* You are viewing the archive for the ‘güncel’ Category

Su maymunu nedir?

su maymunuSu maymunu akvaryumcular bilir, ama bu isimle değil: Su maymunu, esasen Artemia Salina’nın bir türüdür ve komiktir ama, tescilli bir markadır.

Ama bu su maymunu, o su maymunu değil!

Son zamanlarda bir su maymunu çılgınlığıdır gidiyor! Bu su maymunu dedikleri şeyin bizim Artemia Salina ile alakası yok. Bunlar, suda şişen renkli toplar.

Suda şişen bu renkli topları canlı zannedenler olduğunu akvaryum.com forumlarında öğrendim. Hayır; canlı olmadıkları gibi, sizi de canınızdan edebilirler! Bu renkli topların oldukça kanserojen oldukları söyleniyor. Çocukların ilgisini çok daha fazla çektiğinden, bu tip şeyleri çocuklarınıza kesinlikle almaya yeltenmeyin. Muhteviyatı nedir bilmiyorum; açıklanmıyorda.

Bu renkli toplar hakkında gerekli açıklama ve uyarıyı yaptıktan sonra, gelelim gerçek su maymunlarına!

Dediğim gibi, sea monkey bir tür Artemia. Hibrid bir canlı olduğu söyleniyor; yani bildiğimiz Artemia Salina’dan laboratuar ortamında üretilmiş. Deniz atını andırıyor, geri yüzebiliyor, suda gerçekten maymunluk(!) yapıyor. Aile kurdukları, hatta aile arasında kavga ettikleri söyleniyor (test kabında İtalyan ya da Türk kanı kalmış olmalı!).

Gerçek su maymununu Türkiye’de görmedim, satıldığından da emin değilim. Hatta Southpark’ın bir bölümünde bundan esinlenildiğini görmüştüm. Gerçekten de, Pakmaya gibi bir poşette satılıyor ve akvaryuma atıp çıkmalarını bekliyorsunuz. Artemia çıkaranların yabancı olmadıkları bir şekilde yumurtadan çıkıyorlar. Kilosu 1.000 YTL (eskilerin dedikleri gibi 1 milyar!) den fazla olabilen Artemia Salina’dan bile daha pahalılar; ufacık paketin ABD fiyatı 7 dolar civarı.

Esasen bu bir mini tuzlu su karidesi. Artemia Salina nadiren 1 santim olabilirken, sea monkey 2-2.5 santim olabiliyormuş. 2 sene yaşadıkları söyleniyor ama Artemia tecrübelerime dayanarak söyleyebilirim ki, bu minik şeyleri yaşatmak bahçe havuzunda Discus üretmekten daha zor olmalı.

Eğer çocuğunuza su-bişeysi alacaksanız, sea monkey iyi bir seçim olur. Ama diğer su maymunundan, yani suda 400 kat şişebilen, boyalı, misketimsi, ne idüğü belirsiz şeylerden uzak durun!

Sihirli su topları diye de satılan bu tuhaf şeyleri satın alanlardan bazıları hastalanmış ve Sağlık Bakanlığı bu ürünlerin ithalatını yasaklatmış. Ben de Zaman gazetesinin yalancısıyım.

Taraf gazetesi Fethullahçı mı??

Cumhuriyet’de Hikmet Çetinkaya,tamamen ispatsız varsayımlar üzerinden, Taraf Gazetesi’nin “Fethullahçı olabileceği” fikrine varmış.

Herhangi bir ispat bir yana, akla yakın şüpheler filan bile içermiyor yazısı…

İddia şu; Alkım gibi kendi yağıyla kavrulan bir yayınevi, nasıl gazete çıkarırmış? O kadar parasının olması “zormuş”. Yasemin Çongar neden eski bir dışişleri görevlisi olan eşini terkedip Taraf gazetesine geçmiş falan filan…

Falan filan diyorum,ciddiye alınacak hiçbirşey yok.

Lakin Cumhuriyet’in kaygısı elbette anlaşılır şeydir; nitekim satır aralarında bunu görüyoruz. Hikmet Çetinkaya, Taraf’ın liberal ve yansız duruşundan rahatsız. Aslında, “taraf olan”, Taraf gazetesi değil, Cumhuriyet…

Cumhuriyet, AKP düşmanlığından prim yaptı ve yüksek fiyatına rağmen, son aldığım rakamlara göre 500.000 gibi bir tirajı var. Bu, herzaman en iyi ihtimalle orta sıraları zorlamış Cumhuriyet için muazzam bir tiraj…

Bakın, Taraf, 1 milyondan vazgeçip, “sokaktaki insanın” alabileceği bir fiyat etiketiyle geri dönüyor. Cumhuriyet’ten çok daha ucuz. Elbette, ucuz diye Cumhuriyet okuyucusu Taraf’a geçmeyecektir ama, Cumhuriyet’i adaletten ve özgürlükten yana, hatta solcu(!) sanan bazı yeni okuyucular, Taraf’ı deneyebilirler.

