* You are viewing the archive for the ‘web’ Category

Hayır,biz kazandık.

Mynet’in Wordpress MU ile ilgili copyright satırını silmesi hakkındaki yazımda, bunun hukuken ve ahlaken yanlış olduğunu yazmış, gerekçelerimi sıralamıştım.

14-15 kadar yüksek hit alan blog, bu konudan bahsettiler. Serkan’dan öğrendim dün gece; Mynet biraz "görünmemesini isteyerek de olsa", copyright satırının orjinalini eklemiş.

Başka bir blogda, bu kampanyaya katılan ben ve diğer blog sahipleri, Mynet’in ekmeğine yağ sürmekle suçlanmış. Reklamlarını yapmışız farkında olmadan, Internet’e yabancı insanlar GPL filan bilmezlermiş, onlara adres göstermişiz Mynet bedava blog veriyor diyerek.

Kısmen doğruluk payı var. Ama bence bu, küçük de olsa, Türkiye’de örnek alınması gereken bir olay. Hiçkimse, kendini öne çıkararak, "Mynet’i protesto ediyoruz banner’ını benim siteden alıp blogunuza ekleyin" şovlarına tenezzül etmeden, küfür, safsata ve hamasete dalmadan, adam gibi, düzeyli ve gerekçeli bir şekilde protestosunu yaptı, hatta sadece bununla yetinmeyip Mynet’e mail attı, hatta oradan blog alarak, bunu Mynet içinde de dile getirdi.

Sonuç olarak, sadece birkaç gün içinde hedefimize ulaştık. Üstelik, Mynet’de işi uzatıp "reklamın iyisi kötüsü olmaz" mantığıyla, işi dallanıp budaklandırmadı.

Bu konuya samimi şekilde yaklaşıp zaman ayıran, bloglarında yazan, mail atan, yorumlarıyla destek veren herkesi tebrik ediyorum. Eğer resmi bir açıklama da yapsaydı, Mynet’i de tebrik edecek, hatta belki haklarında güzel birkaç şey yazacaktım. İnanıyorum, birgün o seviyeye de geleceğiz. Herkes hata yapar, hatadan dönenleri de "dönek" olarak suçlamayıp, yaptıklarını takdir etmek, altında çapanoğlu aramamak gerek.

 

Blog ve Rating

Kalite, herzaman rating getirmez. Kalitesizlik de.

Her blog yazarı, çok ziyaretçisi olmasını ister ve bekler. Birçoğu, site istatistiklerini anormal derecede abartır. Samimi olmam gerekirse, şu an itibariyle ortalama 200 civarı ziyaretçim var. Bu size çok düşük gelebilir ama, Türkiye’deki Internet kullanıcısı o kadar çok değil. Bu kullanıcıların yarısından fazlasının, sadece sohbet programlarını kullandığını söylüyorum; bunda da çok samimiyim.

Kalanların yarısı da, Internet’i yoğun kullanmayan kitledir. Sabah gazeteleri okur, e-postalarını okur, işinin başına döner…

Yani, blog okuyan kitle, 1 milyon kişi bile değildir. Onbinlerce blog’dan sizin blog’unuzu bulması, okuması, şans ve tesadüflere bağlıdır.

Hızla yükselmeyi unutun. Internet artık çok büyük, artık kimse bomba gibi bir günde patlamıyor. Yepyeni bir fikriniz yoksa, patlama yapamazsınız. Açıkçası, benim yok.

Dolayısıyla, kendinizi en az 6 ay, sabırla iyi içerik yazmaya verin. Bol bol yazın ve kullanıcı sayınıza bakmayın. Ben ilk blog yazmaya başladığımda 10 kişi bile gelmiyordu, zaman zaman moralim epeyce bozulmuştur.

Tek başınıza şöhret olma kaygınız yoksa, blog yazma faaliyetini küçük çatılar altında yapmanızı öneririm. Onbinlerce kullanıcısı olan yerli blog servisleri ya da milyonlarca kullanıcısı olan blogspot gibi yerlerde farkedilmeniz zordur. Pozitif PC altında 3 kişi yazıyoruz, dolayısıyla birbirimizin blog’undan çok atlama olabiliyor. Gerçekten blog yazmayı seviyor ve ciddiye alıyorsanız, size Pozitif PC altında bir alan verebiliriz. Pozitif PC’nin belli bir rating düzeyi olduğundan, blograzzi gibi blog arama motorlarında diğerlerine göre bariz şekilde avantajlı başlarsınız.

Dediğim gibi, öncelikle iyi içerik yazmaya kendinizi adayın. Tek bir konu, ya da çok fazla konuya odaklanabilirsiniz; sorun değil. Her iki seçim de doğru ya da yanlış değildir. Herkes farklı şekilde ulaşır başarıya…

Technorati,Blograzzi gibi servislere kayıt olmayı unutmayın. Bu dizinler, anormal sayıda olmasa bile, en azından sizin gibi diğer blogcuların sizi keşfetmesini sağlar, "müşteri" getirir.

