* You are viewing the archive for the ‘hatıratım’ Category

Bir IRC macerası (Dünya aslında çok küçük, aman dikkat!)

Gece öküz gibi içmişiz, eve döndüm ama uyku tutmadı. O zamanlar bir ICQ, bir de IRC var. Mirc’in son sürümünü indirmek için gece yatarken bilgisayarı açık filan bırakıyoruz, o zamanlar.

Canım sıkıldı, daldım bir kanala. Kalabalık kanallara girmiyorum, bakıyorum nerede 5-6 kişi var, o kanallara dalıyorum. Genelde yaptığım birini mimleyip onunla hırtlaşmak.

O akşam yine biriyle hırtlaşmaya başladım, kanaldan biri özele geldi, neden böyle yapıyorsun dedi.

“Kıl biriyim,ondan” dedim.

Abla herhalde budist filan diyorum içimden. Sonra “aslında kötü birine benzemiyorsun” muhabbetine döndük ablayla.

Bu arada gün ağarıyor artık, hoş beşi geçtik, aslında hiçkimseyi sarasım yok ama hala cin gibiyim, uyku yok. Abla “ne iş yapıyorsun?” dedi. “NASA’da füzyon motorları üzerine staj yapıyorum” dedim (roket mühendisiyim demenin başka türlüsü!)

İlgi alaka arttı birden, hangi okullarda okudun dedi, artık ne salladım bilmiyorum. Sonra bir de baktım, ablayı tanıyorum! Liseden…

Aklıma bu fırsatı değerlendirmek geldi, “aa dedim, geçen sene Türkiye’ye geldiğimde sizin liseden birinin doğum günü partisine gittik”

“Kim?” dedi merakla, “yaa aslında anlatmasam daha iyi” ayağına yattım. Tabi israr filan edince, “D diye bir herif” dedim. “Yalnız çok pişmanım gittiğime..”

D dediğim herif, bizim 1-2 arkadaşı dolandırmış, ondan kılım kendisine. Aslında zamanında iyi arkadaştık. Kızla aynı yerde oturuyorlar, biliyorum ona bir hikaye versem, duymayan kalmayacak!

“Ya dedim, bu D bana askıntı oldu, meğer böyle böyleymiş” Bayağı bir detay filan verdim.

Aradan herhalde birkaç ay geçmişti, D dediğim elemanın yaşadığı yerdeki bir alışveriş merkezine girdim, sigara alacağım, o ortamdan tanıdığım ve yıllardır görmediğim biri, ki zamanında da sadece selamlaşırdık, koşa koşa geldi. Direk muhabbet şu: “Naber abi, bombayı duydunmu bizim D topmuş!”

Koptum orada tabii.. Hani kulaktan kulağa oynarken hikaye birken 100 olur ya, aynı o hesap, hikayeyi anlattı. Kimden duydun dedim, alakasız birinden duymuş. Duyduğu kişiyi tanımam.

Seneler sonra D’yi gördüm. Saatlerce konuştuk, “ya abi manyak manyak şeyler, hakkımda söylentiler çıkmış” filan diye anlatıyor. “Ne söylentisi?” diyorum, “yaa işte acaip şeyler” diyor, en sonunda benim duyduğum versiyondan daha da hardcore bir versiyonunu anlattı hikayenin. Çocuk da aslında kızların filan beğendiği bir tipti ama kimseyle takıldığı görülmemişti, hal böyle olunca “aa demek ondan kızlara takılmıyormuş” diye yorumlanmış hemen.

Sürüsüz yaşayamayan insan modeli ve rotary club’lar

Herhalde 10 sene filan olmuştur; malum o zamanlar genciz. Lafımı esirgemiyorum, hırslıyım, fit ve bronz tenliyim:) Özel bir partide hatunun biriyle tanıştım, daha doğrusu laf çarptım kendisine. Dependant yapılı insanlar kendilerine baskın gelinmesine bayılırlar. Hatun haftasonunda beni özel bir partiye davet etti, ne iş ne okulla ilgilendiğimden, kabul ettim.