Türk basınından bu tip kavgalar hep olmuştur ve olacaktır; çünkü insanlar kavgadan hoşlanırlar. Gelişmiş ülkelerde bu kavgalar entelektüel bir zeminde olur; öyle olmasa dahi, sataşmalar hoş ve zeka doludur, okurken keyiflenirsiniz.

“Fethullahçıların 8 milyar doları var,demekki gazete alıp idare ederler” paranoyası üzerinden bir gazeteyi, hele hele Taraf Gazetesi gibi bir gazeteyi hedef göstermek ayıp şeydir.

Ne yaptıklarını, kim olduklarını az çok bildiğim Ahmet Altan ve Alper Görmüş var en azından. Ahmet Altan, hem maddi güç,hem de kişilik olarak onun bunun parasına tenezzül ederek kendini satacak adam değil. Kaldı ki bu adam, inandıklarını savunmak adına hapse girmeyi göze alan biri. Alper Görmüş’ün dergisi basıldı, belgelerine ve bilgisayarlarına el konuldu. Birilerini arkalarına almış olsalar, herhalde bunca sıkıntıyı çekmezlerdi!

Fethullahçılar bir gazeteyi “satın alsa”, sokaktaki çocuk bile bilirki, bu gazete Taraf olmaz…

Düşünün ki, fikirlerinizi geniş kitlelere yayma çabanız var ve gidip çok az kişinin okuduğu, okuyucu kitlesi de öyle sloganla,şovenizmle gaza gelmeyecek kadar aklı başında, dünya görüşü sizinkine zıt bir gazete seçiyorsunuz!

Bu Fethullahçı dediğiniz kesimi de hafife almak olur; kafaları bu kadar çalışmıyorsa zaten korkup endişe duymanız da yersiz!

Bahsettiğim yazı da budur; ben de başka bir siteden aldım:

39 yaşında gazete patronu olmak ve günlük gazete yayımlama yürekliliğini göstermek öyle her babayiğidin yapacağı iş değildir…

“Zaman gazetesi” bayilerde 20-25 bin satar ; YAYSAT üzerinden ise yapılan “abone geçişiyle” 600 bin satıyor gibi gösterir…

Akın İpek’ in gazetesi “Bugün” parasız dağıtılır…

“Taraf gazetesi” nin satış değeri ise 1 YTL’dir…

Bir dostum dün telefon etti ve şu soruyu yöneltti bana:

“Bugün Türkiye’nin belli başlı yayınevleri var. Örneğin Can, Remzi, Bilgi, İnkılap gibi. Yayımladıkları kitaplar çok satıyor. Ancak hiçbirisi günlük gazete çıkarmayı göze almıyor. Yayıncılık başka, günlük gazete çıkarmak başka…”

Dostum haklıydı!..

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Etyen Mahcupyan hem Zaman yazarıydı, hem de “Taraf gazetesi” nde at yarışı tahminleri yapıyordu.

Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı Yasemin Çongar , ABD Dışişleri’nden emekli olan eşini Washington’da bırakıp İstanbul’a gelmişti…

Üstelik “Milliyet” gibi bir gazeteden ayrılıp “Taraf” a geçmek için.

Çok iyi bir “söyleşi” yazarı olan Neşe Düzel “Taraf” ı tercih edip Radikal’den ayrılmıştı…

Burada bir üç nokta koyayım…

***

Neşe Düzel “ocaktan yetişen” Fethullahçı Hüseyin Gülerce’ ye soruyor:

“Amerika sizin (yani Fethullahçıların) Kürt meselesine yaklaşımınız konusunda ne düşünüyor?”

Gülerce:

“Biz Kürt meselesinin demokrasi içinde, eşit vatandaşlık yoluyla çözülmesini istiyoruz. Bu Amerikan sistemi zaten. Onlar da eşit vatandaş olarak yaşıyorlar.”

Bu sözleri nasıl yorumlarsınız?

