* You are viewing the archive for the ‘öylesine’ Category

Medyum-üfürükçü esnafına açık davet

Daha önce burada başka bir yazı vardı. Medyum ve üfürükçüleri (ve benzerlerini) “hafiften eleştirmiştim”.

Onlardan biri rahatsız olarak, bozuk bir Türkçe’yle uyarmış beni. Kaldırmazsam, “gerekli yerlere” başvuracakmış.

Mahkeme filan herhalde dedim başta; sonra “hocamızın” cinlerle olan kuvvetli münasebetleri aklıma gelince, benimle “öbür taraf” vasıtasıyla hesaplaşacağını düşündüm(!)

Öyle ya, mahkemede hesaplaşamaz zaten; zira meslek edindiği “zanaat”, devrim kanunlarıyla yasaklanmıştır!

Şimdi bir kısmı, aldığı vergi levhası, belediye ruhsatı ile “biz resmiyiz” diyecektir ama,doğru değildir. Ancak “medyum” gibi, kanunda kelime olarak yerini bulmamış ifadelerle mesleklerini icra ederler. Herhangi biri de şikayet edip ispatlamadığı sürece mesleğe devam ederler.

Şimdi biri kalkıp beni mahkemeye verse, “medyumluk” sıfatıyla yaptığı işin içinde muska yazmak filan olduğu da çıkıverir; ne bileyim, mesela biri mesleğini icra ederken gizli kamera çekimi yapmıştır. Uğraş dur…

Bu zat-ı muhteremler sitelerinde hangi dertlere deva olduklarını yazmışlar.

Ben de diyorum ki, safsata yapıyorlar. Üstelik, devrim kanunlarına karşı geliyorlar.

“Ben safsata yapmıyorum” diyen varsa, buyursun gelsin, bunların safsata olmadığını ispatlasın.

What about first life?

Herkeste bir second life deliliği…

Tamam, hayal kurmak güzelde, bunun hayalle filan ilgisi yok. Herkes artık ilk hayatının dibine vurmuş, sınırlarına dayanmış sanki de, second life namlı zırvalıkta alternatif, daha güzel bir hayat arıyor.

Bu akşam öğrendim ve dumur oldum; bizim milletin %80′ninde, az ya da çok basur problemi varmış!

Demek istediğim şudur: neden kıçınızı kaldırmayıp, gerçek dünyayı keşfe çıkmak yerine envai çeşit zibidiliğin ardında geziyorsunuz? (Bunun sonu basur, bir kez daha hatırlatıyorum!)

Ben maalesef çok kalkamıyorum masa başından, lakin zamanında başka işler yaparken bilgisayarın başına oturduğumu da bilmem. Kendi içine kapalı, küçücük bir dünya. Heyecanı filan da yok. Çoğu insan için “av sahası”; iyi de, 8 saat chat yapıyorsunuz, toplasanız aslında 15 dakikalık kısa (ve luzumsuz) bir konuşma.

Ben bunu bir hastalık olarak görüyorum; gerçekten kaçmanın başka bir adı yok.

Hangi işletim sistemiyim?

Sen bir HP-UX'sin. Geçen zamana rağmen hala güçlüsün. Seni anlayanlar az olsa da, bunlar seni derinden seven ve anlayan kişiler.
Hangi işletim sistemisiniz?

Şu zevzek testlerden birini dayanamayıp yaptım. Eh; Linux ya da Windows çıkmayacağımı biliyordum. Tahminim, Mac OS’du. Açıkçası, biraz daha özenli biri olsam, Solaris olduğumu düşünecektim. Lakin, HP UNIX çıktım. Sanırım iyi birşey:)

 

Özgür Yazılım, Açık Kaynak filan da, ben anlamıyorum yahu!

Hani hayatında tek satır kod yazmamış adamlar, “kardeşim açık kaynak, kodu aç bak hemen anlarsın” diye Linux forumlarında sallarlar ya (kod yazmış olsa onu demez zaten!) bu meseleye uzun süredir takılmıştım.

Zaman zaman “kodu açıp bakıyorum”. En son xrandr’ın koduna baktım; çok şahaneydi tadından yiyemedim.

