You are viewing the archive for the ‘güncel’ Category

Beşiktaş tarih yazdı, Türkiye sizinle gurur duyuyor!

Beşiktaş tarih yazdı; 8-0. Liverpool ile Beşiktaş cidden aynı ligin takımı değil. Maçın ilk yarısına şöyle bir bakıp seyretmekten vazgeçtim; açıkçası 5-0′ı bekliyordum ama 8-0 “bomba” oldu.

Şampiyonlar ligini kazansak bu kadar sevinmezdim. Senelerdir misyonunu kaybetmiş, avare yönetilen, kalitesi (sportif değil!) dibe vuran Beşiktaş, layığını buldu.

Elbette titreyip kendilerine filan gelmeyecekler. Zaten kurban edilmek üzere takıma alınan Ertuğrul Sağlam’ın ipi çekilecek; ama göreceksiniz, Sinan Engin filan olduğu yerde kalacak.

Ben Mircea Lucescu’ya komplo kurulduğunu düşünüyorum. Zira ilk yarıyı 11 puan farkla kapatan ve gerçekten iyi oynayan bir takımın, ikinci yarıda üstüste hezimetler yaşaması bu kadar kolay değil.

Lucescu’ya yapılan namertliği ve kulübün ırkçı saldırılara uğrayan Nouma’yı savunmak yerine, uyduruk bir hareketi bahane ederek göndermesini hazmedemedim. Nouma’nın gönderilmesini hiç hazmedemedim çünkü takımdaki tek gerçek Beşiktaşlı oydu. Ben Beşiktaş’ı onun ya da bunun tuttuğu takım olduğu için değil, insanların yürekle futbol oynadıkları takım olduğu için seçtim. Özellikle Milne zamanındaki Beşiktaş, rüya takımımdı. O takımı yenildiği için hiç suçlamadım; çünkü herkes elinden geleni yapar, adam gibi mücadele ederdi. Süleyman Seba da örnek bir başkandı. Beşiktaş takımı kaliteliydi; adam gibi adamların takımıydı. Bir yanda Metin,Ali,Feyyaz gibi daha üst bir sosyokültürel katmandan gelen adamlar vardı, bir yanda da Rıza gibi fakir aile çocukları. Bu farklı futbolcuların takım uyumu ise mükemmeldi, Beşiktaş ruhu bana hep insanların biraraya gelebileceği umudunu vermiştir. Şimdiyse, ruhsuz bir güruh görüyorum.

Beşiktaş tarihinin en büyük hezimetini yaşadı. Daha farklı yenilgiler muhakkak vardır; ama herhalde böyle bir fiyasko takım ve yönetim, Beşiktaş tarihinde hiç olmamıştır.

Sinan Engin, Fenerbahçe olayından sonra takımı ligden çekeriz dedi, bu lafları biz çok duyduk. Üstelik ettiği lafla Beşiktaş hisselerinin taban yapmasına da hizmet etti; ben böyle fiyasko bir yönetim görmedim! Bu, Bill Gates’in televizyona çıkıp “sakın Microsoft hissesi almayın, Vista fiyasko oldu, zaten mali durumumuz da sakat” demesi gibi birşey.

Beşiktaş ruhu bitmiştir; artık Beşiktaşlı filan değilim zaten. Ama en azından, lig kalitesi için isterimki Beşiktaş batsın ve parası olan, bu işleri bilen birilerine satılsın.

Hepimiz şizofreniz!

Sloganlar üzerinden konuşmayı seven post modern insanımızın -sadece “Biz Türkler böyleyiz” dediğimi sanmayın; dünyada genel olarak, yükselişe geçen bir yobazlık, batıl inanç ve aptallığa tapınma sorunu var- Hırant Dink’in katledilmesinden sonra bağrına bastığı bir slogan bu.

