* You are viewing the archive for the ‘web’ Category

Yamuk bir site daha: İgdaş

Önce Konqueror ile açmak istedim igdas.com.tr’yi, Konqueoror ardarda JavaScript hatası verdi ve ekran kendini sürekli refresh etmeye başladı.

Sonra Firefox ile denedim şansımı ve aşağıdaki salak hata mesajını aldım:

igdaş

Ulan iyi de, ben gün filan yazmadım ki! Kredi kartının son kullanım tarihine -ay ve yıl olarak- bakıp, bugünden küçük olamaz buyuruyor.

Herneyse, uzatmadan tamam’a basınca;

igdaş

Uyduruk bir imla ile -saymaya üşendim, ilk bakışta 7-8 yazım hatası var- sistemde hata olduğu mesajını aldım. Başta söylesene, neden tarih marih ayaklarına yatıyorsun!

Şimdi kıllandım. Acaba Linux kullananlara mı böyle? Konqueror yese kekleyecektim Internet Explorer’ım ben diye ama sayfa bile açılmadı.

Kızıyorum ya o uyduruk bu uyduruk diye, balık baştan kokuyor. Kamu kurumlarının siteleri mezbelelik, bir de blograzzi’yi filan eleştiriyorum.

Ünlü birinin omuzu arkasından kameraya sırıtan Türk modeli bildirgec’te

İki kafadar -birinin adını heryerde görürüm, öbürü yeni herhalde- “bildirgec’i hackledik” diye gaza gelip heryerde reklam yapmaya başlamış.

İnsanlık için adım bile değil, ama arkadaşlar için yılın olayı olmuş.

Malum; 3DES algoritmasını 27 saniyede çözen, Kerberos 5′i köpek edip kapıya bağlayan, Cisco’yu filan tirtir titreten adamlar bunlar. Yaptıkları bu büyük hizmet sayesinde, gerekli önlemleri alan bidirgec de, artık engadget ile filan yarışır hale gelecek, “ula ula neler oluyor?” diyen Microsoft, yarım milyar dolara Facebook’un minik bir hissesini almaktan vazgeçecek, arkadaşlar da Ubuntu’nun sahibi (Canonical, teknik olarak!) Mark Shuttleworth’dan sonra (bu adamın soyadı sahte midir nedir!) uzaya giden ilk bilişim camiasından elemanlar olacaklar.

Çünkü bildirgec’in data center’ı California’da; Sun sponsorluğunda kurulan datacenter’da otuz bin (rakamla 30.000) Sun Sparc Niagara çalışıyor. Intel, Xeon’ların reklamı olsun diye Sun’ı ekarte etmek istiyor, 3 milyar dolar vermiş, bildirgec’teki elemanlar “biz Türkler sponsorlarımızı satmayız” diye karşı çıkmışlar. Data center’daki 5.000 sunucu, Internet omurgasına 18 TBit’lik 28 kablo ile bağlı Cisco, sırf bu anormal talebe cevap verebilmek için xildirgec serisi router’lar geliştirmiş.

Arkadaşlar bildirgec’i hackleyip ana sayfaya domuz kumbarası resmi ve takı tasarım videosu koyunca Sun ve Cisco hisseleri NASDAQ’da %55 değer kaybetmiş, Vatikan bu işi Hrıstiyan hackerların yaptığını sanıp “son haçlı seferini biz kazandık” diye basın açıklaması yapmış.

Şu an Bahamalar’da Angelina Jolie ile başbaşa tatil yapan Serkan, şöyle bir açıklama yapmış:

Dün bildirgeçi madara ettim arkadaşlar. Bu yazıyı okuyanlarda bunu böyle bilsin. yıllardır karizması ile başı dik duran bildirgeç dün benim ve sonrasında benim sayemde yöneticilik alan Wolkan ile birlikte bildirgeçin karizmasını çizdik yerle bir ettik.

Okuyun ve bilin. Bildirgeç madara olmuş, çünkü yıllardır karizması ile başı dikmiş (iyi ki Internet kullanıcılarına bir “zarar veremeden” çizmişler karizmasını!)

Aferin çocuklar, bir sonraki çalışmanızı heyecanla bekliyor dünya Internet kullanıcıları.

Sıra Facebook’ta, onları da çekin paçalarından, indirin aşağıya.

Bu aynı zamanda, yüzyılın ilk komünist devrimi. Nitekim Serkan şöyle de bir açıklama daha yapmış:

BEN BURDAYIM NE BİLDİRGEÇ NE DE BAŞKA Bİ YER NE DE PARAGÖZÜN YALAKA ÜYELERİ beni yıldıramaz haklı olan benim eğlendim dalgama baktım. yapmak istediğim şeyi yaptım.

Umarım yılmaz. Çünkü toplumu bildirgec gibi zehirleyen çok sayıda site var. Tırsın yalakalar, korkun alçaklar. Çünkü Serkan yılmayacak.

What about first life?

Herkeste bir second life deliliği…

Tamam, hayal kurmak güzelde, bunun hayalle filan ilgisi yok. Herkes artık ilk hayatının dibine vurmuş, sınırlarına dayanmış sanki de, second life namlı zırvalıkta alternatif, daha güzel bir hayat arıyor.

