* You are viewing the archive for the ‘güncel’ Category

Atatürk’lü banka reklamı olur mu?

Benim yine haberim olmadı tabi, televizyon filan seyretmediğim için. İş Bankası, bu ucuzluğu yapmış. Üstelik, bildiğim kadarıyla bu aynı zamanda suç da.

Aslında bu sadece basit bir reklam ucuzculuğu değil.  Bir yandan, kendi içinde sosyolojik bir vakıa. Yani Türk halkı o kadar kamplaşmış ki, Atatürk’ün çıkıp şu bankayı seç demesini bekliyor. Peki İslamcı bir banka, atıyorum Al Baraka, tutup “Hazreti Ebubekir gibi tutumlu olanların bankası” filan gibi bir reklam çekerse ne olur?

Atıyorum, örneğin Yunanlıların sahip olduğu Türk isimli bankalardan birinde mevduat hesabı açtırırsak vatan haini olmuş olur muyuz? (Ya da hala Türk düşmanlığından prim yapan Yunanlılar, ya da Yunan düşmanlığından prim yapan Türkler neden daha sonra gelişen Atatürk-Venizelos dostluğunu göremezler?)

Daha da abartayım: O bankalardan biri de, Atatürk’ü, ne bileyim Kazım Karabekir’i kendi reklamında kullanmaya kalkarsa, paramızı nereye yatırmalıyız?

Atatürk’ü koruma kanunu diye bir kanun var. Açıkçası bu tip kanunlara karşıyım, muhteviyatını da bilmem. Kanunu filan da geçelim. Vicdan denen birşey var yahu! Hadi “karşı devrimci” çocuklar yapsa pislik atarsınız da, “sizin çocuklar” yaptığında, “yahu adamlarda hiç saygı filan kalmamış, bir ülkenin kurucusunu reklam nesnesi yapmışlar” demediniz mi?

Ya da kapitalizm ve reklamcılık konusunda bize nal toplatacak olan ABD, İngiltere filan çok mu salak da, Abraham Lincoln’ü, George Washington’ı, Benjamin Franklin’i, ne bileyim Oliver Cromwell’i, Winston Churchill’i, 8.Henry’yi, Yurtsuz John’u, “Coure de Leon” Richard’ı reklam filmlerinde göstermiyor?

Bu reklam sadece yakışıksız değil, aynı zamanda provoke edici, iş ahlakından yoksun.

Yarın öbür gün, “Atatürk’ü şu reklamda gösterebilir, bunda gösteremezsin” tartışmalarını mı seyredeceğiz?

Şehit cenazelerini de reklam sömürüsü için malzeme yapacaklar mı?

Bundan önce de, her reklamda çocuk kullanma ucuzluğunu görmüştük çünkü. “Aman çocuğuna bundan yedir, yedirmezsen gerizekalı olur, dizlerini döversin”, “aman bizim bezi takmazsan .ötü nasır bağlar, inim inim inlersin”.

Şimdiye kadar ciddi bir tepki gösterilmemiş olması da ayrıca düşündürücü. Yani herkes bu kadar vatan,namus,bayrak,laiklik edebiyatı yapıyor ama ülkenin kurucusunun reklam malzemesi yapılması kimseye koymuyor galiba.  Bırakın tepki gösterilmemesini, herkes reklama bayılmış.

Eyvahlar olsun! Bundan sonra, çikolata reklamlarında Kanuni Sultan Süleyman’ı filanda görürüz belki; “yeyün ya çeri kullarım, yoksa kuşatamazsınız kaleyi”, ne bileyim, Fatih Sultan Mehmet, elinde ayran şişesi, İstanbul’un fethinin ardından, beyaz atı üstünde “ohhh, olmaya devlet cihanda bir yudum ayran gibi” diyebilir (büyük bir teknik hata olur; zira sözün sahibi Kanuni’dir).

