* You are viewing the archive for the ‘otomobil’ Category

Marşsız araba çalışır mı?

Bir sabah indim arabaya, marş basmıyor. Önceleri de zor çalışıyordu, kömürlerin bitmek üzere olduğunun farkındayım ama üşeniyorum değiştirmeye.

Vurdurarak çalıştırdım arabayı, oto elektrikçim var tanıdık, aman dedim hemen sök değiştir kömürleri, acelem var.

Söktü marş motorunu, kömür aramaya koyuldu, baktı yok. Gece programım var (konsomatrislik yapıyorum ya:) araba lazım. Neyse dedim, sen yarın hallet, gelip taktırırım, tuhaf tuhaf bakıyor bu arada benim elektrikçi, yine ne manyaklık yapacak diye.

Geri geri ittirip vurdurdum bu sefer, “ya böyle gidemezsin, parkedince ne yapacaksın?” dedi, “hallederiz” dedim.

O gün biraz zor geçti, hafif yokuş park yeri filan aradım hep, malum fazla itmemek istiyorum.

Gece bir arkadaşımda kaldım, sabah ta dönmek içimden gelmedi, bu arada akşam çıktık yine biryerlere gittik, kanıksadım artık marş motorunun yerinde olmamasını.

Velhasıl ben yaklaşık 1 hafta marşsız gezdim. Artık öyle alışmıştım ki, üç adım itip vurdurup çalıştırıyorum arabayı. 1 hafta sonra elektrikçiye gittim, “abi kaza yaptın zannettim” dedi, taktı marşı. Elektrikçiden çıkarken itmeye hazırlandım, güldü “anahtarla çalıştır istersen” dedi.

İlginç bir modifiye önerisi: Motora kas yaptırmak yerine, aracı rejime sokun!

Arabada aradığım iki lüks var: ABS ve klima. Bunun dışında, iyi frenleri olması, hafif olması, kuvvetli sayılabilecek bir motoru olması ve iyi destek sağlayan koltuklar yeterli.

1995-2002 arası hayatımın yarısından fazlası sanayi mahalleleri, tornacılar, rektifiyeciler arasında geçtiğinden, haddinden fazla “komik” modifikasyon hatası gördüm. Bunları bir ara uzun uzun yazmayı düşünüyorum.

Performans istiyorsanız, birşeylerden ödün vermeniz gerek. Eski 205 GTI’ımda oldukça yüksek liftli bir Eksantrik vardı, 3000 devire kadar motor inanılmaz sarsıntılıydı. Rölanti ancak 1600 devirde “kabul edilebilir” bir düzeye geliyordu ve benzinin önemli bir kısmını “yakamıyordum”. Öyleki, 4000 devirden sonra, egzosun ucundan 10 santim kadar bir alev topu çıkıyordu! (Bunun nedeni sanılanın aksine çiğ benzinin fazla olması değildir, egzos sıcaklığının aşırı olmasından kaynaklanıyor. Hatta 10-15 sene önce üretilmiş, besleme sistemi pek de etkin çalışmayan, yanma odaları yeterince optimize edilmemiş motorun egzosuna bir buji bağlarsanız, yüksek devirlerde egzosdan alev topu çıkmasını sağlayabilirsiniz!)

Eksantrik ile birlikte emme sübaplarını da bir miktar büyüttüm, ancak egzos sübaplarını büyütmediğim için, özellikle 6000 devirden sonra güç problemleri yaşadım. Motorun sağlıklı haliyle kaç beygir verdiğini bilmiyorum, ancak ölmeye başladığında 146 beygirdi. Yalnız tork inanılmaz bir düzeydeydi. Üstelik, dereceli Eksantrik ve oldukça “fazla” rahat egzos çıkışına rağmen. Egzos hattınız çok rahatsa, özellikle düşük devirlerde önemli tork kaybına uğrarsınız. Benimki zaten 2500 devirden önce ölü olduğundan, pek problem yoktu.

