Toplu yanılsama ve Google Pagerank
Geçenlerde malum bir çevreye dokuz doğurtan Google, nihayet Pagerank’i güncelledi. Yalnız bu sefer pagerank güncellemesi kapı baca yıkmadı, “üleyn benim pagerank 5 oldu, cümle alem anladı benim bu işlerde yek olduğumu” nidaları atılmadı.
Neden?
Çünkü “Internet esnafı” dostlarımızın pagerank’leri bu güncellemeyle birlikte dibe vurdu da ondan!
Örneğin herkesin “blog aleminin kralı” dediği Problogger, 6′dan 4′e düştü.
Bu tip sitelerin “Türkiye mümessillerinin” ne hale geldiklerinden hiç bahsetmeyeyim, malum, fışkıran tükürüklerle uğraşmak istemiyorum.
Benim için önemli olan pagerank algoritmasının değişmesi değil. Bunun neden değiştiği ile ilgiliyim. Kafamda bazı teoriler olmasına rağmen, elbette Google’ın hesaplarını bilemem. Ancak tek bildiğim şu; link satan siteler Internet kadar eski ve Google’un bunca sene beklemiş olmasını, herkesin bildiği şeyi Google’ın bugün farketmiş olmasına bağlayamazsınız.
Medya değişiyor ve özellikle gazetelerin, dergilerin son derece ciddi açmaz ve kayıplarla karşılaşacaklarını senelerdir söylüyorum. Sözgelimi, engadget gibi siteler varken, donanım haberlerini takip etmek için artık kimsenin bilgisayar dergisi aldığı yok. Bilgisayar dergilerini örnek verdiğime bakmayın, otomobil dergilerinden kadın dergilerine kadar aynı tehdit birçok alanda mevcut. Tıp dergileri, tarih dergileri gibi çok kısıtlı bir okuyucuya hitap eden ancak güvenilir bilginin son derece önemli olduğu bazı kısıtlı alanlar, kendilerini şu an için güvende hissedebilirler; ta ki Veropedia bir iş modeli haline gelmediği sürece.
“Klasik medya” nın tek sorunu, bedava ve daha geniş içerikli web siteleri değil. Bir “kişisel yayıncılık” devrimi ile karşı karşıyayız. Bunu Türkiye’nin içine bakarak görmek pek mümkün değil ama, günümüzde eski ve köklü sitelerin hit rakamlarına yaklaşan, hatta geçen kişisel bloglar var. Bunun nedenini biraz da haberden çok yoruma önem verilmesine bağlıyorum. Evrim herzaman ileri doğru olmaz. (doğada tersi bir durum yoktur ama sosyoloji filan bahsettiğim türde örneklerle dolu). Bizi herşeyin arsızı yapan “modern yaşam biçimi”, bilgi alma şeklimizin de değişmesine neden oldu. Biryerde magazin ve gerçeklik iç içe geçerek, birbirinden ayrılmaz, homojen bir karışım haline geldi. Bu manzaradan hoşlandığımı, en azından çoğu zaman, söyleyemem zira bana göre toplu bir şizofreni yaşadığımızın belirtisi. Bilginin içinde “duygu” aramaya başladık. Bunu da insanın “uyarılma ihtiyacına” bağlıyorum. 21. yüzyılda o kadar fazla uyaran varki, beyin kendini koruma mekanizması ile bu uyaranları algılamamaya başlıyor. Çok basit bir örnek vereyim; eskiden -çok değil 15 sene önce- Playboy dergisinin kara poşetini görmek bile, “içinde ne var?” diyerek duyularımızı ve hayalgücümüzü harekete geçirirdi. Şimdiyse çıplaklık, hatta pornografi heryerde. Gazete bayinin vitrinine baktığınızda yüzlerce çıplak ya da yarı çıplak vucut görüyorsunuz; insan önce nereye bakacağını şaşırıyor, sonra da hiçbirine bakmamaya başlıyor!
