* You are viewing the archive for the ‘silah’ Category

Osuruktan bir haber

Akşam gazetesinde gördüm.

Haberin başlığı "İnek gaz çıkarıyor, dünya ölüyor"

(İnekler osurmasa, cennet gibi dünyada yaşayacağız)

Devamı şöyle:

Çevreci örgütlerin yeni hedefi inekler! İneklerin gaz çıkarmasını önlemeye çalışan çevreciler, yeni bir diyet arayışına girdi. Grassland Çevreci Araştırmalar Enstitüsü’nden Micahel Abberton, “Bir inek günde 100 ila 200 litre metan gazı salgılıyor. İneklerin çıkardığı metan gazı insan tabanlı gazlardan 23 kat daha fazla. İnekler için yeni bir diyet programı ve ürünler üretmeliyiz. Beslenmelerinde değişiklik yapmayı başarabilirsek geğirme ve osurma sonucunda üretilen sera gazlarının salınımını önemli ölçüde azaltabiliriz. Bunu başarmamızı sağlayacak bitkiler üzerinde çalışmalarımız devam ediyor” dedi. Yeni Zelanda’da yapılan bir araştırmada da ineklerin çıkardığı sera gazlarının, yedikleri otların değiştirilmesiyle yüzde 50 azaltılabileceği ortaya çıktı.

Dişiniz ABD’ye filan geçmedi diye ineklik etmenin alemi var mı diye düşündürüyor haber.

Benim de osuran inekler için çeşitli önerilerim var:

1.Genetik mühendisliği sayesinde osurmayan, hatta makatı olmayan bir inek nesli yetiştirebiliriz. Bu konuda, endüstriyel tavuk yetiştiricilerinin engin tecrübelerine başvurulabilir.

2.İnekleri bağlar, arkaya da bir hortum bağlarız; böylece metan gazı enerji kaynağı olarak geri döner.

3.İnekleri daha az osurmaları için eğitebiliriz (Niye şaşırdınız, yazı bile yazıp üniversite bitirenleri gördük; aha işte bakınız, TV programına bile çıkıyorlar)

 

İstihbarat örgütleri “gerçekten var mı?”

Elbette var. “Var mı?” diye sormamdan kasıt, gerçekten işe yarayıp yaramadıkları ile ilgili.

Spielberg filmini çekti diye bir anda herkes öğrendi (ben adını bile unuttum), MOSSAD, Münih olimpiyatlarının intikamını almak için Filistin’li teröristleri, resmi olarak öldürmeye başlıyor, sonra operasyonu yüzlerine gözlerine bulaştırıyorlar. “Bu Araba benziyor” diye masum birini öldürüyorlar, kimlikleri açığa çıkıyor, İsveç’te gözaltına alınıyorlar. (Acaba kurtarma operasyonunu fiyaskoya dönüştüren Almanlara karşı da bir operasyon yapıldı mı!)

Gerçi İsrail’in deşifre olmaktan çekindiği filanda yok; adamlar yeri geliyor çıkıp “evet, şunu biz öldürdük, şunları da öldüreceğiz” diyebiliyorlar rahatlıkla. Neredeyse bebekliğimden beri hatırladığım tüm İsrail başbakanları, ya Sayaret Matkal, ya da MOSSAD ajanı.

Paranoyaklığı ile meşhur II.Abdülhamit -ki müthiş bir marangozdur!- Osmanlı’da sağlam bir “telekulak” ağı tesis ediyor. Öyleki, bazı zamanlarda 5 İstanbulludan birinin jurnalci olduğu iddia ediliyor! Zamanında aynısını Sovyet Rusya’da yapmış, Stalin zamanında. Hani şu bazı gerzek solcuların “işçi yoldaşların lideri” dediği, faşist, dönek ve ödlek Stalin.

II.Abdülhamit de, Stalin de, sayısız kelleyi gövdeden ayırarak uzun süre iktidarlarını devam ettirmişler. Elbette, II.Abdülhamit, Stalin’den çok daha zeki bir adamdır. Sonra Teşkilat-ı Mahsusa kuruluyor; birçok kaynak, Teşkilat-ı Mahsusa’nın II.Abdülhamit tarafından kurulduğunu söylüyor ve akla da yakın.

Teşkilat-ı Mahsusa başarılı olabilmiş mi? Özellikle Ergun Hiçyılmaz, birçok başarılı operasyonları olduğunu söylüyor ve İlber Ortaylı’nın dedikleri de onu tescil ediyor. Buna rağmen, Osmanlı, Avusturya Macaristan veliahtının suikastını haber alamıyor. Balkanlarda çıkan sayısız ayaklanmayı, Yunanistan’ın bağımsızlık savaşını engelleyemiyor. Deve sırtındaki İngiliz ajanı Lawrance, “Arap ve Müslüman kardeşlerimizi” bizi arkadan vurmaları için bir güzel örgütlüyor.

