* You are viewing the archive for the ‘güncel’ Category

Zodiac – David Fincher

Zodiac – David FincherAlien 3, Seven ve Fight Club’ı gibi önemli filmler çeken David Fincher, uzun zamandır sessizdi. Şimdi, Zodiac ile geri dönüyor.

Zodiac, 60′larla 70′lerin ortasına kadar “çalışan” bir seri katilin hikayesi. Aslına bakarsanız, Elizabeth Bathory ya da Ted Bundy gibi daha renkli seri katil portreleri varken, Zodiac üzerine film yapmak biraz riskli. ABD basınının şişirme rakamlarına rağmen -37 gibi rakamlar telaffuz edilmiş- Zodiac’ın gerçekte 7 kişiyi saldırıda bulunduğuna inanılıyor. Bunlardan ikisi hayatta kalmayı başarmış.

Film, Robert Graysmith in kitabından uyarlanmış. Gişe hasılatı vasat olan filmin oyuncuları Jake Gyllenhaal, Mark Ruffalo, Robert Downey Jr., Anthony Edwards ve Brian Cox.

Filmi henüz izlemedim ama özellikle kariyerinin zirvesinde uyuşturucu tedavisi görmeye başlayıp bir anda dibe vuran Robert Downey’den umutluyum.

Bu arada, David Fincher, Arthur C. Clarke‘ın uzun ve sıkıcı dizisi “Rendezvous with Rama” yı (Rama ile buluşma) beyazperdeye taşımaya karar vermiş.

Yamyamlık, Deli Dana ve AIDS

Yamyamlıktan hep tiksinmişimdir; hatta yamyam hayvanlardan da -kaplumbağa gibi- nefret ederim.

Doğa, yamyamlığı enteresan şekillerde cezalandırıyor. Deli dana dediğimiz hastalığın kökeni de, telef olan danaların, yem olarak tekrar danalara yedirilmesinden kaynaklanıyor. Yamyam bazı kabilelerde de, geçmişte aynı deli dana hastalığında görülen belirtilere rastlanmış ve bu kabileler yokolma noktasına gelmişler.

Yamyaklıkla ilgili küçük bir araştırma yaparken, New Scientist’in sitesinde enteresan bir bulgu gözüme çarptı: şu ana kadar bilinen 3 HIV virüsünden ikisinin şempanze ve yeşil maymun kökenli olduğu söyleniyordu. SIV denen üçüncü türün ise nereden çıktığı bilinmiyordu. Doğrusunu isterseniz, ben hala bu virüsün laboratuarda üretildiğini düşünüyorum.

SIV’ın gorillerden insanlara bulaştığı, ancak gorillerin bu hastalığı şempanzelerden kaptığı söyleniyor. Açıklama mantıklı gibi görünmesine rağmen, Kamerun kökenli virüs, gorillerle şempanzelerin birbirinden 400 km uzakta yaşadığı bölgede ortaya çıkıyor. Üstüne üstlük, goriller otobur ve şempanzelerle herhangi bir ilişkileri yok-zaten aradaki 400 kilometrelik zorlu coğrafi alanı aşmaları da akla yatkın değil.

Internet, gazeteler için mayın tarlası!

Gazete okumaya ilk okulda başladım ve üniversite yıllarında bıraktım. Birçok gazetede okumaktan zevk aldığım köşe yazarları hala var; ancak muhabir kalitesi inanılmaz derecede düştü. Hele hele bilgisayar ve teknoloji haberlerini okurken kan beynime sıçrıyor.

Gazeteyi gazete yapan köşe yazarı değil, muhabirdir. Haberler yalan,yanlış, daha kötüsü taraflı olunca, gazete okumanın anlamı kalmıyor. Bazen, haftalık dergilerle idare ediyorum.

Gazetelerin Internet’ te de yayınlanıyor olması, sık sık ahkam kesen, akıl veren yazarlar için çok ama çok tehlikeli; üzerinden 1 yıl geçmeden, arşivi kolayca tarayıp bu adamların ne komik durumlara düştüklerini görebiliyorsunuz.

