* You are viewing the archive for the ‘linux’ Category

Technorati API, Blograzzi ve PHP

Blogmani projemden daha önce bahsetmiştim.

İki gündür, projeyi kendi bilgisayarıma aldığım için hızlı ilerleyebiliyorum. Yaklaşık 20 gündür, sunucu üzerinde değişiklik yapıp, sonuçları bekleyerek boşu boşuna debelendim. Yarım saatlik bir emekten sonra, çok daha hızlı çalışabilmeye başladım. Her kodcunun bazı komik tembellikleri vardır; benimkisi de, çalışma hızı ve rahatlığını artıracak basit işlemlerden sürekli kaçınıyor olmak.

Şu an, basit bir komünite sistemi için “yeterli” olan bazı geliştirmeleri tamamladım. Umuyorum, gece server’a upload edeceğim. Şu haliyle site feci görünüyor ve bazı şeyler darmadağınık. Puanlama sistemini de halledince, Serhan’la birlikte tema gibi konulara da eğileceğiz ve biraz biraz kullanılabilir bir altyapı çıkacak ortaya.

Zamanımın çoğu, Wordpress’in bazı saçmalıklarıyla debelenmekle geçiyor. Bunlardan bir tanesi, usermeta isimli veritabanı tablosu. Nedense, bilinen tüm veritabanı tasarım kurallarına karşı gelerek, kullanıcı bilgilerinin tutulduğu tuhaf bir tablo hazırlamışlar. Wordpress, kullanıcı adı ve şifre gibi temel bilgileri users tablosunda tutarken, isim,soyad gibi bilgileri usersmeta isimli bir başka tabloda tutuyor. Bazı durumlarda, kullanıcı bilgilerini çekmek, deveye hendek atlatmaktan beter. Mümkün değil demiyorum; ama öylesine “çakma” çözümler geliştirmek zorundasınız ki, site büyüdüğünde (özellikle ziyaretçi sayısı arttığında) verdiğiniz yanlış kararların altında ezilmeniz işten bile değil. Bu yüzden, usersmeta’yı olduğu gibi bırakarak -çünkü bazı eklentiler ve iç fonksiyonlar onu kullanıyor ve hepsini değiştirmeye kalkmak, sistemi yeni baştan yazmaktan daha zor-, kritik alanları users tablosuna taşıdım.

Neyse ki, şu an için sorun yok. Aslında, kontrol panelinin tasarımı da ciddi zorlayıcı etkenlerden biri. Buna daha sonra geleceğim; sistem tamamlandıktan sonra, şayet kullanıcı sayısı artarsa, oraya da el atacağım.

Az önce, puanlama sistemine başladım.

Blograzzi’nin izinden gideceğim: Google, Technorati verilerini çekip, bunu başka parametrelerle birlikte kullanıp, puanlama sistemini yazacağım. Daha önce de bahsettiğim gibi, puanlama sır filan olmayacak. En sonunda algoritmayı açıklayacağım; bununla oturup kendi puanınızı kendiniz hesaplayabileceksiniz.

İlk olarak, Technorati verilerini çekmeye karar verdim…hatta çektim de. (Resmi büyütün).


Technorati API, Blograzzi ve PHP

Verileri çekerken izleyebileceğim birkaç metod vardı.

1.Kullanıcının sayfasını technorati içinden açıp, gelen HTML sayfayı parse ederek istediğim alanları çekmek. Bu daha önce yapmadığım iş değil. Hala birileri farkında olmasa da, PHP, RegEx (Regular Expressions – Düzenli İfadeler) konusunda neredeyse PERL kadar iyi; üstelik POSIX ya da PERL uyumlu Reg Ex kullanabiliyorsunuz.

Bunu yapmadım. Çünkü Technorati API’nin varlığından haberdarım ve daha önce bahsettiğim gibi, “uydurma” işleri sevmiyorum (mecbur değilsem, vaktim varsa)

2.Blograzzi’den verileri “çalabilirdim”. Bunu da doğal olarak yapmadım. Birincisi, özellikle veri, fikir ve bilgi hırsızlığına karşıyım. İkincisi, pragmatik bir çözüm olmasına rağmen, bu bir klon site değil. Aslında amacım bir yandan, daha önce Pozitif Linux’ta ve Pozitif PC’de yaptığım gibi, insanları teşvik etmek; birşeylerin sanıldığından çok daha kolay olduğunu göstermek.

