* You are viewing the archive for the ‘pozitif linux’ Category

Sıkıldığım projeler: Pozitif GNU/Linux, TWIX, vesaire…

orangutan_yawn.jpg“Bugün başlarım, yarın başlarım” derken, Pozitif GNU/Linux’u sallamaya devam ediyorum. Epeyce birşeyler yazdığım TWIX ise, öylece duruyor. Onunla uğraşmayı ne zaman bıraktığımı ise unuttum bile.

Sanırım artık open source projelerle uğraşmayacağım; kendi projelerimi gizli kapaklı geliştirip satabilirsem satacağım, satamazsam CD ve DVD’lere kaydedip raflara dizeceğim. Çünkü bu gerizekalı ticaret anlayışından fazlasıyla sıkılmış haldeyim.

Pek de zeki olduklarını söyleyemeyeceğim sayısız insan, özellikle blog’u açtığımdan beri türlü şekillerde -mail atarak, MSN’e ekleyerek, yorum bırakarak- benimle irtibata geçti. Kimisi “çaktırmadan”, beleşe donanım analizi yaptırmaya çalışıyor, kimisi “hocam şöyle bir alet var, buna ne kursak yahu?” diye akıl istiyor, kimisi “baba ARM kart getiren varmı, sitesini yazsana” diye mesaj atıyor.

Bunlara cevap vermiyorum, ya da “az ye de ARGE yap ulan” tarzı cevaplar veriyorum.

Bir blogda okudum, hangisi hatırlamıyorum. Şu “böyük” iş dergilerimizden biri, 2006′da AR-GE’ye en çok para harcayan 100 şirketi listelemiş. 100. şirketin harcadığı para, “eski TL cinsinden”, 13 milyar!

Benim odamdaki donanımın değeri bundan fazla; seneye o listeye girmek için talip olacağım. Hatta arabayı filan satarsam, belki ilk 50′ye bile girebilirim!

Mahallenizde laf olsun diye limited şirket açsanız ve hiç fatura kesmeseniz, ödeyeceğiniz pul, stopaj, ıvır zıvır parası 13 milyardan, yeni dille 13.000 YTL’den fazla…

Buradan çıkan şudur: bizim şirketler nalburdan farksızlar. 13.000 YTL’yi telaffuz ederken adamın yüzü kızarır. Bugün İstanbul’da işine arabayla giden adamın bir yılda bundan daha fazla benzin parası harcadığını biliyoruz. İşte memlekette bilgiye verilen değer budur. Bizim gibi kastıran adamlar da bir bok olamazlar, en iyisi bir şirketin pazarlama departmanına kapağı atıp nalburluk yapmak.

IBM, Nokia gibi koca koca şirketler dünyada bizim gibi zibidilere para dağıtıp duruyor, çünkü apartmana kat çıkmak hem böyle daha ucuza geliyor, hem de özgür ruhlu, ofislerde bunalmayan adamlar daha yaratıcı işler çıkartabiliyorlar.

Ama Türk şirketleri bunu yapmazlar; çünkü biz ticareti gavurdan iyi biliriz. Elin zibidisine iş yapsın diye para vereceğime metresime kürk filan alırım, nasıl olsa kekleyip bedava yardım alabileceğim bir enayi bulurum. Bulamazsam da Bir şey üretmem; zaten üretmek gibi bir kaygımda yoktur; üreten Çinliden alırım, burada satarım, burnumdan da kıl aldırmam…

En basitinden, “belli bir platforma özel Pozitif GNU/Linux dağıtımı hazırlar, sistemi de 20 saniyede açarım” gibi iddialarda bulundum; hala Freedos ile sistem satan(!) laptop ithalatçıları var. O konuya hiç girmeyelim; “ben sana kaput satarım sistemi, sonra sen ne hal edersen et, artık 2 milyona tezgahtan Windows alıp mı kurarsın, Linux mu kastırırsın, senin derdin” mantığı. Bir allahın kulu da, “kardeş, biz laptopu hala Freedos’la satıyoruz; ama sen de sallıyormuşun gibi geldi, al cihaz budur, aç bunu 20 saniyede, sana şu kadar para” demedi. Hadi ondan da vazgeçtik; çok mu zordur bu adamların “bu işlerden az buçuk anlayan bir çocuk” istihdam etmeleri? En azından sattığın laptopu ya da desktopu “faal” şekilde satarsın. Bu devirde 1000 dolara laptop alıpta Freedos’la takılacak adam tanımıyorum şahsen. Yasal olarak sistemleri işletim sistemiyle satmak zorunda olduklarından, bu komik yollara başvuruyorlar.