Google’ı kandıramazsınız. Yeltenmeyin bile. Değişik konuları hedefleyin, konuları genelde alındığından farklı biçimde ele alın, blogunuz hızlı yüklensin. Ziyaretçilerinizi tanıyın ve ilişki içinde olun. Ben birçok ziyaretçimin site ve bloglarını takip eder, zaman zaman yorum bırakırım. Bunu bir çıkar bekleyerek ya da talep ederek yapmayın.

 

Blogcu nasıl beslenir?

Blog, ilk ya da ikinci elden deneyimlerinizi paylaştığınız yerdir. Dolayısıyla, blog’unuzun sınırlarını iki şey belirler; edindiğiniz birikim ve tembellik düzeyiniz.

Hergün başınıza ilginç birşeyler gelmeyeceğinden, çevrenizin geniş olması avantajdır. Bu deneyimleri aktarabilirsiniz. Okumak da çok faydalı olur, ama maalesef bizde okuma alışkanlığı yoktur. Okuma alışkanlığı sahibi değilseniz, bu işe el atmamanız hem sizin için, hem de Internet alemi için çok daha faydalı olacaktır.

Cebinizde tercihan iyi kalite fotograf çekebilen bir cep telefonu bulunması, kuşkusuz önemli bir avantajdır. Zaman zaman çok komik şeyler yakalıyorum; ama çoğu zaman çekmeye üşenirim.

Eğer turistik amaçlı gezilere çıkacaksanız, en iyi cep telefonun kamerasına bile güvenmeyin. Piyasadaki en uyduruk fotograf makinesi ile bile çok daha iyi fotograflar çekebilirsiniz. Elbette, bu konuda bazı temelleri biliyor olmanız, çok faydalı olur.

Bazı insanların oldukça ilginç deneyimleri olmasına rağmen, ketumdurlar. İnsanlara soru sorma içgüdüsünü kazanın; ama az ve zekice sorular sormak konusunda kendinizi geliştirin. Örneğin, benzin alırken, pompacıya günde kaç araba geldiğini sorun. Bu bilgiyi başka bir bilgiyle birleştirdiniz mi, çarpıcı bir konu yakalayabilirsiniz. Sorularınızı değişik semt ve şehirlerde tekrarlarsanız, ülkeniz hakkında daha çarpıcı bilgilere sahip olabilirsiniz ve bu tip istatistikler insanların ilgisini çeker. Bazı insanlar, belli konularda susmayı tercih ederler. Belli durumlarda açılışı sizin yapmanız gerekebilir.

Yeni çıkan ürünleri takip etmek de size malzeme sağlar. Ayda bir kere, alışveriş merkezlerini dolaşırım. Kasaları izlerim; insanların neler aldıklarına bakarım. Blog yazmaktan öte, insanları ve ne yaptıklarını izlemek başlı başına eğlencelidir de.

Bunları belli bir süre yaparsanız, otomatikleştiğinizi göreceksiniz.

Blogunuza gelen yorumları çok ciddiye almanızı öneririm. Bazıları başta abuk sabuk gelse de, herşeyin içinde bir miktar gerçeklik payı olur. Sizi sinirlendiren yorumları okuduktan sonra, aradan belli bir süre geçmesine izin verin, tekrar okuyun. Yorumlar da başlı başına malzeme olabilirler.

Blog adabı



Bizde “ciddi” kelimesinin anlamı çok muğlak. Örneğin, dünyanın en salak işini asık surat, çatık kaşla yaparsanız, birçok insan sizi “ciddi” bulacaktır. Bu yüzden, Richard Stallman gibi adamlar ciddiye alınmazlar bizde, öyle ya, dahimiş banane, adam olsun, kravat filan taksın, taş yerinde ağırdır. Ağır ol, molla desinler.

ABD’de birçok büyük şirketin başındaki adamlar blog yazıyor. Sun Microsystem’ı sık sık örnek veriyorum; Jonathan Schwartz zaten bu akımın öncüsü. Ciddi yazıyorlar; “ciddi” den kastım, işlerini ciddiye alarak yapıyorlar; orada espri yapmak filan ne delikanlıyı, ne de üst düzey yöneticiyi “bozuyor”. Aksine, ciddi bir konuyu esprili ve ilgi çekici şekilde anlatmak, ayrı bir yetenek ve zeka belirtisidir.

Blog, “ciddi” değildir; yani biz Türklerin anladığı anlamda ciddi değildir. Bizde, ciddinin karşıtının “cıvık” olarak düşünülür; bu doğru değil.

Blog yazarken tavrınız sinirli, kuşkucu, neşeli,esprili olabilir; hatta ortayaş kadın blogları ve TV’lerdeki öğlen programları tarzı “sevecen” bir tavır içinde olabilirsiniz. Ama “yılık” ve “cıvık” olmanız gerekmediği gibi, bu aynı zamanda iticidir de.

