* You are viewing the archive for the ‘reklam’ Category

Adidas..Hedefi küçük tut

Her nedense, eğer reklamcı olsam, dünyayı sallayacağıma inanırım. Bu kesinlikle bir hezeyandır muhtemelen; burnumu sokmadığım az şey kaldığı halde, ne bu alanda çalışmak için bir girişimim oldu, ne de birisine reklamcı olduğu için imrendim.

Birşeye merakınız varsa ve o şeyi yapamıyor ya da yapmıyorsanız, eleştirmen olursunuz (futbol yazarları, sinema eleştirmenleri vs)

Adidas’ın reklamı bana çok kuru geliyor ve seyrederken sıkılıyorum. Neymiş, Beckham penaltı kaçırmış çok üzülmüş, Yunanistan maçında gol atınca herkes alkışlamış (o maçta kupayı kaybeden tarafta oynamıyor muydu?)

Yok zibilyon maçta kenarda oturan biri varmış, oynatacak adam kalmayınca çık oyna demişler, o da 0 numaralı formayı giymiş.

Daha canlı birşeyler gerek, bunlar insanı gaza getirmiyor.

Ben, düşmanımın kafasını kör testereyle koparmak, kafatasından kanını içmek, karısına tecavüz etmek ve çocuklarını kölem yapmak istiyorum. Spor yaptığımda, sadece bunun için yaptım. Kendi biricik tatlı egomu tatmin etmek, bir nevi mastürbasyon…

Sporda duygusal hanım evlatlarına yer yok. Düşmanım yeterince güçlü değilse, onu yenmekten tatmin olmam.

Zaten güçsüz olan düşmanımı ezmek için, bir tshirt’e 2 Napoleon Konyak parası vermem.

Ehl-i namus kartuş

inktecbotts.gifBilgisayar işinde olup da kaale aldığım ve saygı duyduğum sayılı şirketlerdendir HP; elbette 20 sayfa yazdırınca kartuşu biten inkjet’ler ürettikleri için değil!

HP, gerçek bir AR-GE şirketi. İnanması güç olsa da, asıl uzmanlık alanları sensörler. Öyle “müşür” diye aşağılanacak sensörler de değil bunlar; milyonda Türkiye’nin-gerçek-okur-yazarlık-oranında hassasiyette sensörler üretiyorlar.

Gelgelelim; ne kadar dünyalı da olsanız, Türkiye’de ofis açınca oraya sivrizeka birkaç vatandaşımızın sızmasına da engel olmak kabil değil. Geçenlerde bir HP reklamı beni dumura uğrattı. Aslında dumura uğradım diyemem; ne de olsa 32 senedir Türkiye’de yaşıyorum! Sadece farklı bir kombinasyonda yuh diyebildim, o kadar!

Bazılarının hala bilmediği üzere, dünyada bir çöp sıkıntısı var. Özellikle, 20 sayfa bastıktan sonra ya tıkanan, ya da biten kartuşlar yüzünden dünyanın medeni yerlerinde yaşayan bazı insanlar fıttırma durumunda. HP gibi şirketler de çöp fiyatına yazıcı satıp kartuştan para kazandıklarından, oralarda bir “toplumsal anlaşma” yapılmış. Boş kartuşu zarfa koyup şirketlere beleşe postalıyorsunuz; onlar da bunları sıfırını üretmekten daha çevreye zararlı biçimde geri dönüştürüyorlar.

Lakin biz Türkler kadın gibi kartuşun da bekaretinin bozulmamış olmasını tercih ettiğimizden -ki bekareti bozulmamış kadınların son duraklarına varıncaya dek ne kadar bozulduklarını düşünmeyin bile!- olsa gerek, HP Türkiye “bizim kartuşlar öyle geri dönüşümden filan geçmez, bekareti bozulmadan yazıcınıza girer” gibi bir reklam kampanyası düzenlemiş.

Elbette bakiredir filan demiyorlar ama o mesajı alıyor insan.

20 sayfa bastırdıktan sonra bitmez değil de, bakire kartuş..

Eh, ahlak standartlarımızla kartuş standartlarımız pek de farklı değil.

Akla ziyan Mp3 Player

27-03-07_1541.jpgBazı insanların özgüveni beni dehşete düşürüyor. İronik olan, özgüvenin genelde aptallıkla doğru orantılı ve logaritmik ölçekte artması.

Bu arada, yıllar sonra da olsa, cep telefonlarındaki ıvır zıvırların -kamera gibi- zaman zaman gerçekten işe yaradıklarını da farkettim. Bu aralar, tamamının olmasa da, rastgeldiğim bazı tuhaflıkların fotografını çekiyorum.

Haftanın bombası, koşu ritmiyle hızlanan ritimde müzik çalan aygıt! Yüzyılın buluşu gibi lanse edilen bu cihazla, eğer yeterince hızlı koşabilirseniz, Metin Milli’yi Mickey Mouse kıvamında dinlemeniz mümkün oluyor.