TWIX finanse edilse hiç olmazsa GNU/Linux tabanlı makineler için uzaktan kontrol & yönetim yazılımı olarak işe yarar; hadi bedava vermiyorsun 3-5 dolar fiyat koy, dünyada GNU/Linux kullanan şirketlere sat. Türkiye’deki esnafa 50 dolara adres-etiket pogramı satarmıyım diye, yıllardır yapılıp başarısız olan işlere para ve zaman harcamak yerine alternatifleri dene; hiç olmazsa batarsanda “dünya çapında iş yaptım, öyle battım” dersin, piyasada namın olur!

Hadi parayı pulu da geçtik, bir ucundan tutalım diyende yok. Hatta kimileri kompleks filan yapmış zamanında; download linkini açmışım, millet haldır huldur indiriyor, orada birkaç sivri “Pozitif Linux yalan, bence çıkmayacak, adamlar sallıyor” diyor. 2 senedir “bırakın bu işleri ağalar, dağıtım yapmakmış, Linuxmuş bunlar basit işler; dünyada artık bunlarla çoluk çocuk uğraşıyor” diyorum, bir başkası “ne var ya bende yaparım, basit iş” diyor; ama bununla kalmayıp “çok biliyorsa x’i yapsın” diyerek bir başka dağıtımı referans gösteriyor. Cevap verseniz başetmek mümkün değil, çünkü rezil olmak, haksız çıkmak, komik duruma düşmek nedir bilmeyen sürüyle insan var, adam vatanımı savunuyorum havasında dünyanın düz olduğunu söyleyebiliyor, üstelik buna yandaş da buluyor (yalan abi uydu görüntüleri, kendim görmeden inanmam diyen tuhaf tipler var; o görüntülerden 500 yıl önce de biliniyordu dünyanın yuvarlak olduğu ama ilkokul kitaplarında yazan şeyleri anlamayan adama kolaysa anlatın!)

Doğal olarak sıkıldım; en son Pozitif GNU/Linux’u sourceforge’daki alana yükledim; öyle üşendim ki uyduruk 2 html sayfa yapıp koyamadım; oysa yapıp oradan kendi bloguma 2 link sallasam amma pagerankim olurdu! (sourceforge’un pageranki 9, 250 blogcuya yağ çeksem, oradan alacağım bir link kadar değeri yok;)

Laptop ya da OEM bilgisayarlar için en iyi Linux dağıtımı ve jet hızıyla açılan sistemler

ubuntu dell oem linux desktop dizüstü datron creaÖğleden sonra filan bilgisayarcı bir arkadaşa uğradım. Mağazası var, işleri sürekli büyütüyor. Şimdi amacı, “markalı” bilgisayar satmak. Kendi markasını yaratmaya çalışıyor.

Doğal olarak ilk muhabbet işlemciler üzerine döndü; AMD, 3 çekirdekli Phenom işlemcilerle nereye oturacak, yani Quad Core Intel Core’a kafa tutabilir mi, yoksa ancak Intel Core Duo ile mi kapışır, ya da yeni nesil 8 çekirdekli Intel işlemciler nasıl bir performans gösterecek…

Sonra ekran kartlarına girdik; uzun zamandır ilgilenmediğim bir konu olduğu için pek fikir yürütemedim. 8800 GT çıkıyormuş, hatta belli başlı firmalar bağlantıları yapmışlar, falan filan.

Elbette konu kaçınılmaz olarak Linux’a, Pardus‘a, Pozitif Linux’a ve elbette 32 bit-64 bit dağıtımların kıyaslanmasına geldi.

