Bir süredir, eczanelerin vitrinlerinde koca koca siyah kartonlar görüyorum. Nedenini bilmiyordum; ama yaza girmekte olduğumuz şu dönemde placebo zayıflama ilaçları yerine kara kara kartonların vitrinleri kaplaması hayra alamet değildi. Lakin, bu aralar cidden çok meşgul olduğum için, nedenini araştıramadım. 3 haftadır TV izlemiyor, Taraf gazetesinin 10.sayısından beridir filan da gazete okumuyorum…

Levent ile konuşurken, eczacıların neyi protesto ettiklerini otomatik olarak anlamış oldum. Örneğin Tylol Hot gibi soğuk algınlığı ilaçları, vitaminler filan eczane dışındaki yerlerde de satılabilecekmiş.

Eczacılar bu işten bir gelir kaybına uğrayacaklar. Kapitalist bir düzende, daha önce verilmiş ekonomik ayrıcalıkların geri alınması haklı bir rahatsızlık sebebidir; bu yüzden eczanelere lafım yok. Gelgelelim, bunu Fransız İhtilali propagandası gibi dostluk,kardeşlik,adalet gibi kavramlara sığınarak yapmaları, hani neredeyse sosyalist gibi(!) davranmaları bana çok komik geliyor…

Bu kartonlardan birinde “sermayeye hayır” filan gibi akla zarar bir lakırdı vardı. Herhalde, eczacılar sadece kendilerinin akıl sahibi olduğunu sanıyorlar…

Bugün ilaç sektörü, dünyadaki en büyük sektörlerden biridir; enerji ve silah ile birlikte. Çoluk çocuğun “şeytan kapitalist M$ ve Bill Gates” diye laf attıkları Microsoft filan bunların yanında mahalle bakkalı kalır…

Dünyada çok büyük bir salgın olup milyonlarca insan ölse de, Birleşmiş Milletlerden karar çıkartmadan bir şirketin ürettiği ilacı kendi ülkenizde üretemezsiniz. İkinci Dünya Savaşı’nda, Aspirin’in formülünün ve üretim haklarının devri, Almanya’nın yenilgiden dolayı imzaladığı anlaşmanın önemli maddelerindendir!

Kısacası, ilaç şirketleri melek filan değildir. “Sermaye”,”pis kapitalist” diye gönderme yapılan bakkal,süpermarket,hipermarket filan gibi iş kolları kimseyi parasızlıktan dolayı potansiyel ölüm riskine terkeden sektörler değillerdir.

Eğer sermaye ve kapitalistten bahsediyorsak ve bunlar kötü şeylerse, eczacılar bu düzenin en büyük kapitalistlerinden biridirler ve pankart asmaları filan komik olur.

Sevgili eczacılar, Ernesto Che Guevera’nın formüle ettiği (ki müteveffa hekimdi) kanser ilacını satmamaktadır. Aspirin’i keşfeden Bayer de, her ne kadar “nasyonal sosyalist” Almanya’nın şirketi olsa da, nasyonel ve sosyalist bir arada olamayacağından(!), pekala nasyonalist Almanya topraklarında hüküm sürmekteydi ve buz gibi de kapitalistti(!)

Dolayısıyla, eczane müşterisi olan ben, bu konuda bir taraf değilim. O kara kara kartonları görmek canımı sıkıyor ve eczanelerin maddi çıkar kavgaları beni hiç ilgilendirmiyor. Hatta, doğrusunu isterseniz, Tylol Hot’ı ilerde 24 saat açık marketimde bulacağımdan ötürü bu yasa tasarısından da bir tüketici olarak memnunum…

Eczane dışında satılan ilaçlar risk oluşturabilirmiş. Eh, kokmuş-çürümüş malı vitrininde tutan eczacı da bu tehdidi yaratabilir. Her ilaçta son kullanma tarihi vardır; buzdolabınızdaki ilaç, son kullanma tarihine bakmadan içerseniz yine tehdittir. Hatta, süt ve yoğurt filan da bozuksa çok ciddi sağlık tehdidi oluşturabilirler. Bundan hareketle, süt ve peynir eczanelerde satılsın diyebilir miyiz?

Eczacıların maddi çıkarlarını arama hakları, tüm diğer kapitalistler gibi, haklarıdır. Ama ben buna taraf değilim ve açıkçası hiç umurumda da değil. Bakkal da artan pirinç fiyatından şikayet ediyor. Onun için sorunlarınızı hükümetle çözün ve plazma TV’nizin,Mercedes’inizin taksitlerini nasıl ödeyeceğiniz gibi hiç iplemediğim konularla beni meşgul etmeyin!