* You are viewing the archive for the ‘kadın’ Category

Hayvan kadınlar

Hayvanlık sadece erkeklere özgü mü sandınız yoksa?

Birilerinin kadınlara da hayvan olabileceklerini hatırlatması gerekiyordu. Blogcu arkadaşların çoğu camianın kızlarına ayar vermeye çalıştığı için, vazife benim gibi ortayaşlı blogculara düştü.

Hayvanlık etmeyiniz ey kadınlar, nice faşist şairimizi bile yoldan çıkaran güzelliğinize yakışmıyor!

Facebook’a giriyorum, “Kürtleri öldürelim”, “Yahudileri keselim” tarzı pislik grupların altında erkeklerle eşit sayıda kadın var. Üstelik kadınlar daha vahşiler genelde…(Aferin sana Türk kadını, faşistlik düzeyi konusunda erkekleri yakaladın)

Hele o kucağınızda çocuklarınızla çektirdiğiniz resimlere daha bir illet oluyorum, suç sadece sizde değil tabi, sizin üremenize de neden olanlarda…Sizin hasta beyinlerinizle büyüttüğünüz zavallı çocuklar büyüyünce muhtemeldir ki sizin gibi olacaklar ve onlarla uğraşmak yine bize düşecek.

Tabi kadınlar sadece “katli vaciptir” fetvası vererek hayvan olmuyorlar…

Geçenlerde baş örtüsünü savunduğum bir “şahıs”, lezbiyenlere giydirmiş. Hastaymış onlar.

Merak etme, senin de hasta olduğunu ve taşlanarak öldürülmen gerektiğini savunan çok sayıda hemcinsin var “bacım”. Siz “demokrasi” isteyince iyi, kadınlar lezbiyen olunca “sapık” değil mi “bacım”?

Kadınların “meta olarak görülmesinden işkillenip” kendi kendine protesto eylemleri düzenleyen bazı gudubet feministlere soruyorum, 30 milyon doları olan Jenna Jameson hayvan erkeklerin kurbanı mı olmuştur?

Burada hayvanlık biraz bizde herhalde, elin pornocusunu zengin etmişiz. Eh, kan aşağı inince oluyor o kadar hayvanlık.

Yoksa Jenna Jameson mı hayvandır? 30 milyon doları cukkaladıktan sonra dünyayı kurtarmış gibi gezmek, bir ayılık,hödüklük işareti değil midir yani? (Bakın pornocu erkeklere,hiç geziyorlar mı ortada!)

Rezil “Babam beni röntlüyor”,”Ailenize gireceğim,sülalenizi seveceğim” tarzı programlarda ne kadar dunkof ve karaktersiz olduğunuzu göstermek de hayvanlık değil mi? Neden mahallenin kesik yaylı,beyaz Şahin’li çocuklarına “ayı”,”hayvan” derken kendinizin ne kadar hödük olduğunu görmüyorsunuz? Kafa basmıyor tabi, o da ayrı.

Neden Paris Hilton gibi kaşarlara, Lindsay Lohan gibi kırolara benzemek için deli oluyorsunuz da, ne bileyim Pelin Batu kadar narin,zeki ve kültürlü olamıyorsunuz? Hayvansınız da ondan, kıçınızı da yırtsanız olamazsınız.

Ya da neden evlenene kadar yeme içme yok, 1 sene sonra dev jelibonlara benziyorsunuz? Sonra terk edilince, aç bilaç perişan halde kalınca ağlayıp zırlıyorsunuz? Hani tamam vucudunuzu satma yoluna baş koymuşsunuz, hayatınızı evlenmeye göre programlamışsınız da bari onu da becerseniz!
Beceremezsiniz, hayvanlık mayanızda var çünkü. Eh, yattığın yerde kazanmak varken çalışmak da zor gelecektir…

Apartmanda bir hayvan abla var, kendini kontes sanır (elifi görse mertek sanır ayı). Dikkat ediyorum kapıcıya hiç selam vermedi mesela şimdiye kadar, asansöre filan yalnız biner (benle binse iman tahtasına çökeceğim ya ayının). Hani “yapayrım edeyrim” diye de konuşmasa şehirli filan sanacaksınız, artık kocası mıdır, dostu mudur, birileri sayesinde sınıf atlamış da gecekondudan apartmana geçmiş, hayvanlığı da gecekonduda bıraktı zannetmiş.