Normalde asla istenmeyecek özellikleri, süper bir özellikmiş gibi, “iftiharla takdim etmek” nasıl bir beynin eseri çözebilmiş değilim.

Bakış açısına göre görüntüyü eğen monitör, direksiyonla ters istikamete dönen lastikler, ekstra kalorili şekersiz tatlandırıcı gibi fikirlerinde hayata geçirilmesini merakla bekliyorum.

Motorola KRZR K1, Nokia 8800 ve Clavia Nord Lead Modular 2x

clavia nord leadİnsanlar daima gelir dağılımının adaletsizliğinden şikayet ederler. Herhalde bundan şikayet eden sadece bireyler değil; eminim şirketlerinde kafası bu işlere bir hayli bozuktur.

Az önce televizyonda Motorola KRZR K1′i gördüm. Cep telefonu hastalığım yok; verdiğim paraya acır, hor kullanır ve tuhaf arızalarla karşılaşmadan da değiştirmem. Ama Motorola dizayn olarak çok hoşuma gidiyor. Bu biraz da Motorola’ya beslediğim sempatiden dolayıdır ve kökeni Amiga zamanlarına dayanır.

Fiyatını merak ettim ve hepsiburada.com’a baktım. 650 YTL civarında. “Alınacak şeyler” listemde 40.sıraya filan yazdım; ilk üçü bile zar zor alacak param olduğundan ve 40′lara gelene kadar üretimden kalkacağından asla bir KRZR K1 almayacağım. Bunun beni üzdüğünü söyleyemem.

Sonra merak edip en pahalı telefonu aradım ve Nokia 8800 Scirocco Edition’ a denk geldiğimde aramaktan vazgeçtim: 869 Euro + KDV.

Clavia Nord Lead, dünyanın en iyisi olmasa da, kendine has bir “tarzı” olan, Depeche Mode’dan tutun David Bowie’ye kadar birçok ünlünün yıllardan beri kullandığı bir synthesizer. Clavia Türkiye distribütörü BL Müzik; genelde bu camiada en yüksek fiyatları verseler de, Clavia Nord Lead Modular 2X’i, KDV dahil 1000 Euro’ya alabilirsiniz.

Nord Lead’in seslerinin olduğu en azından 30-40 parça dinlemişsinizdir. Bu adamlar, önce bir “sentezleme” prensibi ortaya atıyor, onu modelliyor, bunu yapabilecek donanımı araştırıyor, buluyor, satın alıyor, geliştiriyorlar. Sonra bir cihaz dizaynı yapıyor, potans gibi komponentleri satın alıyorlar. Bu cihazı üretecek bir üretici buluyorlar. Sonra bu cihazı dağıtmak için dağıtım kanalı arıyor, kullanım kılavuzu hazırlıyor, müşteri isteklerini dinleyip cihazı gelişirmeye devam ediyorlar.

Sonra cihazın “tutması” için dua etmeye koyuluyorlar; çünkü bu sektörde Novation gibi efsane 1-2 cihaz üreten firmalar bile battılar. Tutarsa ne ala…

Nord Lead’i üreten adamlar 1000 metrekare kapalı alanda çalışmıyorlar ve şirket personeli sadece 20 kişi.

Nokia, 8800′ün parçalarını TI gibi tedarikçilerden satın alıyor. Daha önce yüzlerce model çıkardıklarından ve elektronik kısmı tamamen dijital olduğundan, elektronik devre tasarımı göreceli olarak son derece basit.

Nokia, sözgelimi GSM şebekesiyle bağlantı kuran, ya da kamerayı çalıştıran yongayı üretmiyor. Bu parçalar zaten var; o sadece bu parçaları telefon kasası içine sığacak şekilde biraraya getirmek zorunda.

Bugün bir Scirocco Edition yapacak parçaların tümünü satın alabilirsiniz. Çok küçük miktarlarda alacağınız için, 100 dolarlık telefonu imal etmek size 1000 dolara patlayabilir. Ama sorun bu değil. Telefon yapmak son derece basit. Artık bu iş zeka, mühendislik, fikir, kısmen sanat filan gerektirmiyor. Vasat bir mühendis için, elinde dokümanlar olduktan sonra, legolarla oynamak gibi.

Öte yandan, yüzbinlerce satılan Nokia 8800 Scirocco Edition, en fazla 30.000 satan bir Clavia’dan daha pahalı. Bu dünyaya en ufak bir katkı yapmanızı sağlamıyor. Sadece alıyor, tüketiyor ve belki 1 sene kullanmadan çöpe atıyorsunuz. Bu dünyaya verdiğiniz, kulak tırmalayıcı bir ses bile değil. Hiçbirşey vermiyor, sadece ukalaca tüketiyor ve dünyanın biryerlerinde su için birbirini öldüren insanları sömürüyorsunuz.

