web, bilgisayar, reklamInternet üzerinde reklamcılık: Interneti öldürün, kalbimizi kazanın

Oct11

          0 oy

Daha önceki yazımda, hiç istemediğim halde televizyon reklamcılığına girmek zorunda kalmıştım.

Önceki yazıyı kısaca özetlemek gerekirse, şunları söylemişim:

1.Televizyon reklamları, seyirciyi bunalttığı için zaplanıyorlar.

2.İzlenmeyen reklamlar ve uzun süren reklam kuÅŸakları sonucu, bu bir “kaybet-kaybet-kaybet” tablosuna dönüşüyor. Reklam gelirleri, reklamdan saÄŸlanan fayda ve seyircinin ilgisi sürekli düşme eÄŸiliminde.

3.Reklamverenler, reklamların getirisi ve alternatifler konusunda çok titiz değiller; bunun da çeşitli nedenleri var.

4.Klasik reklam anlayışı Internet üzerinde devam ediyor; çünkü reklamcı-reklamveren, TV tecrübesinden yola çıkarak, yetersiz bilgisiyle bu yeni mecrayı keşfetmeye çalışıyor.

Bu yazıda ise, genel olarak Internet reklamcılığında yapılan hatalardan bahsetmeyi düşünüyorum. Ama her an konuyu dallandırıp budaklandırabilirim!

Örnek olarak yoÄŸun reklam olan 3 site seçtim. Bu siteleri seçmiÅŸ olmamın özel bir nedeni olmadığı gibi, türünün bu konuda tek örnekleri de deÄŸilller. BahsedeceÄŸim çoÄŸu gerçek, rakipleri olan sitelerde de fazlasıyla mevcut. Bu konuda, okuyucuların neredeyse %100′ü söyleyeceklerimi onaylayacaktır.

Her defasında sadece tek bir site ve o sitenin tek bir tab’ı olmak üzere, üç siteyi Firefox ile açtım ve ortalama CPU kullanımlarını kaydettim.

Değerler kaba değerlerdir. Gördüğüm maksimum değer %52, minimum değerse %33 oldu. Kullandığım bilgisayarda Pentium D sınıfı 3 Ghz bir işlemci ve 2 GB RAM mevcut. Ekran görüntüleri, Windows XP üzerinde alındılar.

Internet üzerinde reklamcılık: Ne reklamcılar, ne reklamverenler anladıInternet üzerinde reklamcılık: Ne reklamcılar, ne reklamverenler anladıInternet üzerinde reklamcılık: Ne reklamcılar, ne reklamverenler anladı

Sonuç facia. Her üç sitede, Firefox’u ortalama %40 iÅŸlemci yüküyle çalıştırıyor. Test amaçlı kullandığım bilgisayar, ÅŸu an piyasadaki en güçlü bilgisayar deÄŸil elbette; ama bu sistemin gücünde bir bilgisayarın, Internet kullanıcılarının en azından %60′ında olmadığını söyleyebilirim. Hatta, bu bile çok iyimser bir tahmin.

Bunun anlamı kabaca şudur: Daha vasat bir bilgisayarla bu sitelere girenlerin ya tarayıcıları, ya da bilgisayarları kilitlenecek. Çoğu insan, bunu engellemek için Flash reklamları bloklayan Firefox eklentileri kullanıyor. Yani, reklamcılar ve reklam yayıncıları, kullanıcıları bezdirmiş durumdalar.

Bu durumda, kullanıcıya iki seçenek kalıyor: reklamları bloklamak, ya da o siteye hiç girmemek. Sonuçta, birinci durumda reklamveren ve site sahibi, ikinci durumda ise herkes kaybediyor.

Diğer bir konu, reklamların farkedilebilirliği ile ilgili.

Bu testi bir arkadaşınızla yapabilirsiniz. Bunun bir test olduğunu söylemeyin ve kafanızda 2-3 site belirleyin. Çeşitli bahaneler uydurarak arkadaşınızı ikişer kez seçtiğiniz sitelere sokun. Sonunda, hangi sitede kimin reklamlarını gördüğünü söyleyin.

Seçtiğiniz kişi ekstra dikkatli biriyse, size gördüğü 1-2 reklamı, siteyi ayırd edemeden söyleyebilir. Siteler farklı konudalarsa -bilgisayar, haber gibi- akıl yürüterek, oldukça yüksek isabet oranıyla gördüğü o 1-2 reklamın hangi siteden geldiğini kestirebilir.