3.Son olarak, Technorati API’yi kullanabilirdim ve bunu yaptım.

Gelgelelim, bunun bazı sakıncaları var.

Eğer para ödemezseniz, Technorati, API’si üzerinden, günde 500 query yapmanıza olanak tanıyor. Bunun anlamı şu: sonuçları günlük güncelleyeceksem, üye sayım 500′ü geçemez. Ya da para ödemem gerek, ama para kazanmadan doğal olarak Technorati’ye para verecek halim yok(!).

Birkaç API key almak da bir başka çözüm; kodda minik bir oynamaya bakar;)

Aslında API key’i limitsiz kullanabilsem, Blogmani içine çok çok daha kullanışlı bir dizi fonksiyon ilave edebilirdim. Öte yandan, buna zamanım ve isteğim de yok. Eminim, bir gün projeyi açarsam, birsürü insan bu tür siteler yapacaktır.

Technorati API’lerini kullanmak kolay olsa da, kod hamallığından kaçınmak için hazır bir kütüphane buldum. Duck Soup, bu işi hakkıyla yapıyor. Kodu inci gibi yazılmış. Gelgelelim, Technorati sunucuları pek hızlı sayılmaz; böylece Blograzzi’nin neden sonuçları anlık değilde günlük güncellediğini de keşfetmiş oldum.

Bundan sonra yapacağım şu: bir tablo açıp, Technorati’den çektiğim verileri günlük olarak buraya kaydedeceğim. Bunu da, günün “ölü saatlerinde” yapmam gerek ki, sunucum isyan etmesin. Bu arada, Linux tabanlı sunucumun Cron hakkında bana ne gibi haklar tanıdığını da öğrenmem gerek. Aslında, sunucu elimde olsa, yapacağım iş çok basit: cron.daily içine bir script atacağım; bu da PHP ile yazdığım, verileri toplayıp veritabanına giren PHP kodunu çalıştaracak (komut satırından, ya da shell script içinden, “php phpscriptim.php” şeklinde PHP kodu çalıştırabilirsiniz). Elbette, bu kadar hakkın, paylaşımlı bir sunucu içinde bana tanınmış olacağını sanmıyorum; ama birkaç saat içinde çözebileceğim, basit bir problem bu…

initrd vs initramfs, yaird vs mkinitramfs: GNU/Linux geç açılma problemlerinin çıkış noktalarından biri

Debian Amerikan malımıdır, insanlığa mı aittir, milli midir yoksa Red Hat’çiler daha mı milliyetçi çocuklardır? Ya da Arch Linux hakkında daha fazla yazarsam, Pamela Anderson’ı Google’da arayan kitleyi çekebilir miyim? Elbette dünya bu sorulara yanıt filan aramıyor. Senelerdir “forum” ve “liste” denen nuh nebiden kalma, çöp Internet teknolojilerini takip etmiyorum. Lütfen forum ve liste de açmayın, Internet’i çöplüğe çevirmeyin (Pozitif PC forumunu en yakın zamanda kapatıyoruz).

Gelgelelim, seneler önce forumları “magazin” anlamında zaman zaman takip etmişimdir. Debian kitlesi, UNIX aleminin “daha bir elit” adamları olarak bilinir. Artık onlar da ideolojik tartışmalardan sıkılmış görünüyorlar. Son yıllarda konular daha teknik ve “para” içerikli. Bu arada, özgür yazılım geliştiriciler rahatsız, top tüfekleri yok ama yakında Internet ve bilgisayar dünyasının (üretken olmayan) dinamizmi durma noktasına gelebilir. Bunun hakkında yazacağım, biri bana hatırlatsın!