Doğrusu, çoğu açık kaynak kodlu projeden çok daha okunur bir koddu.
Fakat, açık kaynak kodlu projelerin çok ciddi bazı problemleri var. Bunlardan biri, programcıların “zeki görünme” çabası. Böyle bir durum henüz bizde yok. (Kod yokki üstüne konuşup yorum yapalım!). Dünyada da fazla var diyemem; ama çok ciddi projelerde bile bazı sivriler çıkıp “ineğe bak, öle mi yazılır lan o kod” diye ahkam kesiyor. Dolayısıyla, programcılar daha zeki görünmek için acaip karmaşık şeyler yazıyorlar. Programlama dillerinin çoğu, çok basit bir işi çok karmaşık göstermenize izin verecek esnekliğe sahipler; olmadıkları zamanlarda bile birileri öyle göstermenin yolunu kolayca bulabiliyor.

Gereğinden karmaşık yazmanın sadece bu kadar basit bir nedeni olmadığını düşünüyorum.Örneğin, bir sürücü kodunu ne kadar karmaşık yazarsanız, kodu açmanız durumunda rakipleriniz ne yaptığınızı anlayıp kendi ürünlerine uyarlamakta o kadar gecikirler. Yani işin biraz da maddi yönü sözkonusu. Bugün Çin, Hindistan gibi ülkelerde merdiven altı kart üreten ve oturup sürücüsünü de kendisi yazan adamlar var. İnanması güç ama gerçek.

Açık kaynak kodlu yazılımın bir diğer düşmanı da, kullanıcı ve geliştirici açısından, yetersiz dökümantasyon. Artık ciddi projelerin çoğunun yeterli dokümantasyonu mevcut. Hem geliştirici, hem de kullanıcı için. Öte yandan, örneğin KDE projesi için çok ama çok ciddi kaynak sıkıntısı var.  Örneğin, yapılandırma dosyalarındaki hangi ayarın ne işe yaradığını anlatan tek sayfa yazı bulamazsınız. Bazı basit ayarlarla ilgili bilgi var; ama açıkçası Pozitif Linux’da resmen reverse engineering yaptım. Bu esnada, elimde KDE ile ilgili ciddi bir doküman kaynağı da oluştu; hatta üşenmeyip masaüstünde bunun için basit bir WIKI bile oluşturdum; ama defterler hala duruyor:)

Compiler ya da Interpreter’lar çok zeki değildir. Çok basit ama farkı çok somut görebileceğiniz bir örnek vereyim: örneğin, 1′den 100′e kadar olan sayıları bir For döngüsü içinde toplamak yerine, sırayla toplarsanız, kodunuz çok daha hızlı çalışır. While kullanırsanız, for’dan da yavaş bir sonuç alırsınız. Bazen, bazı dillerle gelen hazır kütüphaneler de ayağınızı kaydırır; örneğin Python ile sistem bilgilerini API aracılığıyla almak, shell’den komut çalıştırıp -örneğin lspci- çıktısını almaktan genelde daha uzun sürer.

Kısacası, çoğu özgür yazılımın giderek özgürlükten uzaklaştığını düşünüyorum; sanki kodu giderek karmaşık hale getirerek, çok az insanın anlayabileceği, “elitist” bir yaklaşım içine giriyorlar. Kod içindeki açıklamalar yok olmaya başlıyor, kodlar uzuyor, kimi zaman bloklama yapmak gibi zahmetlere filan bile girilmiyor. Üstelik, bu çok “hince” bir yaklaşım. Çünkü hem “kodlar açık işte” diye insanları çekiyorlar, sonra da anlamasınlar diye ekstra çaba harcıyor, hatta muhtemelen programların olması gerektiğinden daha yavaş çalışmalarına neden oluyorlar.

Aşk büyüsü mü, aşkın büyüsü mü?

İnsanlar haldır huldur aşk büyüsü nasıl yapılır bunu araştırmakla meşgul. Papaz büyüsü, kırk düğüm büyüsü, envai çeşit zırvalık. Büyü filan işe yaramaz. (Bir şekilde işe yarayabilir aslında, birazdan geleceğim o konuya!)

İşin kötüsü, büyü ile aşkı yakalayacağını sanacak kadar aciz duruma düşenler, ellerinde olan ihtimalleri de tüketecekler. Erkekler adına konuşayım; eğer kendinize bu kadar güveniniz yoksa, bir kadının size aşık olması ihtimal dahilinde değil! Yolunacak kazsanız, o başka.