Sizin yetiştirdiğiniz çocukların da maalesef çoğu yine sizin gibi hayvan olacak…

Hayvan geldiniz hayvan gidiniz. Parfüm sürün ama evinizi bok götürsün,arada ter de kokun. Mini etek giyin ama hayırlı bir öküz bulmak için oraya buraya çaput da bağlayın. Hiçbir bok okumayın,öğrenmeyin,kalas gibi devam (öküz kocanız “ula bu karı akıllı mı yoksa” diye kapının önüne koyar)

Kendiniz gibi bir davar bulana kadar fiyakaya devam. Bu arada fazla insan ilişkisine filan da girmeyin, oturup sizin gibi sığırlar için çekilen dizileri seyredin. Çekirdek filan yiyin (fazla yemeyin, evlenmeden şişerseniz evde kalırsınız)

Bekareti de sakın kaptırmayın evlenmeden,sonra birsürü masraf diktirme miktirme.

Ağzınızı daha bir yaya yaya konuşun, en azından söyledikleriniz daha az anlaşılacağı için ne kadar gerzek olduğunuzda fazla anlaşılmaz. Hoş kim anlayacak, o da başka konu…

Bu sözlerim hayvanlaradır; ama sırf kadınsınız diye alındıysanız,darılıp gücendiyseniz..e o zaman sizde de hafif bir eşeklik vardır…

Şişme kadınlar

21185_inflatable_doll_female.jpgÜzgünüm, sex shop açmıyorum.

Konu başlıkla biraz ilgisiz belki; korkarım uzun bir yazı olacak. Sonunda bir kısmınız hak verecek, bir kısmınız iğrenç bir herif filan olduğumu söyleyecek (kısmen haklısınız ne diyeyim, ama en azından itiraf edebiliyorum!)

Bayramda Edirne’deydim. Sanırım sonunda dayanamayıp Edirne’ye yerleşeceğim; acaip güzel bir şehir. Ahmet Hakan beğenmemiş; canı sağolsun. Nişantaşı ayarında kafeler yoktur Edirne’de; o yüzden beğenmemiş olabilir. Belki Ali Kırca da beğenmemiştir, “benzerliği bozmamak için” öyle söylemiştir, onu da bilemem. Lakin şahane ve gizemli şehirdir Edirne; beğenmeyene kulak asmayınız. Sırf Edirne ciğeri, Ağa köşkü, Beyazıt Külliyesi (bir kısmı AB ödüllü Sağlık Müzesi), Tavuk Ormanı için bile görmeye değer Edirne’yi. Bir ara, Edirne Şehir Rehberi gibi birşey bile hazırlamayı düşünüyorum; bu elbette çok iddialı bir çalışma, ama en azından kısa kısa çok önemli detaylara değinebilirim.

Maalesef konumuz Edirne değil.

Ailecek dayımları ziyarete Edirne’ye gittik. Neden hatırlamıyorum ama bir ara aşırı detaylı kan tahlilleri filan yaptırmıştım, işte o sırada bana çok yardımcı olan kuzenimin bir arkadaşını sordum. Çok tatlı ve iyi bir kadındı; kuzenim artık para delisi, tuhaf bir kadın olduğunu söyledi.

“Çalışan kadınların hemen hepsi 40 yaşında para manyağı oluyor” dedim. Herkes hafif alkollü olduğu için bazı itirazlar yükseldi.

1-2 saat sonra şehre indim ve iyi tanınan, son derece saygı gören eski bir ahbabı gördüm. Küçük bir yer olması ve insanların genelde aynı yerlerde takılmasından ötürü, birini görmek istediğinizde genelde telefon etmenize bile gerek kalmıyor.

Edirnelilerin ciddi bir kısmı son derece iyi içer. Genç zamparaların aklında bulunsun; Edirne hatunlarını sarhoş etmeye kalkarsanız genelde bu çabanız eve küfeyle giderek sonuçlanır. Neyse, masaya kurulduk. Ben içmem dedim. 10 dakika geçmeden yalan oldu. 2-2.5 litre bira içtikten sonra bir şişe tekila açtırdık. Hesapta üç kişi içecektik; sonunda ihale iki kişiye kaldı. Onlardan biri de bendim.