ÇoÄŸu kullanıcı, gördüğü reklamların bir tanesini bile söyleyemez, en azından “emin misin?” diye sorduÄŸunuzda duraklayacaktır.

Demekki, kimse reklamları izlemiyor! Aynı televizyonda olduğu gibi.

Şahsen reklamveren konumunda olsaydım, reklam vereceğim sitede sadece benim reklamımın olmasını isterdim. Ve bu kesinlikle banner reklam olmazdı!

Banner reklamların en basit sakıncası ÅŸudur; her Internet kullanıcısı, reklamın nerede durduÄŸunu bilir ve gözü zamanla oralara bakmamaya alışır. Çünkü hepimizin derdi aynı; içerik…

O zaman, reklamverenler dikkat çekici olabilmek için içerik ve markayı (reklamı bile demiyorum!) harmanlamak zorundalar.

Bunun nasıl yapılacağını da anlatacağım; ama genel olarak nasıl yapılmaması gerektiği üzerinde durmakta fayda var.

Öncelikle, reklam ajansları lütfen “hedef kitleyi” aptal koyun olarak görmekten vazgeçsinler; zira dikkat çeksin diye koyulan, parlayıp sönen, patlayıp çakan, yarılıp yırtılan reklamlar kesinlikle ilgi çekmiyor. Amacınız reklam yapmak, sara krizi tetiklemek deÄŸil. Internet de Pokemon çizgi filmi ya da diÄŸer Japon mangaları deÄŸil; insanlar burada içerik arıyor. ÇoÄŸu da ciddi birÅŸeyler arıyorlar.

Reklamlar içerik açısından da bakıldığında dikkat çekici deÄŸiller; hatta kuru ve sıkıcılar. ÖrneÄŸin, “1600 Mhz FSB,PCI Express 2.0,ÅŸok ÅŸok ÅŸok!! Asus P5E” filan tarzı bir reklamın kesinlikle çekici bir tarafı yok. Ne kadar hızlı yakıp söndürseniz de kimse bakmıyor bile, çünkü heryerde sayı, Flash efektleri, model numaraları görmekten sıkıldık. Aslında seneler önce sıkılmıştık; ama siz kendi dünyanızda yaÅŸadığınız için hiçbir zaman farkedemediniz.

Sonuç? Banner reklamlar öldü. Internet kullanıcısı sizi de zaplamanın yolunu çoktan buldu. Üstelik bunu TV’de olduÄŸundan daha etkin bir ÅŸekilde yapabiliyor. Hala banner reklam furyasında kaldıysanız, elbet birgün siz de batacaksınız ve kullanıcılar rahat bir nefes alacaklar.

Eski taktikleri yeni maskelerle ısıtıp ortaya koymak da işe yaramayacak. Ekranın üzerinde açılan pencereler gibi. Bunlar da yıllar önce, Javascript her sitede varken, farklı şekilde denendi ve kayboldular.

Bir sonraki yazımda alternatif reklam taktiklerinden bahsedeceğim. Hayır; Internette gerilla reklamcılık filan değil. Çok daha konvansiyonel ama etkili bir yöntem önereceğim.

Popularity: 5% [?]

web, bilgisayar, reklamInternet üzerinde reklamcılık: Ne reklamcılar, ne reklamverenler anladı

Oct08

          0 oy

Dünyada Internet reklamcılığı hatırı sayılır bir pazar hacmine ulaÅŸtı. Artık firmalar, web reklamlarını profesyonel ajanslara hazırlatıyorlar, video reklamlar yine yabancı sitelerde çok uzun zamandır yaygın olarak kullanılıyorlar. Türkçe sitelerde pek rastlamasak da, Google’ın video reklamları da yavaÅŸ yavaÅŸ yaygınlık kazanıyor.

Bizde bir Internet kültürü oluÅŸmadı ve çoÄŸu zaman olduÄŸu gibi, kurumlar kiÅŸilerin gerisinde kaldılar. Çok baÅŸarılı bireysel web siteleri ve bloglar var, ama ÅŸirketlerin web sitelerine baktığınızda durumları içler acısı.

