* You are viewing the archive for the ‘güncel’ Category

Tansu Çiller bacımız dönecek mi ayol?

30 kadar canı sıkılan vatandaş, Tansu Çiller’in yalısı önünde nümayiş yapmışlar, geri dönsün diye.

Kır at şahlanacak ama, Tansu Çiller bacı gibi deneyimli bir binici gerek!

Bu vatandaşlarımız çok özlemişler Tansu bacılarını, fotografa baktım, çoğu kadın. “Efsanevi lider” diye bahsetmişler Tansu bacılarından, çok duygulandım. Hem salya sümük ağladım, hem de o eski güzel günleri yad ettim.

Herhalde Cem Yılmaz artık baydı diye, alternatif arıyorlar.

Tansu bacı zamanında birsürü banka batmıştı, sayısız insan tanıyorum parasını hala kurtaramayan.

Bir gecede Türk parası pul olmuş, %80 civarı değer kaybetmişti. Dolarla borçlanan sayısız şirket battı, insanlar sefil oldular. Kendini benzin döküp yakan mı ararsınız, herşeyini satıp borcunu yine de ödeyemediği halde hapse giren mi…

Sayısız yolsuzluk çıkmıştı, ama onları saymaya gerek yok. Nasıl olsa herkes az çok şaibeli!

Tansu Çiller, Susurluk rezaletine sahip çıkmıştı.

Selçuk Parsadan vakası ile de, konu komşuya rezil olduk, o da ayrı mevzu.

Şimdi gitmişler Tansu bacılarının kapısına, Tansu bacı kırata binecek, şahlanacaklar. Bir sonraki seçimde kesin tek başına iktidar, Tansu bacı gelecek, bu makus kaderimizi yeneceğiz inşallah.

Tansu bacı, Trabzon’u Akdeniz’in incisi yapacak gelince. Sahillerinde cıbıldak Rus kızları denize girecek, Trabzon’un sefaleti bitecek. Rahip Santoro’yu öldüren zibidiler yerine, allahsız gomonist Rus kızlarını imana getiren Türk gençleri ile dolacak gazetelerin ön sayfaları.

“Haydi Türkiyem ileri” diye bağıracak Tansu bacı, Paris Hilton’un şekilsiz vucuduna bakıp iç çeken Türk kızlarının aklı başına gelecek, Fizik ve Matematik doktoru olacaklar.

İster beğenin, ister beğenmeyin, AKP’ye doğru dürüst muhalefet yapan (Türkiye standartlarında) iki parti vardı, biri Genç Parti, öbürü DP (yoksa DYP miydi o?).

Mehmet Ağar, ölü bir partinin sınırlarını zorladı, alınabilecek en yüksek oyu aldı. Barajı aşamayınca da, delikanlı gibi gitti.

Az kaldı Türkiyem, Tansu bacımız bizi kurtarmak için her an geri dönebilir.

Deniz Baykal git, CHP şahlan

Bazıları CHP’nin seçimi nasıl kaybettiğine şaşırmış, ben de onların bu haline çok şaşırdım.

Kimisi biraz daha aklı başında, “yenildik ama ezileceğimizi bilmiyorduk” demiş.

Ben bile 45 kere yazdım; AKP daha da yüksek bir oyla tekrar kazanacak diye.

Şimdi yine aynı terane, her seçimden sonra olduğu gibi. “Deniz Baykal gitsün!”

Niye gitsün? Çünkü CHP şahlanacak ama Deniz Baykal izin vermiyor. Bakın tarihe, CHP Deniz Baykal’sız girdiği bütün seçimleri kazanmış (inanmayın canım, CHP’nin son 55 yılda seçim filan kazandığı görülmüş şey değil, Baykal CHP şaibeli son seçimini kazandığında 12 yaşındaydı)

CHP artık seçim filan kazanamaz. Bir sonraki seçimlerde de ben buradayım, kazanırsa yüzüme tükürürsünüz.

Neden kazanamayacak basit: CHP’nin hitap ettiği kesim, Türkiye’nin %5′lik kaymak tabakası, onun da yarısı ancak oy verir CHP’ye. Eski CHP’ci memur tayfası var, eh, yaş itibariyle onlarında bir ayağı çukurda, yani bir sonraki seçimlerde o tabanında önemli bir kısmını kaybedecek.

