öylesine, silahBir habercilik fiyaskosu daha: Lapua diye bir tüfek yoktur!

Nov24

* * * ½   7 oy

Bir habercilik fiyaskosu daha: Lapua diye bir tüfek yoktur!Gazetelerin cehalet ve haber hazırlamadaki ..doğru kelimeyi bulamıyorum. Özensizlik desem yetersiz, bilgisizlik desem zayıf kalıyor. Laçkalık ötesi.

Haberi “basın bombası” Hürriyet’te buldum. Şöyle başlıyor:

Fin keskin nişancı tüfeği “Lapua”lar özel kuvvetlere dağıtıldı. Tuzla’da açılan “keskin nişancı okulu”nda yetiştirilen subay, astsubay ve uzman çavuşlar, bu silahlarla daha çok PKK’nın grup başları ile örgütün lider kadrolarını hedef alacak.

Palavraya bak! Lapua, tüfek filan üretmiyor. Lapua, .338 Magnum fişeğini üretip adını da veren bir cephane üreticisi. Finli tüfek üreticileri olarak ise Sako ve Tikka var bu sınıfta silah üreten. Yani ne yazdığından habersiz Hürriyet’in anlatmak istediği şu; ordu, Lapua Magnum mermisi atan tüfek almış.

Gelelim “lider kadro” meselesine.

PKK’nın lider kadrosunun ele geçirilememiş ya da öldürülememiş olmasına “tüfek yetersizliğinden” ya da “keskin nişancı okulu olmamasından” olduğuna artık hangi gerizekalı inanır bilmem!

Afganistan ve Irak’ta da kullanılan Lapua’ların attığı özel mermiler 1 kilometreden çelik yeleği deliyor ve 1750 metreye kadar hedefinden sapmıyor.

Hürriyet gazetesi, fizik kurallarını da hiçe sayıyor. 1750 metreyi bırakın, 75 metrede bile “hedeften sapmayan” mermi yok. Uzun mesafe atışlarında, hava sıcaklığı, rüzgar, rutubet gibi etkenler göz önüne alınarak, atıcı tarafından muhtemel sapma+merminin normal sapması göz önüne alınarak atış yapılır. Örneğin, sıfır rüzgar ve 20 derecede, mermi 500 metredeki hedefe atış yapılınca 20 santim aşağı gidiyorsa, 20 santim yukarı nişan alınır. Rüzgar varsa, rüzgarın hızı ve yönüne göre yeni bir hesap yapılır ve bu genelde atıcının tecrübesine bağlıdır. Şu an dünya rekoru Kanadalı bir yüzbaşıda; sanırım 430 ya da 460 metre. Yani öyle bir kilometreden filan bir insanı vurmak mümkün değil.

KANASLARIN YERİNE GEÇECEK: Türk Silahlı Kuvvetleri Güneydoğu’da yaygın olarak ’Kanas’ olarak bilinen Dragunov keskin nişancı tüfeğini kullanıyor.

Hayır. Dragunov tam bir sniper tüfeği değil. Çok hafif olması ve seri atış yapabilmesi gibi özelliklerle ara bir sınıf. Sig 550 gibi. Ayrıca çok ucuz. Türk ordusunun elinde Lapua Magnum atan Sako’lar zaten çok uzun süredir var. Yani yeni alınan tüfekler -Hürriyet’in hatalar komedisi haberinden dolayı marka ve modelini bilmiyoruz- Dragunov sınıfında tüfekler değil; daha ağır, çok daha ustalık gerektiren, çok daha pahalı, muhtemelen de bolt action tüfekler. Hürriyet’in dediği “Türkiye, F-16 yerine Abrams tankı aldı” demekle benzer bir şey.

DÜNYANIN EN İYİ 11 TÜFEĞİ: TSK envanterinde ayrıca THEIS (Tactical High Energy Impact Systems) Firması tarafından üretilen dünyanın en iyi keskin nişancı tüfeği “Intervention Model 200 Military’den 11 adet bulunuyor.

Dünyanın en iyi ne tüfeği? THEIS; kendi halinde küçük bir firma ve yüksek hassasiyetle üretilen silahlar geliştiriyor. ABD ordusunda bu silahtan olmamasının nedeni basit: bunlar, sahada denenmemiş, güvenilirliği son derece şüpheli silahlar. Silahı üreten THEIS, .408 Cheyenne Tactical® isimli özel bir mermiyi deniyor bu silahla. Yani silah kadar, cephanenin güvenilirliği de soru işareti.