Taraf gazetesi, ilk sayı…

Uyku saatlerim bir hayli değişken (ve enteresan!) olduğundan, Taraf gazetesini bayiye gelir gelmez aldım. Böylece, Yeni Yüzyıl’dan sonra ilk kez gazete okumak için gazete almış oldum. (Yine de, gazetenin çok çeşitli kullanım alanları vardır; sıcak ekmek sarmak, loto sonuçlarına bakmak, pis yerlere oturmadan önce yaymak, bükerek birine vurmak, mangal tutuşturmak gibi)

İlk dikkatimi çeken kağıdı oldu. Kalın; sanki kitap kağıdı gibi. (Eh, 1 YTL veriyoruz!). Sade ve düzenli bir sayfa tasarımı var ve iki üç sayfa çevirince paçavra olmuyor.

En güzel yanı; üçüncü sayfası yok. Yani “manyak koca karısını keser sapıyla öldürüp doğradı”, “13 yaşında 133 sabıkası var” gibi boktan ve cansıkıcı haberler yok Taraf gazetesinde. Aradığımı da söyleyemem. Çok eksikliğini hissederseniz, Show Haber’i izleyin. Genelde popçuların don rengiyle Windows kullanan şempanze haberleri arasında bu tip haberler çıkıyor, ziyadesiyle tatmin olacağınıza garanti veririm.

İkinci sürpriz, Etyen Mahçupyan’ın “beygirci” olduğunu öğrenmem oldu. Bakalım başka neler yazacak, ama at yarışı olayına ilk sayıdan girmiş. Ahmet Altan 11.sayfanın solunda, “valla dizlerim titriyor” tarzı okumasanız da birşey kaçırmayacağınız bir yazı yazmış(Ahmet Altan’ın köşesinin adı “Kum Saati”; kum bitince gitmesin de!). Yasemin Çongar ikinci sayfada Dağlıca olaylarına dokunup geçmiş. Malum; andıç olayından sonra herhalde daha ilk günden fazla yüklenmek istememiş gibi. İkinci sayfa, BBC kıvamında; önemli bazı dış haberler var. Dördüncü sayfa, ev kadını ve yeni yetme genç kızlara hitap ediyor. Flu vesikalık fotografıyla Funda Özgür bacı, benim hiç anlayamadığım türdeki yazılardan birini boydan boya döşemiş. Üçüncü sayfada da light haberler var; meğer Sarkozy’nin kuzeni Galatasaray mezunuymuş (bana ne ya, dedemin dayısı da hocaymış). Eski general aşk şarkıları söylemiş; çok Kenan Evren değil, o ressam. Bu, Endonezyalı olan. Susilo Bambang Yudhoyono, vallahi hiç duymadım. Görenleri şaşırtan fazla bacaklı (başka birşey olmasın o?) bir kurbağa varmış. Ben gördüm ama şaşırmadım. Beckham’ın sidikli donları ve ter kokulu çarşafları da el atıldan satılıyormuş.

10.sayfaya kadar bir numara yok;20 sahifeden mürekkep gazetemizin göbeğinde Neşe Düzel var. (Çok fena botox yaptırmış, heykel gibi olmuş suratı). Osman Pamukoğlu ile Dağlıca olaylarını konuşmuşlar; “şahin” olarak bildiğim Pamukoğlu’nun “üst kademedeki subayların da yargılanması gerek” çıkışı ilginç geldi.

Medyaironik köşesiyle Alper Görmüş, medyanın kritiğini yapıyor. 12. sayfanın yarısı Alper Görmüş’ün; ben çok beğendim. 12 ve 13 çok dikkate değer sayfalar; gazetenin en beğendiğim “bölgesi”.

14. sayfa kültür-sanat, anlaşılan Pakize Barışta’yı hergün okuyacağım. İçeriği güzel ama keşke daha çok yer ayrılsaydı diye düşündüm; mesela yanındaki fuzuli televizyon sayfasının yarısı kültür-sanat’a kaydırılabilirdi. Spora bence gereksiz, çok fazla yer ayrılmış. Son sayfayı beğendim; ünlülere 20 soru soracaklarmış, bugün Sezen Aksu vardı. Güzel cevaplar vermiş, komik ve zeki kadın Sezen Aksu.

Gelelim eksiklere.

Birincisi, web siteleri yok, büyük ayıp.