CHP, değişim ve demokrasi isteyenlerin ihtiyaçlarını karşılıyor mu? Hayır.

Ekonomik refah modelini savunuyor mu? Hayır.

YÖK’ü kaldırır mı? Kafayı üşüttünüz herhalde!

AB’ye girmeye taraftar mı? Hayır.

CHP solcu mu? Hadi artık bunun hakkında yeterince konuştum, bakalım Sosyalist Enternasyonel ne yapacak.

İster beğenin, ister beğenmeyin, CHP %20 gibi, bana göre çok yüksek bir oy aldı. Devlet Bahçeli ip atmak yerine konuşsaydı, ikinci parti olurdu. Ha, bu arada CHP MHP’ye yanaşarak solculuk konusunda da ne kadar “samimi” olduğunu gösterdi. Gerçi CHP’ye oy verenlerin hatırı sayılır bir kısmı demokrasi filan da istemiyor, o da ayrı konu.

“Laiklik elden gidiyor” diye meydanları doldurdular, bakalım bu dönemde de laiklik elden gitmeyince sonraki seçimlerde ne diyecekler?

Baykal’ın sağlığı yerinde, allah gecinden versin, birşey olmazsa, bir sonraki seçimlerde yine CHP’liler “Baykal gitsin” diyecekler.

Baykal’ın biryere gittiği yok, CHP’nin de öyle.

Atam uyan, klonladık seni!

Az önce kitapçıdan geldim; eşeklik edip hiç Kemal Tahir okumamıştım, Karılar Koğuşu’nu aldım (yobazlar kızmasın, onlara kalsa “Bayanlar Koğuşu” yaparlardı ama Kemal abi öyle koymuş adını). Bir de sinema üzerine kitap aldım birkaç tane, belki canım kısa film çekmek ister.

Bu arada, “Yahudilik Tarihi” isimli kitabı da aldım. Aslında muhteviyatından ümitli değilim; lakin Ahmet Almaz namlı şahsa Pelin Batu kızımız eşlik etmiş yazarken. Allah için ahu gibi kızcağız, bir de akıllı uslu şeyler yazmışsa yeni Lara Croft’um olacak. Sırf onun için aldım. İlber Ortaylı “baba” da Sabataycılık eki döşemiş, yani anlayacağınız kitap eskilerin Maksim gazinosu gibi. Adeta şöhretler karması:)

Yazının başlığına dikkat buyurursanız, konunun kitap alışverişimle ilgili olmadığını anlayacaksınız. Okumaya alışkın olmayan halkımız kolayca okusun diye at nalı puntosuyla basılmış sayfaları karıştırırken başka bir kitabın tanıtımına denk geldim:

Beklenen Kurtarıcı 2019. “Destur bismillah” diyerek kendime geldim, başta Arthur C Clarke’ın 2001 serisinin devamı sanmıştım, değilmiş. Murat Balkan isimli Türk genci kaleme almış romanı. Kitaba baktım, harp tayyaresi, arkada Mustafa Kemal ve silah arkadaşları. Uçağı seçemedim, ama profil olarak F14′e benziyor; yalnız F-14′ün arka kanadı çifttir bunda tek; herhalde Photoshop’cu arkadaşın azizliğine uğramış. Atatürk’ün (aslında teknik olarak Mustafa Kemal o zaman) silah arkadaşlarını da seçemedim; sol arka çaprazındaki Kazım Karabekir’i andırıyor. Yalnız kitabın sağ alt köşesinde ABD askeri var, aceleye gelmiş herhalde, “…. edin, arada kaynar” demişler.

Konu fevkalade Orijinal:

Çok gizli yürütülen bir gen ve klonlama projesi…

Alınan tüm tedbirler, yapılan tüm çalışmalar, yurtdışından gizlice getirilen özel cihazlar ve bunları kullanan Türk bilim adamları… Türkiye üzerinde oynana oyunların ve kurulan tuzakların etkisiz hale getirilmesi için yürütülen büyük bir çalışma…

Türkiye bu komplolardan her ne kadar uzak durmaya çalışsa da ateş çemberine dönen Ortadoğu’da kendine biçilen rolü boşa çıkarmak için büyük gayret göstermektedir. Dünyada yürütülen psikolojik savaşın yaratılan çirkinlikleri içinde bundan kurtulmak için büyük çabalar harcayan Türkiye, kendine yeni bir yol çizmeye karar vermiştir.