Bu akşam öğrendim ve dumur oldum; bizim milletin %80′ninde, az ya da çok basur problemi varmış!

Demek istediğim şudur: neden kıçınızı kaldırmayıp, gerçek dünyayı keşfe çıkmak yerine envai çeşit zibidiliğin ardında geziyorsunuz? (Bunun sonu basur, bir kez daha hatırlatıyorum!)

Ben maalesef çok kalkamıyorum masa başından, lakin zamanında başka işler yaparken bilgisayarın başına oturduğumu da bilmem. Kendi içine kapalı, küçücük bir dünya. Heyecanı filan da yok. Çoğu insan için “av sahası”; iyi de, 8 saat chat yapıyorsunuz, toplasanız aslında 15 dakikalık kısa (ve luzumsuz) bir konuşma.

Ben bunu bir hastalık olarak görüyorum; gerçekten kaçmanın başka bir adı yok.

Google ile konuşan insanımız

İnsanlar genelde bilgisayarları zeka sahibi sanıyorlar. Dikkat edin, amatörlere yönelik bilgisayar kitapları, bu işin az buçuk okumuşları, şu cümleyi muhakkak bir yerde patlatır:”Aslında bilgisayarlar aptaldır, düşünemezler!”

Bu cümle, bir mail atmayı yarım günde zar zor becerebilen -ya da beceremeyen- insanoğlunun, karşısında çaresiz kaldığı bu makinaya, en sonunda muzaffer geleceğini ifade eden bir “umut” cümlesidir. Gelgelelim, bu pratikte asla olmaz. Bilgisayar kullanmayı yarım yamalak becerebilen insanlar, bilgisayara karşı korkuyla karışık bir kin, nefretle karışık bir saygı besler.

Internet ile birlikte, çoğumuz Google’ın aşırı zeki olduğunu sanmaya filan başladık herhalde. Aylardır yazılan arama kriterlerini ilgiyle takip ediyorum. Kelime öbeklerini biraz analiz edince, muhtemel iki durumla karşılaşıyoruz:

a. İnsanlar çok yalnızlar, Google’ı sohbet edebilecekleri bir arkadaş olarak görüyorlar.
b. İnsanlar, Google’ın çok zeki olduğunu ve konuşma dilinden anladığını düşünüyorlar.

a maddesi, sosyolog ve psikologların uzmanlık alanına giriyor.

b maddesi ise ilgimi çekiyor. Birazdan alıntı yapacağım arama kriterleri, bu gece yazılmışlar.

—————————————————–
Webin efendisi: “Yeni çıkan Peugeot 308 satış fiyatı”

Google: “Harbimi, ne zaman çıkmış abi?”
—————————————————–
Webin efendisi:”Sevgiliyi getirme büyüsü”

Google: “Orgazm anlamında mı, geri getirme babında mı sordun?”

Webin efendisi: “İkisini de söyle. Aslında ikincisini arıyordum, birinci konuda da sıkıntılarım var…”
—————————————————————
Webin efendisi: “Fort Mastank”

Google: “Ford diye bir araba markası, bir de fortçuluk diye bir vakıa buldum. Hankısı?”
——————————
Webin efendisi: “Nokıa 6550 kaç para?”

Google: “Ne bileyim lan kaç para, istersen yan banttaki reklamlara bir tıkla, orda çok ucuza satanlar var”
————————————–
Webin efendisi: “Etox Zafer nasıl bir araba kaç beygir”

Google: “Nefes al, teker teker sor”

Türk usulü protesto

Teyzemle annemin ortak bir arkadaşı varmış; adı Şazi. Şazi denen eleman, ilkokuldan başladığı dayak yeme kariyerini liseden mezun olana dek sürdürmüş. Bu arkadaşın enteresan özelliği ise, dayak yedikten sonra yılmayıp, kötekçisine sövmek, ardından tekrar dayak yemekmiş. Bizim okulda da böyle bir tip vardı, düpedüz hıyarın tekiydi, hatta o kadar gıcık bir herifti ki, adını ifşa etmekten bile çekinmem ama maalesef unuttum adını:) Avukat olmuş; Allah müvekkillerini korusun, “ipten alır” derler ya, onun eline düşseniz trafik cezasından boynunuza yağlı urganı geçirirler; öyle bir salak.

Ne polisten dayak yedim, ne de askerde başıma bir vukuat geldi. Lakin, ilk kurşun sizi daha 5 yakındayken kılpayı ıskalayıp geçiyorsa, hafiften tırsmaya başlıyorsunuz.

Mesela memleketin mühim sorunları hakkında yazıyorum arasıra, herhalde “şahit yazarlar” diye yorum yapan pek çıkmıyor. Lakin, Pardustu,LKD’ydi, Barış Akarsuydu filan deyince, günboyu yorum yağıyor. Artık saf ilgisizlik midir, yoksa insanlar siyasi konulardan tırstığı içinmi, ben de pek anlamış değilim.