Arkadaşım iyi bir OEM dağıtım aradığını söyledi; “bulursan bana da haber ver” dedim. Azıcık şaşırdı; çünkü bu konu hakkında derin bir bilgisi yok. Özellikle driver desteğinden ve Linux dağıtımlarının açılış sürelerinin uzunluğundan yakındı. Fazla vaktim olsaydı, bir hayli anlatacaktım ama neredeyse üç gündür uyumadığımdan ve dışarıda çay içemediğimden eve dönmek zorunda kaldım.

OEM dağıtımdan kastı şuydu aslında: bir laptop ya da hazır/markalı/toplama bilgisayara kurduğunda, tüm donanımı algılayıp driver’ları yükleyecek, sorunsuz çalışacak ve sistem de hızlı açılacak.

Bu pek de olası birşey değil. Aslında olası; birileri 30-40.000 dolar verirse(!) bu işi yaklaşık 1 senede rahat rahat halledebilirim. Bu noktada biraz tipik problemlere bakmak gerek.

Dünyada OEM dağıtım hazırlayan vendor’lar var; bunlardan en bilineni şüphesiz Canonical, yani Ubuntu. Dell ile ballı bir anlaşma yaptılar. Şimdilik, ucuz Dell dizüstü ve masaüstü makinalar artık Ubuntu Linux ile geliyorlar. Hatta Micheal Dell’in kendisi de Ubuntu kullandığını söylemiş. Bilemem; tek bildiğim Micheal Dell’in de, Mark Shuttleworth’un da pazarlama dahileri oldukları.

SUSE (Novell) de, sanırım IBM (artık Lenovo) için dağıtım hazırlıyor. Herkesin derdi aynı; kurulum hızlı ve sorunsuz olsun, sistem hızlı açılsın…

Türkiye’de Armador Bilişim bunu Crea ve Datron markaları ile yapıyor. Ama şu sıralar çıkan Datron’lar Freedos yüklü geliyorlar. Eskiden Datron Turkix ile geliyordu, zaman zaman yerden yere vurulan ve adı hiç anılmayanubuntu dell oem linux desktop dizüstü datron crea Emre Sokollu’nun projesi. Pardus’tan seneler önce, Turkuaz’dan seneler sonra çıkmasına rağmen, ilk dağıtım Pardus’muş gibi bir hava var.

Gelecek Linux ise nedense bu alana girmedi, neden girmediğini de merak ederim. Doğrusunu isterseniz, nasıl ayakta kalabildiklerine de şaşıyorum. Herhalde bunda yapılan eski anlaşmaların önemli payı vardır.

Teorik olarak, sabit bir bilgisayarı (yani donanım aynı kalacak) Linux ile Windows’tan çok daha hızlı açmak, hatta masaüstünü bile daha hızlı çalıştırmak mümkün. Üstelik, bunu Attansic gibi ethernet sürücüsü yüklenirken ıslık çalan kernel modülleri ile başardım. Ama en ufak birşeyi değiştirirseniz, sistem boot etmeyecek, kernel panic verecek.

Linux yüklü bir bilgisayarı hızlı açmak için yapılması gereken bir dizi iş var. Sağdaki soldaki iddiaların aksine, InitNG, Upstart (artık Ubuntu ile standart geliyor) gibi init sistemleri mucize filan yaratmıyor. Bazı akıldışı rakamlar veriliyor ama, bu sayılar başlangıçta birçok servisin başlatılmamasından kaynaklanıyor. Eh, yazıcıyı taktığınızda çalışmıyorsa, bluetooth servisini elle başlatıyorsanız, bunun hiçbir kıymeti yok. Çünkü saydığım şeyleri Windows ve Mac OS X zaten yapabiliyor otomatik olarak. Kısacası, bunlar gerçek hayatta işe yaramayan basit hilelerden ibaret.

Hızlı açılan sistem için, basit olarak şunlar gerekli:

-Gereksiz tüm fazlalıkları atılmış ve doğru şekilde derlenmiş minik bir kernel. Eğer sabit bir sistemi 1-1.2 MB üzerinde bir kernelle açmaya çalışıyorsanız, bunu bir OEM Linux dağıtıcısı olarak yapıyorsanız, siz bu işi bilmiyorsunuz.