Arkadaşımı birkaç senedir görmemiştim, herhalde aklında kalan son şey zamparalığım olmuş. 15 dakika geçmeden masadaki 6 kişi arasında 35 yaşlarında görünen hoş bir hatunu “bana yapmaya” çalıştığını anladım. Hoş anlaşılmayacak gibi de değildi; iki saat beni övüp durdu. (Bahsettiği kişi kesinlikle ben değildim). Fix bahanedir, tuvalete gittik.

-”35?”

-Hayır hocam, 37 dedi.

Önemli bir şirketin bölge müdürü gibi birşey; kocasından yeni boşanmış falan filan. İstanbul’a kapak atma gayretindeymiş. Birkaç tüyo aldım pisuvar sohbeti sırasında.

Kesinlikle asılmak gibi bir niyetim yoktu. Lakin 1-2 manevra sonucu, izole bir ortam yaratmayı başardık. Hatun sıkı içiyordu. Sıkı içen insanları severim.

Tipik kur vaziyetleri. Nasıl oldu anlamadım, konu kariyere filan geldi. Ne iş yapıyorsun dedi, dekorasyon işindeyim, sıva ustasıyım dedim.

Aslında irrite etmek için söylesemde, bu tip cevaplar çoğu kadının hoşuna gidiyor. O gün hasbelkader iyi filan giyinmişseniz, aslında çok mühim bir adam olup, bununla böbürlenmemek için, hem mütevazi, hem de esprili takıldığınızı filan zannediyorlar.

20′lik hatunlara takılacak yaşı çoktan geçtim; ne konuşacak şeyimiz var, ne de sanılanın aksine çoğu orta yaşlı erkeklerden hoşlanıyorlar. Gelgelelim, karşınızdaki kadının cüzdanınızdan filan tahrik olduğunu bilmek de hoş bir his değil. “Para avcısı” anlamında söylediğim düşünmesin; belli bir yaştan sonra -daha doğrusu, belli bir yaş aralığında- kadınlar, ona buna tepeden bakan, parası bok adamlara eriyorlar. Her kadın güçlü erkek arar, bu yaşlarda da güç kriteri parayla sınırlı.

Olay başlı başına para ve kariyer olmasa bu o kadar rahatsız edici birşey değil. Düşünsenize, bir kadın sizi arkadaşlarına anlatırken “bok gibi parası var” diyor ve noktayı koyuyor. Sadece bu kadar. Başka hiçbirşey değilsiniz.

Kadınlar böyle değillerdi. Erkekler hep para ve kariyer zımbırtıları peşindeydi, ama kadınların ayarını biz bozduk.

Biz bozduk diyorum, çünkü kapitalizm, ki dizginleri erkeklerin elindedir, kadınları “ucuz işçi olarak kullanmayı akıl etti”.

Kadınların orta kademe yöneticiler olarak erkeklerden daha başarılı olduklarını gösteren sayısız araştırma var. Kadınlar aynı zamanda birey olmak istiyorlar,önemli ve değerli olduklarını hissetmek istiyorlar. Kadınları bu anlamda sömürdük; bir dönem en önemli şeyin bir erkek tarafından sevilmek olduğuna inandırdık. Sonra birileri uyandı, “etinden faydalanıyoruz ama sütünden de faydalanabiliriz” dedi, şimdi kadınlara bir de “kariyer” hayali verdik. Eskiden “cennet kadınların ayakları altındadır” diye uyuturduk, şimdi “kadının müdürü daha seksidir”, “patron kadın güçlü kadındır” filan gibi safsatalarla uyutuyoruz.

Şimdi yarım yamalak, orasından burasından birkaç satır okuyup “örümcek kafalı herif” diye yorum yapanlar da olacaktır. Ben kadınların çalışmasına karşı olmadığım gibi, çalışmalarını da istiyorum. Çalışmak her insan için faydalı ve karakteri geliştiren birşey; ama kadınlar kariyer denen şeyi haddinden fazla ciddiye alıyorlar. Hatta, kariyer kariyer diye saçını başını döken,hayatını karartan erkeklerden daha fazla ciddiye alıyorlar.

