* You are viewing the archive for the ‘güncel’ Category

2007 seçimlerinin özeti, oy durumu ve muhtelif fasa fiso…

Bir seçim daha gördük; kaşıntısı olan arkadaşların aksine, 27 senedir darbe görmemekten memnunum.

Son durum nedir bakmadım; en son baktığımda AKP %48′di. Benim tahminim %40-45 arasındaydı; AKP büyük bir başarı elde etti. Sanırım hiç bu kadar bariz bir farkla iktidara gelen olmadı şimdiye kadar. Sevgili ukala arkadaşlar, oyuncak seçimleri örnek verip bilmemle %80′le gelmişti filan diye yorum yazmayınız. Demokratik seçimleri kastettim, metazori olanları değil.

Samed dostumuz da şurada bazı yorumlar yayınlamış, hoş…Okuyunuz..

Eh, AKP İran ve Arap ülkelerinden getirdiği T.C nüfus kağıtlı elemanlarla kazanmadı seçimi (onuda iddia eden çıkar, şaşırmayınız!) Milletin %50’si vatan haini ya da gerizekalı olmadığına göre, sineye çekeceksiniz artık. CHP’liler sandık nöbeti tuttular mı, onu merak ediyorum işte.

Bu Türkiye için gerçekten farklı bir seçimdi. Türkiye’de şeriat isteyenler %5 bile olmadığına ve AKP’de “şeriat isterük!” demediğine göre, artık bu laiklik-şeriatçılık ayaklarını bırakın. Herkes biliyor zaten şeriat tehlikesi filan olmadığını, demekki halk da enayi değilmiş, yememiş.

CHP ikinci parti ama, tarihinin en büyük hezimetini yaşadı. Kürsüden ip atmakla iktidara yürünmeyeceğini de anlamış oldu Devlet Bahçeli. Açıkçası, kişiliğine hiç yakıştıramamıştım. Böyle ucuz şovlara girmese, oyumu MHP’ye bile verebilirdim, çünkü gerçekten değiştiklerini sanmıştım. Sadece şekilsel bir ince ayar varmış oysa. Beyaz çorap yasak, fark o kadar.

Aylardır AKP’nin gümbür gümbür geldiğini söylüyordum, eski yazılarım da şahidimdir. Ben anladım ama, bunca imkana sahip siyasi partiler anlayamadı. Çünkü halkın içinde değiller. (Ben de fazla değilim, ama en azından konuşuyorum, dinliyorum) Hırsları yüzünden gözleri kararmış.

Demekki halk artık boş sloganlara prim vermiyor, bu güzel bir gelişme. Önümüzdeki seçimlerde becerip konuşabilirlerse, tablo değişebilir. Onlar hala farketmedi, ama ben birkaç gözlemimi anlatayım:

1.Halk enayi yerine koyulduğunun bal gibi farkında.

2.İnsanların gündeminde laiklik, baş örtüsü, şeriat gibi konular yok. Fatih Çarşamba filan hariç, birçok yerde mini etekle de, belinize kadar sakalla da gezebiliyorsunuz. Verilen bunca ayara rağmen, biz bir imparatorluk halkıyız ve çoğumuz farklı insanlara tahammül edebilme kültürünü öyle ya da böyle almış.

3.İnsanlar, kullanmasalar, talep etmeseler bile demokrasinin zarar görmesini istemiyor. Konuşmasalarda, konuşabilme haklarını korumak istiyorlar. CHP’nin aşırı oy kaybına uğrama nedenlerinden biri, birçok aklı başında üniversiteli gencinin bile, statüko karşıtı olmak adına AKP’den yana tavır alması oldu.

4.AKP’liler de Cumhuriyet mitingleriyle dalga geçmesinler. Aslında o mitingler, ne düzenleyenlerin, ne de AKP’nin ekmeğine yağ sürdü. Olaylar spontane gelişti ve arada “ne darbe, ne şeriat” lafları yükseldi. Kısacası, millet “gölge etmeyin efendi gibi yaşayalım” mesajı verdi. Elbette, fanatikler de vardı ama çoğunluk değillerdi.

