Uzun yıllardır uydurduğu akla zarar kelimelerle gündeme gelen TDK, sanıyorum kendine geliyor. Aslında kendine geldiğini sanıyorum o kadar; zira son zamanlarda çıkardıkları büyük bir sözlük olduğunu öğrenmek beni ister istemez böyle düşünmeye itti. Etimoloji çalışmaları yaptıkları kulağıma çalındı, ki TDK’nın misyonu zaten bu olmalı. Faşist ülkelerde bile belli bir kurum ya da zümre dilin nasıl olması gerektiğinde ahkam kesemez.
Türkçe bilmeden, “Öz Türkçe konuşalım” diye atıp tutan bir kitle var. Bunların çoğu, ortalama 200-300 kelimeyle konuşan, 30 yaş altı, “neo milliyetçi” bir kitle. Dilin nasıl oluştuğunu, ne olduğunu, dedeleri 5000 kelimeyle konuşurken kendileri nasıl olup da 150 kelimeyi zar zor biraraya getirebildiklerini bilmediklerinden, sağdan soldan aldıkları gazla üfürmeleri de normal.
Hatırlar mısınız, bir ara akşam haberlerinin çivisi çoktan çıkmıştı ve popüler konulardan biri de, “Azerice” anlatılan maçlardı. Onlar kaleciye “kapıcı” derler; keza bizim kapıcı dediğimiz kimsede “kapıcıdır”. “Dilimizi yabancı kelimelerden arındıralım!”. Neden ve nasıl?
Çok bilindik bir örnek: tren kelimesi bize Fransızca’dan gelmiş; Anadolu topraklarına tren ilk kez geldiğinde, ona bir kelime uydurulamaması normaldir. Muhalif olma konusunda birbiriyle yarışan İngilizler ve Fransızlar bile, bu ortak kelime üzerinde anlaşmışlar.
Keza, otobüs de öyle. Otobüs’ü Frenkler değil de, biz icat etsek, muhtemeldir ki, İngiliz ve Fransızlar şu an ona “the oturghachli goturghech” ya da “la oturgachlaa goturgache” filan diyeceklerdi. Bunun örnekleri de yok değildir; turkuaz ilk kez Türkler tarafından elde edilmiş bir renk tonudur ve bütün dünyada böyle bilinir. Türk kahvesi ya da yoğurt da olduğu gibi…
Bunu kompleks haline getirip, aşağılık duygusu içinde çaresizce debelenmek gereksiz. Son 100 yılda medeniyete hiçbir katkımız olmadığı halde, her ithal oyuncağa nasıl adını anmak istemediğim o sinek gibi yapışıyorsak, bu durumu da kabullenmek zorundayız. Kaldı ki, bu aşağılık duygusu uyandıracak birşey olsa, merak etmeyin, bizden çok daha burnu büyük bir millet olan Fransızlar, yoğurt ve turkuaz’a alternatif kelimeler üretirdi. Yüksünmemiz gereken şey, her nesneye isim uyduramamak değil, o nesneleri üretememek olmalı.
Sanılanın aksine, Türkler Osmanlı zamanından da önce kayda değer başarılar elde etmişlerdir. İddia edilenin aksine, sürekli at sırtında ordan oraya sürtmedik; Türkler önemli şehirler kurmuş bir ırktır. Öte yandan, genel olarak, Avrupalılar gibi yerleşik değiliz. Şehir yoksa, dil gelişmez. Daha doğrusu, şehir olmayan yerde medeniyet olmaz. Nitekim, medeniyet (civilization), köken olarak şehirli (civic) kelimesinden gelir. Sivil, aslen şehirli demektir, asker olmayan demek değil!
Türk milletinin gerçek anlamda şehirli olması, İstanbul’un fethi ile başlar. Türkçe, Osmanlı devrinde altın çağını yaşar; çünkü gerçek anlamda bir dünya imparatorluğu kurulmuştur. Osmanlı gibi bir cihan imparatorluğunun halkıysanız, doğal olarak çok değişik kültürlerle içiçe olursunuz ve bilginiz de, görgünüz de artar. Osmanlı, bu açıdan büyük şansa sahiptir; çünkü coğrafi olarak dünyanın gelmiş geçmiş en büyük medeniyetleriyle kucak kucağadır:kuzeyde Doğu Roma, güneyde Arap ve Pers medeniyeti (İran’dan bahsediyorum; İran o zaman Arap değil, Pers kültürü etkisi altındadır), doğuda Çin..Bu kültürlerle etkileşim sayesinde hem Türk dili, hem de kültürü gelişmiştir. Bunun etkisini hergün yemeklerimizde görüyoruz zaten. Türk mutfağı kadar zengin bir mutfak yoktur; o da Osmanlı’nın dünya imparatorluğu olmasından gelir. Göçebelerin yemek kültürü olmaz; zira tarım yapamadığı gibi, alengirli yemekler pişirecek zamanı, malzemesi, yeri ve bilgisi yoktur.
Zengin bir dil, beynin daha fazla çalışmasını, hayalgücünün yüksek seviyelere çıkmasını sağlar. Eğer insanlar zengin bir dille konuşup anlaşabiliyorsa, iletişimleri daha kaliteli olur. Kaliteli iletişimden kayda değer fikirler doğar.
TDK’nın görevi dili güdükleştirmek değildir. Bazıları, Atatürk’ün “Öz Türkçe” hareketinden söz ederler. Ses kayıtlarını dinlesinler, yazdıklarını okusunlar; bakalım yarısını anlayabilecekler mi..Dile elbette yabancı kelimeler girer. Her dile de girmiştir. Ha, dünya benim kelimelerimi kullansın diye inat ediyorsanız, kültür emperyalizmi yapmak amacında olabilirsiniz. Elbette, Internet’i ilk hayata geçiren siz olsaydınız, “sanal yöre” demenize itirazım olmazdı. Ama bütün dünya Internet derken, sizin sanal yöre diye direnmeniz sadece “komik”…