Derdimiz “Linux geç açılıo abi”

Benim böyle bir derdim olmadı; zira uptime ortalamam 7-9 gün arası. (Bayağı sağlam bir sistem diyebilirsiniz, bu kadar uzun süre açık kalan yerli hosting firması sunucusu bile azdır herhalde). Onun için, ekstradan 10-20 saniye beklerken kanser olmuyorum. Gerçi ben MTV çocuğu da değilim.

Debian forumlarında zamanında enteresan bir tartışma vardı; enteresan diyorum, çünkü zeki görünen birçok adam, Linux kernelinin monolitik olup olmadığını uzun süre tartışmıştı. “Hem monolitik, hem modüler” diyerek kısaca noktayı koyayım. Eğer başarabilip tüm sürücüleri kernele entegre ederseniz, muhtemelen 5-6 MB boyutlarında (sıkıştırılmış) monolitik bir kerneliniz olur. Beceremezseniz, modül olarak yüklemek zorundasınız; o zamanda kerneliniz modüler olur.

Eğer Linux kerneli monolitik olsaydı, initrd ve initramfs denen şeyle uğraşmak zorunda kalmayacaktık. Hızlı açılan dağıtımla yavaş açılan dağıtım arasındaki en ciddi farklardan biri, bu initrd ya da initramfs’in ne kadar iyi oluşturulduğuyla ilgili. Bu arada, artık hemen hemen tüm dağıtımlar initramfs kullanıyor ve herhalde birsüre sonra, initrd’yi kimse hatırlamayacak. 2.4 serisiyle devam edenler hariç; zira initramfs 2.6x serisinde desteklenmekte.

initramfs ne işe yarar? Kernel kendini boot ettiği ilk anda, bootloader sıkıştırılmış kerneli RAM’de belli bir alana açar. Bu esnada kernel, sürücüler yüklü olmadığı için (bunların modül olarak derlenmiş olduğunu varsayarsak) diskinize, dolayısıyla dosya sisteminize erişememektedir. UNIX benzeri sistemlere yeni başlayanlar bunun mantığını kolayca anlayamaz; çünkü dokümanlar açık değildir. Mesela, sorulan en güzel ve mantıklı soru şudur: dosya sistemine erişemiyorsa, kernel’i nasıl okuyor? GRUB gibi bir bootloader, BIOS fonksiyonlarına erişerek, kerneli okuyabilir, zira aslında kendi içinde mini bir dosya sistemi sürücüsü bulunmaktadır. Nitekim, GRUB’daki stage’lere bakarsanız, erişebildiği dosya sistemlerine dair ipuçları yakalayabilirsiniz. GRUB, çok sayıda formatı tanısa da, örneğin GFFS gibi “sofistike” disk bölümlerine erişemez. Kernel, ham haliyle bu destekten bile yoksundur. Çok sayıda dosya sistemi olabileceğinden, dağıtım geliştiriciler kerneli büyütmemek adına bu dosya sistemlerini modül olarak derlerler.

Initramfs’in yüklenmesi, mantık olarak bootloader’ın kernel’i yüklemesine benzer. Initramfs, kısaltmadan da anlaşılacağı üzere, bir RAM disk’tir; kernel bunu ilk anda dosya sisteminin bir uzantısı olarak görmez. Initrd, initramfs gibi RAM disk kullanmanın mantığı, özellikle dosya sistemi sürücüleri (ext2,ext3,xfs,jfs,reiserfs,vs) ve disk-IDE-SATA-SCSI gibi sürücülerin bu alan içinden yüklenerek, sistemin açılmasıdır. Bahsettiğim sürücüler yüklendikten sonra, kendi içinde UNIX dizin yapısının bir kısmına sahip olan Initramfs, bağlanan / disk bölümüne mount edilir.

Inıtramfs, oldukça iyi bir sıkıştırma algoritması ile geliyor; diskinizde 6 MB gibi bir yer kaplayan initramfs dosyasını açarsanız (ki bir CPIO arşividir), muhtemelen 25 MB civarında yer kaplayacaktır. Dağıtım geliştiricilerin en büyük derdi, initramfs’i hem küçük tutmak, hem de mevcut birçok sürücüyü eklemek zorunda kalmaları. Örneğin yeni çıkan bir anakartın SATA sürücüleri initramfs içinde bulunmuyorsa -ki kernelde entegre olması çok daha düşük ihtimal- sisteminiz açılmaz.