5.Halk, açık açık konuşmaktan ürkse de, son zamanlarda yaşanan bazı gelişmeleri “tuhaf” buldu. Kendi mağduriyetini AKP ile özdeşleştirdi. Bence son 6 ay, AKP oylarının zirve yaptığı dönemdir.

6.Bu seçimler, yama bir milliyetçilik anlayışının başarısız olduğunu açıkça gösterdi. Türkiye’nin batı’dan da, doğudan da farklı olduğunu sık sık söylüyorum. Bizim batıdan en büyük farkımız, örneğin Almanya, Fransa, İtalya gibi tek halktan oluşmamış olmamızdır. Aslında bu dayatılan milliyetçilik Türkiye için gereksizdir; çünkü biz halk olarak zaten birlikte yaşama kültürüne sahibiz. Keza ABD’de böyledir; sayısız ayrı ırktan gelen insandan oluşmasına rağmen, bir hispanik ABD vatandaşı, örneğin “Meksikalıyım” demez. Dolayısıyla, farklı etnik kökenleri reddetme anlayışı, üniter devlet yapısını korumak için gereksiz olduğu gibi, Kürt meselesinde olduğu gibi ters de teper. Sonuç olarak, Türkiye’nin üniter yapısını koruyacak tek ilaç, demokrasi, maddi refah ve huzurdur. AKP, bu değerleri öne çıkardığı için kazandı. Özellikle Güneydoğu’dan çok oy alması bu yüzdendir.

7.AKP gibi, sıfatları arasında “muhafazakarlık, İslam” gibi kelimeler bulunan bir partinin pratikte demokrasi ve liberalizme en çok sahip çıkan parti olması da, Türkiye’ye has tuhaf durumlardan biri. Biraz incelediğinizde, kendisini sağda gören (ki dünya standartlarında öyle) AKP’nin aslında Türkiye’deki “en sol” parti olduğunu görebilirsiniz.

8.Özellikle MHP ve CHP kendi kendilerini sabote ettiler. CHP, halka güvenmediğini gösteren işaretlerle tepki topladı. Sadece AKP karşıtlığı üzerinden yürüttüğü seçim politikasının işe yaramadığını son 1 haftada farkederek, “birşeyler söylemeye” başladı. MHP ise, Öcalan’ı asmak üzerine kurduğu seçim politikasıyla kendi kazdığı kuyuya düştü; zira bunu gerçekleştirme fırsatını ilk yakalayan ve en çok yaklaşan parti kendisiydi.

9.Cumhuriyet gazetesinin antipatik ve zekadan uzak reklamları tepki çekti; özellikle İlhan Selçuk kalkıp MHP’ye methiyeler düzünce, CHP’nin ve “solcu olduğunu iddia edenlerin” inandırıcılıkları kalmadı.

10.AKP, vitrin tazeledi. Zafer Üskül gibi yeni yüzler güveni artırdı, Unakıtan gibi şaibeli eskiler de seçilemeyecekleri bölgelere “sürülerek” nötralize edildi. Yine de, en azından beni tatmin edecek bir kadro yok ve hala bazı şaibeli isimler seçim listelerinde ilk sıralardaydı. Ne olursa olsun, bu değişiklikler önemli ölçüde işe yaradı.

11.AKP, insanlarla daha direk ilişkiler kurarak olumlu bir tablo çizdi ve hala hatırlanan “ananı da al git” rezaletini önemli ölçüde unutturdu.

AKP GERÇEĞİ

akpgercegi.net diye komik bir site var; artık mail adresimi nerden buldularsa bana da spam atmışlar.

Girip okudum, hem güldüm hem sinirlendim.

AKP’yi eleştireceksen adam gibi eleştir. Ne bileyim, ihale dosyalarını aç, orayı burayı nasıl kendi yandaşlarına verdiklerini söyle. Unakıtan’ın oğlu konusuna gir. Fındık fiyatından filan bahset.

