öylesine, toplum, bilimThe Secret’ı hayata geçirdim

Nov28

          0 oy

The Secret’ı hayata geçirdimAz önce The Secret’ta yazan şeyleri bir tatbik edeyim dedim.

Çok eşekmişim. Gerçekten de, birkaç cahil cühela tarafından yazılan kitap gerçekmiş! “Çekim yasası” işliyormuş!

Bu şahane kitaptan istifade etmek isteyen arkadaşlar için bazı notlar aldım:

-Kütle çekim kuvveti bildiğiniz gibi uzaklığın karesiyle orantılı olarak azalıyor. Az önce dışarı çıktım, üç tane hatunu gözüme kestirdim. Heroes’daki Hiro Nakamuro gibi gözümü yumup ikisini hemen çektim. Üçüncüyü çekerken bir çığlık işittim, ne oluyor diye gözlerimi açtım, baktımki hatun havada duruyor! Anladım ki, apartmanın penceresindeki bir kıllı ayı -halkın göbeğini kaşıyan kısmından biri- hatunu The Secret’ta öğrendiği teknikle çekmeye çalışıyor. Kızcağız ikimizin de çekim alanında olunca ortada kalmış, biraz daha yüklensek ikiye ayrılacak! Lakin kıllı ayının fizik bilgisi çok iyi değildi anlaşılan. Çekme düşüncem sabit olduğu halde, hatuna yaklaşınca hemen kendime çektim.

-Çekim olayına girmeden evvel, basit fizik kurallarını hatırlamakta fayda var. Örneğin az önce bir Porsche 911 çekeyim dedim; yaklaşık 1.5 ton olduğunu unuttuğum için, bir anda camdan uçup arabanın kaputuna yapıştım.

-Gayrimenkullerde de çeşitli sorunlar yaşanabiliyor. Yürürken, üst katta bir daireyi çekmeye çalışan bir kadının kendinden ağır bir kütleyi çekmeye çalışması sonucu uçtuğunu gördüm; yalnız rotası üzerinde yüksek gerilim hatları olduğundan takılıp piliç gibi kızardı zavallı. Aslında bu da onun hatası. Herhalde bir ara, tavuk gibi kızarmayı geçiriyordu kafasından; çünkü aklımızdan ne geçerse o olur.

-Çekme olayı tek taraflı değil; itme olarak da kullanabiliyorsunuz. Yani istediğinizi çekip, istemediğinizi itebiliyorsunuz. Mesela az önce mahallede sevmediğim insanları “bunlar başka yerde yaşasın” diye düşünerek başka yerlere gönderdim.

-PKK sorununu çözdüm. PKK, biz onun var olduğunu düşündüğümüz için var aslında. The Secret öyle diyor. Facebook’da “PKK’nın olmadığını düşün” diye bir grup açtım; 5.000 kişi toplayınca hep birlikte “PKK yok” diye düşüneceğiz, o artık olmayacak.

-Çekim yasası siyasi amaçlara alet edilebiliyor. CHP, MHP ile düşünce koalisyonu kurarak AKP’yi iktidardan düşürebilir. Yalnız bunu sessiz sedasız yapmaları gerek; malum, henüz kış aylarındayız ve AKP odun-kömür dağıtarak onları silmek için birilerini yanına çekebilir (Bekir Coşkun’un tabiriyle göbeğini kaşıyan ayılar)

-Küresel ısınma, biz onu düşündüğümüz için oluyor, bence hemen unutmak gerek. Hatta, yazın heryerde bol bol klima kullanmalıyız ki, sıcaktan çağrışım yapıp -çok sıcak, küresel ısınma mı var yahu?- bu gibi kötü ve yanlış fikirler hiç aklımıza gelmesin.

The Secret kitap ve filmi hakkında ne düşünüyorsunuz?
View Results

Popularity: 5% [?]

öylesine, toplum, bilimYeni dalga yobazlığa savaş açtım

Nov28

          0 oy

“The Secret” olayı çok kafamı bozdu.