İkincisi, kimsenin mail adresi yok. Bir Alper Görmüş’ün, bir de Ahmet Altan’ın mail adresi var. İkisi de gmail. (Microsoft’a tavırlılar herhalde!). Gelgelelim; Ahmet Altan’ın mail adresi pek bir komik; ahmetaltan111@gmail.com. 111 neyin nesi? Neden tarafgazetesi.com gibi birşey değil de, gmail?

Üçüncüsü, gazeteyi kim basmış, ne bileyim imtiyaz sahibi kimdir, nerede basılır, kim dağıtır, hiçbir bilgi yok. Sanki 80′ darbesi sırasında el altından “Marksist içerikli kaçak gazete” dağıtıyorlar. Unutmuşsalar şaşırmam!

1 YTL eder mi? Açıkçası, şimdilik eder. Bir-iki ay beklemek gerek; şu haliyle kadro çok yetersiz ve herkeste “ben ne yazacağımki şimdi” havası hissediliyor. Çok acele bir işe girer, sonra ne yapacağınızı bilemezsiniz ya, öyle bir hava sezdim. Tasarım olarak yeterli ve oturmuş. Gazeteyi sırtlayacak kapasitede 4-5 yazar var. Bence en önemli sınavlarından birini haftasonu ekleriyle verecekler; tabi çıkarırlarsa.

Ben Taraf gazetesini çok da sivri bulmadım. (Şu Pamukoğlu röportajı hariç). Entellektüel havası veren, ama daha çok entellektüel kapasitesi dünya standartlarının bayağı bir altında üniversite kitlesine hitap etmeye çalışan Radikal’den bir gömlek daha üstün; ama beklentilerimin çok altında.

Taraf gazetesinde kimleri görmek isterim derseniz, Cengiz Çandar bu “ortama” yakışır. Özellikle Ortadoğu’yu çok iyi bildiğinden ve konu da güncel olduğundan, kendi okuyucusunu da Taraf’a çeker. Alakasız gibi görünen insanlardan Mehmet Barlas’ı ararım. Muhafazakar bir görüş almak için, aynı zamanda akıl ve kültüründen katiyen şüphe edilemeyecek Fehmi Koru. Engin Ardıç, gazeteyi hem neşelendirir, hem de olağanüstü entellektüel birikimiyle herkesi ateşler. Murat Belge haftada bir kere yazsa olur. Kadın olarak Perihan Mağden, bir de Pakize Suda yakışır; lütfen Ayşe Arman ya da şu yeni nesil cahil zibidi kızlardan birileri olmasın!

Türk Seddi

the-wall.jpgSon proje, K.Irak-Türkiye sınırına duvar örmek. 470 km. Abartı bir rakam ama daha büyüğü de var; İsrail’inki mesela. Bizimkinin maliyeti 2.1 milyar dolarmış.Bana göre son derece absürd bir proje ama, bazı milliyetçi arkadaşlar destekliyor. İlginç. Bana sorsalar, “yahu elaleme 3000 tane zibidi için duvar ördüğümüzü mü göstereceğiz?” der ve utanırdım. Türkiye, bunca yanlış uygulamaya rağmen, kendi halkına siyasi şov yapmayı bırakırsa, değil 3.000-5000,  yarım milyon teröristle de başa çıkabilecek güce sahiptir. Terörist başına 100 metre duvar örmek bizi küçük düşürür.

Duvar yapılamayan yere termal kamera,çit filan konacakmış; şimdi sorarım, olanlar işe yaradı mı?

Örnek olarak İran’ın inşa etmeyi düşündüğü 5 km’lik duvar gösterilmiş. İran’ın derdi başka; Irak üzerinden gelebilecek ABD tanklarına karşı istihkam oluşturmaya çalışıyorlar. Dertleri PJAK filan değil. Artık bunu da anlamayana gülerler. Yoksa bizde de mi bir ABD istilası korkusu var? Neden olmasın? Irak’ta über-nasyonalist ABD politikacıları sayesinde namlunun ucuna gelmedi mi? Bunca sene Saddam’ın zehirli gaz, biyolojik silah kullandığı iddiaları batıyı, ya da bizi rahatsız etmiş miydi ki? Birileri çıkıp açık açık söylesin, evet, Türkiye’de hedeftir desin. Çünkü ister istemez hedef olacağımızı düşünüyorum. Genelkurmay’ın İran ve Rusya ile iyi ilişkiler kurma çabası başka neye bağlanabilir ki?