Göze Algün’ün blogu sayesinde haberim oldu; Bellona’nın bir blogu var. Aslında bunun Bellona tarafından açıldığından da emin deÄŸilim; zira herhangi bir blog servisinden istediÄŸiniz ismi almak birkaç dakika sürüyor. Böyle bile olsa, Bellona zamanında önlem alıp, kendi bünyesinde blogunu açmalı ve insanların “ÅŸurada Bellona’nın blogu var” demelerine mahal vermeden, kendi bünyesinde bu mecrayı da kullanmalıydı. Göze’nin de dediÄŸi gibi, blogun hali içler acısı. Detaya girmeye gerek yok.

Bu işi neden kıvıramadık derseniz, televizyonlara bakın derim.

Dünyada diziler 20 dakika civarında; bizde ise bir yayın kuÅŸağını kapsıyor! İlk zamanlar Avrupa Yakası seyrederken -o zaman böyle “al sana curcuna” tarzı deÄŸildi, birazcık kalitesi vardı- dizi 8′de baÅŸlıyor, gece 10.30′a kadar sürüyordu. Dizi uzun olduÄŸundan deÄŸil, 2.5 saatlik zaman diliminin sadece üçte birinde diziyi seyredebiliyordunuz!

Bir diziyi, 2.5 saate yayan bir zihniyet ancak ÅŸunu düÅŸünüyor olabilir: “Karşımda televizyon seyretmekten baÅŸka alternatifi olmayan bir insan yığını var ve bu arada müthiÅŸ reklam geliri elde edebilirim”

İlk zamanlar bu düÅŸünce iÅŸe yaradı. Daha sonra insanlar “zaplamayı” keÅŸfetti; bir dizinin reklam kuÅŸağı devam ederken arada baÅŸka bir programın hatırı sayılır bir kısmını seyretmek mümkündü!

Sonra baktılar bu böyle olmayacak, televizyon kanalları bir “centilmenlik anlaÅŸması” yaptılar; artık herkes hemen hemen aynı zamanda reklam giriyor. Böylece, televizyon izleyicisinin elini kolunu baÄŸladıklarını düÅŸünüyorlar!

Bu ne kadar yoz, alçakça bir anlayış! Üç kuruÅŸluk, yarım saatlik programı seyrettirmek için, insanların 1.5-2 saatini çalıyorsunuz!

Artık belli bir yaşın altındaki insanlar, çok mecbur deÄŸillerse “ulusal kanal” diye kendini damgalayan, hep kendilerinin seyredildiÄŸini öne süren, bunu da kukla bir kurumla ispatlamaya kalkan kanalları seyretmiyorlar. Sayıları giderek artan bir kitle, görüntü kalitesi çok daha kötü olmasına raÄŸmen, dizileri YouTube üzerinden seyrediyor! Kimisi de hiç seyretmiyor, CNBC-E seyircileri de genelde sezonluk DVD alıp dizileri topluca seyretmeyi tercih ediyorlar.

Özet olarak ÅŸudur; gitgide kalitesizleÅŸen, fiyatları da düÅŸen reklamları artık seyreden yok. Bugün Türkiye’de televizyon reklamcılığı, hem tüketici, hem reklamveren, hem de televizyoncu için iÅŸkence haline gelmiÅŸ durumda.

Reklamveren reklamının seyredilmediÄŸinden ÅŸikayetçi; reklam kuÅŸağı öyle uzun ki, insanlar reklamlar baÅŸladığında bulaşık yıkıyor, kitap okuyor, Internet’te maillarına bakıyor, telefon konuÅŸması yapıyorlar.

Reklamlar beklenen faydayı yaratmadığı için, televizyonlar giderek daha ucuz reklam alıyorlar. Üstelik, eskiden elde ettikleri geliri elde edebilmek hayaliyle daha çok reklam aldıklarından, az önce bahsettiÄŸim bozuk düzen daha da çekilmez hale gelip, biraz daha fazla herkesin aleyhine çalışmaya devam ediyor.

Televizyon seyircisi için söylenecek Bir ÅŸey yok. Dizi seyrederken giren reklamla, “ben hangi diziyi seyrediyordum?” sorusunu sorabilecek hale geliyorsunuz.