Şimdiye kadar söylediklerimle ilgili olmasa da, gazetelerin Internet sitelerinde çalışan kişilerin seviyeleri hakkında bir fikir vermesi açısından, yazılan bir yorumu size aktarmak istedim. Yorum, Microsoft’un antivirüs’ünün başarızlığıyla ilgili bir habere yazılmış ve her nedense denetimden geçerek, yorum kısmında kendine yer bulmuş:

Microsoft Telif hakkı gözeterek; “Sarılar Tr Pi Sayısını Kullanmalı.” Bütün yazılımlarda çemberin çevresinin çapına oranı yaklaşık pi sayısı sayı değeri kullanılır. Çemberin çevresinin çapına oranını net olarak bulan buluşumuza ait makalemiz Dokuz Eylül Üniversitesi Matematik Topluluğu; http://www.deumath.com/article_read.asp?id=72 Makaleler Bölümünde farklı formülleriyle beraber yayınlanmaktadır. Microsoft Telif hakkı gözeterek Sarılar Tr Pi Sayısını net olduğu için kullanmalıdır. Dileyen formüllerimize yukarıdaki Internet adresinden ulaşabilirler. Çemberin Çevresi = 628,31861972808842339999999998 Çemberin alanı = 31415,930986404421169999999999 Sarılar tr pi = 3,1415930986404421169999999999 Yarıçap a = 100 Saygılarımla…Kerim SARILAR Yapımcı Bil – Kod: 244 Şair ve Yazar

Formula 1 kazığı - İstanbul Park fiyaskosu

istanbul park fiyaskosuAyton Senna öldüğünden beri Formula 1 yarışı izlemiyorum. Bu spor o kadar mekanik ve sıkıcı bir hal aldı ki, 15 dakika seyredince beynim uğulduyor. F1 komitesi, her türlü innovasyona engel olup dev bütçeli takımların hegemonya tesis etmesini sağlamak için elinden geleni ardına koymadığından, F1 yarışları da atlı karınca tadında sürüp gidiyor. İlk turun ilk üçü ile, 72.turun ilk üçü arasında bir değişiklik olduğunu nadiren görüyorsunuz; zira araçlar ve pilotların kabiliyetleri neredeyse tıpatıp aynı olduğundan, mekanik sorunlar ve kazalar olmadıkça, birinin diğerini geçmesi pek olası değil. Asıl zevkli mücadele son sıralarda yarışanlar arasında oluyor ama onları da kameralar es geçtiği için, F1 yarışları sinirbozucu bir vızıltıdan öteye geçmiyor.

F1, aslında son derece renkli şahsiyetler barındırıyor bünyesinde. Yüz ifadesi asla değişmeyen eski kamyon şöförü, yeni Williams takım şefi Frank Williams…205 GTI’yı arka arkaya dünya ralli şampiyonu yaparak batmakta olan Peugeot’yu prestij sahibi yapan, ardından Ferrari’ye takım direktörü olan Jean Todt. Hiç yarış kazanmadığı halde, olağanüstü bir yetenek avcısı olan, tek kişilik takım Jordan. Ve elbette Bernie Ecclestone, F1 camiasında herkesin kazıklanmak korkusuyla yanından geçmeye korktuğu, basit bir fikir sayesinde milyar dolarlar cukkalayan adam…

Doğrusunu isterseniz, Türkiye’nin bu F1 pistini işletemeyeceğini baştan biliyordum. Nedeni çok basit.

F1 pisti gibi maliyetli, çok bakım isteyen bir pisti senede yapılan bir-iki yarışla ayakta tutamazsınız. Dünyanın eski ve köklü pistleri -Nurburgring, Spa-Francorchamps, Silverstone, Hockenheim, Suzuka, Monza vs – F1 sayesinde ayakta kalmaz. Bu pistlerde hemen her haftasonu yarışlar düzenlenir, hafta arası da otomotiv şirketleri, lastik üreticileri ya da tasarımcılar pisti denemeler yapmak için kiralarlar.