Bu aşk büyüsü zırvalığı, bu yüzden bir şekilde işe yarayabilir; gerçekten “büyüyü çaktıktan” sonra, kendinizi erkek gibi hissedecekseniz, kısmen işe yarar! Bunun dışında işe yaramayacağı üzerine bol bol iddiaya girebilirim, böylece hayatımın sonuna kadar çalışmama gerek kalmaz. Çok paranız varsa medyum Niyazi’ye (kayıtlı ve modern bir medyum, esnaf ve sanatkarlar odasında kaydı var vallahi) bir miktar para verip, kendiniz de işe yaramadığını görebilirsiniz. Ama bunun yerine, o parayla abayı yaktığınız hatuna jest yapmanız daha çok işe yarar. Yaramaya da bilir. Garantisi yok. Konu insanlar olunca, çoğu şeyin garantisi olmaz.

Bir erkek olarak bütün doğruları yapsanız da, herşeyiniz olsa da, karşınızdaki fani size pas verecek diye bir kural yok. Bunu kabul ettiğinizde, herşeyin çok daha rahat olacağını görebilirsiniz. Erkeklerin bu tip konularda kepazeliklerinin sınırı yoktur; ama kendinizi tek bir konuda bile olsa, bir limit koymaya çalışın. Bunun dışında istediğiniz haltı etmekte özgürsünüz. Benim tek bir limitim var; 1 hafta limiti. Fiziksel olarak aynı mekanda olduğum bir kadın ile 1 hafta içinde Bir şey olmazsa -yatağa atlayıp bulutların üstüne yükselmekten filan bahsetmiyorum- direk unuturum. En azından kendi tecrübelerim, aşkın kısık ateşte pişen et olmadığını söylüyor. İsrarcı olmanın bir alemi yok.

Bunu bir gurur meselesi haline getirmek, en sık yapılan hata. Büyücüye gitmeden önce, aşık olduğunuz -daha doğrusu takıntı yaptığınız- hatun kişinin bazı “arızaları” olabileceğini de düşünün. Vaginismus olabilir, aseksüel olabilir, hatta lezbiyen ya da hermofrodit bile olabilir. Bunları anlamanın gebelik testi gibi bir testi olmadığına göre, karşılaşacağınız birçok belirsizliğe bunları da ekleyiverin.

Ya da, daha basitçe, sizden hazzetmiyor olabilir. Brad Pitt gibi yakışıklı, Bruce Willis gibi cool, Bill Gates gibi zengin olabilirsiniz ama kızcağız yine de sizden hoşlanmıyordur. Ne bileyim, canı başarısız, kel, şişman birini çekmiştir; gülmeyin, buna dair yaşanmış bir hikaye biliyorum.

Medyum Niyazi abinin kapısını çalmadan ve aşk büyülerine para bayılmadan önce, dürüst bir değerlendirme yapmak sizi sürüyle eziyetten kurtarabilir. Mesela çok çirkinseniz üzgünüm; hayat size karşı acımasız olacak. Sadece aşkta filan değil, iş ve arkadaşlık konusunda da sıkıntı yaşayacaksınız. Hatta fazlasıyla aptal ve zevzek biri de olabilirsiniz; tabi bu durumda gerçekleri kabullenmek gibi yetilerden de yoksun olacağınızdan, işiniz bir parça daha zor olacak. Ama üzülmeyin; birsürü eksik zekalı ve kolay kandırılan kadın da var; çirkin olmaktan daha iyi. Bir adım öndesiniz.