Daha sıradışı bir performans arıyordum ve artık standart blokla yapabileceklerim sınırlıydı. Aslında, 8 sübap 1.9 Peugeot motorunun en ideal hali, fabrikadan çıktığı halidir. Fazla sıkıştırdığınızda, piston etekleri çok fazla ısınır ve kripaj yapar. Bunun için, bence Peugeot’nun en iyi 4 silindiri olan 16 sübap 1.9 motorlarda, yağ püskürtücüleri eklenmiştir.

Dolayısıyla, 16 ve 8 sübap 1.9 motorların blokları, hemen hemen aynı olmasına rağmen, bazı kritik detaylarda farklar gösterir. En iyisi, çok zor bulunan ama hurda bir 405 Mi16′dan bulabileceğiniz bu motoru kullanmaktır. Üstelik, biraz kasıp turbo takabilir ve rahatlıkla (tamam, biraz modifikasyonla) 250 hp’yi aşan güçler elde edebilirsiniz.

Motor değişimleri farklı marka ve modeller de uygulanabilir. Mesela Honda’larda, VTEC motorları kullanabilirsiniz. Zaten VTEC’li bir motorunuz varsa, yapacak pek Bir şey yoktur. VTEC motorların modifikasyonu son derece zordur, zira alt ve üst devirler için gerçekten çok iyi optimize edilmişler. Seneler önce 1.6 motordan 160 hp almak hiç de kolay bir iş değildi. Şimdi son baktığımda 250′ler geçilmeye başlanmıştı. HKS gibi şirketler VTEC gibi, değişken sübap zamanlamalı motorlar için çeşitli kitler üretiyor, ama fiyatlar çok pahalı ve alınan güçler verilen paraya göre düşük kalabiliyor.

Benim gözüm hep kasayı hafifletmekte olmuştur. Lotus Elise’in, Lotus Exige S’in, ya da Vauxhall VX220 gibi araçların küçücük motorlarla nasıl performans ve yakıt ekonomisi yakaladıklarına bakın.

Aslında en pahalı ama en çok yarar sağlayan modifikasyonlardan biri, aracı hafifletmek. Bunu profesyonel anlamda yapmak isterseniz, harcayacağınız para ve zamanın sınırı yok. Kit car dediğimiz ralli araçları da aslında bu mantıkla üretiliyor.

Aracınızın kaputunu sökün, ne kadar ağır olduğuna inanamayacaksınız! Hatchbacklerin çoğunda, kısmen taşıyıcı parça olmasından ötürü, bagaj kapakları da astronomik derecede ağır. (fiyat Tipo enteresan bir örnek, kısmen fiberglastan üretilen bagaj kapağı gerçekten çok hafif!) Çoğu hatchback’de, bu iki parçayı sökerseniz, 40 kg’dan fazla ağırlık tasarrufu sağlarsınız!

Fotografta gördüğünüz karbon fiber kaput (Honda Civic) sadece 6 kg, Orijinal kaput ise 13 kg. Bu verilerin, izolasyon kaplaması olmadan ölçüldüğünü söyleyeyim! İzolasyonu da söktüğünüzde, 3-5 kilo daha kazanabilirsiniz.

Elbette kaputsuz ve bagaj kapaksız bir arabayla yola çıkmayacağınıza göre, bunların yerine daha hafiflerini takmak zorundasınız. Özellikle ABD’de, Japon arabaları için karbon fiber ya da fiberglas kaputlar üretiliyor ve tüy kadar da hafifler.