Türkiye’nin bu pisti kiralamak gibi bir şansı yok. Nedeni basit- bizde otomotiv ya da lastik AR-GE’si olmadığı gibi, bu işin merkezi olan Avrupa’dan da çok uzağız. Pirelli, neden Monza dururken İstanbul Park’ta lastik testi yapsın? Hafta arası, kim bu pisti son aracının testleri için kiralar? Doblo’ya hız denemesi yaptıracak olan Tofaş mı?

Silverstone’daki hareketliliği görseniz şaşırıp kalırsınız. Makul bir ücret karşılığı, ve gerekli emniyet donanımını taktırmak şartıyla, arabanızla bu piste çıkıp arkadaşlarınızla yarışabilirsiniz. Orta sınıftan İngilizler bile, hem o ülkelerde otomobil ve parça fiyatları bizden çok ucuz olduğundan, hem de bizden çok daha zengin olduklarından, bu keyfi sürebiliyor. Bu yüzden, İngiltere en iyi pilotları yetiştiren okullara sahip; Senna ve Schumacher bile ilk eğitimlerini burada almışlar. İngilizlerin efsane pilotlarını saymıyorum bile. Bunun dışında, İngiltere özellikle ralli konusunda büyük AR-GE yatırımları yapıyor. Yıllarca dünya ralli şampiyonu olan Subaru, başarısını İngiliz Prodrive firmasına borçlu.

Nitekim, bizim bu pisti işletmeyi beceremediğimizi gören Ecclestone, akla zarar bir anlaşma ile pistin tüm işletme haklarını elimizden almış. Medya, bu olayı pek yansıtmadı; çünkü F1 konusunda kendileri de epeyce atıp tutmuşlardı.

Anlaşma şöyle: F1′in isim hakkı için Türkiye Ecclestone’a yılda 13.5 milyon $ ödüyor. Ecclestone, pistin yıllık işletme hakkını 3 milyon dolara(!) bizimkilerden satın alıyor; ama biz hala formula 1 düzenleyicisi sayıldığımızdan, ülke olarak 13.5 milyon doları ödemeye devam ediyoruz!

Anlaşma şartları Ecclestone’a sorulduğunda başta mırın kırın ediyor ve “bir beyefendi, önceki gece yattığı kadını anlatmaz” diyor.

Rıfat Hisarcıklıoğlu, Mümtaz Tahincioğlu, onların yalakalığını yapan medya ve olayı atomun parçalanması edasıyla yutturan AKP, herhalde Ecclestone’u rakı ve şiş kebap’a tav olan enayi turist takımından zannetmiş!

Bakın Rifat Hısarcıklıoğlu 2006′da ne demiş:

‘Türk girişimci, İstanbul Park yatırımının zorlu virajlarını spin atmadan tamamlamıştır.

Spin atmamış ama yoldan çıkıp duvara toslamışsınız…

 

Şeriat paranoyası

şeriat paranoyasıBugün İstanbul’da dev bir miting vardı. Normalde hiç izlemediğim kanallar arasında dolaşırken tesadüfen öğrendim. Senelerdir basını takip ettiğim yok; zira bu “uzaylılar var mı yok mu?” tartışmasına benzer bir durum. Herkes kanıtsız ve belgesiz konuşuyor, neyin doğru olduğunu anlamak pek olası değil. Kaldı ki, ortaya çok sarsıcı bir skandal çıksa bile, genelde Hülya Avşar’ın selülitlerinin ya da Benimle Dans Eder Misin’in gölgesinde kalıyor. Takip etmemek en iyisi; bu yüzden dünya basınını ve dünyadaki gelişmeleri takip ediyorum. Zaten dünyayı yönlendirebilen bir ülke de olmadığımızdan, içerideki küçük hadiselerden çok, Avrupa ve ABD’nin bizim için ne gibi bir “kader” çizmeye çalıştığını anlamak daha önemli.

Türkiye’de insanların sokağa döküldüğünü görmek güzel ama, bunun daima “soyut” şeyler için yapılması can sıkıcı. Türkiye’de insanların anormal benzin fiyatları, peşkeş çekilen kamu arazi ve kurumları, berbat eğitim ve sağlık sistemi için Taksim meydanını doldurup taşırdıkları gün, artık bu ülkede hiçbir şeyden şikayet etmeyeceğim.