Sorun bununla da bitmiyor. Düşününki, mevcut SATA kontrolörüm yetmedi ve ek bir SCSI kartı takarak, /home dizinimi bu karta bağlı yeni bir diske aktardım. Üstelik bu kartın sürücüsü de initramfs içinde değil. Bu durumda, sistem açılırken /home dizinimi mount edemeyecektir. (Hatta o diski bile görmeyecektir!). Normalde yapmanız gereken, initramfs’i elle açıp, sürücüyü açılan arşiv altındaki /lib/modules dizininde uygun yere koymanız. (Ki muhtemelen kerneli tekrar derleyeceksiniz; kullandığınız kernelde bu sürücü derlenmiş değilse). Ama zaman içinde bunu otomatik yapabilen araçlar çıktı; çünkü bahsettiğim işlem, bizim gibi eskiler için bile sıkıcı ve zaman alıcıyken, yeni başlayanlar için kabul edilemez derecede zor. Elbette “tam otomatik” bir mekanizma yok; ama örneğin TrekStor sürücüsünü Debian paketi olarak kuruyorsanız, paketi hazırlayanlar tembel değilse, bir “güzellik yapıp”, yeni initramfs’i otomatik oluşturacak düzenlemeleri yapıyorlar.

Debian temelli sistemlerde initramfs’i oluşturan iki araç var: yaird ve mkinitramfs.

Sorun ise, ikisinin de birbirinden beter çalışması.

Aslında, bu geliştiricilerin suçu değil. Dediğim scriptlerin işleri son derece zor; çünkü anlattığım süreç bu kadar basit de değil. Bunun içinde udev filan da var. En azından benim karşılaştığım sorun şu: mkinitramfs, eline ne geçerse, initramfs içine tıkıyor ve koca koca dosyalar oluşturuyor. Yaird, gerekli bileşenleri seçme konusunda çok daha başarılı. Gerçekten de, yaird ile yapılan bir initramfs içinde, gereksiz ıvır zıvıra nadiren rastlıyorsunuz. Gelgelelim, busybox’ı doğru kuramıyor: Komik şekilde, busybox’ı initramfs’e attıktan sonra, gerekli soft ya da hardlinkleri yaratmak yerine, bu programların orjinallerini kopyalıyor!

Sonuç olarak, iki aracında oluşturduğu initramfs, çok büyük olmakta.

İnitramfs, sistemin açılırken en çok yavaşladığı nokta. Zira yavaş sistemde bile, 1.5 MB civarındaki standart bir kernelin yüklenmesi 5 saniye civarında iken, sırf initramfs’in RAM’e açılması bile bu süreyi geçiyor. Sonra sürücüleri yüklemeye başlıyor, burada probing gecikmeleri devreye giriyor (özellikle bazı sürücülerin etkin hale gelmesi, yüklendikten sonra 3-5 saniye ek zaman alabiliyor)

Yani hızlı bir sistem açılışı için, initramfs’i elle düzenlemeniz şart. Boşu boşuna init scriptleri optimize etmeye çalışarak zaman harcamayın; zira asıl sorun orada değil, initramfs’in içinde. Ayrıca, sürücüleri donanımı geç algılayan bir bilgisayarınız varsa, ne yaparsanız yapın sisteminiz geç açılacaktır. Kısacası, Linux ve GNU, aşırı modüler yapısı yüzünden hem birçok avantajı, hem de birçok dezavantajı beraberinde getiriyor.