Genelkurmay Başkanlığı tarafından görevlendirilen ve genetik bilimde dünyanın peşinde olduğu bilim adamı Prof. Mehmet Günay bu projenin başındaki kişidir. Bu kaos ortamından çıkış yolları aranırken, 20. yüzyıla damgasını vuran kurtuluş mücadelesinin önderi Mustafa Kemal’in klonlanması için hazırlıklar başlamıştır.

Bu hummalı çalışmanın olası sonuçları üzerine gizli servislerin engelleme çabaları başarıya ulaşacak mı? Bunun sonucunda dünya nasıl bir eksene oturacak? Türkiye’yi bekleyen son ne olacak?

Bak hele!

Ama arkadaş gerçekçi, aletleri bizim yapamayacağımızı anlamış “ yurtdışından gizlice getirilen özel cihazlar” demiş. Artık insan klonlamada kullanılan cihazları nasıl gizli getiriyorsan! Sanki 86 model Ford Taunus’un distribütör kapağı.

Fikir çok akıllıca. Genelkurmay bakıyor, ABD’yi yenmek için herşey var, sadece Mustafa Kemal eksik. Klonlayın derhal diye emir buyuruyor, dünyanın peşinde olduğu Mehmet Günay derhal olaya el koyuyor. Türkiye insan klonlamada çok ileridir, biz herşeyi çok gizli yaptığımız için siz bilmezsiniz tabi. Gerçi Mehmet Günay’ın dünya peşinde ama, tabii ABD filan akıl erdiremiyor Türklerin böyle saçmalıklar peşinde olduğuna.

Sene 2007, 2019′da Atatürk 12 yaşında. Olsun, Fatih İstanbul’u 17 yaşında almıştı deyip gaza gelmek mümkün. Belli mi olur, Mustafa Kemal’i klonlayan zeka bakarsın 3 günde Miralay olduğu yaşa da getirir.

Tabi bu arada önce Atatürk’e durumu izah edeceksin. Paşam, senden sonra biz bu ABD’ye elimizi verdik kolumuzu alamadık, adamlar Ortadoğu’yu tarumar etti diyeceksin. Bu arada yeni silah teknolojilerini filan anlatacaksın tabii, eh, Mustafa Kemal’de Manastır Askeri İdadisi’nden mezun olduğu beyinle gelmeyeceğinden, sıfırdan Harp Akademisine başlayıp asker olacak, sonra o cephe tecrübesini filan nerede vereceksin onu bilmem artık, herhalde bol bol Command & Conqueror filan oynayacak bilgisayar başında.

Mustafa Kemal’in sıfır bilgiyle gelen beyni bile kitabı ciddi ciddi okuyanlardan çok daha donanımlı olacağı için şöyle bir soru soracak:”İyi de, biz bu heriflere karşı neyle savaşacağız?”

Artık orasını bilmiyorum, bu kadarını uyduran Murat kardeş onu da düşünmüştür mutlaka.

Yalnız özetin son cümlesi manidar: Türkiye’yi bekleyen son ne olacak?

Bence o kitabın satışına bağlı. Çok okunuyorsa, iyi olmayacağını söyleyebilirim.

Her Türk gencinin ibret olsun diye alıp okuması gereken bir eser diyorum…Üstelik herkes istifade etsin diye 9.5 YTL’lik şok bir fiyatla satışa sunuluyor. Hadi bakalım.

Özelleştirmeyelim, çiftlik yapalım

Papağan gibi tekrarlamak diye bir laf vardır ya, doğru değildir o. Papağan her söyleneni tekrarlamaz, düşünerek konuşur. Hani kolu bacağı olsa, Türkiye’de parti bile kurar. (Allah göstermesin, 150 sene yaşayan cinsleri var, 2 Demirel eder!)

Lakin bazıları kendine bağrıla çağrıla söylenen sloganları aynen tekrarlamaktan sıkılmadı.

Seneler önce, memurlar bile “devlette birsürü gereksiz memur var, her taraf arpalık” derdi. Öyle ya, kovun hepsini, ya açlıktan ölsünler, ya da dağa çıkıp terörist olsunlar. Onları işe alan değil, 3 kuruş alan memurun kendisi sorumlu ne de olsa!