Amerikan sistemi ve demokrasi içinde eşit yurttaşlık…

Gülerce, ABD’de eyalet sistemi olduğunu bilmez mi? Yoksa Fethullahçılar eyalet sistemini mi savunuyor Türkiye’de?

Şimdilerde moda şu : Üniter devlet yapısı içinde demokratik hak ve özgürlükler…

Ulus devleti “iğdiş” etmenin tek yolu laf cambazlığı oldu benim ülkemde…

Şimdi yine üç nokta koyduğumuz konuyu yeniden ele alayım…

“Taraf” ın sahibi 39 yaşındaki Başar Arslan’ ın iki kardeşi var.

Babaları Ahmet Arslan emekli öğretmen. Ankara Zafer Çarşısı’nda kurduğu yayınevini 36 yıl sonra “Artık yeter, çalışmıyorum” diyerek 1997 yılında oğullarına verir.

Sav doğruysa ABD’de İngilizce, Brezilya’da Portekizce, İspanyolca öğrenir…

Peki Fethullah Gülen’ i tanır mı ABD’de?

Bilemem(!).

Bildiğim, Zaman gazetesinin, “Taraf” ı övüp göklere çıkarmasaydı.

İşkillenmiştim!..

***

Gazeteleri gazeteciler çıkarır…

Yazı yazmak, röportaj yapmak ayrı bir iştir, yazıişlerinde çalışmak, mutfağı bilmek ayrı iş…

En zor olanı ise muhabirliktir…

Gazete gazete olmayınca istediğiniz kadar “Kürt sorunu” diye yazın, “ABD, AB’yi ve Fethullah’ı yalayın” , köşelerde ukalalık yapın, ” demokrasi, özgürlükler ” sloganı atın, gazeteyi haber sattırır…

Galiba “Taraf” Fethullahseverlerin desteğiyle “Haydi yürüyün koçlarım” denilerek okura sunulmuş…

Sonuç?

Satışına bakın anlarsınız

Bugünün “altıncı” ve “zarfçı” sı Akın İpek’in arkasında kim var?

Fethullah Gülen!..

Akın İpek , gazetesini o nedenle parasız dağıtıyor.

Gazeteler para öğütür, habercilik para ister!..

5-6 bin satan “Taraf” gazetesine değirmenin suyu nereden geliyor, söyler misiniz? Alkım Yayınları sahibinin bu yükü tek başına kaldırdığına inanıyor musunuz?

***

Gazetenin birinci sayfası “Zaman” gibi Fethullah’a övgüden geçilmiyor…

Fethullah Gülen bugün 8 milyar doları elinde tutuyor , Kuzey Irak’ta da şube açan “kuyumcu” ya bir haber verir, “Taraf” ın satışını 100 bine çıkarır…

Biraz sabırlı olun “Taraf” taki dostlar. Fethullah arkanızda, maaşlarınızı alırsınız, paşalar gibi de yaşarsınız…

8 milyar doların 100 milyon doları “Alkım” a aksa ne olur ki?

Denizde kum tanesi!..

Bu taraftan bakınca ben bunları görüyorum!..

Eczaneler neyi protesto ediyor (Sosyalist eczacılar?)

Bir süredir, eczanelerin vitrinlerinde koca koca siyah kartonlar görüyorum. Nedenini bilmiyordum; ama yaza girmekte olduğumuz şu dönemde placebo zayıflama ilaçları yerine kara kara kartonların vitrinleri kaplaması hayra alamet değildi. Lakin, bu aralar cidden çok meşgul olduğum için, nedenini araştıramadım. 3 haftadır TV izlemiyor, Taraf gazetesinin 10.sayısından beridir filan da gazete okumuyorum…

Levent ile konuşurken, eczacıların neyi protesto ettiklerini otomatik olarak anlamış oldum. Örneğin Tylol Hot gibi soğuk algınlığı ilaçları, vitaminler filan eczane dışındaki yerlerde de satılabilecekmiş.