Kabul edelimki, çoğumuz ulvi işlerle uğraşmıyoruz. Leonardo Da Vinci, Samuel Beckett filan olsak anlarım; bu tip insanlar insanüstü varlıklar, yaptıkları işler insanlığı ilerletiyor, yani dehanın lanetiyle doğmuşlar. Onların kendi hayatları olamıyor. Bizim gibi sıradan ölümlülerin birazcık zeka ve sağduyu sahibi olabilmesi için, bu insanların düşünüp yazması, çizip anlatması gerek. Ama bir banka şubesinin müdürü filansanız öyle bir durumunuz yok. Ölüp gittiğinizde hiçkimse “rahmetli Garanti Bankası Gayrettepe şubesinin müdürüydü, hiç kuşkusuz insanlığa eşsiz katkıları olmuştur” diyerek heykelinizi dikmeyecek. Yeni müdür geldikten 1 hafta sonra banka personeli bile, “ya neydi bizim eski müdürün adı?” diye birbirine soracak. Kısacası, kazandığınız para haricinde bir hiçsiniz. Sadece birileri, verilen işleri bir başkasından biraz daha iyi yaptığınızı düşündüğü için oradasınız. Başka da bir özelliğiniz yok. Örneğin olağanüstü yetenekli bir ressam bile olsanız, en fazla “çok güzel Ahmet bey, bizim hanıma da bir manzara resmi yapıverseniz, çok sever” gibisinden birşey söyleyecektir, o kadar.

Onun için, kariyer diyerek hayatınızı mahvetmenin, aşkı tatmadan, çocuklarınızın büyüdüğünü görmeden geberip gitmenin alemi yok. Müdür yardımcısı olarak mutlu olun, sevdiğiniz insanlara zaman ayırın, şarap içmeyi öğrenin, seks sırasında bile telefonum nerede ve açıkmı diye düşünmekten vazgeçin. Eğer kariyer yapmak için çaba harcıyorsanız, bilinki önemli biri değilsiniz; dahiler çaba harcamadan, tepeden biryerlere inerler. Dahi değilseniz, ya da dahi olup kıymetinizin anlaşılmayacağı bir alanda debeleniyorsanız, sadece parayı cebe indirmek için çalışın. İş ahlakı ile köle ahlakı aynı şeydir. Gönüllü olarak kimsenin kölesi olmayın, çocuğunuzu bile boşlayacak kadar kariyer palavralarına inanıp, ruhunuzu patronunuza gümüş tepside vermeyin.

Bu yüzden hayatımın en sıkıcı yıllarını yaşamaktayım. Eğlenceli ve “ruhu olan” kadınlar artık pek ortalarda görünmüyorlar. Biryerde MTV budalası genç kızlar, biryerde kariyer budalası orta yaşlı kadınlar. Her ikisi de bana plastik gibi geliyor.

Melissa Boyner: hastasıyım!

melissa boynerBak zaman geçiyor aşkım
Sana vermezsem kime vereceğim kalbimi
Seni sevmezsem kimi seveceğim gel hadi
Var mı benim gibisi

Bu aşk benim tarzım
Sana deli oluyorum
Tutuldum harbi,ayıp mı yani
Ben ölümüne seviyorum

Bak ömür bitiyor aşkım
Sen girmezsen kim girecekki devreye
Çok naz yaptım hal mi bıraktım sevmeye
Sabrım yok beklemeye

Bu aşk benim tarzım
Sana deli oluyorum
Tutuldum harbi,ayıp mı yani
Ben ölümüne seviyorum

Şimdi bunu duyanlar, özellikle beni iyi tanıyanlar dalga geçtiğimi filan sanacaklar. Alakası bile yok! Bu kıza da, şarkısına da hasta oldum!

Acaip hoşuma gitti, öğleden beri durmadan dönüşümlü olarak iki şarkıyı -sana vermezsem kime vereceğim, sevişerek ölelim- durmadan dinliyorum!

Aslında dünya yıkılıyormuş da, benim bu sabah haberim oldu. Bütün Türkiye işi gücü bırakmış, Melissa Boyner’i konuşuyormuş (zaten çok iş güç varda!)