Uyaranların olmaması ya da haddinden fazla olması sonuç olarak aynı etkiyi yaratıyor ve yeni uyaranlar arıyoruz. Evet; “haber” dediğimiz zaman çok çeşitli şeyler aklımıza gelebilir ama haberin klasik formatı üç aşağı beş yukarı biz varolduğumuzdan beri aynıdır. İnsanların artık daha görsel, bilgi derinliğinin daha az ama üzerinden başka yerlere dallanabilecekleri tarzda haberleri izlediklerini düşünüyorum. Bu dünyayı ve olayları algılama biçimimiz için bir tehdit olsa da, maalesef gerçek bu. Gazeteler ve televizyonlar, özellikle son 10 yılda klasik habercilik ilkelerini neredeyse tamamen terkettiler. Gelgelelim, Internet onlardan herzaman için daha özgür, hatta başıbozuk oldu. Çok kötü bir gelişme olsa da, insanlara küfür etme, haksız ithamlarda bulunma şansı vermediğiniz zaman ilgilerini kaybediyorlar. Belki bunun altında bir parça olaylar üzerinde etkisiz olduklarını bilme, karar alma süreçlerine katılamama ezikliği var. Küfür ederek, yorumlarında istediklerini, engelsizce ya da düşünmeden söyleyerek hiç olmazsa deşarj oluyorlar.
İşin diğer tarafında, “şöhret olmanın” artık “mecburi” hale gelmiş olması var. Dediğim gibi, artık insanlar önemli hissetmek için dikkat çekmek zorunda hissediyorlar kendilerini. Bunu nasıl yaptıkları çok önemli değil; çünkü doğruyla yanlış, güzelle çirkin arasındaki çizgiler yokolmaya yüz tutmuş durumda. YouTube’un başarısını, kendini gösterme açlığına bağlıyorum. Keza, FaceBook’ta benzer bir açlığı doyuruyor.
Bu kadar tantanadan sonra “e sence neden Google Pagerank algoritması değişti?” diye sorarsanız, şunu söylerim:
Google, kişisel yayıncılığın “gelecek” olduğuna hükmetti ve dev medya kartellerinin bu alana girmelerini zorlaştırmaya çalışıyor. Yani, atıyorum bundan sonra sizin açtığınız köpek blogu ile Yahoo’nun sayfasından link alan, Doğan Medya’nın açtığı köpek sitesi, sadece içeriklerine göre değerlendirilecek; Google, Doğan Medya’nın Yahoo’dan link almasını onu öne geçiren bir faktör olarak görmeyecek. En azından, eskiye göre daha az değeri olacak. Aslında, bu sayede Google, uzun vadede Fox gibi, Time Warner gibi “klasik” medya devlerine karşı ayakta kalabilecek; yani Google bireysel yayıncıları-bireysel yayıncılar Google’ı destekler gibi bir sembiyotik ilişki sözkonusu.
Düzeltme: Biyologumuz Serkan, iki konu hakkında beni uyarmış, sağolsun. Özellikle kelimeleri doğru yazma takıntısı olan biri olarak sembiyotik yazmama canım sıkıldı. Eşeklik bana ait değil tamamen, birçok yerde böyle geçiyor ama doğrusu elbette Serkan’ın dediği gibi. Bir de evrim konusu var. Lafı gevelemeden Serkan’In açıklamasını ekliyorum:
Toplu yanılsama ve Google Pagerank yazının en sonunda sembiyotik diye bir kelime geçiyor harf hatası olmuş o simbiyotik olacak. Simbiyozdan simbiyotik.
Bir de yazının ortalarında “Evrim herzaman ileri doğru olmaz. (doğada tersi bir durum yoktur ama sosyoloji filan bahsettiğim türde örneklerle dolu).”
Doğada tersinin söz konusu olduğunu söyleyen taraflar da var. Bu görüştekilerin örnekleri genellikle sistematik sıraya muhalefet eden böbrek gelişimi ya da Arthropod-larval dönem hariç- neredeyse tamamen bitki gibi yaşayan Urochordata olan böceklerin omurgasız ve daha düşük bir evrimsel basamağa sahip olmalarına rağmen üyelerinin omurgalı ve gelişmiş sayılmasıdır. Embriyolojik ve moleküler çalışmaların gösterdiği bu filogenetik gerçek kimileri tarafından yine sistematik sıraya kısmi muhalefet olarak düşünülebilir. Sanki geri doğru evrilmişler diye ileri sürülebilir. Ancak biyolojide neredeyse hiç bir şey %100 kesin değil ki bu konuda da biri haklı çıksın.