Açık konuşmak gerekirse, ABD’yi duvar filan durdurmaz. Hem unutmayalım ki, ABD bize saldırırsa bu muhtemelen, ya da sadece Güneydoğu’dan olmayacaktır. Herhalde birileri ABD’ye saldıracak olsa Mississipi’ye filan değil, New York ya da Washington’a saldırırdı. Muhtemeldir ki, ABD bize saldırırsa, önce İstanbul ve çevresindeki Gebze gibi sanayi bölgelerine saldıracaktır. Ankara bence ikincil hedeftir; zira sadece sembolik bir önemi vardır. Saldırsalar da bunun öyle 3-5 sene içinde olacağını beklemeyiniz. “Saldırmazlar, biz dostuz ve NATO ülkesiyi” de demeyin, gülerim. Emperyalist devletler büyürler ve kimseye tınlamazlar. Bunun çok basit örneği, ABD’nin 5.maddeyi terör tehdidine dayanarak işletirken, bizim boynumuzun bükük kalmasıdır. Öyle Birleşmiş Milletleri filan da ciddiye almaya kalkmayın; ABD, adamların karargahını vurup alt tarafı “pardon” demekle yetindi.

Türkiye, içinde Rusya,İran ve Çin’in olduğu bir pakta girmelidir.(Olasılıkla Pakistan,Suriye) Girmelidir, ama nasıl girecektir? Rusya ve Çin, en büyük müşteri olarak ABD’yi görüyor. Bu yüzden ABD, Çin’e karşı fazla sesini yükseltmiyor; zira biliyor ki, Çin’e ekonomik ambargo koyarsa başı kaçınılmaz olarak ağrıyacaktır.

Bir de Hindistan filan var; İngiltere -dolayısıyla ABD’nin- bölgedeki sessiz gücü. Herkes tarafını seçtiğinde, Hindistan’ın da icabına bakılması gerekecek. Bunu da gücü azımsanan Pakistan tek başına yapamayacaktır.

Özal zamanına dek, ekonomik duvarlar ördük, sonra o duvarların altında kaldık. Şimdi de siyasi-askeri duvarlar gündeme geldi. Oysa gördük ki, bu duvarların en kısa ama en güçlüsü olan Berlin duvarı, bir gecede yıkılıverdi. Ülkeleri duvarlar değil, komşuları, müttefikleri korur. Yunanistan’la aramızın bulunması, bizim NATO’ya girip ileri karakol olmamız da, işte bu yüzdendir. Çünkü Avrupa ve ABD’nin, Polonya’yı, Romanya’yı avucuna alan Sovyetler Birliği’nden ödü kopmuştur.

Kısacası, Türkiye olarak bu asosyal tavırlardan kurtulup (duvar örmek, onu bunu suçlamak, naz ve kapris yapmak) komşularla ilişkilerimizi geliştirmemiz, adam gibi bir dışışleri bakanlığı tesis etmemiz, müttefik arayışlarına girmemiz gerek.

Taraf gazetesi, Ahmet Altan vs Oray Eğin

Nihayet adam gibi bir gazete çıkıyor. Adı Taraf. Adı Taraf ama, taraf olmayacağız diyorlar. Ahmet Altan ve Yasemin Çongar’ın o gazetede olması bile, benim için garantidir.

Taraf gazetesi daha çıkmadan tartışmalar başladı. Aslında bu tartışmaların çoğunu odağında fiyatının 1 YTL olması var. Gazeteyi çıkaranlar, “reklam olanaklarımız kısıtlı olduğu için 1 YTL” diyorlar. Doğru. Bence kolay kolay reklam da alamazlar; çünkü böyle bir gazeteye reklam veren şirketler, bir şekilde hükümetlerin hışmına uğrayabilirler. Sadece hükümetler de değil tabi; gerisini siz tahmin edin.