Saçmalık olmasını filan zaten geçtim. O kadar çok saçmasapan şey var ki…

Benim kafamı bozan, bilimi kullanarak, daha doğrusu bilimi kullandığını ileri sürerek, abuk sabuk fikirlerle insanların aptal yerine konması. Bu aynı zamanda çok büyük bir tehlike. Yarın, aynı tarzda bir kitap yazıp, belli bir ırkı tamamen ortadan kaldırmanın bilimsel olarak bizi ve insanlığı mutlu edeceğini, tarihteki en önemli insanların bunu başarmak için çaba harcadıklarını söylesem, birsürü inanan çıkar. Aslında, bunu Adolf Hitler’de, Mein Kampf (Kavgam) ile yaptı. Bugün hala Töton ırkının üstünlüğünün bilimsel olarak ispatlandığına inanan gerizekalılar var. Üstelik, bu kitap Türkiye’de yakın dönemde bestseller oldu. Mein Kampf’ı elbette okudum, hem de iki kere. Okunması da gerekir. Örneğin, anarko-kapitalizmi bile savunan birinin, karşıt tez olan Das Kapital’i okuması gerektiği gibi. Gelgelelim, özellikle de “Türk ırkı üstün ırktır” diyen kafatasçıların, Hitler’e sempati beslemesi, büyük bir tarihsel şaşkınlık gösterisinden başka bir şey değildir. Zira, onların en anladığı dille, Hitler’in katlettiği Yahudilerin hemen hepsi Türktü! İnsani tarafını filan geçtim; sadece tarih konusundaki cehaletlerini yüzlerine vuruyorum.

Günümüzde “yeni dalga” yobazlık tehdidinin dini kaynaklı değil, tam aksine “aydınlanmanın” kaynağı olarak gördüğümüz bazı yozlaşmış bilim camiasından gelmesi en büyük problem. Buradaki en büyük sorun şu: yoz bir bilim adamı -ki o artık bilim adamı değildir!- saçmasapan bir görüş ortaya attığında, eğer ortaya attığı görüş, dine aykırı değilse, hem bilimi reddeden kitle tarafından, hem de bilimle ilgilenmediği halde “bilime inanan” kitle tarafından kabul görmektedir!

Burada “bilime inanan” kelimelerini bilinçli olarak kullandım. “Bilime inanmak”, dogmaların en tehlikelisini ve aynı zamanda en kolay teslim olunanını ifade eden bir sorun.

Bilimsel gerçekler idrak edilir,ispatlanır; “inanılmaz”. Elbette, bilimi hayatı algılamasının merkezine yerleştiren her insanın sayısız bilim dalında bilgi sahibi ya da uzman olmasını bekleyemeyiz. Örneğin gittiğiniz tıp doktorunun doğru teşhis ve tedavi uyguladığını bilemezsiniz; zaten “diploma” gibi belgeler bu yüzden varlar!

Bilimi “tehlikeli olarak” kullanan kesimlerden biri de ilüzyonistler. Bir ilüzyonist, diplomalı bir bilim adamı olmasa da, mesleği gereği belli bir alanda pratik olarak inkar edilemez bir ustalık kazanmış -örneğin optik,mekanik- kişidir. Pozitif bilimleri kullanarak, sizi “metafizik” güçleri olduğuna inandırır! Elbette bu işin “şov” kısmı; akıl hastası olmayan hiçbir ilüzyonist, sizinle konuşurken o numaraları “mucizeler yaratabilme, allahın sevgili kulu olma” gibi nedenler sayesinde becerebildiğini söylemeyecektir.

“Yeni nesil ilüzyonistler” ise, gözünüzü değil, beyninizi aldatmaya çalışıyorlar.

“Sanatlarını icra ederken” de son derece rahatlar. Çünkü, medya da arkalarında-tatlı reklam ve gelir pastasını paylaşmak amacıyla. Arkalarında olmasalar bile, medyadaki pozitif bilim bilgi düzeyi öylesine acınacak seviyede ki, çoğu “tersliği” farkedecek durumda değiller. Özellikle gazetelerin bilim haberlerine bir bakın. İnanılmaz hatalarla dolular.