Eczacılar bu işten bir gelir kaybına uğrayacaklar. Kapitalist bir düzende, daha önce verilmiş ekonomik ayrıcalıkların geri alınması haklı bir rahatsızlık sebebidir; bu yüzden eczanelere lafım yok. Gelgelelim, bunu Fransız İhtilali propagandası gibi dostluk,kardeşlik,adalet gibi kavramlara sığınarak yapmaları, hani neredeyse sosyalist gibi(!) davranmaları bana çok komik geliyor…

Bu kartonlardan birinde “sermayeye hayır” filan gibi akla zarar bir lakırdı vardı. Herhalde, eczacılar sadece kendilerinin akıl sahibi olduğunu sanıyorlar…

Bugün ilaç sektörü, dünyadaki en büyük sektörlerden biridir; enerji ve silah ile birlikte. Çoluk çocuğun “şeytan kapitalist M$ ve Bill Gates” diye laf attıkları Microsoft filan bunların yanında mahalle bakkalı kalır…

Dünyada çok büyük bir salgın olup milyonlarca insan ölse de, Birleşmiş Milletlerden karar çıkartmadan bir şirketin ürettiği ilacı kendi ülkenizde üretemezsiniz. İkinci Dünya Savaşı’nda, Aspirin’in formülünün ve üretim haklarının devri, Almanya’nın yenilgiden dolayı imzaladığı anlaşmanın önemli maddelerindendir!

Kısacası, ilaç şirketleri melek filan değildir. “Sermaye”,”pis kapitalist” diye gönderme yapılan bakkal,süpermarket,hipermarket filan gibi iş kolları kimseyi parasızlıktan dolayı potansiyel ölüm riskine terkeden sektörler değillerdir.

Eğer sermaye ve kapitalistten bahsediyorsak ve bunlar kötü şeylerse, eczacılar bu düzenin en büyük kapitalistlerinden biridirler ve pankart asmaları filan komik olur.

Sevgili eczacılar, Ernesto Che Guevera’nın formüle ettiği (ki müteveffa hekimdi) kanser ilacını satmamaktadır. Aspirin’i keşfeden Bayer de, her ne kadar “nasyonal sosyalist” Almanya’nın şirketi olsa da, nasyonel ve sosyalist bir arada olamayacağından(!), pekala nasyonalist Almanya topraklarında hüküm sürmekteydi ve buz gibi de kapitalistti(!)

Dolayısıyla, eczane müşterisi olan ben, bu konuda bir taraf değilim. O kara kara kartonları görmek canımı sıkıyor ve eczanelerin maddi çıkar kavgaları beni hiç ilgilendirmiyor. Hatta, doğrusunu isterseniz, Tylol Hot’ı ilerde 24 saat açık marketimde bulacağımdan ötürü bu yasa tasarısından da bir tüketici olarak memnunum…

Eczane dışında satılan ilaçlar risk oluşturabilirmiş. Eh, kokmuş-çürümüş malı vitrininde tutan eczacı da bu tehdidi yaratabilir. Her ilaçta son kullanma tarihi vardır; buzdolabınızdaki ilaç, son kullanma tarihine bakmadan içerseniz yine tehdittir. Hatta, süt ve yoğurt filan da bozuksa çok ciddi sağlık tehdidi oluşturabilirler. Bundan hareketle, süt ve peynir eczanelerde satılsın diyebilir miyiz?

Eczacıların maddi çıkarlarını arama hakları, tüm diğer kapitalistler gibi, haklarıdır. Ama ben buna taraf değilim ve açıkçası hiç umurumda da değil. Bakkal da artan pirinç fiyatından şikayet ediyor. Onun için sorunlarınızı hükümetle çözün ve plazma TV’nizin,Mercedes’inizin taksitlerini nasıl ödeyeceğiniz gibi hiç iplemediğim konularla beni meşgul etmeyin!

Bedava gazete, hem de solcu!

http://www.dorduncukuvvetmedya.com/article.php?sid=2065 adreste, ki kısmen beğendiğim 4.kuvvet medya sitesidir burası, Mustafa Sönmez oldukça naif bir temennide bulunmuş.

Aslında, Mustafa Sönmez, 100.000 tirajlı, “emekten yana” bir gazetenin gerçek olabileceğini söylüyor. Başlıkta kullandığım “bedava gazete” ibaresi biraz yanıltıcı; zira insanlar anladığım kadarıyla bedava çalışacaklar ama gazete bedava olmayacak.

Gelelim, neden bu işin olmayacağına…

Önce, tiraj yönünden bakalım.

Bugün 100.000 satan gazete sayısı beşten fazla değildir.Burada “Emekçi kitlesine” hitap edecek gazetemizin kitlesini tespit etmek gerek. Herzaman söylediğim gibi, CHP ya da DSP sol parti değildir; dolayısıyla ite-kaka ancak %20 civarı oy alabilen bu partilerin kitlesi okuyucumuz olamaz.

Geriye, sol dikta görüşlü TKP gibi son derece marjinal kitleler kalıyor. Bunlar Türkiye nüfusunun binde biri bile değiller. Onların içinde kalan, “akıllı sosyalistler”, yani TKP’nin Stalinist ve Maocu yapısına karşı akılcı ve insani Troçkizmi savunanlar ise herhalde 10.000′i geçmezler.