Asus Eee: Türkiye’nin en ucuz laptopu olabilir mi?

asus eee olpc rakibi ucuz laptopAsus Eee, uzun süre manşetleri meşgul etti. Aslında yeni bir fikir değil ama, yıllardır sürüp giden OLPC tantanasına, AMD’nin başarısız PIC modeline (Bizde de satılmış, ancak başarılı olamamıştı) karşı, Asus Eee, tutulması için gereken çok sayıda özelliğe sahip: ucuz fiyat, 1 kilonun altında ağırlık, yeterince güçlü bir işlemci ve özellikle Türkiye için konuşmak gerekirse, güvenilir bir distribütör. (Çizgi Elekronik’in getireceğini varsayarak bunu söylüyorum)

Asus Eee, “acaba güdük bir Windows XP ile mi geliyor?” spekülasyonlarına rağmen, GNU/Linux ile gelmekte. Bu aralar, Dell gibi, Asus da GNU/Linux rüzgarına kapılmış gibi görünüyor. (Asus’un P5E3 anakartı ile ilgili yazımı ilginç bulabilirsiniz; bu anakart 5 saniyede açılan bir GNU / Linux sürümü ile geliyor)

Doğal olarak elimde bir Asus Eee bulunmuyor. Aslında tam bana göre bir subnotebook olduğunu düşünüyorum; çünkü İstanbul dışına sık çıkan biriyim. Ağır ama güçlü laptoplarda ilgimi çekmiyor, çünkü ne kadar güçlü olursa olsun, laptop üzerinde ciddi işler yapabilen biri değilim. Beni boğuyorlar. Hal böyle olunca, ucuz, hafif ve maillarıma bakmak, surf yapmak, birkaç satır bir şey karalamak için Asus Eee benim için ideal bir taşınabilir aygıt.

Elimde bir Asus Eee PC olmadığı için, çok fazla kaynak tarayarak en doğru bilgileri, mümkün olduğunca ayrıntılı olarak toplamaya çalıştım. Bunun nedeni Eee PC’nin önemli bir cihaz olduğunu düşünmem. Birçok insan gereğinden ağır, pahalı ve kullanımı zor laptoplar satın alıyorlar. Benim tercihim, güçlü bir masaüstü ve hafif,küçük ve ucuz bir laptop. (Gerçi zamanında en güçlü, en ağır ve en pahalı laptopu almıştım, sonra da feci derecede pişman oldum. Birkaç iş için gerekliydi ama şu an son derece gereksiz olduğu gibi, taşıması da eziyet)

Asus Eee – Donanım

Sanıyorum burada en merak edilen konu, Eee PC’nin işlemci ve ekranı. Bu konuda, ne Asus’un sitesi, ne de Asus Eee PC’den bahseden sitelerde doyurucu bir bilgi var. Saat hızı ve tüketimden yola çıkarak, Intel’in IDF konferansları ve fiyat/batarya ömrü gibi bilgileri de harmanlayarak, işlemcinin Dothan sınıfı, 900 Mhz, Celeron ULV olduğuna karar verdim!

Aslında bu seriyi neredeyse çıktığından beri takip ediyorum; çünkü x86 tabanlı ama Via C3 ve Via C7′lerden çok daha hızlı çalışan bir işlemci arayışı içindeydim. Sanırım Intel de ilk başta ULV serisini Via’nın Mini ITX platformlarında ortaya çıkan, sonra da Pico ITX ve Nano ITX ile iyice ufalmaya başlayan C serisine rakip olarak çıkardı. Gerçekten de, Intel’in ULV serisi işlemcileri, Via’nın en üst düzey işlemcisi olan Via C7′lerle kıyasladığınızda, Watt başına performansta, ULV’lerin çok daha iyi olduklarını görüyorsunuz. Evet; Via C7′ler çok az enerji tüketiyor ama performansları da rahatsız edici derecede düşük. Intel’in ULV serisi ile, 5-35 Watt arası enerji harcıyor. Via C7′nin en yüksek enerji tüketimi 20 Watt olsa da, aynı tüketim seviyesinde muadil Intel işlemcilerin oldukça altında bir performansa sahip.

asus eee olpc rakibi ucuz laptop asus eee olpc rakibi ucuz laptop intel dothan subnoteasus eee olpc rakibi ucuz laptop intel dothan subnote

Bahsettiğim Dothan serisi, Core mimarisinin atası sayılabilecek Yonah serisinden farklı. Her ikisi de, günümüzdeki Intel Core işlemcilerin temeli olan Pentium M mimarisine dayansa da, Dothan, Yonah gibi SSE3 komut setini desteklemiyor ve FSB 400 Mhz ile sınırlı. Ayrıca bu işlemciler 0.90nm olarak üretilmişler. Buna rağmen, düşük saat hızı ve verimli mimari sayesinde, 5 Watt gibi inanılmaz diyebileceğimiz bir tüketime sahipler. Elbette uçtukları filkan yok ama, AMD’nin Geode’larından ve Via’nın C7′lerinden çok daha başarılı olduklarına da şüphe yok.