Üstelik, “metafizik neşriyat” insanların çok ilgisini çekiyor. Bunun psikolojik nedenleri gayet açıktır; onun için girmeye bile ihtiyaç duymuyorum. Bugün Discovery Channel bile, ilgi çekmek adına “hayaletler”, “büyücüler”, “medyumlar” ile ilgili programlar yapıyor ve “gizemcilik” ateşini harlıyor. Zamanında ciddiye aldığım bir belgesel kanalının, maddi açgözlülük adına böyle yollara sapmış olması, tehlikenin boyutunu gözler önüne seriyor.

Bu durumun en büyük sorumlusu, üzülerek söylüyorum, yine bilim camiasıdır!

Bilim camiası, maalesef çok çabuk demoralize oldu ve “bilim halkın ilgisini çekmiyor” diyerek arka plana çekildi; meydanı soytarı ve üçkağıtçılara bıraktı.

Evet; cidden bilim ilgi çekmiyor. Ama burada tek suçlu camia dışındaki insanlar değildir. Bunun ispatı, aslında Nikola Tesla gibi bilim adamlarının hayatlarının içinde. Tesla, öylesine popüler olmuş ki, bugünkü pop-starların popülaritesine ulaşmış. “Bilimsel gösterilerini” izlemek, onunla tanışmak, hatta “yatağa girmek”(!) için, insanlar kuyruklar oluştururmuş.

Bugün üniversitelerin çoğunda, öğrenciler birçok profesörün dersine girmekten nefret ediyor. Gönüllü olarak öğrenmeye gittikleri halde. Bir de, Richard Feynman gibi adamlar var ki (vardı), öğrenciler okulun kapısında kuyruk olurmuş.

Bilim camiası, genel bir “kibir” ve “küçük görme” sorunu olduğunu kabul etmeli ve “insan içine çıkmalı”. Zira, bugün dogmalarını yaymak için “bilimin adını”, hatta kimisi meşru yollardan sağlanmış akademik ünvanlarını kullanan üçkağıtçılar, yarın gerçek bilim adamlarını “devirerek”, yerlerine geçecek ve bilim camiasını ortaçağ engizisyon mahkemesi gibi bir kurum haline getireceklerdir. İlk kurbanlar da, gerçek bilim adamları olacaktır.

Bazı üniversitelerin, çeşitli bağnaz kesimlerden gelen maddi kaynaklar dolayısıyla “ısmarlama” “teori” ürettikleri gerçektir. Bunlardan bir kısmı iyi niyetlidir; bu kaynaklarla “gerçek bilimsel araştırmaları” finanse etmek istemektedirler; ama en nihayetinde kaçınılmaz olarak özgürlüklerini kaybedecekleri kesindir.

Rönesans’da nasıl sanatçılar ve bilim adamları halka liderlik ettiyse, bugün de aynı şeyin olması gerekiyor. Kendine “entellektüel” sıfatını yakıştıran insanların, bunun ahlaki gereklerini yerini getirmeleri gerek. Bütün insanlığın silkinip aklın ve sağduyunun yoluna girmesini bekleyemeyiz ama zaten tarihte de asla böyle olmamıştır.

The Secret kitap ve filmi hakkında ne düşünüyorsunuz?
View Results

Popularity: 3% [?]

öylesine, toplumÖğretmenler günü, eğitim sistemi

Nov27

* * * *   1 oy

Öğretmenler günü biteli çok oldu ama benim aklıma şimdi geldi.

Kaçının adını hatırlayabildiğimi düşündüm; sadece 2. İkisinden de bu blogda bahsettim; diğerlerini hatırlamak bile istemiyorum. Hayır; bu fazla oldu aslında. Çoğunu hatırlamak istemiyorum, kalanları hatırlamasam da olur.

Hatırlamak istemediklerim arasında, bir de matematik “hocası” var. “Hoca” diyorum; zira kuran kursuna gitsem, mutlaka daha iyi birkaç “hoca” bulurdum. Adını gerçekten hatırlamıyorum. Şimdi görsem, söyleyecek çok şeyim olurdu. Hoş bir anlamı yok; ağır derecede ruh hastası birinin benim söyleyeceklerimle bir nebze olsun değişebileceğini sanmam. Umarım bir şekilde işini bırakmıştır.

Çoğuna kızgın değilim; artık onları “kader kurbanı” gibi görüyorum.

Medeniyetimiz, özellikle de Türkiye öylesine geri ve hala da geriye gidiyor ki, onların artık bir değeri yok.