Ha, benim kitlem TKP filan diyorsanız, Evrensel bu kitle arasında popüler ve en azından tiraj açısından sol dedikleri “şeyin” medar-ı iftiharı. Dolayısıyla, Evrensel ile rekabet zor; zira artık oturmuş, kurumsallaşmış, kemikleşmiş bir okuyucu kitlesi olan bir gazete.

Ayrıca, Stalinist bir gazetenin emekten yana olduğunu söylemek de son derece güçtür!

Geriye bir de, “bu kadar emekten yana” bir gazeteyi kimin dağıtacağı sorusu kalıyor; zamanında elden ele satılan Evrensel gazetesi bile, herhalde “dağıtılabilmek” için, kendini oldukça “törpüledi”.

Gelelim, emekçi kimdir sorusuna…

IBM’de çalışan, ayda 10.000 dolar maaş alan kişi emekçi midir?

Emekçi olmasına emekçidir ama herhalde kapitalist düzenin yıkılmasını istemeyecektir.

Geriye kalanlar kimler? Solcu diye çoluk çocuğu uyutan, Kürt faşistleri mi?

Yoksa, gecekondu dikip, fabrikada remayözcü olarak çalışan, sonra da arazi rantıyla Range Rover’a zıplayan lumpenler mi?

Türkiye’de işçilerin maaşları memurlardan yüksektir, farkında mısınız, memurlar grev ve sendika hakkına, işçilerden çook uzun yıllar sonra kavuşmuştur?

1950′lerin ortasından itibaren köyden şehre iş bulmak için göçen kitleler kaybedildi; zira o sıralar solcular derin devlet ve NATO güdümlü çeteler tarafından hasat edilmekteydi. Sağ kalanlar da minik minik kliklere ayrılıp birbirlerinin gözlerini oymaya başlayınca, “emekçi” kitlelerinizin ideolojik boşluğunu ülkücüler ve dinciler doldurdu.

Bugün bir fabrikaya girip sosyalizm filan derseniz, ya din düşmanı, ya da bölücü diye linç edilme ihtimaliniz çok yüksektir.

Türkiye’de sol ideolojinin alt yapısı hazır değildir. Üst yapısı da yoktur.

Troçki’ye kulak verin. Sosyalist akım, ancak gelişmiş, sanayileşmiş ülkelerde palazlanırsa Türkiye gibi ülkeler bunun rüzgarıyla yelken şişirebilirler.

Günlük gazetede, insanlara sosyalizmi anlatamazsınız. Anlatsanız da anlamazlar; zira sosyalizmi anlamak, kusura bakmayın ama eğitim ve zeka ister. Bu eğitimi de gazeteyle veremezsiniz.

Gelgelelim, gazetenin ilkelerini beğendim. Aslında Mustafa Sönmez’in anlattığı şeyi Taraf gazetesi uygulamaya çalışıyor; ancak şu ana kadarki başarıları da ortada…

AKP kime ihanet etti?

Bugünlerde yine türban gündemde. Bakmayın kavga gürültüye; aslında bu durumdan hem siyaset, hem de bürokrat elit tarafı çok hoşnut. Çünkü “özgürlük” adına başlayan bir tartışma, magazinleşmiş durumda.

Türbanlılarla, laik bürokrat elit arasında gerçek bir çekişme yoktur; zira bu kesim zaten hep vardı. AKP’nin iktidarı ile ister istemez sahnede daha fazla gözükür oldu ve siyasi bağlantılarıyla daha da palazlandı.

İdris Küçükömer’in çok doğru tesbit ettiği, bu yüzden de afaroz edildiği gibi, gerçek çekişme doğu-İslam / batı-laik kanadı arasındadır. Aslında cumhuriyetle birlikte neredeyse etkisi sıfıra inen doğucu-İslamcı bu taraf, sınıf olamayacak kadar da zayıftır.

İlk bakışta, AKP, bu doğu-İslamcı kanadı temsil ediyor görünebilir; nitekim oylarının çoğu bu tabandan gelmiştir. Gelgelelim, ben AKP’nin giderek bu tabanı temsil etmekten uzaklaştığını görüyorum. Neden mi?