Paranız yoksa bu son derece büyük bir sorun. İstisnasız her kadın, çok zengin ve bununla sizi aşağılayacak durumda değilde, paraya bayılır. Kadınlar sizi sömürür demiyorum; hatta çok paranız olduğunda enteresan şekilde daha az para harcadığınızı farkedebilirsiniz. Kadınlar parayı sever çünkü para bir güç ifadesidir. Kısacası, kadınlar kendine güvenen ve güçlü herifleri severler. Kas kuvveti de bir parça işe yarayabilir; ama kel,kıllı,göbekli ve BMW’li hödük, çoğu durumda sevgilinizi elinizden alacak potansiyele sahiptir. Bu tip bir rekabete girmek durumunda kalırsanız, kol kuvvetinizi çekinmeden kullanın. Çünkü gerçekten bunu yapmayı haketmiş olacaksınız.
“Aşkın gücü atom bombasına beş basar”, “Aşık oldummu dümeni kırmadan cehenneme giderim”, “Ya benim olursun ya kara toprağın” filan gibi gerzek edebiyat biçimlerinin her türlüsünden uzak durun. Hepimizin içinde, romantik bir taraf olsa da, modern hayat romantik insanlara göre değil. Sağında solunda yıldızlar parlayıp flaşlar çakan, pembe gül ve melek resimleriyle donatılmış, birbirinden dandik şiirlerin oraya buraya serpiştirildiği blog ve sitelerden uyduruk birşeyler okuyup gaza gelmeyin. Aşk denen şey temelde şiddet içerir ve son derece de primitiftir; ne kadar cilalarsanız cilalayın, birgün canınız yanacaktır. Aşkı değil, kadınları ciddiye alın. Kadınların çoğu, özellikle de Türk kadınlarının çoğu, onlara iyi davrandığınız ilk zamanlarda gırtlağınızı sıkmak ister; zira erkeklerimiz de genelde hödük oldukları için, bu ilginin dibini bulmak isterler. Birçoğu zaman içinde insafa gelir; fazla sabırlı olmamaya bakın. Bu tip uyuzluklara tahammül sürem genelde 48 saatle sınırlı; çok sabırlıysanız bile 1 ayı geçmeyin.

Öncelikle, kadından Bir şey almak,istemek ezikliğinden kurtulun. Bu iki taraflı bir şey. İki taraflı olduğunu kabul etmek, size ciddi bir esneklik sağlayacak. Birincisi, kadının sizi kabul etmeyebileceğini normal karşılayabileceksiniz. İkincisi, kadını fethedilecek kale filan gibi görme salaklığından çıkıp, karşılıklı bir ilişki olduğunu idrak edeceksiniz. Karşınızda aklı başında biri varsa, bu sayede doğru dürüst bir ilişkiniz olacak; ya da en azından bir ilişkiniz olacak.

İlişkileri çok ciddi bir iş gibi ele almak işe yarar. Bu biraz sıkıcı ve zorlayıcı gibi gelse de öyle değil; özellikle doğum günleri filan gibi şeyleri hatırlayabilecek kadar bile disipline değilseniz, kadınlar sizden daima nefret edecekler. Karşınızdaki insanın sevdiği şeyleri en azından ipuçları olarak öğrenmeyi hobi haline getirin ve zaman zaman şaşırtın. Bu genelde kadınları deli eder. Daha iyisi, birini mutlu ederek de mutlu olabileceğinizi öğrenin, böyle bir fonksiyonunuz varsa tabi. Şayet yoksa, işiniz birkaç kat daha zor.

Genelde hayattan zevk almanıza hizmet eden şeyler, kadınlarla daha iyi ve kalıcı ilişkiler kurmanıza da yarar. Bu tip şeyleri başlarda sadece kendiniz sevdiğiniz için yapın ve içine kadınları dahil etmeyin. Örneğin, yemek yapmayı öğrenmek istiyorsanız -ki aslında çok zevkli ve dinlendirici bir uğraş- bunu bir kadın için uzun süre yapmayın, hatta anneniz için bile yapmayın; yalnız yapın ve tadını yalnız çıkarın. Yeni edindiğim hobilerimi gizli tutarım mesela; böylece insanlar yorum yapmadan ve kendimi geliştirene kadar bir miktar ruhsal olgunluğa da kavuşmuş olurum. Yemek yapmak, müzik aletleri çalabilmek, koleksiyon yapmak (pul koleksiyonu değil!) gibi hobileriniz varsa, karşınızdaki kadını etkilemese bile, zaman geçirmeye vesile olur. Marangozluk,demircilik, motor tamiri filan gibi hobilerse pek işe yaramıyor, test edip onayladım; yani Hollywood filmlerindeki tamirciye aşık olan manken gibi hatunlar gerçek hayatta yaşamıyorlar. Ya da, bu hobilerinizi ABD’nin güney eyaletlerinde kullanmanız gerekiyor!

“Ben bu kadar uğraşamam” diyorsanız, Medyum Niyazi’ye aşk büyüsü filan yaptırabilirsiniz. Belgesiz ve daha ucuz hoca,büyücü,medyum esnafı da var; çok ucuza papaz büyüsü, kırk düğüm,kör kuyu, aşk büyüsü yapıyorlar. Aslında oduna hızar yaraşır ama neyse.

10, toplam 19 sayfa« First...«34567891011121314151617»...Last »