Ulus civarında, müstakil bir villa. İçeride birsürü kokoş kadın ve karizma için yırtınan herif. Öğlen vakti olduğu halde, benim kafam güzel. Beleş içki de bulmuşum, durmadan içiyorum. Hatun beni okulundan tiplerle tanıştırdı; bu tip kızların tek rekabet konusu birbirinin erkeğine iş koymak olduğu için ilgiden memnunum; bir yandan da 40 santimlik kollarıma güvenerek önüme gelene laf çarpıyorum. Oldum olası boş kafalı insanlara tahammülüm yoktur.

Hatun benden 2-3 yaş filan büyük; zar zor gruptan çözdüm, kenarda sohbet ediyoruz. Sohbet dediysem, bu tür partilerdeki insanların ne kadar boş olduklarını anlatıp duruyorum. Derken yanımıza 30 yaşlarında bir hatun geldi, “hoşgeldin canım” diyerek önce kızı, sonra beni şap şup öptü. “Gelecek program” havadislerini verdikten sonra, diğer konukları şap şup öpmek üzere yanımızdan ayrıldı.

Bir rotaryenle ilk fiziksel temasım o partide oldu. Önceleri zoraki sosyalleşme çabalarından dolayı hep uzak dururdum.

Sonraki hayatımda birkaç rotaryen daha tanıma şanssızlığına kurban gittim. Değişik faaliyetleri vardır; mesela haftasonu arabalarına doluşup ellerine tutuşturulan haritaya göre oraya buraya gitme oyunu oynadıklarını,topluca Anıtkabir’e gittiklerini, toz bezi bile olacak halde olmayan eski kıyafetlerini okullara filan bağışladıklarını gördüm. Bilhassa, mal varlıklarını sergileyebilme fırsatı sunan faaliyetleri çok severler.

Rotaryenlerin hep masonları çekemedikleri için bu organizasyonu kurduklarını düşünürüm. Mason olmak için belli bir Entelektüel birikim şart; rotaryen olmak içinse küçük burjuva olmak yeterli. (Hoş bizde burjuva kültürü bile yoktur, o ayrı) Kadınlara son derece mesafeli olan masonların aksine, rotaryenlerde baskın taraf kadındır. Bazı “teyzeler”, maşrık-ı azam gibi, ama görünmeyen bir elle, kulübü yönetirler. Herkese karşı “pek sevimli” olmaları, kendilerinden yaşça büyük ve tanımadıkları insanlarla bile “canım” diye hitap etmeleri ortak özellikleridir. Yeri gelince son derece sevimsiz olabilir ve çingenelerin bile yüzünü kızartacak kavgalara girebilirler.

Bu tip kulüplere katılanlar bana çok tuhaf geliyor. İnsan bu kadar mı yetersiz ve yalnız hisseder kendini? Alttan üste kadar bu kulüplerin çok çeşitli türleri var. Kimisi belli siyasi partilerin çatısı altında, kimisi “aşırı aktif” üniversite kulüpleri. Belli bir düşünce etrafında biraraya gelip üreten kulüpleri tüm kalbimle destekliyorum; ama genelde kulüplerin %90′ı boş laf, hizipçilik, gösteriş budalalığı ve kıskançlıktan ibaret.

 

Avatar ve orman yangını

avatarFavori çizgi filmlerimden biri de Avatar; seyrederken kendimi zaman zaman salak gibi hissetmeme neden olsa da, zevkle seyrediyorum.