Yok; hamaset yapacaklar illaki. Abuk sabuk lakırdılar…

Birkaç örnek:

 

Ü. "Kuraklık destek" haberini, seçim meydanından Dışişleri Bakanı açıkladı.
Anlamadım. Seçim meydanı neresi? Sultanahmet tarafında mıdır? Mesele mitingde açıklanması mı, dışişleri bakanının açıklaması mı? Anlayan açıklasın.
T. Bankacılık sektörünün % 51'i yabancıların eline geçti.
Satmasaydın. Bunların çoğu batan bankalar. Çiller banka mağdurlarının parasını ödedi mi? Oyakbank neden sattı bankasını?
Ş. Ülkemizin toplam borcu (iç-dış), dolar bazında 2 katına çıktı.
Çoğu cari harcama. Senin benim aldığımız mp3 player, cep telefonu, araba, vs...
B. Erdoğan, çocuk katiline "Sayın" dedi.
Heryerde bu saçmalık. Belli ki dili sürçmüş. Apo'nun kardeşi olsa başbakan, sayın demezdi. Salak mı o kadar!
R. Borçlu vatandaşlarımızın sayısı 4,4 kat arttı.

Ee, kredi kartı böyledir. Bir tarafının yolunu bilmeden kredi kartı sahibi olursan böyle olur…

 

P. Ülkemizdeki yabancı şirket sayısı 3'e katlandı.

Övmüşler arada:) Fena mı? Gavur gelmesin aman, imanımızı bozar. Açlıktan geberirsek cennete gideriz, değil mi?

 

M. Ezan sesinin kısılması için genelge yayınlandı.

Açtırsa yobaz, kıstırsa dinsiz. Bence güzel oldu; yatak odamda müezzin istemiyorum. Ezanı 300 desibel okumanın ne anlamı vardı?

 

K. Misyonerliğe yasal izin verildi.

Yasak olduğunu bile bilmezdim. Ne var ki, adam dinini anlatıyor, beğenen Hristiyan olur. Hani laiklik?

 

I. 273 üyeli İsrail Dostluk Grubunun 173'ü AKP milletvekiliydi.

Eee, herkesle düşman mı olalım? Zaten İsrail’le dostuz, özellikle askeri düzeyde ortak çok fazla yatırım,tatbikat vs var. Silah da alıyoruz. O da mı battı?

 

D. Devlet bakanı Kürşat TÜZMEN bir defile sonrası F. LOPES isimli kadınla kadeh tokuşturup şarap içti 

İşte favori bakanım! Kadından da anlıyor, içkiden de!

4. Diyanetten Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın diyor ki:
“Ben Avrupa’ya gittiğimde kiliseye çok giderim, büyük zevk duyuyorum.”

İşte görmek istediğimiz Müslüman tipi. Diğer inançlara saygılı, Allahın birliğine inanan, insan sevgisi dolu bir laf etmiş. Neyi battı? Siz Allahın has kulusunuz, onlar kefere öyle mi?

9. Çeçenler Rusların dilinde terörist. Erdoğan 3 Kasım seçimi sonrası AKP genel başkanı olarak 170 kişilik heyetle ziyaret ettiği Rusya’da teröre karşı işbirliğinden söz etti.

Vay Şark kurnazları, lafı nasıl da bükmüşler! Çeçenler terörist değilki, Çeçen teröristler var. Milletler değil, insanlar terörist olur. O zaman her millet terörist! Türk, Arap, ABD’li terörist yok mu? Herifler çoluk çocuğu öldürdü, bunlara mı sahip çıkıyorsunuz? Elbette karşı olacak.

15. Sözde Ermeni Soykırımı meselesinde Dışişleri bakanlığı, yetersiz kaldı. Üstelik Sözde Ermeni soykırım yasasını kabul eden ülkelere yenileri eklendi: İsviçre (2003), Slovakya (2004), Hollanda (2004), Polonya (2005), Litvanya (2005), Arjantin (2006)…

Ne yapacaklardı, savaş mı açsınlar? Bunlar bağımsız ülkeler, istedikleri yasayı çıkarırlar. Sen kim oluyorsunki adamların içişlerine karışacaksın. Biz kendimize karıştırtır mıyız?