-Bunu embedded sistemlerde yapıyorum, OEM sistemlerde de yapmak mantıklı geliyor: kernel çıktılarını ekrana basmamak. 1 saniyeye yakın faydasını gördüm (sisteme bağlı olarak)

-Bazı log servislerini kapatmak. Bu hem daha hızlı bir masaüstü, hem daha iyi açılış süresi demek.

-Hızlı bir dosya sistemi. Tercihim Ext2 olur. Şu an bütün disklerim, sistemin bulunduğu partition hariç, XFS.(Son baktığımda XFS’i kernele gömülü olarak derleyemiyorsunuz, bu yüzden sistemi XFS bir partitiondan açmak olası değildi) Bazılarında bir ReiserFS fanatikliği olsa da, inanılmaz derecede yavaş.

-Burası en önemli kısmı: son derece iyi optimize edilmiş bir initramfs. Eğer OEM bir Linux dağıtımı yaptıysanız ve initramfs 4 MB’dan büyükse, initramfs’in ne olduğu hakkında bile bilginiz yok! 2.5-3.5 MB arası ise daha yolunuz var. Çoğu sistemi 2 MB civarı initramfs ile açmak mümkün. Bu aşamada çok zaman kaybı oluyor, çünkü CPIO arşivi olan initramfs’i açmak en iyi işlemciyi bile süründürüyor (boru değil, neredeyse 3-3.5 kat sıkıştırma var ve bahsettiğim dosyaların çoğu kolay sıkışan metin bazlı dosyalar değiller)

-Aşırı optimize edilmiş init scriptleri. Burası da mayın tarlası; ama aynı zamanda optimize edilmiş bir Linux sisteminde bile en az 5-6 saniye kazanabilirsiniz.

-”Hardcore” diyebileceğim compiler switch’ler ile, minimum yeterlilikte derlenmiş bir busybox ya da muadili. Şansınız varsa, 1 saniye kazanabilirsiniz.

-Elbette X ve startkde scirpti de, son aşamada sistem açılışının hızını etkiliyor.

Daha abartılı yöntemler de var; bunlardan biri LinuxBIOS. Linux kernelini BIOS’a yazıyorsunuz. Yalnız boyut sınırlaması dışında, desteklenen anakartların sayısı da çok ama çok az. Sadece embedded X86 geliştiricileri için önerebileceğim, sofistike, zor ve sorunlu bir uygulama.

Gelgelelim, üzerinde Ubuntu çalışan Dell dizüstü ve masaüstü makineleri çok merak ediyor ve incelemek istiyorum; çünkü yapılan optimizasyon düzeyini merak ettim. Henüz gerçek anlamda belli bir donanım platformu için optimize edilmiş bir dağıtım da görmedim.

Bu konuya daha sonra devam edeceğim ve özellikle 32-64 bit konusuna biraz değinmek amacındayım. Merak ettiklerinizi yorum olarak yazarsanız, ikinci yazıda bu konulara ağırlık veririm ve daha yararlı olur.

TWIX için basit yardım

Twix, tüm tembellik ve isteksizliğime rağmen yol almaya devam ediyor. Az önce, saatlerce konsantre olmaya çalıştıktan sonra zar zor 40-50 satır yazabildim. Network fonksiyonları bitmiş ve yeterli gibi duruyorlar; wizard kısmı hariç. Bugünkü konu, görüntü ile ilgiliydi. Ekran kartı bilgilerini (üretici,chipset,ram,VGA BIOS, geçerli çözünürlükler,mevcut çözünürlük, gamma,vs) gibi bilgileri toplayan bir fonksiyon yazdım. Geriye güç yönetimi ayarları kaldı temel olarak. Bundan sonra, xorg.conf’u yazıp değiştiren bir fonksiyon yazacağım. Bu basit; zira temel olarak network fonksiyonlarından kopya çekeceğim yazdırma-değiştirme işlemi için. Bir de, xorg.conf’a eklenebilen bazı ek ayarları yazan bir fonksiyon yazmam gerek;örneğin Pardus’da olan ve hiç tasvip etmediğim VTSwitch ayarını eklemek gibi.  Bayramdan önce bu modülü çalışır halde yayınlayıp, diğer modüllerin nasıl görünmesi gerektiği konusunda referans olarak kullanmak niyetindeyim. (Açıkçası, güzel bir sayfa tasarımı yapmak en büyük sıkıntım)

Bu arada, küçük bir yardıma ihtiyacım var: Linux kullanan arkadaşlar bana lspci çıktılarını (lspci -vvv ile) gönderirlerse çok işime yarayacak; çünkü GPU RAM ve VIDEO BIOS ayarlarını doğru okuduğumdan emin olabilmek istiyorum. 4 ayrı sistemde doğru okuduğumu görmüş olsamda, kusursuz çalıştığına henüz kani değilim.