Bir ekleme de ben yapayım neden 1 YTL’nin mazur görülmesi gereken bir fiyat olduğuna: dağıtım.

Evet; Türkiye’de sansür mansür yok. Onun yerine dağıtım tekeli var. Dağıtım tekeli hakkında defalarca yazdım. Bugün serbest, holding, daha doğrusu malum holding desteksiz bir yayının dağıtılma şansı pratik olarak çok düşük. Dağıtım kanalı, reel olarak etiket fiyatının yarısından fazlasını alıyor; sıkarsa size kalan rakamdan vergisini, telifini, giderini, matbaasını ödedikten sonra ayakta kalırsınız.

Alkım yayınevi çıkarıyor gazeteyi, iyi bir dağıtım kanalları olduğunu da biliyorum ama sanırım dağıtım işine kendileri direk girmeyecek. Keşke girselerde, şu tekellerden kurtulan insanlar da gazete, dergi filan çıkarabilse.

1 YTL gerçekten yüksek bir fiyat; ama gazete okuyan adam için değil. Ben yarı fiyatına kese kağıdı alır, vapura binerken simidimi ona sarar, arada at yarışı sonuçları ve ligi de takip ederim diyenler ayrı. Onlar zaten gazete okuru değil. Doğrusunu isterseniz ben de gazete okuru değilim; çünkü memlekette gazete çıkmıyor. Para verip bir de üstüne dezenformasyon kazığı yemeye niyetim yok. Memlekette ne olup bittiğini de BBC’den, El Cezire’den filan takip etmekteyim; zira televizyon ve gazetelerde onun donu, bunun arabası ve provokasyon, kin ve nefret şakşakcılığından gayrı bir numara yok. Bir-iki de köşe yazarı var okuduğum; onları da artık okumasam oluyor. Ne de olsa artık bütün dolapları öğrendik.

Ben 1 YTL verip alırım Taraf gazetesini; dedikleri yolda gittikleri sürece 1 YTL vermeye razıyım. Çok gazete meraklısı da olduğumdan değil; kendi çapımda desteklemek için.

Oray Eğin, Taraf gazetesi hakkında bir yazı yazarak, “taraf olmuş”…

Bakın ne diyor:

Taraf’ın yönetiminde iki genel yayın yönetmeni olacak. İki patron, ama en önemlisi iki büyük ego demek. Şimdiden gazetede kimi çatışmaların olduğunu, akşamüstü görevi devralan Ahmet Altan’ın Sabahçı Alev Er’in gazetesini beğenmediği, gündüz gazeteyi önüne alıp yapılan sayfalarla ilgili ağır hakaretler ettiği ve çalışanların da bu semi-şizofrenik yapıdan rahatsızlık duyduğu konuşuluyordu. Nasıl bir sistem oturtulacağını göreceğiz.

Bunları benim bildiğim “gazeteci”, köşesinde yazmaz. Çünkü bunlar dedikodudur. Tahmindir. Kaldı ki, insanlarla kurumları ayırmak gerek. Üstelik, kendini ifade etmek için yazmak gibi bir çabaya girişen her insan, biryere kadar egosantriktir. Gazeteler ve televizyonlar ağzına kadar egosantrik adamla dolu; ama bir şekilde işler de yürüyor.

Taraf için asıl zor olan mevut medya sisteminde yetişmiş gazetecilerin nasıl “yeni” bir şey yapacağı.

Demekki bu mantık içinde Venüs’ten birilerinin gelip gazete çıkarmasını bekleyeceğiz; tabii onların da gezegenlerinde gazetecilik yapmamış olmaları şarttır.

Dünyada her tür düzeni değiştiren, düzenin içinden çıkan adamlardır. Lenin, tornacı değildi. Lenin’in kurduğu devletin yıkılmasına neden olan Gorbaçov’da pekala politbüro üyesiydi genel sekreter olmadan önce. Hatta, Oscar’a kıl olup Sundance’i ortaya atıp hayata geçiren Robert Redford’da “o piyasanın” adamıdır. Daha mı? Karl Marx’ın babası karun kadar zengindi, kapitalistti.