İkinci büyük ağırlık kaynağı koltuklar. Aslında bir bakışta ne kadar ağır olduklarını kestirmek güç, ama yerinden söktüğünüzde arabanın dışına bile çıkarırken fıtık olabilirsiniz! Dolayısıyla, koltukları değiştirmek, size en az 20 kg, hatta bazen 30 kilonun üzerinde bir ağırlık avantajı sağlayabilir. (Özellikle, deri koltuklu, ısıtmalı ve koltuk ayarları motorlu olan araçlarda) Yarış tipi koltuklar genelde 7-8 kg, birkaç bin dolar verip oldukça rahatsız bir sürüşe razıysanız, karbon fiber koltuklar da mevcut; hatta 3 kilonun altında karbon fiber yarış koltukları var. Arka koltukları ise komple iptal edebilirsiniz. Bu alanda kazanacağınız fazla Bir şey yok; zira arka koltukların toplam ağırlığı genelde bir ön koltuk kadar etmiyor.

Stepne, kriko gibi “acil durum” ekipmanlarını devre dışı bırakarak, aracın (ve tabii lastiğin!) cinsine göre, 20 kilo üzerinde tasarruf sağlamak olası.

Yarış tipi lastikler, magnezyum alaşımlı jantlar, hafifletilmiş ve balanse edilmiş egzantirik-krank milleri, volan, yarış tipi kaliperler, özel akslar, hatta hafifletilmiş yay-amortisör ya da coil-over setleri ile daha da uçabilirsiniz, ama fiyatlar çok astronomik seviyelerde ve bu tip aracı şehir içinde kullanamazsınız.

Tipik bir hatchback, basit diyebileceğim işlemlerle (kaput değiştirmeyi göze alırsanız) yaklaşık 60-70 kg hafifler. Bunu delice bir yarış haline getirip aracınızın 2-3 katı para harcamayı göze alırsanız, 200 kilo tasarruf edebilirsiniz.

205′i boyaya hazırlarken yaklaşık 70 kilo hafifletmiştim. Doğrusunu isterseniz, son süratte belirgin bir fark olmadı, ama aracın özellikle ara hızlanmaları çok farkedilir şekilde arttı.

Her modifikasyon yönteminde olduğu gibi, bunda da bir sınır yok. Hatta, motorsiklet motoru kullananlar bile var! Standart haliyle 1100-1300 cc motorsiklet motorları, benzer bir güç üreten araba motorlarından en az iki kat daha hafifler. Yalnız, son dişli ve şanzıman, motorun şanzımana bağlanması gibi konularda inanılmaz güçlükler söz konusu!

106 GTI VE MUTFAĞIN ELEKTRİK SORUNU

Şimdi ne alaka diyeceksiniz; konumuz “hayalet arızalar” aslında.

Vakti zamanında eski bir Johnson deniz motoru ile uğraşıyorum. Besleme normal, pompada sorun yok. Bobinleri kontrol ettim, sorun yok. Ateşleme problemsiz, hatta sağlama alayım diyerek bujileri değiştirdim. Kompresyon saati ile silindirlerde aşınma var mı kontrol ettim; açıkçası elimde olması gereken kompresyon verileri olmadığı için, silindirler arasında fark var mı diye baktım; fark %3′ü bile geçmiyordu. Lakin motor çalışmıyor.

Çaresiz kalıp, büyücü olduğuna inandığım Arap Engin’e danıştım, pervaneyi söktü, motor zart diye çalıştı. Anladım ki, aşınma gerçekten fazlaymış.

Hayalet arızaların tesbiti zordur. Tecrübeniz varsa, genelde birkaç dakikada çözülürler.

Peugeot servisindeyim, o zaman 106 GTI’lar geleli 2 sene filan olmuş. Normalde servis kısmına sokmuyorlar ama iplemedim girdim. Adamın biri avazı çıktığı kadar bağırıyor, vişne çürüğü bir 106 GTI, altına kola kutusu girmez.

Kulak misafiri oldum:

“Kardeşim beyin dediniz, beyini değiştik, enjektör pompa dediniz değiştik, 2 aydır yatıyor araba” filan diye bağırıyor. Yanında 3-4 “usta”, “sinirlenmeyin beyefendi inceliyoruz” diye birşeyler geveliyorlar. Sanki kendileri aynı durumda sakin olabilirmiş gibi.

