Avatar ve orman yangını

avatarFavori çizgi filmlerimden biri de Avatar; seyrederken kendimi zaman zaman salak gibi hissetmeme neden olsa da, zevkle seyrediyorum.

Biliyorsunuz, orman yangını sezonunu iki büyük yangınla açtık. Yine herkes çok şaşırdı tabi; ormanlar sanki her sene yanmıyormuş gibi. Bu sene geçen senelere oranla çok daha fazla yangın bekliyorum. Nedeni basit; son 10 yılda hatırladığım 3-4 tane “vatan haini” yasa var; bunlardan biri DSP’nin iş başına getirdiği IMF’nin haciz memuru Kemal Derviş tarafından çıkarılan şekerpancarı yasası; diğeri bunun devamı olan ve AKP tarafından çıkarılan tohumculuk yasası. Türkiye’de iki şeye kızarım, birincisi iktidarlara fazla bok atılmasıdır, ikincisi iktidarların çok atıp tutmasıdır! Elinizi biryere, kolunuzu başka yere kaptırdınız mı, “bu ülkeyi ben yönetirim!” diyemezsiniz. Rahmetli Özal, (DSP’liler filan “takunyalı” diye hakir görürdü) “IMF’e elini veren kolunu alamaz” derdi. Ne hikmetse, IMF’e elini kolunu kaptıran “liboş” Özal olmadı da, aslan sosyal demokratlar (Almanya’da 3.Reich zamanı nasyonel sosyalist derlerdi bu tip “sosyal demokratlara”) ve “helalden yana” olan AKP oldu.

Bu yasaların en facialarından biri de, orman vasfını kaybetmiş araziler hakkındaki kanundur. Bu kanuna göre, ormanı yakıp ucuza kapatabilirsiniz. Aslında bu zaten yapılıyor, zannetmeyin onca orman “anız yakan köylüler” yüzünden çıktı. Nedense, bu anız da hep deniz kenarı arazilerde yanar, Trakya’da, İç Anadolu’da filan yoktur bu anız yakan köylü yangınları. Orda ya anız yok, ya köylü!

Neyse, konuya dönelim: bahsettiğim yasayla, bu işler daha kolay ve yasal hale geldi. Yani, artık tatil köyü, golf tesisi filan yapmak için orman yakan vatandaş, daha az formalite ile karşılaşacak. Turizme canımız feda! Bacasız sanayi ama, ateş olmayınca duman çıkmıyor, para kazanmak için ateş yakmak şart.

İki kere orman yangınına müdahale ettim. İlkinde, sene sanırım 2001, Enez’deyim. Enez’de durmadan trafo patlardı. İnadına da, bütün trafoları korulukların içine filan koyarlar. Gece saat 3, balkonda oturmuş kafayı çekiyordum, bomba patlaması gibi bir ses ve müthiş bir ışık gördüm. 5 dakika geçmeden kalabalık toplandı, ben de Türk olduğum için sokağa çıkarak kalabalığa karışmak üzere yola koyuldum.

Yolu yarılamıştımki birden bir alev topu çıkıverdi ve hızla büyüdü. Dışarıda en az 100 kişi vardı. Herkes eli cebinde seyrediyor. Hem kafam iyi olduğundan, hem de sinirli ve “koyun sevmeyen” bir tabiat sahibi olmamdan ötürü, ordakilere küfürler yağdırarak koruya daldım. Biraz daha küfür edince arkadan birkaç kişi daha geldi. Başta tedirgin ve uyuşuktular; sonra baktım herkes canını dişine takmış, küfür ediyor. Küfürü yiyenlerin hepsi daha sonra yangına daldılar. Birkaç ağaç kavruldu, ama devam etseydi tepedeki ormana tırmanabilirdi.

Aklınızda olsun, yangını söndürecek hiçbir malzemeniz yoksa, çam ağacının bol çatallı dallarını kırıp kullanın, şaşılacak derecede çok işe yarıyor.

İkinci maceram askerdeydi, onu da anlatırım.

Şimdi tuhaf bir şey söyleyeceğim: gazeteler, Bodrum yangınında tatil köyünde manda bişeysi gibi yatanları halka şikayet etti. Benim yorumum farklı; çok şey kaçırmışlar. Orman yangını söndürmek acaip zevklidir! Gerçekten! Başarıya ulaştığınızda, kendinizi inanılmaz güçlü hissedersiniz, çünkü en çaresiz olduğunuz şey doğanın kendisidir ve küçük de olsa, ona karşı bir zafer kazanmış gibi hissedersiniz. Ertesi gün yürüyüşünüz bile değişir! Zavallı enayiler çok şey kaçırmışlar.

Sanırım Avatar da bu yüzden çok sevildi. Bizde fazla bir patlama yapmadı ama dünyada kapı baca yıkıyor.

 




3 yorum “Avatar ve orman yangını”

  1. cihan :

    Tem 09, 07 at 5:13 am

    “Bu yasaların en facialarından biri de, orman vasfını kaybetmiş araziler hakkındaki kanundur. Bu kanuna göre, ormanı yakıp ucuza kapatabilirsiniz. Aslında bu zaten yapılıyor, zannetmeyin onca orman “anız yakan köylüler” yüzünden çıktı. Nedense, bu anız da hep deniz kenarı arazilerde yanar, Trakya’da, İç Anadolu’da filan yoktur bu anız yakan köylü yangınları. Orda ya anız yok, ya köylü!”

    öncelikle yazının bir çok yerine olduğu gibi bu bölüme tamamen katılıyorum. bizim ülkemiz kavga, yangın gibi olaylarda kenardan izlemeyi çok seven insanlara sahip. bi bakıyorsunuz 2 kişi kavga ediyor ama ayırmaya giden yok. tabii kavga bittikten sonra akıl veren çok olur ( bakınız trafik kazaları sonrası hayat kurtar(MA)ma çalışmaları. ama ormanlara çok da üzülmeyelim bir kaç yıl içinde üzülecek ormanımız kalmayacak nede olsa (!!!)

  2. admin :

    Tem 09, 07 at 5:23 am

    Florya’da parkta oturuyorum bir akşam tek başıma. Yanda büfe var, 2 polis birşeyler almışlar, benden 2-3 bank yanda oturuyorlar. Benim çaprazımdaki bankta da serserinin biri oturuyor muhtemelen hapçı, pis pis bakıyor. Aldırmayayım dedim, dayanamadım, “ne bakıon len” dedim en Türk halimle:)İndirdi kafayı küfür etti. Zaten sinir stres dolu bir gün, allah ne verdiyse girdim adama. Yere düşmüş tekmeliyorum, sonra durdum,ayağımı dayadım o malum yere, gözüm polislere takıldı:ayağa kalkmışlar eller cepte, bir tanesi “hişt ayıptır gençler” diyor:) Bütün müdahale budur yani. Balık baştan kokar durumu.

    Laf aramızda, benim de vardır o koyun triplerim. Öyle aval aval bakarım bazen kalabalığa karışıp. Artık onu da yapmıyorlar, şahit filan yazarlar diye:) Duyarsızlıkta da çağ atladık yani:)

  3. cihan :

    Tem 09, 07 at 5:52 am

    ahahah o konuyu sorma zaten şahit yazılma muhabbeti ölüm. olan şahite oluo ama yaa:) şahit dediin gizli tutulmalı bizde ise getiriolar seni suclunun karşısına bumu diolar yiosa bu de :)


Siz de birşey söyleyin!