Zaman içinde “Hepimiz Ermeniyiz” sloganının türlü çeşitli versiyonları türedi. “Hepmiz Türküz”,”Hepimiz Mehmetçiğiz” filan gibi.

Bir fikri savunmak, bir doğruya inanmak için aynı olmamız filan gerekmiyor. “Hepimiz Türküz” diyen adama gülerim; zira Türkiye’nin geldiği durumun nedeni, yine %95 biz Türkler yüzündendir. Hırant Dink’in cenazesinda “hepimiz Ermeniyiz” demenin de anlamı yoktur; çünkü eminim ki, Dink’in katledilmesinde illa bir Ermeni, bir Hıristiyan, bir Yahudi, bir Budist filanda rol oynamıştır. Çıkar ilişkilerinin iğrenç şekillere büründüğü bir dünya ve zamanda, “o bizdendir” demenin hiçbir anlamı yok. Miras davası için kardeşlerin birbirini öldürdüğü gerçeği ortada dururken, bu tip sloganlar fasa fisodan öteye geçmez.

Neredeyse 48 saattir dünyanın nasıl değişeceğini tartışıyoruz.

Geldiğim nokta şu: koyunlarla devrim yapamazsınız!

Selçuk Erdem’in harika karikatürlerinden birinde, taşın üstüne çıkan bir koyun sürüye “artık ben sürüden ayrılıp bağımsızlığımı ilan ediyorum” der; bütün koyunlar “bende,bende” diyerek ona katılırlar!

Kısacası, beyinciğiyle harekete geçen insanlar topluluğuyla, bir amaca yürüyemezsiniz. Bu yüzden, toplumsal hareketleri başlatmak için büyük kitleleri sokağa dökmenin gerekli olduğuna inanmıyorum.

Toplumsal hareketlerde “inanmış” kelimesi çok vurgulanır; örneğin “devrime inanmış yoldaşlar” gibi.

Ne kadar komik!

Etrafınızı saran tüm düzenin yanlış olduğunu, ancak bir “inanç” olarak ortaya koyabiliyorsunuz! Bu mantık(sızlık)la yola çıkan insanlar, eninde sonunda başarısız olacaktır. Elbette sürülerin başındakilerin kendilerince çok daha inandırıcı kanıtları vardır, ama bu fikirleri genelde “sürü” dedikleri topluluklarla paylaşmazlar.

Bu son derece çirkin, başarısızlığa mahkum bir anlayış biçimi.

O insanları “kendi iyilikleri için güdüp”, belli bir amaca, hatta bu amaç yolunda ölmeye ikna ediyorsunuz. Bu nasıl bir megalomani ki, sırf kendi saplandığı bir fikir için, kendinden aşağı gördüğü insanları kurtarmaya çalışır? Aslında derdi o insanları kurtarmak filan değildir zaten; gösterdiği o sahte sevgiyle insanların gözünde büyüme takıntısıdır. Nitekim tarihe biraz bakarsanız, halk devrimlerinin elit kitleden insanlar tarafından planlanıp hayata geçirildiğini görürsünüz. Ben bunu insanların birazcık kendine benzeyen,onlara dek akranlarını cezalandırma yolu olarak görmüşümdür. Örneğin Marx, Rotschild’lar için zengin olmadığı için komplekse girip Das Kapital’i yazmış olabilir pekala! Nitekim Karl Marx, proteler olmadığı gibi, ailesi de son derece zengindir. Aynısını Che Guevera ve niceleri için de söyleyebiliriz. Aynı Fransız İhtilali’nin beyin takımında olan Voltaire gibi liderlerinin hakkında söyleyebileceklerimiz gibi!

İnsanları “gaza getirmenin” en kolay yolu, kutsal saydıkları şeylerin tehdit altında olduğu fikrini yaymak. Bir kez insanları korkuttunuz mu, ondan sonrası çok kolay. Örneğin teror konusunda beni endişelendiren terörün kendisi değil, onun yarattığı paranoya. Daha bir hafta önce, bir grup serseri zencilere saldırmış. Yani oluşan terör paranoyası, şimdilik sadece Kürt düşmanlığını körüklüyor; ama bunun zaman içinde “bizden olmayan” herkese yayılacağı çok açık. Aynı 6-7 Eylül rezilliğinde olduğu gibi.