Akla zarar bir site. Lafım AKP’ye saldırmalarına değil, ifadelerindeki yobazlık, düşmanlık, bölücülük, nefret ve ırkçılığa…AKP’yi eleştirmek için teröristleri savunmak gerekmiyor.

Muasır medeniyetler seviyesine çıkmak için ne yapmak lazım? Daha çok seri katil yetiştirmek lazım!


Türk basın tarihinin bana göre en boş ve yanlı (nazik dille!) yazılarını yazan Ertuğrul Özkök, muhtemelen akrabalığım olmayan Sevil Atasoy‘a şu soruları sormuş:

 

Türkiye’de niye seri katil çıkmıyor?

Geri kalmışlık efendim. Türk insanı maalesef seri katil olacak tanımıyor dünyayı, gerekli eğitimi alamıyor. İnsanımız tekdüze yaşıyor, sizin gibi hayatını renklendirecek faaliyetlerden yoksun. Kırdan kente göçün de etkisi var tabi…

Polis mi beceriksiz, katiller mi zeki?

İkisi de aynı yerde yetişmiyormu?

Ruh çağırarak bir cinayet çözülebilir mi?

Çözülür, çözülmezmi. Bütün gelişmiş ülkelerde ruhlar birinci dereceden tanık kabul edilir ve karar genellikle ruhların beyanatlarına göre alınır. Aslında polis ve adli tıp da gereksizdir. Bir medyum 10 kaplan gücündedir.

Günümüzde kadınlar katillere daha fazla ilgi mi duyuyor?
Elbette. Genç ve bekar erkeklere seri katil olmalarını öneririm.

Türk katiller bu kadar aptal mı? Filmlerde bu kadar sahne var. Hiç mi ders almıyorlar?

Almıyorlar işte hıyarlar. O kadar doğru dürüst yazar var ama ders alan kim!

(Cevapları ben uydurdum tabi)

Türk basınının halini takdimimdir!

Yerli araba Etox, bir zafer mi?

2 aydır filan haberim vardı; Etox artık sanırım biraz daha hazır. Seri üretilir mi, üretilemez mi bilmiyorum ama, en azından yürüyen bir araç var artık.

Artan milliyetçi akım furyasını da “aman harcamayalım” diye her fırsatta değerlendiren güzide Türk basını da artık Etox‘a yer vermeye başladı. Ben biraz farklı konuşacağım; Etox, zamanında artık kimlerin “ayar vermesiyle” durdurulan Devrim projesi gibi, bir “devrim” değil. Günümüzde araba tasarlamak çok zor bir iş değil; üstelik uzağa gitmeye gerek yok: eski doğu bloku ülkeleri, mesela Çek Cumhuriyeti, çok sayıda kit araç üreten orta çaplı atölyelere sahip. 30.000 dolar verdiniz mi, V8 motorlu bir Lamborghini Diablo, Mercedes SLK, ya da Ferrari replikası edinebiliyorsunuz. Bunun yanında, kendi özgün tasarımları da var.

Kuzey Avrupa’ya gidersek, yeni nesi süper spor araç üretiminde sürekli artan bir Kuzey Avrupa egemenliği görüyoruz; keza kıta Avrupa’sında da 20.yüzyılın başında olduğu gibi, atölyelerin canlanması görülüyor. İngiliz Marcos ve TVR yeni modellerini çıkardılar. Şu an pahalı egzotik araçlardan biri, bir Hollanda atölyesinden çıkma. Mercedes, HWA adında Alman bir atölye ile, yeni super spor modelinin tasarımını tartışıyor. İsveçli Koenigsegg ise, tacı McLaren‘dan aldı ve son yılların en iyi süper spor – egzotik spor arabası.

Nitekim, bugünün devleri olan Ferrari, Lamborghini gibi markalar da hayatlarına küçük atölyeler olarak başladılar.

