* You are viewing the archive for the ‘güncel’ Category

Ayrımcılık elektrik değilki kutbu olsun!

“Pozitif ayrımcılık” lakırdısını memlekete Cola Turka soktu. Helal kola yani; aktif maddesi RC Cola esasen. Zamanında, Özal daha yeni iktidara geldiğinde, aluminyum kutuda bir tek Bixi (o helal değil, İsrail malı!) ve RC Cola vardı. Biz de çocuk aklımızla havalı oluyor diye alır, yarısını içemeden atardık.

Efendim; kadınlar pozitif ayrımcılık istermiş. Yok, kadın erkek eşitliği, feminizm filan değil konu, mecliste eşit temsil edilmek istiyorlarmış.

Makul ve yerinde bir istek. Misal bende İstanbullu olarak, İstanbul mebusları İstanbullu olsun, Urfalı adaylığını kendi memleketinden koysun istiyorum. Sonra ne bileyim, fındık fiyatını, krom ve bor fiyatını Türkiye belirlesin istiyorum. Saydığım 3 kaynakta, dünyada bir ve ikinciyiz. Bunu beceremeyecek, ya da becermek işine gelmeyecek adam meclise girmesin istiyorum. Beni mecliste temsil edecek adam boş konuşup enayileri uyutmakla oraya gelsin istemiyorum. En azından Bulgaristan vatandaşı kadar refah istiyorum; Almanı filan geçtik.

Sonra, Gülseren Topuz, AKP’nin bir kadın milletvekili, Internet’e sansür yasası hazırlıyor. Biz burda kıçımızı yırtıyoruz ama fazla da ses eden yok. Yasa Cumhurbaşkanına gidiyor, görülüyor ki, Atatürkçülüğe bir zararı yoktur, kanunlaşıyor. Böylece, İran ve Arap bedevilerin yönettikleri ülkelerle aynı klasmana giriyoruz. Çin filanda var tabi, eski tehdit gomonist Çin. Ee, nooldu muasır medeniyetler seviyesi filan? Hani yüzümüz batıya filan dönüktü?

Hadi bakalım. Meclisin yarısı kadın olsun. Hatta hepsi kadın olsun, banane canım. Tansu bacı iktidar olduğunda bir gecede iflas ettirmedimi bizi, olsun kadındır. Anadır, cennet ayaklarının altındadır.

Bir kadın milletvekili daha var, o da AKP’li. Radikal’de bir yazı yazmıştı Internet’le ilgili, insanlığımdan utanmıştım. Meğer ne alçak ve şerefsiz adammışım ben, vaktimi bu günah ve rezillik ortamında geçirirmişim. Maalesef, hala eremedim hidayete. Neyse, 1-2 seneye kalmaz, Türk ve İslam örfüne, ananesine uygun hale getirirler Internet’i. Modemi de bir zemzem suyuna sokup çıkarırsınız, cennetlik olursunuz. Yalnız bir Atatürkçülük kılıfı uyduramadım; “muasır medeniyetler seviyesi” konusunda, orda Atatürk’le fikir ayrılığı yaşamışlar. Olsun, ona da birşey uydururlar. “Atam,sana küfür ediyorlardı, kestik seslerini” derler.

Ama söyleyeyim, yasalar eksik ve yetersizdir. Hani bunun “Türk internetine (turknet diyesim geliyor ama o bir şirket; ayrıca islama vurgu yapmıyor; helalnet desek, çok islamcı kaçar laik kesim bozulur, artık münasip bir isim bulun) hakaret” suçu? Ya bazı bölücüler, eski Internet’i getirmek gibi Marksist ve Leninist “cereyanlara” kapılırsa?

Kadınlar modern ve çağdaşlar, biz erkekler hanzo, savaş yanlışı, duyarsız ve fitne fücur doluyuz.

Kadınlar “pozitif ayrımcılık” ister, haklılar.

Bende ayrımcılık istiyorum kardeşim, adam gibi yasalar, adam gibi özgürlükler istiyorum. Yasayı çıkaranın cinsiyetinden banane…

Genç Parti ve Cem Uzan ne kadar şaibeli?

Cem Uzan’a hemen herkes gülüyor. Cümle alem biliyor ki, bir şekilde meclise giremezse, hapse girecek.

Genç Parti ve Uzan’ın vaatleri bol. Hemen herkes “yapamaz” diyor.

Elbette iktidara geleceğine, gelse de vaatlerini tutacağına inanmıyorum. Ama, Cem Uzan’a haksızlık ediliyor. Neden derseniz, sanki vaatleri palavra olan sadece o! Cem Uzan’ın vaadleri, olmayacak şeyler de değil üstelik!