Ciddi sorunları, sorunun kendisi hakkında hiçbir fikri olmayan halkı itip kakarak harekete geçirme güdüsüyle çözme anlayışı daima ters tepmiştir. Bu şuna benzer; ortağına ihanet etmeye zorladığınız biri, ona ihanet edip sizinle ortaklık kurarsa buna sevinmeyin. Çünkü o zaten -sebep ne olursa olsun- karakteri bozuk biri olduğunu ispatamıştır ve açığınızı bulursa size de ihanet edecektir. Yani “bunlarla devrim yaparım” dediğiniz kitleler, birgün size karşı da “karşı devrim” hareketi içine kolaylıkla girebilirler! Çünkü onları yönlendiren şey mantık ya da doğruyu yapma isteği değil, korku, şüphe, inanç ve belirsizliktir.

İnsanlar son yıllarda son derece ciddi ve yoğun “korkutma politikasına” maruz kaldılar. Bu büyük oranda basın tarafından icra ediliyor ve çeşitli örgütler, kurumlar tarafından da teşvik ediliyor. Elimizde bir nitrogliserin şişesi var. Son derece vahşi şeyler yapabilecek, kolay yönlendirilen, ciddi kalabalıklar mevcut. Şu an gördüğüm dünya ve Türkiye manzarası son derece korkunç. Sanki Lord of the Flies’ın son sayfalarını okuyor gibiyim. Üstelik bunun ciddi felaketler yaşamadan geri çevrileceğini, yıllardır ayarıyla oynanan, korkutulan, cahilleştirilen bu insanların efendi gibi oturup düşünmeye başlayacaklarını hiç sanmıyorum. Bundan sonra bekleyebileceğimiz tek şey, o felaketleri mümkün olduğunca az hasarla ve kısa sürede atlatmak, bundan da kitlelerin bazı dersler çıkaracaklarını ummak.

WalMart Türkiye’ye geliyor, gizemli kalabalık panik içinde

walmartBirileri, Wal-Mart’ın Türkiye’ye girişini protesto ediyormuş. Bana haberi Levent verdi ve gece vakti 4 saat filan telefonda konuştuk.

Protesto nedenleri gülünç ve aptalca: Paragraf paragraf alıntı yapalım:

WalMart’ın şirket parolası “Always Low Prices”, yani “Her zaman Düşük Fiyatlar”dır. Peki ilk bakışta biz tüketicilere pek cazip gelen bu düşük fiyatları nasıl sağlıyorlar?

İnsan bunu okuyunca sanıyor ki, Wal-Mart dana eti diye eşek eti, Plazma TV diye CRT TV, ne bileyim araba lastiği diye don lastiği satmaktadır. Lakin işin özü öyle değil. Son derece zekadan yoksun metni kaleme alan arkadaş, bakın biz kıllı göbeğini kaşıyan cahil halkı nasıl uyarıyor:

Öncelikle; WalMart rekabete inanmaz. En ucuz market olması, etrafında kendisinden ucuz fiyat verebilecek herhangi bir şirketi ayakta bırakmamasından ileri gelir. Sadece son on yılda ABD’de tam 25 süpermarket zinciriyle binlerce küçük esnafı yok etmiştir.

Dediği şey kapitalizmin doğasına aykırı. Wal-Mart’tan ucuz fiyat verebilecek şirketler/marketler olsa, zaten Wal-Mart’tan korkmasına gerek yokki! Hem ucuz fiyat sayesinde rakiplerini yokettiğini söylüyor, hem de aslında ondan ucuz fiyatlar verenler de olduğunu, ama onları yokettiğini de söylüyor. Anladığıma göre Wal-Mart’ın ordusu var ve ucuz fiyat marketleri yıkıyor top ateşiyle filan; esnafında malını mülkünü yağmalıyor, ırzına geçiyor, yakıyor yıkıyor. Cüneyt Arkın genç olsa filmini bile yaparlardı!