Biliyorsunuz, orman yangını sezonunu iki büyük yangınla açtık. Yine herkes çok şaşırdı tabi; ormanlar sanki her sene yanmıyormuş gibi. Bu sene geçen senelere oranla çok daha fazla yangın bekliyorum. Nedeni basit; son 10 yılda hatırladığım 3-4 tane “vatan haini” yasa var; bunlardan biri DSP’nin iş başına getirdiği IMF’nin haciz memuru Kemal Derviş tarafından çıkarılan şekerpancarı yasası; diğeri bunun devamı olan ve AKP tarafından çıkarılan tohumculuk yasası. Türkiye’de iki şeye kızarım, birincisi iktidarlara fazla bok atılmasıdır, ikincisi iktidarların çok atıp tutmasıdır! Elinizi biryere, kolunuzu başka yere kaptırdınız mı, “bu ülkeyi ben yönetirim!” diyemezsiniz. Rahmetli Özal, (DSP’liler filan “takunyalı” diye hakir görürdü) “IMF’e elini veren kolunu alamaz” derdi. Ne hikmetse, IMF’e elini kolunu kaptıran “liboş” Özal olmadı da, aslan sosyal demokratlar (Almanya’da 3.Reich zamanı nasyonel sosyalist derlerdi bu tip “sosyal demokratlara”) ve “helalden yana” olan AKP oldu.

Bu yasaların en facialarından biri de, orman vasfını kaybetmiş araziler hakkındaki kanundur. Bu kanuna göre, ormanı yakıp ucuza kapatabilirsiniz. Aslında bu zaten yapılıyor, zannetmeyin onca orman “anız yakan köylüler” yüzünden çıktı. Nedense, bu anız da hep deniz kenarı arazilerde yanar, Trakya’da, İç Anadolu’da filan yoktur bu anız yakan köylü yangınları. Orda ya anız yok, ya köylü!

Neyse, konuya dönelim: bahsettiğim yasayla, bu işler daha kolay ve yasal hale geldi. Yani, artık tatil köyü, golf tesisi filan yapmak için orman yakan vatandaş, daha az formalite ile karşılaşacak. Turizme canımız feda! Bacasız sanayi ama, ateş olmayınca duman çıkmıyor, para kazanmak için ateş yakmak şart.

İki kere orman yangınına müdahale ettim. İlkinde, sene sanırım 2001, Enez’deyim. Enez’de durmadan trafo patlardı. İnadına da, bütün trafoları korulukların içine filan koyarlar. Gece saat 3, balkonda oturmuş kafayı çekiyordum, bomba patlaması gibi bir ses ve müthiş bir ışık gördüm. 5 dakika geçmeden kalabalık toplandı, ben de Türk olduğum için sokağa çıkarak kalabalığa karışmak üzere yola koyuldum.

Yolu yarılamıştımki birden bir alev topu çıkıverdi ve hızla büyüdü. Dışarıda en az 100 kişi vardı. Herkes eli cebinde seyrediyor. Hem kafam iyi olduğundan, hem de sinirli ve “koyun sevmeyen” bir tabiat sahibi olmamdan ötürü, ordakilere küfürler yağdırarak koruya daldım. Biraz daha küfür edince arkadan birkaç kişi daha geldi. Başta tedirgin ve uyuşuktular; sonra baktım herkes canını dişine takmış, küfür ediyor. Küfürü yiyenlerin hepsi daha sonra yangına daldılar. Birkaç ağaç kavruldu, ama devam etseydi tepedeki ormana tırmanabilirdi.

Aklınızda olsun, yangını söndürecek hiçbir malzemeniz yoksa, çam ağacının bol çatallı dallarını kırıp kullanın, şaşılacak derecede çok işe yarıyor.

İkinci maceram askerdeydi, onu da anlatırım.

Şimdi tuhaf bir şey söyleyeceğim: gazeteler, Bodrum yangınında tatil köyünde manda bişeysi gibi yatanları halka şikayet etti. Benim yorumum farklı; çok şey kaçırmışlar. Orman yangını söndürmek acaip zevklidir! Gerçekten! Başarıya ulaştığınızda, kendinizi inanılmaz güçlü hissedersiniz, çünkü en çaresiz olduğunuz şey doğanın kendisidir ve küçük de olsa, ona karşı bir zafer kazanmış gibi hissedersiniz. Ertesi gün yürüyüşünüz bile değişir! Zavallı enayiler çok şey kaçırmışlar.

Sanırım Avatar da bu yüzden çok sevildi. Bizde fazla bir patlama yapmadı ama dünyada kapı baca yıkıyor.

 

3, toplam 4 sayfa«1234»