ABD’nin dillere destan CIA’si, çapulcu yerine koydukları Arap teröristler tarafından dünyaya rezil ediliyor. Adamlar Pentagon’a uçakla dalıyorlar; ABD’nin sembollerinden birini gözler önünde yıkıyorlar.

Türkiye, yıllarca Abdullah Öcalan’ı ele geçiremiyor.

İspanya, Türkiye, İngiltere “geliyorum” diyen El Kaide saldırılarını televizyondan seyrediyor.

Rusya, özellikle izin verdiklerini sandığım birkaç durum dışında, Çeçenleri durduramıyor. Birbirinden rezalet operasyonlarla hem dünyanın tepkisini çekiyor, hem de küçük düşüyor.

Puşkaş, Pele, Maradona ve Zidane

ferenc_puskas.jpgLiseden beri maç seyretmiyorum. Demirören’in gelmesiyle Beşiktaş’tan koptum; bir ara Bilgili zamanında Pascal Nouma gazıyla maç izlemeye başlamıştım ama Beşiktaş o zamanda dirayetli olamadı ve askerinin kellesini rakiplerine gümüş tepside sundu. Neymiş, elini şortuna sokmuş. Bunun 1000 katını her akşam ana haber bültenlerinde izliyoruz. Şekilci ahlakçılık su yüzüne çıkarken, Beşiktaş fiyaskolarla gündeme gelir oldu. Önce takımı Sinan Engin’e teslim edip kulübü Sinan-Sergen ikilisinin yönetmesine izin verdiler, sonra bir dizi başka rezalet. Lucescu’nun yüz kızartıcı biçimde geri gönderilmesi gibi.

Ama Dünya Kupasını hiç kaçırmam ve daima delisi olmuşumdur. Maalesef Pele ve Puşkaş’a yetişemedim. Maradona inanılmaz bir adamdı. İngiltere’ye attığı o gölde kalbim yerinden çıkacak gibi olmuştu. Ondan başka gelmez derken, Zidane’ı izledik. Adam, tek başına Fransa’yı sırtladı ve finale taşıdı. Hiç futbol oynamadan finale çıkan İtalya’ya yenildiler ama herhalde son dünya kupasına dair, şampiyonun kim olduğu bile hatırlamayacak. Herkes yıllar sonra Zinadine Zidane’ı, ya da daha Arap ve Müslüman şekliyle Zeynettin Zeydan’ı hatırlayacak.

Çok şişirilen Beckham’lar yıldız filan değiller. İngiltere’de son hatırladığım yıldız, Glenn Hodle’dı. Gazza -Paul Gascoigne- yıldız olabilirdi, ama çok az oynadı. İflah olmaz bir serseri ne de olsa.

Yine de, Beckham ile ilgili çok takdir ettiğim birşey var: Gösteriş budalası ve boş kafalı olmasına rağmen, bu kadar egosu yüksek birinin futbol oynarken egoizme hiç kaçmaması şaşırtıcı. Üstelik, süper bir profesyonel. Beraber çalıştığı herkes, çalışkanlık ve mükemmeliyetçiliğini anlata anlata bitiremiyor.

Ama tarihteki en büyük futbolcu kim derseniz, Macar Puşkaş. Siyah-beyaz TV döneminde oynamış olmasına rağmen, puslu maç kayıtlarını izlemeye doyum olmuyor. Kocaman göbeği, sahada herkesi yere çivilerken bile içki masasından yeni kalkmış hallerine rağmen, adam futbol oynamak için doğmuş.

Ferenc Puskas’ı geçen sene Kasım’da kaybettik. Solak forvet, Real Madrid’de belki en çok iz bırakmış oyunculardan…

Polisin silah ihalesi, perde 2

Yavuz 16′yı Türk polisi 400 dolardan almış. 12.000 tabanca…

Birisi, ABD’deki silah fiyatlarını araştırsın. Bugün ben bir sivil olarak, ABD vatandaşı isem, bu ülkede belgeli ve faturalı olarak, 400 dolara Yavuz 16 kalitesinde tabanca alabiliyorum.

Nitekim, ABD’de 850 dolara satılan Beretta 92F’in, Türkiye MKE’ye geliş fiyatı bu değil. Benim tahminin, 300-400 dolar arası bir fiyat. Uluslar arası distribütörlükte, Hiçbir ürün, yüksek sürümü olsa bile, %40′ın altında kar marjı ile gelmez.