Haberi nereden tutsam elimde kaldı. Daha birsürü hata var ama açıkçası sıkıldım. İlk paragrafı okumak bile, haber faciasını farkedip gerisini okumamak için yeterli zaten.

Hürriyet’i ve üstün bir hayalgücü örneği sergileyerek birkaç paragrafta sayısız uyduruk bilgi üretebilen Saygı Öztürk-Özgür Ekşi ikilisini tebrik ediyor, konuyu kapatıyorum.

Popularity: 10% [?]

güncel, silahHaber fiyaskosu kervanına TRT de katıldı

Oct30

          0 oy

Haber fiyaskosu kervanına TRT de katıldıDaha önce “hayalet tabanca Glock” ve “Stealth marka uçak” gibi habercilik fiyaskolarından bahsettim. Aslında bilim haberleri çok daha kötü durumda ama onlardan bahsetme ihtiyacı bile duymuyorum; nihayetinde “ışınlanmaya”, “yoktan enerji üretmeye” filan rahatlıkla inanıyor birçok insan (insan demek içimden gelmese de, teknik olarak öyle!). Burada “inanç” kelimesini vurgulamak isterim; zira bilimin de magazin haberi gibi algılanması durumu var. Herneyse, bu konuya ileride bayağı detaylı olarak gireceğim.

TRT, “Kaleşnikov” un yeni tüfeği AK-9′u tanıtmış “kendi çapında”. Fotograf olarak ta, M16 karabin ile ateş eden ABD askeri koymuş(!). Silahın fotografını bende bulamadım, sayfa boş kalmasın diye yerine bu sempatik eşeği koydum. Kimse alınıp gücenip yanlış anlamasın diye de açıklama yapma ihtiyacı duydum.

Kaleşnikov, bizim eskiden Kalaşnikof dediğimiz, Kalashnikov.

Birtakım tuhaf cümleler var:

Son derece hafif olan silah, 3 kilo 800 gram ağırlığında

Virgül arasında fıkra anlatmış TRT. Ben bayağı güldüm. Son derece hafif dediği silah, neredeyse AK-47 ile aynı ağırlıkta.

Çünkü susturuculu olan bu silah, 9 milimetrelik kurşunuyla çelik yelekleri de delebiliyor.

Hangi kurşun evladım? Bahsettiğin merminin çekirdeği alaşımlı çelikten üretiliyor. Ayrıca silah jargonunda “kurşun” diye bir kelime yok; onu nazar bozmak için (!) döküyorlar. Daha önce bahsettiğim SP-10 mermisinin subsonic versiyonu bu. İyi de, hangi çelik yeleği deliyor? (Önceki cümlede de çelik yelekler tarihe karışacak diye fütüroloji üfürmüş)

Şuradaki haberde de, hiç araştırma yapmayan, muhtemelen silahlar hakkında da hiçbir bilgisi olmayan arkadaş, bazı endişelere kapılmış. Mesela, silah teröristlerin eline geçerse ne olurmuş…

Merak etmesin, bu silah, bırakın teröristleri, dünya ordularının bile çoğunun eline geçmeyecek. Üstelik, mermileri son derece pahalı. Nasıl Walther WA2000, H&K PSG-1 gibi çok daha alışıldık silahlar bile PKK’nın eline geçmediyse, bunlar hiç geçmeyecekler. Üstelik terörist, silahları bu yazıyı yazandan çok daha iyi tanıdığı için, böylesine sofistike bir silaha sahip olmak istemeyecektir.

Daha çok yorum yapılır da, neresinden tutsam elimde kalıyor, onun için fazla da yazmak istemiyorum.

Bu arada, Levent’in önerisini buradan duyuruyorum Glock’un metal dedektöründen geçtiğini iddia eden cahil gazeteci ve diğer basın esnafına: bir metal dedektörü kuracağız -alışveriş merkezlerindeki en uyduruk dedektörler, özel filan değil. Buradan Glock’la geçeceksiniz. Dedektör ötmezse, size tam 1 milyon dolar vereceğiz. Ama öterse, siz bize 5.000 dolar verin yeter (enayi çok, sürümden de kazanırız!). Ayrıyeten, genel yayın yönetmeniniz de, fotografı yerine eşek resmi koyacak. Yer mi beyler?