Blogunuz popüler olmaya başladıkça, yorumlar almaya başlayacaksınız. Sizden daha zeki olduğunu düşünen ve vakti çok olan bazı zevatlar, çirkefliğe varan yorumlar yazabilirler. Sinirlenmenize gerek yok; sonuçta Internet’de gerçek insanlardan oluşuyor. İti de var, kurdu da.

Bütün yorumları yayınlamanızı tavsiye ederim (küfür içerenler ve israrla aynı şeyi söyleyenler hariç). Türk insanının içinde değişen oranlarda sansürcülük vardır; ama sansür iyi Bir şey değil. Birinin size terbiyesizlik ya da haksızlık ettiğini düşünsenizde, yorumunu yayınlayın. Cevabını da verin. Narin ve nazik olmanız şart değil; ancak kesinlikle küfür ve ispatlamayacağınız ağır ithamlar kullanmayın. Zaman içinde göreceksiniz ki, bu tipler hem yakanızı bırakacaklar, hem de okuyucularınız arasından gereken cevabı verenler çıkacak. Dürüst olmak, açık olmak size puan kazandırır.

Sırf girdi olsun diye, bir resim koyup altına 2 satır yazı yazmayın. (Kullandığınız görsel materyaller çok çarpıcı ise durum değişir)

Başkalarından alıntı yapıyorsanız, kaynak gösterin.

Bazı blogcular, hitlerini artırmak için link takasına giriyorlar. Şahsen çok nadiren link veririm ve hayatım boyunca, birine “ben sana link vereyim, sen de bana” gibi bir teklif yapmadım. Gerçekten samimi olarak sitesini,blogunu beğendiysem link veririm. Bana link veren bir bloga, ben de beğendiysem link veririm. Link takasını rating için yapmak, hem ahlaken çirkin bir davranıştır, hem de sitenizin-blogunuzun değerini düşürür. Örneğin, beğendiğim bir siteye-blog’a girdiğimde, onun kendi kalitesinde blog ve sitelere link verdiğini düşünür ve o linkleri takip ederim. Eğer linkler, sadece rating adına yapılmış ya da o kalitenin çok altında sitelere çıkıyorsa, o insanın sitesine-bloguna bir daha gitmem.

Blog içeriği konusu daha geniş bir kavram; blogunuzun nasıl olmaması gerektiğini söyleyebilirim ama nasıl olması gerektiğini zaman içinde ancak siz anlayabilirsiniz.

 

Blog, o kadar da kişisel bir şey değildir!





Sanırım, “blog” kelimesinin yanlış Türkçe çevirisinden dolayı (web güncesi,ağ günlüğü vs), blog nedir, ne değildir, ne olmamalıdır, bunu pek kavrayamadık.

Herşeyden önce, blog bir günlük değildir. Yani, kimse sizin (Paris Hilton filan değilseniz) o gün ne yediğinizi, bağırsaklarınızın hangi tempoda çalıştığını, kiminle seviştiğinizi filan zerre kadar merak etmemektedir. Elbette, içinde sadece yemek tarifleri olan bloglara bolca link verip yorumlarıyla yalakalığı elden bırakmayan bir erkek kitlesi mevcuttur; ben cinsel ihtiyaçlarını bloglayarak giderebileceğini düşünen şaşkınları baz almıyorum zaten.

Başınızdan geçen şeyler, başkalarını şaşırtabiliyorsa, yazmaya değerdir. Örneğin, kız arkadaşınızın elini ilk defa tutmanızın “blog değeri” yoktur; ama kız arkadaşınız size tecavüz edip Beşiktaş iskelesinde yarı çıplak halde bıraktıysa, bu ilginçtir.

Blogunuz, tercihan “Unisex” olmalıdır. Türkiye blogosferinin %30′unu oluşturan yemek tarifi blogları, %25′ini işgal eden 3.sınıf şiir ve türlü çeşitli şekillerde patlayan kalpler, yanıp sönen melekler, danseden bebekler gibi tek temaya sahip bloglar, tahmin edersiniz ki, yalnızca siz, pusulasını şaşıran Internet gezginleri ve “ava çıkmış” toy delikanlılar tarafından ziyaret edilmektedir.

Blog, bir site değildir. İnsanlar, bir blogda başka bir insanın yorumlarını, tecrübelerini görmek isterler. Yani, arka arkaya sağdan soldan derlediğiniz ya da aleni copy-paste yaptığınız teknoloji haberlerini yazmak, bir blog meydana getirmez. Bahsettiğim haberlerin en sonunda “valla çok güzelmiş”, “yaşadık artık”, “Türk insanının özlemi bitti” gibi tek cümlelik yorumlar katmak, bahsettiğim “kişiselliği” sağlamazlar.

12, toplam 18 sayfa« First...«456789101112131415161718»