İyi de, Carrefour filanda mahalle arasındaki marketlerden, bakkaldan düşük fiyat vermiyor mu bunca senedir? O geldiğinde esnaflar batmadı mı? Ya da hepsi mi battı?

WalMart’ın bir özelliği de, çalışanlarına alenen kölecilik mantığıyla yaklaşmasıdır. Sendikalı işçilerle asla çalışmaz. Düşük ücretle çalıştıracağı sendikasız işçiler bulamazsa, ihtiyacı olan hizmetleri dışarıdan getirtir. Çin’de, Bangladeş’te, Latin Amerika’da kurduğu; çocuk yaşta köle işçilerin neredeyse bedava üretim yaptığı birçok tesisi vardır. Özellikle kaçak işçilerle çalışmayı yeğler.

Wal-Mart, çalışanlarına asgari ücretin neredeyse iki katını ödüyor; bilgiyi resmi sitelerinden Levent buldu; işte ispatı:* Our average hourly wage for regular full-time associates in the U.S. is $10.65 an hour, almost double the federal minimum wage.

Bizim “yerlilerin” çoğu hakkında da, sendikasız işçi çalıştırdıkları, hatta sonradan sendikaya girenleri işten attıkları yönünde iddialar var.

Wal-Mart nasıl kaçak işçiyle çalışabilir anlamak mümkün değil. Mesela, Çin’den eleman getirecek -ki öyle olsa ABD’de bir tane ABD’li iş bulamazdı, aynısı Türkiye içinde geçerli tabi!- ve kaçak olarak çalıştıracak?

Bence “çocuk yaşta köle” vurgusunu daha fazla yapmalısınız; ne de olsa bunu kullanmak en sevdiğiniz (ve rezil) yöntemdir. Internet’teki 4.Murat kanunlarını da çocuk istismarı yaparak “rasyonalize etmiştiniz”; şimdi 3-5 palavra haber, uydurma fotografla filan halkı galeyana getirirsiniz!

WalMart kırk yıldır Amerikan orta sınıfında yarattığı nefret sayesinde artık yeni market açamaz hale geldi. Az gelişmiş ülkelere yönelmesinin sebeplerinden biri de budur.

ABD orta sınıfı Wal-Mart’tan nefret ediyor, çünkü herkes ucuz alışveriş yapmaktan şikayetçi. Bu mu yani? Neden nefret ediyormuş, onu söylememiş. Anlaşılan “tamamen duygusal”

Wal-Mart’ın ABD’de 2300′den, dünyada ise 5000′den fazla mağazası var. Türkiye’deki tüm zincir mağaza/marketlerin -kebapçılar da dahil!- hepsini toplasanız 2300 mağaza etmez. Yeni market açamıyor buyurmuş ama rakamlara bakınca zaten ihtiyacı olmadığı alenen görünüyor!


Amerika’nın Irak işgali ve emperyalist politikalarına açık destek veren Walmart’ın Türkiye pazarına girmesi sadece ülke piyasasını sarsmayacak, ülkemizin Irak işgaline destek vermesi anlamına da gelecektir.

Ha, orda duralım, çünkü “milli mesele” var!

Habur sınır kapısını, İncirlik’i açarak zaten ABD’ye en güzel desteği devlet olarak verdik!