Popularity: 24% [?]

silahFragmentation (Disk Parçalanması): Klasik masaüstü sistemleri terketmek için bir neden daha

Sep23

          0 oy

Bu aralar bol bol white paper okuyorum; önümüzdeki sene “Enterprise” düzeyi işler yapmaya karar verdim. Artık, işim sunucularla filan olacak gibi görünüyor.

Oldum olası, klasik masaüstü bilgisayarları bir organizasyon içinde kullanmanın ne kadar aptalca olduğunu düşündüm. Düşünün ki, bütün gün sadece bir Excel ya da Word dosyası yazan, okuyan ve birkaç mail atan insanlar, 300-400 watt enerji harcayan masaüstü bilgisayarlar kullanıyorlar. Zaman içinde IT departmanındaki adamların sayısı artıp, şirket içinde kudeta (darbenin Fransızcasının Türkçe okunuşu; sanırım Uğur Mumcu’nun hoş buluşlarından biri!) gerçekleştirecek sayıya ulaşıyor. Bunca insan, bütün gün “Ay Namık bey, şuraya basınca tablo çıkıyordu, şimdi basacağım oraya ama yerinde yok ki” gibi, über-zevzek işlerle meşgul oluyorlar.

Bunun iki çözümü var; ya web tabanlı bir işletim sistemi kullanacaksınız -daha az sistem gereksinimi, daha az kurulum zorluğu ve daha kısıtlı özellikler- ya da ince istemci (thin client deyip günaha gimeyelim Ramazan günü!) kullanacaksınız.

Okuduğum bir white paper’dan bazı istatistikler vermek istiyorum. Konu, sadece disk bölünmesinin (fragmentation) neden olduğu zaman kaybı.

NSTL isimli bağımsız bir laboratuarın araştırmasına göre, disk bölünmesinin neden olduğu zaman kaybı, Microsoft Outlook için %68-%176 arasında. Eğer hala Internet Explorer denen Spyware mıknatısını kullanmakta direniyorsanız, defragmentation işlemi sonunda performansı %120 civarında artırmanız mümkün. Rekor ise, Microsoft Word’de: yaklaşık %1500!

Tabii, Windows ile gelen tarihi Disk Birleştiriciyi kullanarak büyük başarı elde edeceğinizi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz: Bu aracı, akıllı olarak (boş işlemci zamanlarında, ya da arka planda az CPU gücü harcayarak) çalıştırmanız mümkün değil. Takas alanını birleştirme gibi bir özelliği yok. Birkaç ayarla önce takas dosyasını ayırıp, birleştirme işlemini yaptıktan sonra tekrar bağlamanız da mümkün. Bir IT elemanınız varsa bilip bilmediğini sorabilirsiniz. Çoğu muhtemelen bön bön bakacaktır.

“Linux’ta fragmentation olmuyor, ayrıca RAM’i de çok şahane kullanıyor, dinim imanım olsun Windows yalan abi” diyen çocuklara da aldanmayın. Linux’un diskleri, en azından bazı dosya sistemleri ile çok daha iyi idare edebildiği doğru; ancak fiziksel vakıalar en nihayetinde az ya da çok gerçekleşirler. Linux bu şansını SGI,IBM ya da SUN gibi, devasa veri yükleriyle uğraşan sunuculardan devraldığı state-of-the-art dosya sistemlerine borçlu. (Yine de, Solaris’in yanından geçmiyor).

Öte yandan, X’in bazı saçmalıklarından dolayı, masaüstü makineler aman aman bir performans sergilemiyorlar. Bu yüzden, Linux tabanlı bir terminal server ile, ince istemciler tekrar öne çıkıveriyorlar. Hem Windows’un temel “arızalarından” biri olan fragmentation derdinden kurtuluyorsunuz, hem de verimliliği tost makinesi sınıfında olan masaüstü bilgisayarlara bol bol elektrik faturası ödemiyorsunuz. Tüm yönetim işlemlerini tek bir makineden, hatta Internet üzerinden yapmak “gerçek” hale geldiğinden, ortada dolaşıp bik bik öten IT’cilerden de kurtulmuş oluyorsunuz. Kahrolsun IT oligarşisi!

Popularity: 8% [?]


1, toplam 12 sayfa12345678»...Last »
© 2007 Pozitif PC editor blogu | Mandalina teması kendim tarafından yapılmış olup, henüz beleş olarak dağıtılmamaktadır.
Kapat
E-posta ile paylaş