Geçenlerde, öğlen vakti kapı çalındı.
Yataktan yeni kalkmışım, ağzımda sigara, donla kapıyı açtım. Fasülye sırığı bir oğlan, bir de mutsuz görünümlü bir genç kız. Yurtsever cepheden geliyorlarmış. Hayırdır, savaş mı çıktı, bende geleyim dedim.
Yok, savaş çıkmamış. Eyvah dedim, darbe oldu. Sonra hatırladım, artık darbeler e-posta ve e-muhtıra ile yapılıyor. İyi de, bunlar kimdi o zaman?
İnek yemi olmaya müsait kağıda basılmış bir kağıt uzattı neden o kadar mutsuz olduğunu anlamadığım kız. Baktım yumruk, dişli, Yunan tanrısı vucutlu işçi kardeş filan var. Daha altına baktım, Türkiye Komünist Partisi. Tahammül edip bir paragraf okudum; birsürü boş laf. Onların diliyle “söylem”….
Kız hararetli hararetli anlatıyor, fasülye sırığında tık yok. Anladım ki, sırık orada “serbest aşk söylemi” için bulunmakta. Ama kızın aşka meşke zamanı yok.
Zavallı gerizekalı kız, Deniz Baykal’ı sosyal demokrat, faşist katil Stalin’i de işçi sınıfının koruyucusu sanıyor. Dedim ki, senin Stalin kardeş, 5 milyon muhalifi öldürdü, ona ne diyorsun?
“Rejimi savundu” dedi.
“Sen nasyonel sosyalistsin” dedim. Hitler’in partisinden…Tarih filanda bilmiyorsun. Ayaküstü yarım saat, uyku sersemi, neden hiç şanslarının olmadığını, neyi savunduklarından bile habersiz olduklarını, Beyazıt caminden çıkıp etrafı talan eden yobaz tayfasından farkları olmadıklarını söyledim. Zaten mutsuz olduğundan, bir tepki göremedim. Anlattıklarım bir kulağından bile girmeden havada kaldı.
Gerçek şu ki, kendilerini marjinal ve aşırı ideolojist gören Türk komünistlerinde bile zerre kadar iş yok. Ne kendi tarihlerini, ne dünya tarihini, ne siyaseti, ne de sosyolojiyi filan biliyorlar. Biri çıkıp böğürüyor, bunlar da koyun gibi dinleyip inanıyorlar. Bu her partide, ama istisnasız hepsinde böyle.
Hadi bakalım, bütün partilere açık çağrı: hanginizin basılı bir parti programı var? Boş laftan başka, hanginiz işsizliği, eğitim sorununu nasıl çözeceğini somut olarak açıklayabilir? Tabiki hiçbiri.
Hiç yorum yok; hadi birşeyler söyleyin!