İngiliz-ABD-Hollanda şirketlerinin yakıtını yakarak destek vermeye devam ediyoruz. Arabalarına biniyor, ilaçlarını kullanıyor, onların ürettiği bilgisayarlarda bu yazıları okuyoruz. Hatta Internet’te olduğunuz her an,  ABD’ye para akıtıyorsunuz. Mesela Irak’ın işgaline destek olan Fransızların Carrefour’u, ya da Almanların Metro’sunu da protesto etmemiz gerekiyor mu bu durumda? En çapraşık durum Renault’da tabi; çünkü onlar hem Fransız, hem de OYAK’ın %50 hissesi var. Hadi çık işin içinden çıkabilirsen!

Bu arkadaşlar Wal-Mart protestosu için yürüyüş filan da yapmışlar; şayet Irak’taki direnişçilere katılmak yerse -ama savaşacağız, öyle palavra sıkmak, yalancı pehlivanlık yok-, söz veriyorum ben de onlarla gideceğim!

Bir de “çok sakıncalı” 3 maddeye değinmişler:

1. Wal-Mart’ın gelişi Türkiye pazarına büyük sekte vuracaktır.
2. Wal-Mart’ın temel şirket prensibi rakiplerini tamamen yok etmektir.
3. Wal-Mart’ın ülkemize gelmesi piyasada haklı rekabeti ortadan kaldıracaktır.

1.Evet; vuracaktır! İnşallah vurur, herkes titrer ve kendine gelir!

2.Wal-Mart, her şirket gibi para kazanmak ister; yani ticari bir şirketin amacı “rakiplerini yok etmek” değildir. Rakiplerinin yok olması kendi beceriksizlik ve yetersizliklerinden ileri gelen bir durumdur.

3.Hangi “haklı” rekabet? Ya da Wal-Mart gelirse neden “haksız” oluyor? ABD şirketi olduğu için mi? Ucuz mal sattığı için mi? Tüketici memnuniyeti konusunda destan yazdığı için mi? Artık Türk halkını kazıklamak çok zor, hatta imkansız olacağı için mi? Tarih boyunca önce ithal ikame, ardından devlet ihaleleriyle “korunup kollanan” ayrıcalıklı sanayici kesim tel tel döküleceği, AR-GE yapan, deli gibi çalışan yeni şirketler kazanacağı için mi?

Bunu yazan insan, gel de cevap ver. Madem bu kadar milliyetçi filansın, Güneydoğu’da mayına basan askerlerimizin bastığı mayınların hangi banka tarafından finanse edildiğini de yaz! “O yemez” dersen, ayrı tabi!

Şimdi neden böyle aşırı tepki verdiğimi merak ediyorsunuz herhalde…

Türkiye’de insanlar üç kat kazıklandıkları şeyler hakkında bile tepki vermiyorlar. Birdenbire kalkıp “sokaktaki vatandaşın” Wal-Mart geliyor diye paniğe kapılması, eşi benzeri görülmemiş tepkiler vermesi bana hiç mantıklı gelmiyor!

Üstelik, “eyvah Wal-Mart geliyor” diyen adam, Playstation 3′ü 1200 dolara değil, 500, bilemedin 600 dolara alacak.

Kutunun üstüne etiket yapıştırıp “kutuyu açmazsan 15 gün içinde alırız” demeyecekler.

Kıytırık malları dünya fiyatlarının üzerinde satmaya çalışanlar batacaklar tabi, oh ne de güzel olur!

Adamın dükkanına girdiğinizde kıçını bile kaldırmayan, miskin ve bön bön suratınıza bakıp sorduğunuz sorulara cevap bile vermeyen esnaf da batacak, aman ne kadar sevinirim!

Bundan sonraki yazımda WalMart’ın Türkiye’ye kapitalizmi nasıl getireceğini yazacağım. Evet; Türkiye’de kapitalizm filan yoktu!

Gazeteport’un akla zarar yazar yarışması

Türkiye, gelinini, kaynanasını, anasını, babasını, patencisini, pop ve top starını seçti. Şimdi, köşe yazarını da seçecek, oh be deyip arka üstü uzanacak, rahat edecek.