Çıktıları yorum olarak gönderebilirsiniz.

KDE adam olacak mı?

KDE, her geçen gün daha güzel görünüyor. Özellikle, eski Windows kullanıcılarına da alıştıkları bir ortam sağladığı için, GNOME’a göre daha çok tercih edilen bir masaüstü ortamı.

Gelgelelim, KDE doğru dürüst çalışmıyor. Muhtemelen, KDE 4 de düzgün çalışmayacak; çünkü bir süredir takip etmekten sıkıldığım bir DCOP tartışması var. KDE’ciler DCOP gidecek diyor; ancak son haber aldığımda DCOP hala yerindeydi. D-bus’ı merakla bekliyorum; aslında GNOME şu an D-BUS’ı destekliyormuş; ama ıvır zıvır birsürü şeyle uğraştığım için, GNOME’u 2 senedir açtığım yok. DCOP, hafif olduğunu iddia etsede pek öyle değil. Bu arada, eski DCOP kullanan programların KDE ve yeni D-BUS kullanan programlarla nasıl konuşacağını ayrıca merak ediyorum. Görünen o ki, KDE 4′e geçmek sancılı olacak.

KDE yavaş. Konqueror, özellikle JavaScript ve CSS ile pek iyi geçinemediği için, bilhassa web 2.0 uygulamalarında karın ağrısı olmaya devam ediyor. KIO slaves gibi tadından yenmeyen bir özelliği olmasına rağmen, KDE’ciler Konqueror’ı artık dosya tarayıcısı olarak kullanmak istemiyorlar. Yerine, GNOME’da beni ağlatankine benzer bir dosya tarayıcısı olan Dolphin gelecek. Doğrusu, Dolphin’de, Konqueror gibi “uçmuyor”. Neden aynı derecede yavaş, üstelik çok daha beceriksiz bir dosya tarayıcı üzerinde çalıştıklarını anlamış değilim.

Bence asıl problemlere odaklanmak yerine, biraz ıvır zıvır işlerle uğraşıyorlar. Masaüstünü cilalayıp dursalarda, masa yine aynı masa. Mockup’larda gördüğümüz ve kafamıza kakılan olağanüstü kullanım özellikleri gelmiyor.

Hadi biraz detaya girelim: Konqueror ve Kate’i açın ve URL adresini Kate’e taşımaya kalkın: direk hata veriyor. Neden? Kate, metin bekliyor ama Konqueror bir pointer yolluyor. İkisi de, KDE’nin temel programlarından ve farklı dilleri konuşuyorlar.Kate bir yandan harika bir program olmasına karşın, inanılmaz derecede yavaş çalışıyor ve pratik kullanabilmek için sürüyle ayar yapmanız gerek. Bu ayarların çoğunu Pozitif Linux için öntanımlı yaptım; ama yine de Kate, performansıyla sabrımı zorluyor.Tüm compiler optimizasyonlarına rağmen, performansını biraz olsun artıramadım.

Tabii, suçun birazı da X’e ait. X’in, ekran kartı sürücüleri konusunda sorunları var. Bazı sürücüler çok iyi çalışıyor: örneğin, masaüstü makinamın neredeyse beşte biri güce sahip bir Via’da,Xvid videoları çok daha akıcı çalışabiliyor. Hem 2D, hem de 3D hızlandırmada sorunları var; ama topu X geliştiricilerine atmak gereksiz. Nvidia’yı bilmiyorum ama ATI sürücüleri hala ham. X ile gelen orjinal sürücülerin hali içler acısı; tuhaftır ama, doğru dürüst doküman bile yazamayan Via’nın, sürücü kalitesi şaşırtıcı. EKran kartı üreticilerinin X geliştiricileri ile daha sıkı fıkı olmaları gerek; keza monitör üreticilerinin de. Çoğu driver, monitörün Sync sinyalini yakalamaya bile uğraşmadığından, özellikle video oynarken sanki Pentium II makine kullanıyormuş gibi hissediyorum (Evet; bende ATI kullanıyorum!)

