İnsanın patentini de alırlar mı?
ABD’de iki şey çok kutsal: patent ve mülkiyet hakkı. Bunun nedenini anlamak zor değil; bu iki hakkı güvence altına almazsanız, kapitalist sistemi ayakta tutamazsınız. Nitekim, Türkiye’yi ekonomik olarak büyük zarara uğratan servet vergisinin hazin sonuçlarını hala yaşıyoruz; o zaman yapılan hataların (ki bu hatadan da öte bir uygulamaydı) sonuçlarını, bugün ülkenin en önemli varlıklarını haraç mezat yabancılara satarak ödüyoruz.
Mülkiyet hakkı bugünlerde fazla birşey ifade etmiyor; nitekim solcular enformasyon devrimi ıskalayınca, kapitalizmin nereye gittiğini anlamakta güçlük çektiler. Türkiye’deki solcuları hesaba katmıyorum bile; onlar hala 100 sene önce tartışılıp kenara koyulan kavramlara din gibi sarıldıklarından, hem Türkiye’yi hem dünyayı anlayabilecek durumda değiller.
Bugün Türkiye hala 50 sene geride kalan kalkınma modeli ile kalkınabileceğini düşünen saflarla dolu. Yeni fabrikalar açmak, sadece ülkeyi daha fazla kirletmeye ve hammadde ihraç eden ülkelere daha bağımlı olmamıza hizmet ediyor; üretimden elde edilen katma değerin aslan payını ise teknoloji ve bilgi üreten batı ülkeleri alıyor. En hızlı kirlenen ve çölleşen ülkelerden biri olmamızda tamamen bununla ilgili. Batılı ülkeler çoktan fabrikalardan vazgeçtiler; zira bunların pisliğini temizlemek daha pahalıya mal oluyor. Bizde ise, bırakın bilgi üretmeye yönelik çabaları artırmak için birşeyler yapmayı, siyasi partiler hamasi ve boş laflarla insanları uyutmaya devam ediyorlar. Üstelik, sanayileşelim derken, Türkiye her geçen gün, kendi kendine yetersiz hale geliyor tarım ve hayvancılıkta; özellikle tarım ithalatımız müthiş bir hızla artıyor.
Kısacası, artık üretim araçlarının mülkiyetini elinde tutan sistemi idare etmekten acizdir; artık o işçinin başındaki daha kıdemli işçidir, daha fazlası değil…
Maalesef Türkiye, enformasyon ve Internet devrimini de ıskalamıştır; Google’da ülke olarak neleri aradığımıza bakmak, en çok ziyaret edilen site ve blogların börtü böcek, yemek tarifi, güzellik sırları ve cep telefonuyla ilgili olduğunu görmek, bu savın ne kadar kuvvetli olduğunu ortaya koyacaktır.
Bakın AB ülkeleri ne yapıyor: ABD, yıllar yılı sıkı patent kuralları ile kendi ülkesinin bilimadamı ve sanayicisini kanatları altına aldı, öyleki, ekonomik gücünü koruması buna bağlı olduğundan, uymayan ülkelere de ültimatomlar verdi. Bugün korsan yazılıma karşı dünyada başlatılan sürek avı, ABD’nin işidir. Türk yazılım sektörünün korsan yazılımdan zarar gördüğünü söylemek gülünçtür; zira Türkiye’de, Türk yazılımcısı korunmamaktadır.
AB, patent yasalarını sertleştirip, bu alandaki ahlaki sınırlamaları hiçe sayarak bilginin gücünü elinde tutmak niyetinde. Yani, ABD’nin kendi politikasını, daha da sertleştirerek, kendi içlerinde uyguluyorlar. Buna son örnek, Almanya’da bir bilimadamının, kök hücrelerini kullanarak sinir hücresi elde etme metodunun patentlenmesi. Daha önce de, göğüs kanserinin oluşmasını önleyen-yavaşlatan bir genin patentlendiğine şahit olmuştuk. Bunlar, insanlık tarihine kara bir leke olarak geçecek gelişmeler; zira toplum (daha doğrusu, insanlık) sağlığının, patentler yoluyla çok kısıtlı zümrelere devredilmesi sonucu, aşırı pahalı tedavi yöntemleri yüzünden birsürü insan pisi pisine ölecek ve bizim de arasında bulunduğumuz ülkeler, aşırı artan sağlık harcamaları nedeniyle köşeye sıkışacaklar.
AB ülkeleri için bu bir sakınca teşkil etmeyecektir: örneğin, göğüs kanseri tedavisini elinde bulunduran bir Alman şirketi, mesane kanseri tedavisini elinde bulunduran Fransız şirketiyle anlaşır, devletler de aralarında anlaşırlar ve karşılıklı olarak sağlık giderlerini azaltabilerler. Sonuç olarak, olan bizim gibi, patent karşılığında takasa verebilecek bir patenti olmayan bizim gibi ülkelerle, Afrika ülkeleri gibi fakir ülkelere olur.
AB’ye girmeyi istememin nedenlerinden biri de bu. 2020′den önce ışık görmüyorum ama, eğer girersek, ekonomimiz önce çökecek. İnanılmaz sıkıntılar çekeceğiz; ama eski kafalar da bu çöküntüde yokolup gidecekler. Sisteme "format atılacak", bu çöküntüden yepyeni bir Türkiye doğacak. Nitekim, AB’ye sonradan dahil olan tüm ülkeler bunları yaşadılar.
Aysun Altunkaynak :
Tem 28, 07 at 8:49 amYazınız bilgi ve doğrularla dolu. Ancak, şu ifade dikkatimi çekti “Türkiye’de, Türk yazılımcısı korunmamaktadır” ifadesi, bu konuda ne yapılması gerekir? devletin resmi makamlarına başvuruda bulunan var mı? devletten hangi yasanın hangi maddesinin değiştirilmesini talep ettiniz? Bireysel ya da bir birlik olarak?
Sevgiler Saygılar
Barış Atasoy :
Tem 28, 07 at 9:39 amAçıkçası beni ilgilendirmiyor, gerilla taktikleriyle para kazanıyorum:) Zaten bir yazılım sektörümüz olduğundan bahsetmek, bunu bir “yerli sektör” olarak tanımlamak ne kadar doğru, o da tartışmalı.
İsterseniz havada 8 takla atın,siyasi sistem,ondan sadaka ekonomisiyle beslenen rantiye tasfiye olmadıkça hiçbirşey değişmez. Zaten böyle bir talep de yok; maalesef insnımız daha fazlasını istemek yerine, para kazananların paçalarına tutunmayı seçiyor.
Kaldıki, ben Türkiye’nin kurtuluşunu bu sektörde görüyor filanda değilim. Sadece şunu söylüyorum, tarımı batırarak modası geçmiş bir sanayileşme uygulamak son derece aptalca bir strateji. Enerji ve işçilik çok pahalıyken, bunu yapmanın alemi yok.