Mazot’u 1 YTL yapacakmış…

Neden olmasın? Devlet, akaryakıttaki %800 vergiyi kaldırsa, mazotu değil 1 YTL’ye, yarım YTL’ye de alırız…

Uzaya Türk astronot yollayacakmış…

Gazeteciler hepten uyuyor. Hava kuvvetleri bünyesinde zaten böyle bir birim var ve sanırım 2020′de astronot yollamayı düşünüyorlar. Herkes mi palavracı yani? Ya da, sadece Cem Uzan mı palavra sıkan?

Fındık 8YTL olacakmış.

Neden olmasın? AKP, herhalde kendi yandaşları çikolata vesaire üreticileri şikayet ediyor diye %250 düşürmedi mi fındık fiyatını? 2 sene önce 6 milyona yakın olan fındık fiyatını Cem Uzan neden 8 YTL yapamasın? Üstelik, Türkiye dünyanın en büyük üreticisi iken, neden dünya fındık fiyatını belirlemekten aciz, bunu soran var mı?

Çok kesin söylüyorum, bunca çalkantıya rağmen AKP yine birinci parti olacak, ama ikinci iktidarında da bitecek. AKP, para piyasalarıyla çok oynadı. İddialara göre, AKP’yi ayakta tutmak için, yastık altında para tutan şeriatçılar, bu paraları piyasaya soktular. AKP’nin şansına, ABD doları baskı altında tuttu ve Türkiye’de hem dolar artmadığından, hem de 10 seneye yakındır stagflasyon yaşadığımızdan, enflasyon artmadı. Ucuz ithalat, kredi kartları derken, halk alım gücünün arttığını zannetti. ABD’de seçim olduktan sonra, bu denge tamamen değişecek. AKP neden apar topar seçime gidiyor sanıyorlar ki? Türkiye’de dünyayı Türkiye’den ibaret sanma huyu var, hep iç nedenlere bağlandı bu erken seçim. AKP, sandığımızdan daha akıllı çıktı.

Eğer Cem Uzan, bundan sonraki seçimlere girebilirse en kötü ihtimal 2.parti olur. Karşısında bir tek CHP ve MHP kalacak. CHP, hep “laiklik elden gidiyor” diye 2.parti konumunda tutuldu ama elbet birileri uyanacak (şeriat kanlı mı gelsin kansız mı diyenlerle koalisyon yapanlara ortak olan bendim ya, onun için Baykal laikliği kimseye kaptırmaz!)

Cem Uzan, birebir Hitler’in seçim taktiklerini, konuşma biçimini ve vaatlerini kullanıyor. O zamanki almanya ile şimdiki Türkiye’nin şartları neredeyse birebir aynı. Aslında, Cem Uzan’ın tek eksiği medya gücü.

Uzan’a gülenler, Çiller’i hatırlasın; ne de olsa en imkansız vaat onunki:

Bu bacınız Trabzon’u Akdeniz’in incisi yapacak.

ABD tarihini öğrenmek lazım

Nasıl Osmanlı’yı bilmeden Balkanlar’ı, Arap yarımadasını tanıyamazsak, ABD tarihini bilmeden de bu yüzyılı anlayamayız.

ABD’nin Osmanlı ile çok büyük benzerlikleri, bir o kadar da önemli farkları var. Birincisi, ABD’yi devlet olarak değil, bir imparatorluk olarak görmek lazım. İmparatorluk oldukları içinde, milliyet kavramları yok. Bu, özellikle yavru Bush’un iktidara gelmesiyle değişti ve WASP dediğimiz (Beyaz, Anglo-Sakson, Protestan) kitleyi, ülkenin sahibi gibi göstermeye başladı. Aslında, medeniyetler çatışması denen şey, bana çok anlamsız geliyor ve bu global bir hareket değil: ABD’nin içinde başlayan, İngiltere ile en azından “psikolojik” bütünleşmeye uzanan bir düşüncenin devamı. Avrupa’nın en azından bir kısmının, suni anti-terorizm kampanyasına katılmış olması samimi bir hareket değil; ABD ile çıkarların korunmasına alınmış, siyasi ve ekonomik kararlar bunlar. Nitekim, bu ittifakın arkasında İngiltere’den başka da duran olmadı. ABD-İngiltere iki tarafında yararınadır; ABD, baştan beri AB’yi sabote eden İngiltere’yi elinde tutmak istiyor, İngiltere ise gitgide çöken ekonomisini ABD sayesinde canlı tutmak. İki tarafında önemli derecede başarılı olduklarını belirtmek gerek.

