Mina Urgan, Çetin Altan..Necip Fazıl Kısakürek??
Bizde bize benzemeyen adam makbul değildir. Bakarsınız adam gitmiş bütün dünyada ne ödül varsa toplamış gelmiş, dünyada meslektaşları adamla aynı masada oturmak için kuyruk olmuş, ama bizde uyuz it kadar değeri yok. Çünkü bizden değil o. Bakıyoruz adama, beceriksiz ve yararsız hayatımızda onunla özdeşleşebileceğimiz ortak bir payda bulamıyoruz. Aynı takımı ve partiyi tutmuyoruz, aynı köyden çıkmamışız, herif paşa torunu biz tornacı çocuğuyuz, ee ne olacak? Bize benzemiyorsa olsa olsa ya vatan hainidir, ya yobazdır, ya bölücü ya da ajan provokatör filandır.
Olayı Levent’ten öğrendim, Internet’te araştırırken metni buldum. Mina Urgan’ın Bir Dinazorun Anıları kitabını okumuş. Tatlı kadındı Mina Urgan, ciddi eksikleri olduğunu da düşünürüm Hiçbir kitabını okumadığım halde; örneğin Doğu Perinçek’e inanmasını tuhaf bulurum. Mevzu şöyle;
Çetin Altan’ı Kanal 7′de programa çağırırlar; şiir okuması meşhurdur ya, programın sonunda şiir okuması istenir. Çetin Altan’da kurt tabii, madem öyle Necip Fazıl’dan birşeyler okuyayım bari der; programdaki tipler de “Çetin abi jest yaptı” diye keyiflenirler.
Gelgelelim, Çetin Altan, kadın bacakları şiirini okur!
Şiir de şöyledir;
Her kadının bastığı yerde sanki kalbim var
Kalbim ki vahşi bir zevk alır ezilişinden
Bir kadının içinden ağlayışı, gülüşü,
Gözlerinden ziyade bacaklarına yakın.
Bir lisandır onların duruşu, bükülüşü
Kadınlar!Onlar varken konuşmayınız sakın.
İnce sütunlardaki ilahi güzelliğe
Bacakların ruhudur şekil veren diyorum
Bacakları bir kalın örtüde saklı diye
Mermerde kalbi çarpan Venüs’ü sevmiyorum
Ömrümüzün geçtiği yolda, bana sorsalar
Gidiyorum bir kadın bacağının peşinden.
Boynuma doladığım güzel putu görseler.
İnsanlar öğrenirdi neye tapacağını
Kör olsam da açılır gözüm, ona sürseler
İsa’nın eli diye bir kadın bacağını
Tabi ilk dizeleri duyunca suratlar morun tonları arasında gidip gelir, araya hemen müzik kapaklar, Altan okudukça sesi de dibe dayarlar. Lakin, rakı ve sigara ile pişmiş Çetin Altan’ın ses telleriyle sidik yarıştırmak kolay değildir; Çetin Altan’da yükseltir sesini.
Artık illa bir ders çıkaracaksanız, birşeyler çıkarıverin. Ben ders filan çıkarmadım. Tek bildiğim, Necip Fazıl Kısakürek’in 1945′e, ya da biraz öncesine kadar, öyle dinle filan hiç de haşır neşir olmadığı. Hatta, Atatürk’e övgüler düzmüş. Sonra da kendini dine vermiş. Acaba hayalkırıklığı mı dedim kendi kendime; zira çoğu insan, hala İsmet İnönü’nün Atatürk çizgisinde olduğunu sanmaktadır. Oysa alakası yoktur. (Atatürk de eleştirilir ama İsmet İnönü ve CHP’yi eleştirmeye, şu kadarcık bilgimle bile ömrüm vefa etmez!)
Gelgelelim, kim ve ne olursa olsun, büyük şair Necip Fazıl. Bizim aile içinde bile el öpme merasimi anneannemden sonra kalmadı, bunu da “eski, şark” filan diye yeriyor değilim. Bence bize özgü önemli bir saygı gösterisi, keşke farkında olarak, seçerek, yağcılık olsun diye yapmadan el öpebilsek. Şahsen, Necip Fazıl’la tanışsaydım -ki o öldüğünde ben 8 yaşında filandım, o zaman kıymetini anlamam mümkün değildi- gidip elini öperdim. Hem de, tamamen zıt dünya görüşlerimiz olmasına rağmen (kadın bacakları hakkında tamamen hemfikirmişiz; ama bu birinin elini öpmek için yeterli bir sebep değil!)
Bırakın babalarımızın zamanını, bizim çocukluğumuzda bile eşeklik bu kadar yaygın değildi. Yabancı düşmanlığı, cehalet, kamplaşma, kültürsüzlük özellikle son 10 yılda inanılmaz biçimde arttı ve artacak da.
Eminim ikisinin de çocukları olsa ve babalarının ilgisiyle yetişseler, bugün Nazım Hikmet ve Fazıl Kısakürek’in çocukları aynı rakı masasında güzel güzel sohbet ederlerdi. Ha, belki Kısakürek’in çocuğu rakı içmezdi ama adam gibi masada oturup konuşma terbiyesini de gösterirdi. Nitekim dayımın hacı bir arkadaşıyla meyhanede oturduğunu, adamın da ağzına hayatı boyunca içki koymadığını, kimseninde hacı olduğunu bilmediğini bilirim. Böyle birsürü insan vardı. Böyle insanlar kalmadı diyemiyorum, çünkü genel olarak insanlar azalmaya başladı, insanlar azınlık haline geldi. Başımızdaki bütün belaların da nedeni bu zaten.
Nur içinde yatsın Necip Fazıl. Bazı olaylarına çok kızsam da, adet yerini bulsun diye değil, böyle bir adamın günahlarıyla sevaplarıyla “insan” olduğunu bildiğim için söyledim…
Üstadın en sevdiğim iki sözünü copy-paste yapmadan duramadım:
Tomurcuk derdinde olmayan ağaç, odundur.
Salaklık bulaşıcıdır.