Internet de aynı tehlikeyle karşı karşıya. Herhangi bir gazetenin, ya da çok üyesi olan bilgisayar konulu sitelerin herhangi birine girin; açılan reklamlardan, saÄŸda solda patlayan Flash efektlerinden Bir ÅŸey okumak, hatta bırakın Bir ÅŸey okumayı, tarayıcınızı kilitlemeden sörf yapmak mümkün deÄŸil!

Aslında konu son derece derin; söylemek istediklerimin daha onda birini söylemediÄŸim halde, kendi koyduÄŸum blog girdisi sınırını daha ÅŸimdiden aÅŸtım.

Sorunun özünde, bizde henüz “burjuva devriminin gerçekleÅŸmemiÅŸ olduÄŸu” gerçeÄŸi var. Maalesef burjuva sınıfı yeni yeni oluÅŸuyor; aslına bakarsanız bu siyasi itiÅŸ kakışın, ekonomik ayrıcalık (daha doÄŸrusu, devlet bürokrasisi tarafından kayırılmış ayrıcalıklı kitle ile eÅŸit rekabet ÅŸartları talep etmenin) “daha İslami” kesim tarafından dile getirilmesinin nedeni bu. Biz hala “üretim araçlarının mülkiyetini elinde bulunduran kapitalist düzeni yönetir” anlayışının etkisindeyiz; oysa bu düzen dünyada bozuldu, 30 seneden uzun zamandan beri, fiziksel sermaye kapitalistin felsefe taşı deÄŸil. Bugün geliÅŸmiÅŸ ülkelerde yeni fikirler ve patentleriniz yoksa, elinizdeki paranın deÄŸeri yok ve size rekabet gücü de saÄŸlamıyor.

Bizde hala eski kurallar geçerli olduÄŸundan, ÅŸirketler reklam konusunda çok seçici olmak durumunda deÄŸiller. Gelgelelim, gerçek bir burjuva hareketi baÅŸladı ve 10 yıl içinde sessiz sedasız gerçekleÅŸen bir devrime ÅŸahit olacağız; müdürünün fuarda koli taşıdığı Red Hat firmasının 6 ayda Microsoft’u belli alanlarda tehdit eder hale gelmesi gibi örnekleri biz de görmeye baÅŸlayacağız.

Bu giriÅŸi yapmak zorundaydım; yazının “planında” olmadığı halde.. O yüzden, konuyu burada bırakıp, bir baÅŸka yazıda “asıl konulara” geleceÄŸim.

Popularity: 5% [?]

blog, pazarlama, reklamTürk blog camiası ne alemde?

Sep25

          0 oy

Blog nedir anlamadık. Neden mi?

Çünkü “en meÅŸhur” (kendi kendilerini “meÅŸhur” ilan ediyorlar çoÄŸu; inanma açı olduÄŸumuzdan inanıyoruz biz de) blogların yarısından fazlası, hatta %80′i “blog servisi”, hatta “blog yan sanayisi” olarak hizmet ediyor.

Nedir yani? “Blogunu en manyak Web 2.0 butonlarıyla donat”, “en esaslı 83 Wordpress eklentisi”, “Eklemezsem basur olurum dedirtecek birbirinden sapık eklentiler aha burada”, “Wordpress SEO’da damarı buldum, çakıp zirveye oturdum” tarzı yazılar, araçlar, eklentiler, temalar, widget’lar,zartlar,zurtlar…

Bunlar gereksiz demiyorum. Yazanları da eleÅŸtirmiyorum. Ama birbirinin kopyası 193 blog görmek de eÄŸlenceli deÄŸil. Herkes birbirini taklit ediyor, copy-paste yapıyor. Gerek yok. Kimsenin de umurunda deÄŸil. Yapanlar da Adsense milyoneri olmuyor, çoÄŸunun blogu sinek avlıyor. Öyle bir ortam ki, 5 arabaya 6 yıkama-yaÄŸlamacı, 7 rot balansçı, 10 yetkili,21 özel servis düÅŸüyor.

Bizim bu kadar teknoloji açlığımız olmadığı gibi, teknolojiyi efektif olarak kullanma yetisinden de yoksunuz. Çünkü gerçek anlamda teknolojiye ihtiyaç duyacak kadar hızlı yaÅŸamak zorunda deÄŸiliz. Biz Türküz. Bizde iÅŸler “tamam abi en kısa zamanda hallederiz”, “Ahmet Bey ben bankaya talimat vermiÅŸtim ama demek iÅŸlemi yapmamış deyyuzlar”, “Allah belamı versin yolladım Rıfat abi, gelmediyse yarın hemen yollarım” diye yürüyor.