Açıkçası, GNOME’a geçmeyi düşünmeye başladım.

TWIX nasıl gidiyor?

Bir zamanlar, biryerlerde TWIX diye birşeyden bahsetmiştim. TWIX şu: Linux sisteminizin kontrol paneli ve “ince ayarları” yapan bir araç.

Pozitif Linux’a dair hödük ve salakça bazı tepkiler, bu ülkede işe yarar Bir şey yapmaya çalışmanın zevzekçe bir çaba olduğunu iyiden iyiye kanıtladı bana. Cuma gecesi, TWIX dosyasını tekrar açtım ve yepyeni bir proje haline getirdim. Birsürü tasarım planım da değişti.

TWIX’de artık GAMBAS ve shell scriptlerinden eser yok. GAMBAS ile yazdığım kodu, hard disklerden birinin kuytu bir köşesine atıp yeni baştan başladım. Bu sefer, PHP ile. Bunun bazı avantajları var: Sistem gereksinimleri çok az, web tabanlı uzaktan kontrol mümkün ve artık AJAX sayesinde güzel görünen akıllı arabirimler oluşturmak çok da zor değil.

Zordan başlayıp, ağdan girdim. Bir miktar kod yazdım; açıkçası şu an yazdığım kod, beni bile şaşırtan bir hızda çalışıyor. Şu an itibariyle, sistemin tüm ağ ayarlarını okuyup, belli koşullara göre ayarları sorunsuz yapabiliyorum (network kısmından bahsediyorum tabi). Şimdilik memnunum; çünkü KDE ile gelen denetim masasından ya da SUSE ile gelen YAST, ya da Mandriva tabanlı dağıtımlarla gelen DRAK’tan daha iyi çalışıyor. Öte yandan, çok ciddi bir sorun var…

Sorun şu: Linux ortamında, sayısız özel ayar olası. “Ne gibi?” derseniz çok kısa bir cevap vereyim; örneğin bir ethernet kartına birden fazla IP adresi atayabilirsiniz. (Şimdiye kadar gördüğüm kontrol panelleri bunu yapamıyor) Örnekler çok ama şu an verecek ruh halinde filan değilim; bu sorunu wizard’lar sayesinde aşacağım.Açıkçası başka pratik bir yolu da yok; zira Linux’un ağ kısmı, dipsiz ve karanlık bir kuyu. Üstüne üstlük, konfigürasyon dosyaları tam bir mezbelelik. Aşırı plansız, düzensizler. Bu konuda, KDE geliştiricilerini -kısmen- kutluyorum. KDE’nin yapılandırma dosyaları son derece kötü -hatta hiç- dokümente edilmiş olmasına rağmen, resmen askeri nizama sahip! Dolayısıyla, TWIX’in KDE ayarları modülünü yazmak, benim için tatil gibi Bir şey olacak.

Fazla detaya girmek istemiyorum, çünkü şu aşamada elimde çalışan 7 tane, tamamen sıfırdan yazdığım fonksiyon var. Bunları düzgün bir arabirimde bir araya getiremedim, çünkü tasarım konusunda hayli zayıfım. (Kendi yaptığım deneysel arabirim çok uyuz göründüğü gibi, adam gibi de çalışmıyor; ama PHP tabanlı yönetim kodları işlerini mükemmel ve hızlı yapıyorlar) Üstelik, JavaScript’e herzaman şüpheli baktığım için, AJAX güçlü olduğum bir konu değil. Keşke GFXDesign gibi üstadlar bir el atsa!

Arada birkaç “eşantiyon” PHP fonksiyonu da yazdım, bunlarda CPU bilgisi, PCI kartlar gibi bilgileri topluyorlar. Aslında bunları PhpSysInfo projesinden araklamayı düşünmüştüm; ama yazdıkları kodu anlayana kadar, yenisini yazmak daha kolay ve hızlı oldu.