AKP bu tabana, daha doğrusu orta sınıf muhafazakar kitleye hiçbirşey vermemiştir. Ne maddi anlamda, ne de özgürlükler anlamında. Türban, aslında sembolik bir konu. Üstelik türban, ya da sıkmabaş örtünme şekli, orta ya da alt sınıf muhafazakarların örtünme şekli değil. Türban, bana göre, sınıf atlamak isteyen, İslama yakın durmakla birlikte dünya nimetlerinden de sebeplenmek için en az biz “batıcı laikler” kadar “esnek ve kıvrak”, hatta acımasız (belki daha fazla!) bir sınıfı temsil ediyor. Bunu anlamak zor değil; doğunun anti-materyalist felsefesine bu kesimde rastlamak olası değil. Kafalarını sıkı sıkı sararken, Lois Vuitton çantalarla Nişantaşı’nda turlamaktan, cabrio Mercedes’lerle Bağdat Caddesi’nde dolaşmaktan kesinlikle imtina etmiyorlar!

Yani AKP, Fatih Çarşamba’daki esnafın partisi değildir.

AKP, rejime muhalefet etmek yerine, onun içindeki küçük ve ayrıcalıklı bir kitleyi daha da ayrıcalıklı ve zengin etme yoluna girmiştir.

Son seçimlerde AKP, liberal, “gerçek” demokrat, hatta samimi sosyalistlerden de bir miktar oy aldı. Bunun nedenleri kolayca görülebilir; CHP’nin darbe pahasına ve irrasyonel anti-AKP kampanyası, AKP’nin siyasi rakiplerinin son derece zekadan uzak, çözüm önermeyen muhalefeti ve elbette aklı başında insanların beklediği anayasa değişikliği ve YÖK’ün tasfiyesi gibi konulara el atmış olması.

Gelgelelim, AKP iktidara tekrar geldiğinde bu konuları soğuttu ve türbanla terörü tekrar gündeme getirerek unutulmasını sağladı. Bugün anayasa değişikliği ve YÖK konusunda bana hiç güven vermiyorlar.

AKP, bir sonraki seçimleri de kazanacak.

Zira, dişe dokunur bir AKP muhalefeti yok, bu bir. Türbanmış, Malezyaymış, bunlar abartılsa da, “gerçek” insanların bir numaralı gündem maddeleri değiller. İnsanlar daha çok para, daha çok iş, daha güzel şehirler istiyor. Allah için, AKP zaten belediyelerin gerçek seçimler için referans olduğunu bilerek iktidara geldi ve tüm enerjilerini özellikle bayındırlık konusuna veriyor görünüyorlar. Son 6-7 senede özellikle İstanbul’da çok gözle görülür işler yaptılar. Her sabah işe ya da okula giderken somut olarak görebileceğiniz, psikolojik etkisi olan şeyler bunlar. Diğer partilerin birtürlü kafalarına sokamadıkları gerçeği, AKP çoktan öğrendi. Belediyelerde çuvallarsanız, iktidarı rüyanızda görürsünüz.

Artı, AKP konjonktürel anlamda çok şanslı bir zamana denk geldi. Doların senelerdir dipte gezmesi sayesinde, halkın alım gücü suni bir şekilde de olsa arttı.

Herkesin sorduğu soru, “AKP ne zaman çuvallar?”

Doğrusunu isterseniz, AKP terörü bitirecek bazı adımlar attı; birsüre sonra AKP’ye karşı terör kartını da oynamak mümkün olmayacak. K.Irak’a girilmesi konusunda, kendi için tam doğru zamanda yeşil ışık yaktılar. Yani AKP, siyasi rakiplerinden çok daha zeki.

Son zamanlarda, Alevi’lere el uzatarak CHP’nin senelerdir cepte gördüğü ama hiçbirşey yapmadığı kesiminde sempatisini topladılar. CHP, buna şiddetle itiraz ederek, kendi ayağına kurşunu sıktı.

MHP, türban tartışmasında, AKP’den yana olarak, son seçimlerde bir miktar oy aldığı Jakoben kesimin oyunu kaybetti.

Kısacası, bir dahaki seçimlere 4 sene var ama, AKP’ye bir alternatif yok. Bu gidişle, olamayacak da. Üstelik, muhalefet, bu süre zarfında yaptığı hatalarla daha da fazla oy kaybetti.

Şu an gelinen noktada herkes kilitlenmiş durumda. Özellikle de, YÖK’ü kaldırmak ve anayasayı değiştirmek vaadiyle mecburen, en demokrat ve ilerici görünen AKP’ye oy vermek zorunda bırakılan demokrat ve liberaller…

7, toplam 27 sayfa«123456789101112131415»...Last »