Türkiye’ye şeriat filan gelmez; bunun hakkında konuşmak, paranoyaya kapılmak, gerçeklerin görülmesini engelliyor. Osmanlı zamanında bile bu topraklarda bir şeriat uygulaması olmadı. Müslümanlığın ruhani lideri padişahların oturduğu saraylarda içki alemleri yapılırdı. Bugün, İran’a giden Hıristiyan bir kadın bile örtünmek zorunda; oysa Osmanlı’da gayri müslimler kendi mahkemelerinde yargılanırlardı. Şeriat bu topraklara uğrayamaz. Birkaç Arap kabilesi özentisi, ruh hastası tipin yaptıklarına bakmayın; bu ruh hastaları dünyanın her yerinde var. Amerika ve Japonya’da fanatiklerin yüzdesi bizden daha fazla; ama hiçbirinde dine dayalı bir devlet ya da hukuk sistemi yok.

AKP’nin şeriatçıları temsil edip iktidara geldiğini düşürseniz yanılırsınız: AKP, varoşların partisidir. Varoşlara daha iyi yaşam şartları, iş dünyasına ise daha ucuz işgücü ve daha az vergi yükü vaat ederek, adaletsiz bir seçim sistemi içinde mecliste çoğunluğu sağladılar. AKP, ANAP ya da DYP’den daha fazla şeriatçı değildir.

Bir sonraki seçimlerde, “Laik Parti” mecliste %99.9 çoğunluğu sağlasa da, yobaz ve şeriatçılar yine otel yakacak, Beyazıt’ta daha fazla imam hatip lisesi ve şeriat için yürüyecek, hatta askerlerimizi şehit edecekler.

Bu arada, burada hemen bir parantez açalım: Zamanın olağanüstü hal valisi Hayri Kozakçıoğlu, Hizbullah’ı PKK’ya karşı kullandıklarını söylüyor ve yaptıkları şeyi savunuyor. Bahsettiği Hizbullah, birçok vatandaşımızı ve askerimizi, Gaffur Okkan’ı katleden pislikler. Bir ülkenin başbakanı hakkında, bir teroriste dil sürçmesi sonucu “sayın” dediği için soruşturma açılıyor; ama bir OHAL valisi, bir terörist örgüt ile anlaşmalar yaptıklarını söylediği halde, soruşturma filan açılmıyor. Bu da hayli enteresan ve kaygı verici bir durum!

Ya bugün ANAP’ın başında olan, eski kültür ve turizm bakanı Mumcu’ya ne demeli? Hatırlarsanız, TV’de bir Çeçen teroriste (sanırım Marmara Cafe baskınıydı) “biz size bu kadar destek verdik, siz bizi dünyaya rezil ettiniz” demişti. Bahsettiğimiz Çeçen teröristlerin yoldaşları, yıllar sonra Rusya’da çocukları katletti ve kendi halkını Rus askerine siper edecek kadar alçak ve şerefsiz olduğunu gösterdi.

Öncelikle, Türkiye’ye şeriat gelebilmesi için, anayasanın değiştirilemez ilk 3 maddesinin değişmesi gerekir ki, zaten böyle bir teşebbüs, askeri müdahaleyi otomatik olarak meşru kılar. Hadi diyelim o maddeler de değişti ve asker müdahale etmedi. Bugün İstanbul’da bile, bazı bölgelerde Jandarma karakolları var. Atıyorum, şeriat gelse, İstanbul Şeyhülislam’ı Büyükçekmece Jandarma karakolunu arayıp “tiz getirin Ahmet’i, elleri çapraz kesile, sonra boynu vurula” mı diyecek?

Eğer AKP’nin ekmeğine yağ sürmek istemiyorsanız, yaptıklarına değil, yapmak istediklerine bakın: çocuk pornosu safsatası ile Internet sansür yasasını geçirdiler. Daha liberal ekonomi palavrasıyla ülkenin en değerli varlıklarını üç kuruşa yabancılara, ya da yandaşlarına sattılar.