synthesizerJohnny Violent ve de Hardcore Industrial Techno

Jul11

* * * * * 1 oy

Hardcore iyidir; ben Drum’n Bass, Ambient, bazen de Rave sevsemde, iyi hardcore parçalar var.

Bir arkadaş, "ulan amma ucuz" diyerekten HMV’de ne kadar Hardcore Industrial Techno varsa toplamış. Adı da cool duruyor; hani geniş spectrumlu antibiyotik gibi. Malum; bazen insan hardcore’dan daha hardcore birşey istiyor; bunun da adı uzun olunca, "vay be cidden hardcore" diyor insan.

Lakin öyle değil. Bu tarzın büyük isimlerinden biri, Johnny Violent isminde bir zat. Ama müziğin müzikle filan ilgisi yok; rezil birşey. 200 bpm! (Parçanın bir tanesinde "200 bpm in your fucking face!" diye bunu da söylüyor!)

Parçalar sadece 200 bpm’de çalışan "bam bam bam, güm güm güm" şeklinde. Yemin ediyorum sadece bu! Peki diyeceksiniz, o zaman bir albümdeki bütün parçalar aynı mı? Aslında bütün albümlerdeki bütün parçalar hemen hemen aynı. 240 bpm olanlar filanda var, dolayısıyla artık "bırrt,gummmm" şeklinde çıkıyor sesler. Bazı parçalarda "gum bam gum, bam gum" şeklinde müthiş bir işitsel çeşitlilik olabiliyor! Zaman zaman davullar filan da değişiyor;yani 200 bpm dinleyince davul olduğunu tahmin ettiğim şey.

Bu albümlerin en sıkısı "Shocker" Harbiden shocker ama. Dinleyince aptal oluyorsunuz. Albümün enteresan özelliği, son parçada bir ara giren, 80 bpm’lik yumuşak bir müzik ve "Johnny is a bastard" vokali.

Parça isimleri de enteresan:

1. 2 Kicks For Yes

2. E Heads Must Die

3. North Korea Goes Bang 

4. Gotterdammerung

5. Destructor Lives

6. US Intervention

7. The Hardest Gabba

8. Kamikaze 

9. I’m Gonna Fuck You 

10. Imploding Head

Popularity: 3% [?]

synthesizerDepeche Mode ve ekipman kalitesi

May10

          0 oy


Yıllar yılı, Depeche Mode’da beynin Martin Gore olduğunu sanırdım; ancak daha önce de bahsettiğim üzere, Alan Wilder gittikten sonra müthiş bir kalite düşüşü yaşandı.

Songs of Faith and Devotion, herhalde grubun en iyi albümüdür. Black Celebration ve Music for the masses’da kaliteli albümler; ancak Songs of Faith and Devotion’a kadar Deepeche Mode hep bir prodüksiyon kurbanı oldu: eski albümleri dinleyin, hatta göreceli olarak yeni olan Violator’ı; kayıt kalitesi inanılmaz derecede kötü. Hatta, Unkapanı’nda bile zaman zaman daha iyisini yapabiliyorlar!

Martin Lee Gore denen adamın, belki de bu yüzyılın önemli şairleri arasına sokmak gerek: öyle zekice ve ironik şarkı sözleri yazıyor ki, bazı albümlerde ve parçalarda hem müzikten, hem de sözlerden müthiş keyif alabiliyorsunuz. Bu çok nadiren karşılaşılan bir durum.

Alan Wilder’ın ayrılmasından sonra ise, artan prodüksiyon kalitesine rağmen, müzik basit, sıradan ve karaktersiz hale geldi.

M-Audio’nun sitesinde dolaşırken, tesadüfen Depeche Mode ile ilgili bir yazıya denk geldim. Yazıda, Exciter’dan itibaren daha “experimental” takılmaya başlayıp, soft synth’lere sardıkları filan söylenmiş.

Son albümde, Virus’un üreticisi Access Gmbh, Depeche Mode’a sıkı para vermiş olmalı ki, sitelerinde “artık Depeche Mode bile sadece Access Virus kullanıyor” türünden reklam bannerları var.

Access Virus, şu an Alesis Andromeda ile birlikte, piyasadaki en yetenekli synthesizer. Öte yandan, her cihazın kendine has bir sesi, kullanım şekli, güçlü olduğu yanlar, hatta kulağa hoş gelebilen zayıflıkları var. Software synthesizer’a yönelmeleri, tek synthesizer olarak Access Virus TI kullanmaları aslında Depeche Mode’un, kalitesi giderek düşen müzik endüstrisine uyduklarının güzel bir kanıtı sayılabilir.