Eller cepte, suratta tipik Türk ifadesi, “geçmiş olsun birader” diye yanaştım. “Nedir mevzu?”

Herif sinirli ya, tınlamadı “2 aydır yatıyor araba” demekle yetindi.

Servise dünya kadar para veriyorum, hırtlık yapmasam paramın hakkını almış saymam kendimi.

En kıdemli durana:

“Usta nedir olay?” dedim.

Aslında büyük üstad, Peugeot’nun maşrık-ı azamı bozar orda beni ama, herhalde ortamı yumuşatmak için bahane olarak gördü. “Ateşleme yok” dedi. (Ne güzel bir tabir!!)

Mağdur adama döndüm, “nasıl oldu?” dedim.

Çukura düşmüş, motor lönk diye durmuş.

Arıza o kadar basitki!

“haaa” dedim, kaput zaten açık, “ben bunu 2 saniyede çalıştırırım”. Tipler cevap vermedi, bu sefer daha sakin tonda tartışmaya devam ediyorlar. Tuttum “ustayı” kolundan, “üstad bas bakim marşa” dedim; -bas bakim aşağılamak için!-, bu arada sihirli yere dokundum, motor 2-3 devir yaptı ve gürül gürül çalıştı.

Herkes şokta. Usta tayfası kaputun başında toplanmış, kıçını başını kaşıyor. Arabanın sahibi yanıma geldi, tipik Allah razı olsun muhabbeti, doğramacıymış ama ne doğradığını sormadım (YÖK’le ilgisi var mıydı acaba, İhsan Doğramacı filan?) kartını filan aldım. Bekliyorum, birisi “neymiş” diye sorsun diye.

Usta tayfası soramıyor yiğitliğe bok sürdürmemek için, sonunda doğramacı arkadaş sordu.

Olay basit. Arabayı alçaltmak için taktığı yaylar o kadar sertki, çukura şiddetle düşünce, Inertia Sensor, “çarpışma olduğunu” sanıyor ve yangını önlemek için ateşleme ve beslemeyi durduruyor.

Tek yaptığım, üstündeki reset butonuna basmaktı.

Geçenlerde evde bir elektrik arızası yaşadım. Mutfağın sigortası atıyor. Tesisattan şüphelenmedim çünkü eve taşınırken kendi paranoyakça standartlarımda yeniletmiştim tesisatı. Prizleri söktüm, yanık Bir şey yok. Prizde herhangi Bir şey takılı değil, sigorta yine de atıyor. Sigorta arızalı olabilir diyerek otomatik sigortayı değiştirdim, ama hala atmaya devam ediyor.

Delirmek üzereyken, aklıma buat kapaklarının altına bakmak geldi. Bir tanesini söktüm, kısa devre filan yok. Öbürünün yarısının mutfak dolapları altında kaldığını hatırladım, tezgaha çıktım ve!

Gerizekalı elektrikçi, kablo uçlarını bantlamamış. Yarısı dolap arkasında kaldığı için kapak da takamamış, teller açıkta, dolabın üstüne de aluminyum profil koymuştum. Profil herhalde kapakların açılıp kapanma şiddetiyle zamanla kaymış, tellere değip kısa devre yapmasına neden oluyor!

Arıza ararken yapılan temel hatalardan biri, fazla komplike faktörleri hesaba katarken, bazı basit durumları görmezden gelmek.

Çiçek çocukların Nazi zevki

Nazileri en iyi simgeleyen şeyler nelerdir? Herhalde Walther P38, Luger Parabellum P08, BMW R50 (özellikle sepetli ise!), MP40, tabii gamalı haç ve…Volkswagen Kafer! Bildiğiniz tosbağa yani!

Volkswagen Kafer, çiçek çocukların favorisi idi. Grup büyüdükçe, aynı motora sahip meşhur Volkswagen minibüsler tercih edilirdi. Her ikisinin de ortak yanı, az yakması, gürültücü ama dayanıklı hava soğutmalı motoru ve elbette kötü performans ve sürüş dinamiği!