Emniyet Genel Müdürlüğü, daha sonra 9mm Beretta satın alıyor: 190 dolara. ABD’de çok pahalı bir silah olan ve herkesin tuttuğu CZ 75, 285 dolardan satılıyor emniyet’e…

Bildiğim kadarıyla ne CZ, ne de Beretta: “Bizim silahımız daha iyi, üstelik yüzlerce yıllık şirketleriz, siz yerli üreticinizin silahını yüksek fiyattan alarak neden kayırdınız?” gibi bir şikayette bulunmuyor.

Verdiğim rakamlar basın yoluyla alınmış rakamlar ve benim bilmediğim bazı ek şartlar, ya da fiyat yanlışları olabilir. Ama mümkün olursa, daha ayrıntılı bir araştırma yapacağım.

Polisin silah ihalesi de tartışma konusu oldu

Son yıllarda hem ordunun, hem de polisin açtığı tabanca alım ihaleleri yine tartışma konusu oldu.

Doğrusunu isterseniz, bu ihaleler dünyanın her yerinde tartışma konusu olur. Glock, ABD’de Beretta’ya kaybedince bile, büyük tartışmalar yaşandı. Gerçekten de, aslında benim de hayranı olduğum Beretta 92F, Glock’dan daha iyi bir askeri tabanca değil. Glock’un Beretta’ya karşı tek kaybettiği nokta isabet oranı ki, bu da ordu ihtiyaçları arasında ilk sıralarda yer alan bir kriter değil.

Beretta, ABD’de ihaleyi kazanmak için, büyük tavizler verdi; son derece ucuz fiyat, ABD fabrikalarında üretim, ve daha birsürü şey. Muhtemelen, o zamanlar Glock’un silah üretiminde yeni olması da bir dezavantaj yarattı; Beretta ise dünyanın ilk şirketi-hem de sadece ilk silah şirketi değil, dünyada kurulan ilk şirket.

Ordunun silah ihalesi ise kesin bir sonuca bağlanmadı. Öncelikli olarak yerli tabancaları aldıklarını biliyoruz. Polisin silah ihalesinin bir kısmında, Tisaş’ın Yavuz 16’sı (Beretta 92 replikası, en azından görünüm olarak) sanırım ilk ihaleyi kazandı ve çok sayıda Yavuz 16 polise teslim edildi. Şimdi bir ihale daha var. İhale, bir nedenden dolayı tartışma konusu oldu: şartnamede, namlunun dövme olması, soğuk hadde çekilmesi, gövdeye sabit olması şartı var. Doğrusunu isterseniz, bu birini kayırmaya yönelik bir istek gibi görünmüyor. Yüksek isabet oranı istenen ve dayanıklı tabancalar bu şekilde üretilir ve rakiplerinden de pahalı olur. Polisin, en azından belli bir sayıda yüksek kaliteli tabanca istemesi bana anormal bir istek gibi gelmiyor.

Bu, küçük bir ihale. 12.000 alım yapılacak ve ihale bedeli 3-3.5 milyon dolar civarında olacak. İşin doğrusu, bende paranın Türkiye’de kalmasını isterim ama, burada koparılan yaygarası gereksiz buluyorum. Yerli üreticiler, orduyu referans gösterip, silah bilgisi natamam olan insanları da yanıltıyorlar. Ordu, polis, ya da sivil silahlarda istenen özellikler birbiriyle o kadar farklı ki!

Bahsi geçen rakamın 100 katını da harcasalar, bu üreticilerin istenen namluyu üretecek ekipman, bilgi ve tecrübeyi edinemeyecekleri açık. Hiçbiri, üretime başlarken, sözgelimi Sig Sauer 210 gibi yüksek kaliteli tabanca üretmeyi hedeflemedi; bu silahlar daha çok bütçesi dar siviller ve sağlamlıktan ziyade yüksek beklentileri olmayan polis ve askerler için üretiliyor. Bu biraz, aile arabası üretip spor araba ihalesi neden kendilerine verilmedi diye sızlanmaya benziyor.

Başka bir üretici, “Türk polisi yerli silah almazsa, dış piyasaya ne deriz?” demiş. Bu yerinde bir soru değil: ABD’deki ihaleyi Beretta kazandı; Beretta ihaleden çekilseydi, ihaleyi Avusturyalı Glock alacaktı. Daha önceki ABD’li tedarikçi Colt ve Smith Wesson’un esamesi bile okunmadı. Nitekim, bu en azından Smith Wesson’a bir ders oldu: şu an Smith Wesson, Walther ile anlaşmış durumda ve P99 benzeri bir tabanca üretiyor. Üstelik, kimse sizin tabancanızı, kalitesiz diye reddetmiş değil. Kriterlere uymuyorsunuz, sorun bu.

4, toplam 8 sayfa«12345678»