Ne hissettiğimi açıklamak acaip zor. Esprili sözler, yani öyle aman aman "a süper" diyemem tabi, müzik çok kötü -direk üçüncü sınıf-, kızın tatlı bir sesi var, hafif Pınar Aylin’in daha bir cilvelisi sanki. "Ooo yıkılıyo hacı" tarzı bir hatun da değil; yani arkadaş grubunuzda olsa kızcağızı görüp deli olmazsınız; ama bu tip kızlarla başlayan ilişkiler giderek daha canlı,renkli filan olur, genelde de nikah masasında biter:) Çok güzel değil, eli ayağı düzgün, hafiften sevimli, tatlı bir sesi var, ne bileyim…

Şarkıya neden takıldım? Birçok şeyin sihirli bir ayarı vardır. Mesela Peugeot 306 GTI’ın ivmesi. Biraz daha fazla olsa, o hafifçe ama sürekli, tatlı tatlı insanı koltuğa bastıran ivme rahatsız edici olurdu. Ha, Corvette’den farklı bir ivme beklersiniz. Zaten kızcağızı da Pavarotti, Depeche Mode, U2, Beethoven havasında beğenmiş değilim. Hayatta pop, bilhassa yerli pop dinleyen biri değilim, o yüzden bende değişik bir etki bıraktı. "Bayılana kadar dinlemeliyim; yani hem sevmediğim öğeler yoğun, hem de farklı birşey, Allahım bu nasıl şey!" dedim!

Mesela müzik bu kadar alaturka -daha doğrusu arabesk- ve kötü olmasaydı, şarkı başarılı ve etkileyici olmazdı. Melissa yerine Deniz Akkaya filan olsa yine olmazdı; çünkü bu kızcağız "daha ihtimal dahilinde" görünüyor. Yani biri size gerçek hayatta böyle şeyler söylemek istese, bunu Deniz Akkaya gibi bir tipten duymazdınız, çünkü içi kavrulsa da, "aman karizmayı çizmeyeyim, çok beton hatunum" ben diye, çok zekiymiş gibi pozlar yapardı (Gidin Bağdat Caddesine, hatunlar inanılmaz zeki bakıyorlar, zannedersiniz hepsi astrofizikçi filan. Rol yeteneklerini takdir etmemek mümkün değil)

Nasıl şarkıcıdır bilmem ama, hani elime bu şarkıyı verseler, "kimi istersen seç, bu şarkıyı söylesin ve bomabyı patlatsın" deseler, yine Melissa’yı seçerdim. İnanın Madonna’nın, Britney Spears’ın, sonra daha ne kadar yerli yabancı meşhur varsa hiçbirinin bile yüzüne bakmazdım! Öyle bir inandırıcılığı varki, sesi öyle içten geliyor ki, şarkıya inanıyorsunuz! Sanırım Dave Gahan’ı, David Bowie’yi bu kadar sevmemin nedeni bu. Adamlar şarkıyı söylerken sanki o anda yaşıyor, sanki şarkı söylemiyor sevgilisine serzenişte bulunuyor, en iyi dostuna hayatının en büyük hayalkırıklığını anlatıyor.

Aslında sözler de iyi. Atıyorum bir Hollandalı aynı şarkıyı İngilizce söylese uyuz olurdum; çünkü onlar bizim gibi değiller. "Vereceksen ver, kalp malp kasma adamı" derler. Oysa bu sözler tam bizi anlatıyor. Yani cilveleşiyoruz, yaramazlık yapmak istiyoruz ama son adımı atarken hep rasyonelize etmek, gizlemek, yavaşlatmak durumundayız.

Yine hayatta yapmadığım birşey yapıp, Google’a "kim lan bu Melissa Boyner?" diye sordum. Çıkan sitelerden gördüğüm kadarıyla kız kendini dağıtıp orasını burasını açmamış, hatta aklı başında laflar etmiş. Son zamanın modasına uyup "aslında biz çok mutaassıp aileyiz, stüdyodan çıkar çıkmaz umreye gidiyorum inşallah" gibi çiğliklere de tenezzül etmiş. Kısacası, "delikanlı kız" imajı çizmiş, hoşuma gitti:)

YouTube’da tabi bizim hayvanlar yine öküzlüklerini yapmışlar, ortalık küfürden iğrençlikten geçilmiyor. Hayatını batakhane ve kerhanelerde geçiren bir dünya adam da yine ahlak dersi vermeye kalkmış arada.

Bence gülümseyerek dinlemek için,bir-iki gün oyalanmak için süper bir şarkı. Kız da delikanlı, dünya ahiret bacım olsun, orospuluk sırasında basılıp sonra hacı oldum ayağına yatan kevaşeler gibi de kırıtmıyor,lafı dolandırmıyor, vallahi helal olsun. Söylenenden değil söylenmeyenden zarar gelir, ağzına sağlık Melissa:) (Umarım ben ciddi ciddi sanat yapıyorum demez bir gün)

1, toplam 3 sayfa123»