ABD’nin neden durup dururken, sahte bir ulus devlet kimliği yaratmak istediği açık: ABD, artık bir imparatorluk gücüne sahip değil. İşsizlik, dış borç artarken bir taraftan Çin, Hindistan ve kısmen AB’nin ekonomik baskısı var. ABD, küçülüyor. Küçülürken de, daima ülkenin gizli sahipleri olmuş WASP sınıfını daha da öne çıkarmak istiyor. Hem cumhuriyetçilerin, hem de demokratların ortak çıkarı, başlarına iyiden iyiye bela olmadan önce, ABD içindeki “yabancı unsurların” assimile edilmesi. Buna, müslümanlar ile başladılar. Müslümanların seçilmiş olması akıllıca; çünkü ABD halkı pek de kültürlü olmadığından, bir kalemde daha fazla “renkli” insana düşmanlık duyabilecek. Sözgelimi, müslüman olmayan Hintliler, Zerdüşt ya da Bahai İranlılar, hatta hristiyan Araplar da bu furya içinde okka altına gidecekler. Aynı zamanda, Avrupalıya benzeyen Türkleri de eleyebilecekler. Sonra sıra muhtemelen Latinlere gelecek. Zenciler için ne bahane bulacaklar, onu göreceğiz.

Dünyada hiçbir savaş din nedenli çıkmamıştır. Onun için “yeni haçlı seferi” tabirini çok yanlış buluyorum. Haçlı seferlerinin nedeni, baldırı çıplak Avrupalıların doğudaki zenginlikleri elde etme arzusudur. Merak etmeyin, zamanında Selahattin Eyyübi iyi bir fiyat verse, “biz Kudüs’ü isterük!” hayallerine hiç kapılmazlardı. Bu arada, Avrupa kendi içinde güzel de bir temizlik yapıp, nufüsunu azaltmıştır haçlı seferleri sayesinde! Arapların ya da Türklerin Avrupa’ya çıkamayacağını öngörmüşlerdi; nitekim haklı da çıktılar. Araplar altın dönemlerinde en fazla oldukça yakın olan İspanya’nın güneyine kadar gidebildiler; bizim Viyana kuşatması ise tam bir fiyaskodur. Osmanlı’nın altın devri deseler de -ki aslında en iyi devir, muhtemeldir ki Yavuz Sultan Selim dönemidir- Kanuni’nin hataları çoktur. İnatçı ve takıntılı bir padişahtı, lojistik açıdan Viyana’yı kuşatmaya kalkmak çok az askerin yapacağı türden bir hatadır. Almanya’nın kışın Moskovaya yürümesinden bile daha büyük bir hata bu.

Sıkıldım; bir dahakinde founding fathers konusundan devam edeceğim; yani ABD’nin kurucuları…Bu konuda ABD’de bir uyanış var ve dünya dengeleri tekrar tersine çevrilebilir; o yüzden çok önemli bir konu bu.

Biri solcuları kekliyor!

Geçenlerde, öğlen vakti kapı çalındı.

Yataktan yeni kalkmışım, ağzımda sigara, donla kapıyı açtım. Fasülye sırığı bir oğlan, bir de mutsuz görünümlü bir genç kız. Yurtsever cepheden geliyorlarmış. Hayırdır, savaş mı çıktı, bende geleyim dedim.

Yok, savaş çıkmamış. Eyvah dedim, darbe oldu. Sonra hatırladım, artık darbeler e-posta ve e-muhtıra ile yapılıyor. İyi de, bunlar kimdi o zaman?

İnek yemi olmaya müsait kağıda basılmış bir kağıt uzattı neden o kadar mutsuz olduğunu anlamadığım kız. Baktım yumruk, dişli, Yunan tanrısı vucutlu işçi kardeş filan var. Daha altına baktım, Türkiye Komünist Partisi. Tahammül edip bir paragraf okudum; birsürü boş laf. Onların diliyle “söylem”….

Kız hararetli hararetli anlatıyor, fasülye sırığında tık yok. Anladım ki, sırık orada “serbest aşk söylemi” için bulunmakta. Ama kızın aşka meşke zamanı yok.

Zavallı gerizekalı kız, Deniz Baykal’ı sosyal demokrat, faşist katil Stalin’i de işçi sınıfının koruyucusu sanıyor. Dedim ki, senin Stalin kardeş, 5 milyon muhalifi öldürdü, ona ne diyorsun?

“Rejimi savundu” dedi.