Blog, web sayfasının “alt alta yazılan” ÅŸekli filan deÄŸil.

BoÅŸuna havalara girip SEO MEO kastırmayın, Adsense’den kazanacağınız para belli. “Ben geçen sene yat aldım” diyen adam hosting parasını çıkaramıyor. Nedeni basit; yazdığımız dildeki yazıları takip edebilen en fazla 5 milyon adam var. İngilizce blog yazdığınızda, potansiyel bir anda 1 milyarı geçiyor. Rekabet de fazla, o ayrı.

Kimileri, yalakalık ekosistemi yaratıp günü kurtarmaya çalışıyor. Bundan kazançlı çıktığını sanan bazı saf blogcular da var. Buna bir örnek, Eda Suner’in saadet zinciri. Aslında link filan verdiÄŸi yok; ama link aldığını sanan bazı saflar bilgisayar başında geçirdikleri vaktin yarısını yalakalıkla harcamaktalar. Kapalı devre blog sistemi. Bu aralar bir “mailing list” oluÅŸturmuÅŸ; yine bir blogcu tanıdığım gelen maildan bahsetmiÅŸti; buradaki maili görünce, aynı yazının herkese forward edildiÄŸini anladım.

Bu camia, Adsense gibi bir sistemden adam gibi para kazanamadıkça adam olamaz. İyi iÅŸler için para gelmesi lazım. “Ulan heryerde incik boncuk, dikiÅŸ nakış, yemek tarifi blogları” diye ÅŸikayet ediyoruz; e profesyonel blogcu yokki, canı sıkılan ev kadınları blog açıp duruyor. Ayda gelen 10 dolarla kimsenin bu iÅŸe profesyonel olarak soyunması beklenmesin.

Açıkçası, Adsense’i yıkabilecek yerli giriÅŸim yok. Adsense, aslında blogcuya para kazandırmıyor, piyasayı baltalıyor. Bugün çok daha ucuza Google Adwords reklamı verenler, daha pahalı olması gereken yerli reklam ÅŸebekelerine doÄŸal olarak para vermezler. Ama Türkiye ÅŸartlarında fiyatların daha yüksek olması gerek. Çünkü İngilizce yayın yapan bir sitenin (muadil site ve içerikten bahsediyorum) hitlerinin yakınına bile gelmesi mümkün deÄŸil Türkçe sitelerin. Adamlarda “sürüm olduÄŸu” için tıklama başına gelirin az olması mantıklı, bizde ise anlamsız. Her web yayıncısı toplu olarak Adsense reklamı yayınlamama kararı alsa durum fena halde deÄŸiÅŸir; ama böyle Bir ÅŸey olamayacağının Google da farkında.

Sponsorluk sistemi tek çözüm. Åžu sıra herkes reklam ÅŸebekesi kurma derdine düÅŸmüÅŸ; ancak sponsorluÄŸa aracılık etmeyi aklına getiren yok. Bizde adam gibi reklam ÅŸirketi filanda olmadığı için, bu iÅŸler palazlanamıyor. Åžimdi Turkcell’in genel müdürü webde gezinirken “ya Barış Atasoy’un blogu güzelmiÅŸ, telefon edip reklam vereyim ÅŸu elemana” demez! Bunu organize etmesi gereken reklam ÅŸirketleri ise ortada yoklar.

Blograzzi’de artık biraz kendini toparlayıp, Technorati gibi düzgün bir biçime kavuÅŸsa, bu iÅŸler biraz daha acısız yürür. Çok Bir ÅŸey ifade ediyormuÅŸ gibi, herkes ÅŸu sıralar gözünü Alexa’ya dikmiÅŸ durumda. Para vermeyi göze alanı ilk 10.000′e sokarım, hiç mesele deÄŸil. Alexa’yı kaale alan bir tek biz kaldık zaten!

Popularity: 7% [?]


1, toplam 8 sayfa12345678»
© 2007 Pozitif PC editor blogu | Mandalina teması kendim tarafından yapılmış olup, henüz beleş olarak dağıtılmamaktadır.
Kapat
E-posta ile paylaÅŸ