Amaçlarımı, gelişmeleri ve kodu ayrı bir sayfada -muhtemelen pozitifpc.com altındaki başka bir subdomainde- hem İngilizce, hem Türkçe olarak anlatacağım zaten. Yurtdışından katılım bekliyorum; zira kod çok temiz, basit anlaşılır oldu. Yapı içinde aynısını söyleyebilirim; ama web sayfalarının tasarımı beni kasacak. Temiz bir template sistemi ve okunabilir AJAX -Javascript- kodları için, ya kendimi bu alanda bir miktar eğitmem, ya da bu becerilere sahip birini bulmam gerekecek.

Neden PHP?

Aslında Python’da daha iyiyim. (Son PHP kodunu yazdığımda, sanırım 2000′de bile değildik!) Ama Python’u sevmiyorum ve bir kontrol paneli için, yanlış bir seçim. Zibilyon tane Python modülünü, ister Debian olsun, ister Red Hat tabanlı olsun, herhangi bir dağıtım altında sorunsuz ve az yer kaplayacak şekilde kurmak haddinden fazla zor. PHP çok daha az yer kapladığı gibi, Zend ile birlikte kullanıldığında, Python’a nal toplatıyor (bunu birgün söyleyebileceğimi hayal bile edemezdim!)

Üstelik PHP bilen daha çok insan var ve düzgün, “enterprise” düzeyde modül ve fonksiyonlara sahip. Pythoncular kızmasın ama bana biraz oyuncak gibi geliyor.

Bir başka alternatif Perl idi, Perl’e çoğu insanın olduğu gibi, benim de kanım ısınmadı. Üstelik, Perl bilgim çok sınırlı. Perl’in bir sıkıntısı, dağıtımlar arasındaki kurulumunun Python’dan daha problemli olması. Örneğin, Mandriva, kendi kontrol paneli başka dağıtımlarda çalışmasın diye, uyduruk Perl paketleri hazırlamış. Mandriva Control Center’in çok kısıtlı bir kısmını, Ubuntu üzerinde, deveye hendek atlatarak (Perl’in logosu da deve,ne tesadüf!) çalıştırmayı başardım. Bu kayda değer bir başarı da değildi; üstelik Mandriva Control Center’ın çalışma hızı, devenin yürüyüş temposu civarında.

YAST da ayrı bir macera. Birileri, YAST2′yi Ubuntu üzerinde çalıştırmak için 2 sene harcamışlar ve aldıkları mesafe ürkütücü derecede az. Kısa bir denemenin ardından, YAST sevdasından da vazgeçtim. Kaldı ki ayar modülleri filan çalışsa bile, RPM ile entegre olan kısımları yeni baştan yazmak gerek; zira RPM ile kullanılabilen fonksiyonları, böyle kapsamlı bir program içinde DPKG ile çalışır hale getirmenin kısa ve kolay bir yolu yok.

PHP ile hazır gelen sayısız modül olsa da, TWIX ile bunların çoğunu kullanmayacağım. Hatta, hazır gelen bazı fonksiyonları bile kullanmayacağım. Mümkün mertebe, standart fonksiyonları kullanmanın bariz avantajları var; kodu herkes anlıyor, kaynak sıkıntısı yok, kurulum paketi küçük oluyor ve genelde daha hızlı çalışıyor. Şimdiye kadar, kaçamadığım bir tek Regular Expressions oldu; bir de KDE için XML kütüphanelerini kullanmayı planlıyorum. Amacım, Mandriva Control Center ya da SUSE’nin YAST2’si aksine, 100 MB gibi bağımlılıklar gerektirmeyen, 3-5 MB tutan, ama herşeyi yapabilen bir kontrol paneli yazmak. Web tabanlı yönetim ve embedded cihazlarda bile kullanılabilecek kadar küçük olması en büyük avantajları (tabi embedded cihazlarla çalışması için 300K’lık browser, lighthttpd ve JavaScript’in çıkarılması gibi modifikasyonlar gerekecek; şu an için iki sürümü paralel götürebilirim gibi görünüyor)

1, toplam 5 sayfa12345»