Şimdilerde, wordpress.com’un kapatılmasını protesto edecekmişiz. Açıkçası hiç umurumda değil. İnşallah daha çok siteyi kapatırlar. Bize müstahak çünkü.

Bu rezil Internet yasası çıkmadan önce de kıçımızı yırttık da, o zaman ipleyen olmadı.

Internet üzerindeki protesto hareketlerine bayılıyorum. Mesela PCNet’in bir ADSL fiyatlarını protesto kampanyası vardı, akıllara zarar. 10 punto “aman adsl çok pahalı” yazısı, altında 32 punto pcnet logosu. Bunu yiyen bazı saf arkadaşlar sitelerine koydular, PcNet, 1 ay filan bilaücret banner yayınlamış oldu.

Şimdi herkes “valla çok ayıp,olur bu bu devirde ayol” diye kendi blogunda yazıp duruyor. Modaya uymak adına bende yazmıştım, amaçsız bir yazıydı, daha ben yazarken bile aynı anda 20 kişi benden önce yayınlamıştır herhalde.

“Hadi banner yapalım” desek, koyacak yer yok çoğu blogda. Ekranın yarısı google adsense, üçte biri blograzzi,technorati linkleri, bir de ne olacağı belli olmadığı halde heryerde görmeye başladığım bloglama.com banner’ları var (nedense taban hep siyah, paramız yok içimiz kan ağlıyor mesajı vermek için herhalde)

Mecliste Internet’i bilen bir avuç adam var, onlar içinde Internet’ti,blogdu, web sayfasıydı, hiç olmasa daha iyi (MSN ve Skype kalsın). Mecliste lobin yoksa cesedin yerde kalır, onun için aman banner koyalım, şuraya buraya e-dilekçe yazalım filan işe yaramaz.

Bu işler biraz tabandan başlar. Benim de yaptığım gibi, Ferrari’nin filan beleş reklamını yapıp yere göğe koyamazsanız -Ferrari’yi de sevmem, şirketini de sevmem- reklamını yaptığınız adamlardan beş kuruş para alamazsınız. Google’dan birilerinin sizi bulma olasılığı artar o kadar, ama para filan kazanamazsınız. Paranız yoksa organize olamazsınız; organize olmak ortak çıkarı olan insanların işidir. 100 tane adamın blogu ayda 20.000 dolar para kazansa, bunun mafyası da türer, tetikçi blogcular da ortaya dökülür, meclise adam bile sokarlar. Ama bizde böyle bir organizasyon becerisi, kararlılık yok. Onun için kendi aramızda üfürmekle kalırız, iki ay sonra da wordpress.com’un ne sitesi olduğunu bile unuturuz.

“E nasıl olacak?” derseniz, olmaz derim. En olabilir şekli, aramızda para toplayıp avukat tutmak. Ya da çok blog meraklısı bir avukat filan çıkacak da, dava filan açacak. Ölme eşeğim ölme…

Eh, kağıda basılan birşeyde de duyurulmadığı için, “sokaktaki adamın” ilgisini çekmiyor Internet sansürü filan. Ortalama 30 yaş üzeri adam için, Internet ne de olsa envai çeşit pisliğin olduğu bir şer yuvası. Basının ciddi adamları da bizi ciddiye almıyor zaten, hani hep de haksız değiller, 2 satır yazıda 3 düşük cümle, 28 imla hatası olursa, içerik ordan burdan kopya olursa, bilgisiz fikir üretilirse, onlar da ciddiye almazlar tabi.

Internet Türkiye’de hala medya filan değil. Gittigidiyor.com, televizyona reklam vererek kendini duyurabildi. Bir ara, belediye otobüsleri üzerinde istanbul.net reklamı görmüştüm, duraklarda da patlican.com.tr reklamı vardı (sahi, patladımı yahu?). AB ve ABD ülkeleri, artık TV dizilerinin reklamını Internet’ten yapıyor, biz TV’den millete “aha böyle bir site var, reklamlarla 3.5 saat süren yarım saatlik dizini seyrettikten sonra unutmazsan hele bir gir bak” diyoruz. Kısacası Internet’i kimsenin iplediği yok; biz kendi aramızda gelin-güvey olup kendimizi olmadığımız yerlerde görüyoruz. Internet Mahir’i bile biz değil, yabancılar keşfetti ilk önce, daha ne konuşuyoruz ki!

Neden medya olamadığımızın cevabı basit; yine organize olamamaktan. 10 kişi oturup bir site, blog,portal açamıyor ki. Yapanda parayı bastırıp adam tutarak yapıyor, çünkü hepimiz tek başımıza kahraman olmak istiyoruz. Assolist de benim, kemanı da çalarım, kanunu da. Hepsini kötü yaparım ama olsun. Medya olamadığın içinde kimse takmıyor seni, bu kadar basit. Ha desek, 100 kişiyi bile Taksim’de toplayacak gücümüz yok, Ankara’daki adam senin şerrinden neden korksun?

Piratebay de kapalı aslanlar, hadi klavyenize kuvvet.

8, toplam 18 sayfa«123456789101112131415»...Last »