Şimdi slogan değişti, özelleştirme yapılıyor, “milletin malını satıyorlar” diye feryat figan ediyor aynı adamlar. Batan nedir ki, Türk Telekom özelleşti adamları sokağa dökmediler. Artık fuzuli memur devletin sorunu değil…

Hangi milletin malı ? Vergi dairesine vergi vermeye gidiyorum, adamların suratından düşen bin parça. Dövmedikleri kalıyor, sanki soyguna gitmişim.

Siz hiç Türk Telekom’a gidip “ya kardeş, bunun 70 milyonda bir hissesi de senindir, al bari beleş bir çay iç” dediklerini gördünüz mü?

Erenköy’de Tarım Bakanlığına ait devasa bir arazi var. (Pırasa, patates filan yetiştirecekler Bağdat Caddesinde). Gidin bakalım, kapıdan içeri girebiliyor musunuz.

Neymiş, demek ki yemişler bizi. Bizim mizim değilmiş o mallar.

Adam Petkim’i almış, veryansın ediyorsun. Daha önce de satılmış Petkim; o zaman satan AKP değil üstelik. Sattığı fiyat 600 kusür milyon dolar, Cem Uzan almış. Sonra katekulliye gelmiş, devlet yine el koymuş. Şimdi 2.1 milyar dolara satıldı. Alan tesisi söküp İsrail’e dikmedi, içinde de Türkler çalışıyor. Vergisini de Türkiye’ye veriyor, Kuzey Irak’a değil. “Kardeş bana ordan 100 litre mazot ver” desen, eskiden olduğu gibi vermiyorlar. Yani değişen bir şey yok; hala milletin malı değil bir yer…

Ey vatandaş, bundan önceki 10 iktidarın zamanında da, bırak kendi malına girmeyi, polis gelip “çekil lan ordan, başbakan geçecek” deyince koyun gibi çekilmedin mi?

Değişen şu; hükümet kendi işe yaramaz dandik adamlarını oralarda istihdam edemeyecek artık. Ama asıl mesele o değil; bürokrasi diktası sökmeyecek. Bu kadar cırlamaları ondan.

Bankalar satılırken de olay oldu. Adı banka ama parası yok. Yıllar yılı hortumlanmış, sermayeyi kediye yüklemiş tabela bankaları. Enayi yabancılar direk yatırım yapmak yerine bu içi boş bankaları almışlar, kakaladık diye sevineceğimize ağlaşıyoruz.

Paran kadar bankasın, şuben kadar değil. Migros’da da o kadar şube var.

Dün HSBC geldi, bankaların yarısı rekabet edemediği için battı. Yarın öbür gün Barclays filan gelir, bakarsınız Ziraat Bankası,İş Bankası bile kalmamış.

Bunu sadece ben söylemiyorum. Cem Uzan bile, Türkiye bankalarından bir cacık olmaz diyor.

Ha, bu ciddi tehlikedir,ayrı konu. Bankacılık sermayen yok, o sermayenin -şimdilik- %70′i yabancılarda. Faizmiş, krediymiş istedikleri gibi oynarlar; ama bunu borç parayla hovardalık edip, eve haciz getirtmeden önce düşünecektin.

Devlet banka kursun mu? Kursun. Deutsche Bank’da Alman devletinin bankası, komple Türkiye’yi satsan adamların sermayesine ulaşamıyorsun.

Demek ki palavra sıkmakla olmuyor bu işler. Neden Oyakbank satıldı? AKP mi sattı?

Durum ortada. Paran yok, pulun yok. Ya bu enkazları elinde tutup bürokrat çiftliği olarak bırakacaksın ve üç beş senede kendi kendilerini imha edecekler, ya da hazır para ederken satacaksın. Devleti de küçülteceksin. Devletin işi adam gibi sağlık ve eğitim hizmeti sağlamak, naylon gömlek ve çadır bezi üretmek değil. Devlet asıl işini yapacak. Özel sektörün de önü açılacak.

Ama yok, o zaman kapitalizm yerleşir, halkın cebi para görür, Maazallah demokrasi filan yerleşmeye başlar, bürokratların lafını ipleyen olmaz. Yıllarca ithal ikame saçmalığıyla beslenen malum şirketler de zora düşer.