Aslına bakarsanız, Nazi Almanya’sını bu kadar iyi sembolize eden birşey yoktur! Adolf Hitler, belki de dünyanın gelmiş geçmiş en büyük tasarımcılarından biri olan Ferdinand Porsche’u çağırır ve Alman halkına uygun bir araba üretmesini ister (Türkçesi: böyle bir araba üretemezsen zürriyetini kuruturum)

Porsche, maça sıktığı için derhal çalışmalara koyulur, ilk prototipleri Hitler beğenmez. Birkaç denemeden sonra, Porsche Hitler’in de katkılarıyla daha sonra bazı siyasi partilere model olacak Alman diktatörün keyfini yerine getirecek bir model üretmeyi başarır.

Şaşırtıcı olan, özellikle ön takımın, yakın zamana kadar Porsche 911′le olan olağanüstü benzerliği. Aslına bakarsanız, motordan şasiye kadar, Porsche 911 ile Volkswagen Kafer arasında müthiş ve çarpıcı benzerlikler mevcut ve insan aynı tabandan bu kadar farklı iki araba çıkmış olmasına inanamıyor.

Çiçek çocukların zenginleri, mesela Janis Joplin, Porsche kullanırdı. Joplin’in Porsche 356’sı meşhurdu; ama muhtemelen Mercedes-Benz şarkısı kadar değil. James Dean bu araba ile ölmüştü ve uğursuz bir model olarak kabul edilirdi.

 

Vaktim olsa da uğraşsam: Triumph Spitfire

En son 1948 model bir Willys toplamıştım; ancak muamelelerin tamamlanması için bıraktığım galerinin otoparkında başına gelmeyen kalmadı. Daha 50 km yapmadan aracı sattım.

Eski arabaları çok daha fazla seviyorum. Çok daha fazla emek var üstlerinde, çok daha sıcaklar ve birçoğu çok daha eğlenceli. Özellikle yeni arabalar son derece kalitesizler, neresini tutsanız elinizde kalıyor. Bir yandan da mühendisler araca siz müdahale edemeyesiniz diye korkunç kafa patlatıyorlar. Elbette bu benim gibi meraklıları durdurmuyor ama, hava filtresini sökmek için ön tarafın yarısını sökmek zorunda kalmak pek de eğlenceli değil!

Yıllardır bir klasik alıp modern bir motor ve fren sistemi ile modernize etmek ve çok uzun yıllar kullanmak istiyorum. Eğer böyle bir işe girecekseniz, elinizdeki arabayı uzun bir süre satmamanız gerek; zira restorasyon bittiğinde bile birkaç ay problemlerle uğraşıyorsunuz bu durumlarda yürüyen bir araç gerekli. Kısacası, bu dönem zarfında iki arabanız olması gerek. Kaba hesaplarıma göre, istediğim Triumph Spitfire’ı toparlamak için en az 20.000 dolara ihtiyacım var (ve böyle bir param yok!). İkincisi, bunun için 6 ay zaman harcamam gerek, üstelik sanayide bir de dükkan tutmalıyım. Dolayısıyla, çok uzun süre hayalimi erteleyeceğim herhalde.

Triumph Spitfire’ın özellikle MK3 ve MK4′leri son derece güzel. Tuhaf bir arka süspansiyonları olduğu için, aslında biraz şüpheyle yaklaştığım bir araba. Bunun dışında tam istediğim klasik diyebilirim. Harika özelliklerinden biri, adamakıllı bir şasisi olması ve inanılmaz bir motor bölümü var. O kadar büyükki, kolayca bir V12 koyabilirsiniz. Gerçi benim düşündüğüm motor, bu araçlara sorunsuz uyan Ford V8 ya da Peugeot HDI. Tabii 6 silindir!

13, toplam 19 sayfa« First...«5678910111213141516171819»