“Sen nasyonel sosyalistsin” dedim. Hitler’in partisinden…Tarih filanda bilmiyorsun. Ayaküstü yarım saat, uyku sersemi, neden hiç şanslarının olmadığını, neyi savunduklarından bile habersiz olduklarını, Beyazıt caminden çıkıp etrafı talan eden yobaz tayfasından farkları olmadıklarını söyledim. Zaten mutsuz olduğundan, bir tepki göremedim. Anlattıklarım bir kulağından bile girmeden havada kaldı.

Gerçek şu ki, kendilerini marjinal ve aşırı ideolojist gören Türk komünistlerinde bile zerre kadar iş yok. Ne kendi tarihlerini, ne dünya tarihini, ne siyaseti, ne de sosyolojiyi filan biliyorlar. Biri çıkıp böğürüyor, bunlar da koyun gibi dinleyip inanıyorlar. Bu her partide, ama istisnasız hepsinde böyle.

Hadi bakalım, bütün partilere açık çağrı: hanginizin basılı bir parti programı var? Boş laftan başka, hanginiz işsizliği, eğitim sorununu nasıl çözeceğini somut olarak açıklayabilir? Tabiki hiçbiri.

İstihbaratçılar kaç yaşında bunar?

Her televizyonun elinde en azından bir eski istihbaratçı ve general bulunur ve acil durumlarda racon kesmeleri için telefon bağlantısı yapılır canlı yayında.

Televizyonların bu adamlara ciddi paralar ödediklerini biliyorum; haber bültenleri de panayır alanına döndüğünden, herkes daha fazla panik, heyecan ve korku yaratmak derdine düşmüş.

Bunlardan biri de, Hırant Dink’in katili, beyaz bereli hakkındaydı. Neymiş, çok profesyonel bir cinayetmiş! İstihbarat örgütlerinin parmağı varmış!

Bunları duyunca artık sinirlenemiyorum bile, gülüyorum sadece.

Eline kıytırık bir tabanca alan şovenist bir zibidi, kalkıp İstanbul’un göbeğinde bir gazeteciyi vuruyor. Bu hiç de zor değil ve profesyonellik istemiyor. Bir silah edinmek ve gerizekalı olmak yeterli. Her ikisinden de bolca bulunuyor.

Adını unuttuğum beyaz takkeli gencin aylar önce, yapacağı gerizekalılığı Trabzon Pelitli’de kahve köşelerinde anlattığını biliyorum. Buna şahit insanlar tanıyorum. Trabzon Emniyet Müdürlüğü, İstanbul Emniyet Müdürlüğünü defalarca uyarmış. Ama kabak Trabzon Emniyet Müdürünün başına patlıyor; nedense İstanbul’daki meslektaşları dokunulmazlar!

Birini öldürecek olsanız, aptal gibi sağda solda bundan bahseder misiniz?

  • 7.65 ise, bir suikast için olabilecek en kötü seçimdir. Herşeyden önce, 7.65 çok etkisiz bir mermidir. Eğer suikast yapacaksanız, birden fazla atış yapma ihtimaliniz çok düşük olur; yapsanız bile istatistiki olarak sadece ilk 1 ya da 2 mermi hedefi bulur. Dolayısıyla, akıllı bir suikastçi, edinebileceği en yüksek kalibreli, tercihan kısa namlulu bir toplu tabancayı edinecektir. Toplunun bir avantajı daha vardır; tutukluk ihtimali çok daha düşük olduğu gibi, isabet oranı da daha iyidir. Kaçabilme şansınız varsa, kovan olmadığından, mermiden alınacak çekirdek balistik raporu daha uzun süre alacak ve size zaman kazandıracaktır.

Profesyonellerin düşük kalibreli silah kullanma konusu ise kiralık katillere özgüdür; suikastçilere değil. Burada tercih edilen kalibre ise genelde .22′dir. 22′nin birçok avantajları var: Mevcut bir 9mm kurusıkı tabanca bile, 22 kalibre mermi atabilecek hale getirilebilir. Müsabaka mermisi olduğundan, mermiyi yasal işlemler olmadan temin etmek daha kolaydır. Ayrıca, 22′lik silahlar çok sessizdir ve ev yapımı susturucu ile bile, neredeyse tamamen sessiz hale gelebilirler. Öldürücü etkisi düşük olduğundan, atışlar genelde kafa bölgesindeki zayıf noktalara, en az 3 el yapılır. Mesela gözler gibi. 22 kalibre delici bir mermi olduğundan, yakın mesafeden yapılan atışlarda kan sıçraması da çok daha az olacak, katil, üstünü kirletmeden tekrar kalabalığa karışabilecektir.

Şimdi benim hakkımda, “azılı bir CIA ajanı, MOSSAD tetikçisi” filan diye yorum yaparlar mı acaba!