Google - Mozilla paktı


Google’ın “summer of code” programı ile, özgür yazılım geliştiricilerini uzun bir süredir destekliyor. Daha önce bu işten 0$ (yazıyla sıfır) kazanan bir geliştirici için emeği karşılığı birkaç bin dolar almak ve adının bir şekilde Google ile anılması elbette gurur verici birşey.

Bu Google için iyi bir reklam. Halen azınlıkta olan ve bu yüzden dolayı da kendi camiası dışından gelen küçük iyilikleri bile gözleri yaşararak karşılayan topluluklar için Google müthiş bir sempati puanı elde ediyor.

Google, sadece bilgisayar dünyasının değil, genel olarak dünyanın en büyük ekonomik (hatta sosyal) gücü olmak konusunda hızla ve durdurulamaz şekilde ilerliyor. Firefox”u neden desteklediklerini merak ediyor musunuz?

Yıllar önce Netscape, kendi tarayıcılarına AltaVista”yı entegre etti ve Google gelene kadar AltaVista, elindeki olağanüstü gücü Yahoo ile paylaştı. Altavista, kendi reklamını oldukça ucuza yapabildi; Avrupa”nın %60 gibi bir bölümü Netscape navigator ile geziyordu nette..

ABD ile kıyasladığında tüm Avrupa kıtası hallice bir köyden farksız. X bir ürünüm olsaydı ve tüm dünyada pazarlamakla ABD”nin sadece bir eyaletinde pazarlamak arasında bir seçim yapma konumuna gelseydim, tüm dünyayı orta karar bir ABD eyaleti için gözden çıkarabilirdim. Netscape ve Altavista kaybetti çünkü Yahoo “Amerikalı” gibi oynadı bu oyunu. Altavista, pazarlama ve elindeki gücü paraya çevirme konusunda yavaş ve beceriksizdi. Ama bana sorarsanız, gelmi geçmiş en başarılı arama motoruydu. İşe yarar bir bilgiye ulaşmam, Google ile AltaVista ile olduğundan 3 kat fazla zaman alıyordu. şu an bir kıyaslama yapamam çünkü artık arama motorlarını kurcalamaya vaktim olmuyor; alışmış kudurmuştan beterdir misali direk “google.com” yazıveriyorum.

Google, Firefox”un hızla yayıldığını gördü; üstelik Netscape”in aksine homojen bir yayılma bu. Netscape”in müthiş Avrupa başarısına karşılık, Firefox tüm dünyada yayılıyor. Yavaş ama çok kararlı bir artış bu. Google, kendini Firefox”a entegre ederek, kalan tüm sağları da kendine çekecek; çünkü çoğu kullanıcı için devamlı kullandığı arama motorunun URL’’sini yazmak eziyetten başka bir şey değil.

“İyi de herkes zaten Google kullanıyor” diyebilirsiniz. Üyle değil. ABD”de hala ciddi bir Yahoo kitlesi var. Her TV kanalında, öyle ya da böyle bir Yahoo reklamına denk geliyorsunuz. Dünyada kral Google olabilir ama Yahoo ABD”de hala ciddi bir kullanıcı kitlesine sahip ve Google doğal olarak dünyanın en müreffeh, en çok para harcayan ülkesinde kesin ve tehdit edilemez bir üstünlük kurmak istiyor.

Yahoo,popülaritesini korumak için çok para harcarken, Google bunu doğal yollardan yapıyor. Google, popülaritesini neredeyse sadece Internet kanalından tesis eden, istisnai bir şirket. Bu sayede, çok daha az para harcayarak dev rakibi Yahoo”nun gırtlağına çökecek duruma geldi; hatta onu geçti.

Firefox, bu üstünlüğü direk Google”ın eline teslim edecek kadar güçlü bir silah değil; ama kullanımı ucuz, etkili bir silah ve Google da bunu iyi değerlendiriyor. Yahoo, tek karesi bile Google”ın Mozilla bir ayda verdiği maddi destekten fazla olan reklam kampanyaları ile para ve zaman kaybederken, Google Firefox sayesinde direk hedef kitleye ulaşıyor.

Yahoo ise, Microsoft ile iyi ilişkiler kurma peşinde. Bunun doğru bir strateji olduğunu söyleyemem. Evet; MS hala bir dev ama sürekli güç kaybediyor. Artık hisse senetlerini alıp 5 sene elinizde tutmak isteyeceğiniz bir şirket değil.

Hani şu ekonomide asla çalışmayan “oyun teorisinin” belki tek geçerli örneği Google ve Firefox ilişkisi. Mozilla bu işten hiç kazanamayacağı kadar çok para kazanırken, Google”da göreceli olarak düşük bir meblağ karşılığında direk hedef kitleye ulaşıyor; ikisi de kazanıyor.

4, toplam 5 sayfa«12345»