Dothan Mobile Celeron işlemci, 479 pinli ve 512kb önbelleğe sahip.

Chipset verileri genelde verilmemiş olmasına rağmen, farklı siteler iki ayrı chipset üzerinde spekülasyon yapmış. Bunlardan biri, 910 Alviso GML, diğeri ise 915 Alviso. Her iki chipset de kuzey köprüsü olarak ICH 6 kullanıyorlar; aradaki tek fark, 915′in 533 Mhz FSB’yi destekliyor olması. Bunun dışında herhangi bir farkları yok. Hal böyle olunca, Asus Eee PC’nin hangisini kullandığını söylemek güç.

GPU olarak, ucuz Intel chipsetlerde bolca bulunan GMA 900 mevcut. Eee PC üzerinde ayrıyeten VGA çıkışı da bulunuyor. GMA 900′de DVI desteği olmadığından, boşuna “DVI çıkışı var mı?” diye meraklanmayın. Yok.

Tüm modellerde DDR2-400 Mhz RAM geliyor. Kötü haber ise, RAM modüllerinin anakarta lehimli olması. Yani RAM’i artırma imkanınız yok; en azından şimdilik görünen bu.

asus eee olpc rakibi ucuz laptop intel dothan subnoteasus eee olpc rakibi ucuz laptop intel dothan subnoteasus eee olpc rakibi ucuz laptop intel dothan subnote

Ekran olarak, 7 inç bir TFT LCD var. Genel olarak görüntü kalitesinin iyi olduğu söyleniyor. Fotograflardan gördüğüm kadarıyla bana kontrast düşükmüş gibi geldi. Ekran çözünürlüğü ise 800×480 piksel. Tuhaf bir çözünürlük; kullanmadan nasıl görüneceğini söylemek güç.

Genel olarak, donanım özelliklerinin zengin olduğunu söylemek mümkün. 10/100 Mbit Ethernet ve 802.11 b ve 802.11g destekli Wireless ethernet mevcut. 3 USB portu, bu tip bir cihaz için fazlasıyla yeterli. Asus Eee PC üzerinde ayrıca SD/MMC ve MS kartları okuyabilen bir kart okuyucu var. Doğrusunu isterseniz, Compact Flash desteği olmaması canımı sıktı. Artık herkes yavaş yavaş Compact Flashları unutsada, ben ve profesyonel SLR makineler kullananlar bu kartlara bağımlılar. Üstelik, açık bir standart olması bir yana, 1.8 inçlik diskler kullanan iPod gibi cihazlarla da pin uyumlu Compact Flash kartlar. Bu gözüme çarpan ilk ciddi eksiklik oldu. Çok da ciddi sayılmaz ama, daha becerikli bir kart okuyucu cihazın değerini artırırdı.

MSN delileri için bir de 0.3 K CMOS kamera mevcut.

Maliyet kaygılarından olacak; NiMh batarya kullanılmış. Gücü 4400 Mah ve 5200 Mah olmak üzere iki çeşit batarya bulunuyor. Eee PC 4G Surf ve Eee PC 2G Surf modelinde bulunan 4400 Mah batarya 2.8 saat; Eee PC 4G ve Eee PC 8G modellerinde bulunan 5200 Mah batarya ise 3.5 saatlik bir kullanım süresi sağlıyor.

asus eee olpc rakibi ucuz laptop intel dothan subnote asus eee olpc rakibi ucuz laptop intel dothan subnote

Tüm modellerin ağırlığı 920 gram olarak verilmiş. Asus’un en ucuz laptopu, 225 x 65 x 35 mm gibi son derece küçük bir kasaya sahip.