Türkiye’de eğitim baştan sona fiyasko. Rezalet. İğrençlik. Öyle bir sistem düşünün ki, laf olsun diye çocukların 8 senesini çalıyor. Karşılığında ne veriyor? Dünyanın lise yerine bile koymadığı uyduruk üniversitelerine sokmak için, onları “dershane esnafının” kucağına atıyor.

Bir yanda, İsviçre’deki en pahalı okulları kalite değil ama fiyat bakımından yaya bırakan özel okullar, diğer yanda doğru dürüst damı bile olmayan, sobayla ısınan köy okulları. Çocukları okuyup “adam olacak” diye, sürekli para harcayan, hatta verdikleri paranın karşılığını alamadıklarını bildikleri halde o paraları vicdan azabı çekmemek adına mecburen ödeyen aileler. Çünkü sistem tamamen vicdan azabı, duygu sömürüsü üzerine kurulu.

Benim “tevhid-i tedrisat” tan anladığım bu değil. Bir tarafta “hiper-ayrıcalıklı”,””süper ayrıcalıklı”, “düz-ayrıcalıklı” okullar; diğer tarafta “oku-ve-sürün” tarzı, adet yerini bulsun diye açılmış okullar.

Bilmemnerenin dağ köyünde lise bitirdiysen ne yabancı dil bilirsin, ne orada aldığın eğitimle üniversiteye kapağı atman mümkündür. Ama “sosyal devlet” var, tevhid-i tedrisat var değil mi?

Dersanelerin artık “eğitim sistemsizliğinin” doğal bir parçası olduğunu herkes kabul etmiş nedense.

Bence okulları kapatın. Çok ciddiyim. Bu çocukların boşu boşuna harcadıkları zamana yazık. Üniversiteye girmek isteyen direk dersane esnafına teslim edilsin. İstemeyen de biryere çırak verilsin, ne bileyim, tornacılık filan öğrensin. Hiç olmazsa işini adam gibi yapan, meslek sahibi nesiller yetişir. Haybeden senelerce okuyup işsiz ve aç sürünmeye mahkum edilmez gençler. Biz de eşek gibi, işe yaramayan okul binaları, kullanılmayan bilgisayarlar için vergi ödemekten kurtuluruz. Çok lazım gelirse, devlet dershaneleri sübvanse eder. Madem “eğitim sistemsizliği” zaten dershane esnafına teslim edilmiş, varsın bir de sübvansiyon alsınlar. Battı balık yan gider…Çocuklarda okulla dershane arasında perişan olmaz, sadece dershaneye giderler. Herkes memnun olur.

Öğretmenler de az maaş alıyoruz diye ağlamasınlar. Evet; para azdır ama yapılan işin karşılığı da ancak bu kadardır.

Öyle derli toplu, bilgisayarlı filan okulları da görüp gaza gelmeyin boşuna. Adam gibi müfredat olsa, öğretmen gibi öğretmen olsa, bir sandalye de yeter. Fazlasına gerek yok. En büyük Yunan filozoflarının çoğu, derslerini taş üstünde oturarak verdiler. Hoş öğretmen de ne öğretsin. Müfredat ne, okul kitabı ne, kendi öğrendiği ne.

Bu sistemde bundan böyle değişmez. Böyle gelmiş böyle gider.

Neden mi?

Çünkü en aklı başında adam bile, bunu yadırgamıyor. Çocuğunun sabah 8′de okula gidip, akşam 4′de okuldan çıktıktan sonra dershaneye gitmesini, ordan da 8′de çıkmasını iplemiyor.

“Rekabet” varmış…

Neyin rekabeti? Aslında rekabet eden dershaneler, arada ezilen el kadar çocuklar.

Paranız varsa yollayın çocuğunuzu dışarı, buralarda okumasın. Yoksa da, kendiniz eğitin. Hiç olmazsa uyuşturucuya, çetelere filan bulaşmaz.

Popularity: 3% [?]


2, toplam 28 sayfa«12345678»...Last »
© 2007 Pozitif PC editor blogu | Mandalina teması kendim tarafından yapılmış olup, henüz beleş olarak dağıtılmamaktadır.
Kapat
E-posta ile paylaş