Bir de “yeşil sermaye” sorunu var. Türkiye’nin bütün zorluklara rağmen gerçekten üreten kısmı. Bugün gidin Konya’ya, dünyanın en iyi makine parçaları orada yapılıyor. Mersin, Adana tekstilde uçmuş, ama onlar sakıncalı olabilir. Cepleri para görürse, şeriat diye kaşınırlar. “Bizim çocuklar aç kalır” diyemeyeceğine göre, hayali bir şeriat paranoyası yaratacaksın.

Halkı uyduruk tarih kitaplarıyla uyutursan bunlara inanır elbet. Zira hala büyük çoğunluk, haçlı seferlerinin dindar ve gerzek Hıristiyan ayak takımı tarafından, çok dindar oldukları için yapıldığını sanıyor.

Düdük kadar İsviçre’nin neden dünyanın finans merkezi olduğunu anlayamazsın tabii bankacılık denen şeyi kuranların Haçlı Seferlerindeki İsviçre askerleri olduğunu bilmezsen…

İsrail-Filistin didişmesi de din yüzünden, yoksa toprak kavgası yok orda!

ABD’de bu terörizm dümenini Müslümanları katletmek için uydurdu, yoksa Arap petrolünde zerre gözü yoktur!

Türkiye’de bürokrasiye karşı geldin mi şeriatçı olursun, çünkü karnın tok sırtın pek oldu mu ancak şeriat istersin. İnsan gibi yaşamak isteyecek değilsin ya!

Bürokrasi, kendi adamları varken senin para kazanmanı istemez. İnanmıyorsanız gidin vergi dairesine görün, şirket kurmak çete kurmaktan çok daha zor!

Kahve demokrasisi

Bazı arkadaşlar, kurbağaların yanlış partiye oy vermesine çok içerlemiş, onlara da “bu millete diktatör lazım” diye buyurarak eşlik edenler olmuş.

Beğendiğin parti gelirse demokrasi olsun, yanlış bir partiyi seçerse “kurbağalar”, diktatör gelsin. Türk tipi demokrasi. Kahve demokrasisi. Kahve yorumuyla sosyoloji, politika ve tarih dersleri…

Bunun adı zaten demokrasi değil, demokrasi süsü verilmiş dikta rejimi! Doğan görünümlü Şahin gibi Bir şey..

Diktatör lazım diyen arkadaş Londra’da yaşıyor, Londra Cumhuriyet filan değil, ama demokrasi var. Herhalde arkadaş orada demokrasi olmadığını zannediyor; malum içinde cumhur lakırdısı yok. Çin’in de tam adadı Çin Halk Cumhuriyeti, yani iki kere halk adı tekrarlanıyor, ama demokrasi yok. Allah allah, çık şimdi işin içinden..

Bu arkadaşların herhangi bir demokrasi talepleri yok; örneğin ben yakın tarihi eleştireceğim ama 367′den dolayı yemiyor filan demiyorlar. Kurbağaların seçtiği parti 367′yi kaldırmadığı için kızgın filan değiller. Şunu demek de akıllarına gelmiyor “ulan madem demokrasi var, ben de hakkımı aramak için harekete geçeyim”. Diktatör istiyorlar. Diktatör gelecek, bunlar gak deyince et, guk deyince su verecek…

Başbakan’ın oğlunun gemisi varmış…Ne yapsak? Diktatör gelsin, o alır. Alır da, senin benim malımı da müsadere eder arada!

Şimdi bu diktatörü biz mi seçeceğiz (pardon, o zaman demokrasi gibi Bir şey olur, halk -kurbağa- yanlış diktatöre oy verebilir) o kendisi mi gelecek?

Diktatör, temiz, delikanlı, adaleti ile dünyaya nam salmış adam olacak. Zira arkadaşlar diktatörün namuslusunu severler, hoş namussuzu geldimi de laf etmek yemez, oturur içinden küfür edersin. Namuslu ve adil diktatör gelip Tayyip’in oğlunun gemisini satacak, parasını halk arasında, adil biçimde paylaştıracak. Türkiye’yi adam edecek, eğitim ve sağlık reformu yapacak, tercihan AB’ye girmeyecek (malum, bizim “hassasiyetlerimiz” var), bu arada kurbağalar tarafından halel gelmeyecek bir demokrasi inşa edecek, sonra gidecek, giderken de “aman ya kurbağalar, bakın şeker gibi sistem bıraktım, yalnız sakın yanlış partiye oy vermeyin dönüp kabak gibi oyarım” diyecek.