Bu arada, Depeche Mode’un kullandığı bazı synthesizer’lar şunlar:

ARP 2600,Clavia Nord Lead,Korg Prophecy,Korg Trinity,MIDI Moog,Oberheim 4-Voice,Oberheim Matrix 12,Oberheim OB-8,PPG Wave 2.3,Roland JD-800,Roland Juno-106,Roland Jupiter-8,Roland System-100M,Roland System-700,SCI Pro-One
Waldorf Wave,Access Virus TI,Novation Supernova II

Popularity: 4% [?]

keyif, synthesizerDepeche Mode ve Alan Wilder

May04

* * * * * 1 oy

personaljesusback_1.jpgDepeche Mode fanatiğiydim bir zamanlar, hala da dinlediğim olur.

Depeche Mode’u “müzik” yaptıkları için seviyorum. Şiirin arkasında ses olsun diye davul gitar filan çalalım mantığında değiller.

Muhakkak “One Caress” i dinleyin Songs of Faith and Devotion’dan. Londra Filarmoni’nin yaylılarını ikna etmeyi başarmışlar. Tamamen ve sadece kemanlar,viyola,vs. Synthesizer, hile, hurda herhangi birşey yok. New Age klasik müzik! Bu arada, bunun gibi büyük Avrupa ülkelerinin önemli şehirlerinin orkestralarının, sadece para için çalmadıklarını da unutmamak gerek. Zaten büyük paralar kazanıyorlar ve parçayı gerçekten beğenmeselerdi, “Brighton belediye bandosuna çaldırın” derlerdi.

Herhalde en sevdiğim yanları, ki Jean Michel Jarre’ı da aynı nedenden ötürü çok severim, anormal bir müzikal yelpazede çok kuvvetli parçalar yapabilmeleri. One Caress’in vokalini atın ve göreceksiniz, tek başına çok sağlam bir kompozisyon. “Aman pek de güzel” diye dinlenilen birçok klasikten çok daha iyi.

Sonra bir de Depeche Mode’un hatalı ama “karakterli” çaldığı Moonlight Sonata’yı dinleyin. Bana nedense aynı anda hem teslim olma, hem de ölene kadar savaşma hissi verir. Sonra bir de, hafiften iç burkan nefis bir piyano kompozisyonları var. Ardından, Dave Gahan’dan bir Route 66 dinleyin. Bir de gayrı resmi In the Ghetto cover’ı var; Gore hem piyano çalıyor hem de söylüyor. Elvis yorumu da harikadır ama, cover’ının orjinalinden iyi olduğu nadir parçalardandır In the Ghetto…

Synthesizer dahisi dendiği halde, Martin Gore’un iyi piyano çaldığını biliyordum. Doğal olarak, Moonlight Sonata’yı ve yukarıda bahsettiğim parçayı onun çaldığını sanmıştım. Yanılmışım. Alan Wilder’mış.

Alan Wilder, Ultra çıkmadan önce gruptan ayrıldı. Grubun en az göze batan adamıydı. Hatta, mızıka bile çalamayan Fletcher’ın gerisinde görünürdü. Gelgelelim, Alan Wilder gittikten sonra, o zengin müzik de yokoldu. Son albümlerde hala birkaç iyi parça var, onu da Gore’a veriyorum.

Alan Wilder’ı ben bile çok geç keşfettim. Elbette Recoil’ları tamamen olmasa da dinlemişliğim vardır. Şu aralar iyice deneysel takılıyor Wilder. Açıkçası Wilder’ı çok arıyorum; ama şu saatten sonra ayrılmaları belki daha iyi olur (Fletcher işsiz kalır, o ayrı!). Martin Gore, tek başına albüm çıkarıp duruyor; üstelik Depeche Mode tarzına son derece uzak olan Leonard Cohen’le sık sık çalışıyorlar.

Dave Gahan’ın albümü pek tutmasa da, bence “Dirty Sticky Floors” iyi parçaydı.

Dave Gahan’ın halefi Vince Clarke, Erasure ile hala iyi işler çıkarıyor.

Bunların hepsi, Andrew Fletcher hariç, hem çok yetenekli, hem de çok yönlü müzik adamları. Ama Wilder’ın yeri ayrı. O görünmeyen eldi.

Popularity: 5% [?]


1, toplam 3 sayfa123»
© 2007 Pozitif PC editor blogu | Mandalina teması kendim tarafından yapılmış olup, henüz beleş olarak dağıtılmamaktadır.
Kapat
E-posta ile paylaş