Aslına bakarsanız, maksat star seçmek değil, yayın akışını doldurmak! Hem “GSM esnafını” doyuruyorlar bol bol SMS attırarak, hem de yarın gün süren “yarışmalarıyla” ucuza program yapıp, bol bol rating alıyorlar. Üstelik bu yeni dalga “meşhurlar”, “şöhret aleminin” ucuz işgücü olarak piyasayı dolduruyor. Kimi intihar ediyor, kimi kaybolup gidiyor, kimi de önceden çalıştığı kebapçının yolunu tutuyor.

Gazeteport namlı site de, işin kolayını bulmuş, “yazar yarışması” açmış.

25 kişinin yazısını yayınlarız demişler; sonra diğer 827 yazıya “kıyamamışlar”, onları da yayınlamışlar. Bu yarışmaya katılan Sanem Güven yarışmadan çekilmiş, falan filan…

6 ay gibi bir sürede, blog yazmayı ciddiye aldığım halde, ancak 520 kadar girdi yazabilmişim. Oysa, Gazeteport, bir yarışma duyurusuyla “havadan” 827 yazı yayınlıyor. Ne telif ödüyor, ne gönüllü yazar aramak için uğraş veriyor, ne de bir emek harcıyor. O yazılarla alacakları hitlerin, Alexa rankinin -ki yarışmayı kazanmak için bol bol tıklamak gerek!- miktarını oturun siz hesaplayın.

Son yıllarda bir yarışma ahlaksızlığı aldı başını gidiyor. Örneğin, “en iyi endüstriyel tasarım” gibi bir yarışma açılıyor, kazanana 1000 dolar gibi komik ödüller veriliyor ve tasarımlar izin alınmadan şirketler tarafından kullanılıyor. Normalde bu fiyata piyasada bırakın tasarım yaptırmayı, Erol Atar’a vesikalık bile çektiremezsiniz!

Türkiye’nin beşte birinden fazlası işsiz ve bunların önemli bir kısmı da iyi eğitim almış insanlar. Çaresizlik içinde, sınıf atlamak hevesiyle, bu “yarışmalara” girip, en az 100 kat fazlasını edecek değerleri, bedava ya da hiç fiyatına ona buna kaptırıyorlar. Bu son derece ciddi bir sorun. Hatta inanın, insan hakları mahkemesine götürülecek bir konu. Çünkü insanların emeklerini, hayallerini ve entellektüel birikimlerini sömürüyorlar. Lütfen bu tip yarışmalara katılmayın. Eğer ciddi bir projeniz/eseriniz varsa, bir web sitesi açıp satmaya bakın. Söz veriyorum, elimden gelen maddi-manevi desteği göstereceğim. En azından, web sitenizi gönüllü ve ücretsiz olarak yapabilirim. Blog yazarlarından da ricam, bu konuda duyarlı olup, bu tip yarışmalar konusunda uyarıcı yazılar yazmaları.

Yarışma mı istiyorsunuz? Alın size yarışma:

1.Evimi en iyi temizleyen ilk iki kişiye tam 5 YTL vereceğim ve isimlerini blogumda yayınlayacağım.

2.Arabamın aküsü bitti. İlk aküyü getiren, arabam ve benimle resim çektirme şerefine nail olacak ve iki fotografı blogumda yayınlanacak.

3.Babamın arkadaşının tekstil atölyesine remayözcüler aranıyor. Remayözcü arkadaşlar başvursunlar. 6 ay boyunca fabrikada 24 saat çalışacaklar ve finale kalan 2 kişi 500 YTL aylıkla işe başlayacak (yemek ve servis yok)

4.En iyi blogger asistanını seçeceğim. Yarışmaya katılmak isteyenler, toplam 50 sayfa ve 60′tan az konu olmamak kaydıyla iletişim kısmındaki mail adresine başvursunlar. Beğendiğim yazıları yayınlayıp, seçtiğim kişiyi “thanks for keeping my coffee hot” yazarak onore edeceğim.