Etox’un hatası, son derece iddiasız bir tasarım ve motorla ortaya çıkmış olması. Eğer küçük bir atölye iseniz, üreteceğiniz araç çok pahalı, çok şık ve elbette çok hızlı olmalı. Orta sınıf sportif bir araç üreterek varolma şansınız yok; hatta Avrupalı ve Amerikalı üreticiler bile bu pazarı yavaş yavaş Kore ve Japon üreticilere terkediyorlar. Oysa Etox Zafer, Hyundai Coupe ile aynı sınıfta bir araç. Doğrusunu isterseniz, daha güçlü, daha şık, servis ağı olan bir araç varken, sadece “Türk malı” diye kimsenin Etox alacağını sanmıyorum.

Doğrusu Etox Zafer‘le bir test sürüşü yapmayı çok isterdim. 1420 kiloluk araç çok hantal ve neden 80 beygirlik bir dizelle yetinildiği merak uyandırıyor. Akla gelen ilk cevap, aracın dinamik olarak daha güçlü bir motoru kaldıramayacak olması. Etox, Ariel Atom gibi bir araç üretip daha “niche” bir marka olabilirdi; ama orijinal olmayı göze alamadı. Yazık…

 

“Hürrüyet” Gazetesü

Uzun zamandır aklımdaydı ama şimdi hatırladım yazmayı. Geçenlerde millet ne aramış diye Google Zeitgeist’e sorduğumda, “Hürrüyet” kelimesiyle karşılaştım. Google bir de açıklama yapmış; a Turkish newspaper-misspelled diye (Bir Türk gazetesi-yanlış yazılmış)

İçimden, o yanlış yazanların ilkokul öğretmenlerini bulup tahtanın önünde tek ayağa dikmek geldi (malum, dayak yasak okullarda, elimden fazlası gelmez!)

Bunun kısaca tefsiri şudur: Hürriyet gazetesini arayanların çoğu, ismini yazmaktan acizler!

Sofistike bir kelime değil Hürriyet. Hani antiparantez filan yazanları zaten uzun süredir biliyoruz da, ulan bu kelime Atatürk’ün gençliğe hitabesinde filan geçiyor! Hiç mi Bir şey okumadı hayatında, insan bu kadar basit bir kelimeyi nasıl yanlış yazar?

Ondan sonra kalkın basından kalite filan bekleyin. Ben şimdi Hürriyet’in başında olsam, bütün yazarları kovar, sokaktan topladığım çapulcuları geçiririm gazetenin başına. Üstelik, bu Internet’i kullananlar da Türkiye’nin kaymak tabakası, varın geri kalanların halini siz düşünün. Bu eğitim,kültür ve bilgi düzeyiyle AB’ye filan girmeyi hayal ediyoruz. Bu arada kalkınacağız, demokrasi getireceğiz, bilim ve sanat alanında atılım yapacağız, o esnada Türk, doğru ve çalışkan olacağız. Hadi bakalım…

Eşeklik bunları mezun edenlerde. Türkiye’de artık “eşeği bağlasan bitirir” lafı hemen hemen her düzeydeki okullar için geçerlidir. Buna namlı üniversiteler de dahil. Ne oldu, temel eğitimi 8 seneye çıkardın! 30 sene önce ilkokulu bitirmiş adamı getirin, bakalım şimdiki lise mezunu adam herhangi bir konuda eline su dökebilirmi! 8 sene boşu boşuna para ve zaman harcıyorsun, sonuç ortada. Ondan sonra bir de yırtınırsın, hadi onlar-bunlar okula, aman okullara bilgisayar sokalım filan diye. Kağıt-kalem kullanamayan adamın eline yüksek teknoloji ürünü bir alet vereceksin. Hani Google’ı geçtim, sağda solda aratılan kelimeleri görünce benim bile yüzüm kızarıyor. Lafım öğretmenlere daha çok; zaten balık baştan kokar. Bizde matematik sınavında bile, cevabının açıklamasında 1-2 yazım yanlışı yapsan tam puan alamazdın, bir de adamı itin bir tarafına sokarlardı. Geçenlerde öğretmenlerin açtığı bir foruma denk geldim, 10 sene önce bizim ilkokulda okusalar hergün dayak yerlerdi. Devrik devrik cümleler, envai çeşit yazım hatası, ifadesiz, boş laflar.

Hadi bakalım, sıkıysa islah edin bu eğitim sistemini…