İyi haberi sona sakladım diyebiliriz; Asus Eee PC’de sabit disk yok. 2,4 ve 8 GB’lık SSD ile geliyorlar. Bu sayede, hem az enerji tüketiyor, hem daha az ses çıkarıyor, hem de cihazı düşürme durumunda veri kaybı olasılığınız azalıyor. Kimileri kapasiteyi eleştirse de, bence 2 GB bile bu tip bir cihaz için yeterli. Sistem kurulumundan sonra kullanıcıya kalan depolama alanı belirtilmemiş; ancak çok sorun teşkil etse bile, SD card-USB disk kullanılarak bu sorun aşılabilir.

Asus Eee – Yazılım ve İşletim Sistemi

İşletim sistemi GNU/Linux; ama iki ayrı ekran görüntüsünde iki ayrı masaüstü ile karşılaştım: Bunlardan birinde, Matchbox, diğerinde KDE vardı. Rivayetlerden biri de, kullanılan işletim sistemini Xandros’un hazırladığı. Açıkçası, Eee PC’ yi alıp enine boyuna incelemeden yazılım, hız ve işletim sistemi hakkında net bilgiler vermek mümkün değil. Bir siteye göre, sistem açılınca 10 saniyede masaüstü geliyor, bir başka site bu süreyi 20 saniye olarak veriyor. Asus ile 15 saniyenin altı demekle yetinmiş. Artık siz karar verin!

Tarayıcı olarak Firefox geliyor; ama Eee PC’yi inceleyen hiçbir sitenin aklına nedense Flash desteği olup olmadığına bakmak, ya da Firefox’un video oynatıcısı olarak hangi bileşenin gömülü olduğunu (Xine, Mplayer, VLC plug-ini gibi) incelemek gelmemiş. Internet’te bulabileceğiniz -herhangi bir dilde- en kapsamlı inceleme maalesef benim yazım. Maalesef diyorum; çünkü elinde cihaz olan bu sitelerin daha profesyonel iş çıkarabilmesini beklerdim. Şimdiye kadar edinebildiğim bilgilerin çoğu bulanık, yanlış ya da eksik.

asus eee olpc rakibi ucuz laptop intel dothan subnote asus eee olpc rakibi ucuz laptop intel dothan subnoteasus eee olpc rakibi ucuz laptop intel dothan subnote

Skype, Kopete, OpenOffice gibi programlar da Eee PC ile geliyorlar ve bir ekran görüntüsünde gördüğüm kadarıyla Mplayer kullanılmış. Burada aklıma takılan soru, video codec desteği. Hemen tahmin edebileceğiniz gibi, hangi ses ve video codec’lerinin desteklendiği konusunda ne Asus’un sitesinde, ne de herhangi bir sitede en ufak bir bilgi kırıntısı dahi yok!

Genel arabirim, biraz OLPC’yi andırıyor. Hafif bir dağıtım olmak kaydıyla, yeterli tecrübeye sahipseniz, Asus Eee PC’ye kendi dağıtımınızı da kurabilirsiniz. Elbette, verimli çalışabilmesi için kernel ve aygıt sürücüleri konusunda oldukça bilgili ve deneyimli olmanız gerek.

Windows XP diye direnenlere müjde; Asus Eee PC’ye Windows XP’de kurulabiliyor(muş).

asus eee olpc rakibi ucuz laptop intel dothan subnote asus eee olpc rakibi ucuz laptop intel dothan subnote

Genel olarak, Asus Eee PC cidden hoşuma gitti. Neler yapabileceği, hızı, stabilitesi, gerçek pil ömrü gibi konularsa profesyonel bir inceleme gerektiriyor. Eee PC piyasaya çıkalı herhalde birkaç saat oldu; Türkiye’ye ne zaman geleceğini de bilmiyorum. Konfigürasyona göre, fiyatının 250-500 dolar arasında değişeceğini düşünüyorum.

asus eee olpc rakibi ucuz laptop intel dothan subnote ozellikler

2, toplam 4 sayfa«1234»