İşte, yapılan tam olarak budur…

Haber fiyaskosu kervanına TRT de katıldı

Haber fiyaskosu kervanına TRT de katıldıDaha önce “hayalet tabanca Glock” ve “Stealth marka uçak” gibi habercilik fiyaskolarından bahsettim. Aslında bilim haberleri çok daha kötü durumda ama onlardan bahsetme ihtiyacı bile duymuyorum; nihayetinde “ışınlanmaya”, “yoktan enerji üretmeye” filan rahatlıkla inanıyor birçok insan (insan demek içimden gelmese de, teknik olarak öyle!). Burada “inanç” kelimesini vurgulamak isterim; zira bilimin de magazin haberi gibi algılanması durumu var. Herneyse, bu konuya ileride bayağı detaylı olarak gireceğim.

TRT, “Kaleşnikov” un yeni tüfeği AK-9′u tanıtmış “kendi çapında”. Fotograf olarak ta, M16 karabin ile ateş eden ABD askeri koymuş(!). Silahın fotografını bende bulamadım, sayfa boş kalmasın diye yerine bu sempatik eşeği koydum. Kimse alınıp gücenip yanlış anlamasın diye de açıklama yapma ihtiyacı duydum.

Kaleşnikov, bizim eskiden Kalaşnikof dediğimiz, Kalashnikov.

Birtakım tuhaf cümleler var:

Son derece hafif olan silah, 3 kilo 800 gram ağırlığında

Virgül arasında fıkra anlatmış TRT. Ben bayağı güldüm. Son derece hafif dediği silah, neredeyse AK-47 ile aynı ağırlıkta.

Çünkü susturuculu olan bu silah, 9 milimetrelik kurşunuyla çelik yelekleri de delebiliyor.

Hangi kurşun evladım? Bahsettiğin merminin çekirdeği alaşımlı çelikten üretiliyor. Ayrıca silah jargonunda “kurşun” diye bir kelime yok; onu nazar bozmak için (!) döküyorlar. Daha önce bahsettiğim SP-10 mermisinin subsonic versiyonu bu. İyi de, hangi çelik yeleği deliyor? (Önceki cümlede de çelik yelekler tarihe karışacak diye fütüroloji üfürmüş)

Şuradaki haberde de, hiç araştırma yapmayan, muhtemelen silahlar hakkında da hiçbir bilgisi olmayan arkadaş, bazı endişelere kapılmış. Mesela, silah teröristlerin eline geçerse ne olurmuş…

Merak etmesin, bu silah, bırakın teröristleri, dünya ordularının bile çoğunun eline geçmeyecek. Üstelik, mermileri son derece pahalı. Nasıl Walther WA2000, H&K PSG-1 gibi çok daha alışıldık silahlar bile PKK’nın eline geçmediyse, bunlar hiç geçmeyecekler. Üstelik terörist, silahları bu yazıyı yazandan çok daha iyi tanıdığı için, böylesine sofistike bir silaha sahip olmak istemeyecektir.

Daha çok yorum yapılır da, neresinden tutsam elimde kalıyor, onun için fazla da yazmak istemiyorum.

Bu arada, Levent’in önerisini buradan duyuruyorum Glock’un metal dedektöründen geçtiğini iddia eden cahil gazeteci ve diğer basın esnafına: bir metal dedektörü kuracağız -alışveriş merkezlerindeki en uyduruk dedektörler, özel filan değil. Buradan Glock’la geçeceksiniz. Dedektör ötmezse, size tam 1 milyon dolar vereceğiz. Ama öterse, siz bize 5.000 dolar verin yeter (enayi çok, sürümden de kazanırız!). Ayrıyeten, genel yayın yönetmeniniz de, fotografı yerine eşek resmi koyacak. Yer mi beyler?

10, toplam 27 sayfa« First...«34567891011121314151617»...Last »