Yeni Yüzyıl’ı da “Beyaz Türkler’e ait, neredeyse tam bir Nişantaşı gazetesiydi. “ diye tarif etmiş Oray Eğin; bu arada “Beyaz Türk” olduğumu da idrak etmiş oldum; zira elimden düşmezdi Yeni Yüzyıl. Gerçi ben Nişantası’na hiç takılmadım; Hakan çok takılır oralara. Biz cadde’de takılıyorduk, avanak gibi GTI’larla gezip, polisler tarafından piliç gibi çevriliyor, harçlığı trafik cezasına veriyorduk. Hepimiz de beyaz değildik; şopar tipliler de vardı, bir de kavruk, kara kuru oğlanlar.

O zamanlar Ali Bayramoğlu gibi adamları, Umberto Eco ile yanyana bir gazetede görmek mucizevi birşeydi Türkiye için. Biz o zamana dek, Hasan Pulur’u, Ertuğrul Özkök’ü, Hıncal Uluç’u bile köşe yazarı zannediyorduk.

Şimdi İkinci Cumhuriyetçiler’in gazetesi de bu işlerin ideologu Mehmet Altan’ın izinden mi gidecek; kısacası gazetecilik mi yapmak istiyorlar, rant peşinde koşmak, Star, Bugün ve Yeni Şafak gibi AKP destekçisi bir basına katkıda mı bulunacaklar?

Oray Eğin, kantarın topuzunu iyice kaçırmış. Alt alta yazdığı her paragraf içinde “ikinci cumhuriyetçiler” lakırdısı geçiyor. Lütfen şu “ikinci cumhuriyetçileri” tarif de etsin, ne istediklerini yazsın. Meseleden haberi bile olmayan insanlara “gaz verip”, “ulan bunlar cumhuriyeti mi yıkacak, bölücü müdür nedir” yaygarası üzerinden tartışma yaratmak istiyor sanırım. “Bunlar AKP destekçisi zaten” diyerek de, hesapta bu fikrine geçerlilik kazandırıyor. (Engin abi okudumu acaba Eğin’in yazısını?)

Herkes istediği boruyu öttürür tabi; ama bu işi dedikleri gibi yaparlarsa, Taraf gazetesinin çok çok az da olsa, kemikleşmiş bir kitle kazanacağını düşünüyorum. 15 Kasım’ı iple çekiyorum.

Bedava sinema bileti kazan! (Suadiye Movieplex, Şişli - Nişantaşı - Çemberlitaş Movieplex sinemaları için geçerli)

Suadiye Movieplexnişantaşı movieplexşişli movieplexçemberlitaş movieplex

Evet, bu da son hizmetimiz! Her hafta iki kişiye Şişli,Suadiye,Nişantaşı ya da Çemberlitaş Movieplex sinemalarından birinden, istediğiniz filme 2 bilet veriyoruz! (Sinema, matine,gün ve filmi siz seçiyorsunuz)

Yapmanız gereken basit. Blog ya da sitenizden, pozitifpc.com/editorblog ve leventsoyarslan.com adreslerine birer link vermelisiniz. Sitenizde iletişim bilgileri olsun ki size ulaşabilelim (mail adresi ya da iletişim formu. Wordpress’in doğası gereği bize gelen linkleri zaten görebiliyoruz. Unutmayın, linki her iki siteye birden vermelisiniz ve forumdan verilen linkleri kabul edemiyoruz. Bir ihtimal, sinemada bizle de karşılaşmanız olasıdır. Hatta belki çayımızı bile içebilirsiniz:P

Kesinlikle kayırma olayı filan olmayacak; o yüzden “abi ben 20 senedir blogunun hastasıyım bana neden vermediniz” türünden mesajlar atmayın. Her hafta kazananları, site ve isimleriyle beraber yayınlayacağız (isminizin gizli kalmasını özellikle istemiyorsanız!)

İlk haftanın kazananlarını Çarşamba günü seçeceğiz.

Beleş birşeyler duyurularımızı bundan böyle sık sık takip etmeniz menfaatiniz icabıdır(!) Zira önümüzdeki günlerde bira filan ısmarlayabilirim birilerine.

“Yahu ben anlamadım” diyorsanız, yorum yazabilirsiniz.