Farklı birinden korkmak

n18914638395_9153.jpgTopkapı sarayı bizim değildi, çocukluğumda sayfiyeye Sait Halim Paşa yalısına da gitmezdik. Ama halimiz vaktimiz yerindeydi, elbette “başka insanlar” olduğunu da biliyordum, ama görmek ve yaşamak çok farklı şeyler…

Sanırım Lise 1′deydim ve Frolayn Valide hanım üniversiteyi kazanamayacağım stresine girmişti. Lise sona kadar üniversiteye girme niyetinde bile değildim; daha ziyade ticaret hayatına derhal atılmayı, bir Maserati edinmeyi planlıyordum.

Lakin paranın musluğunu açıp kapatan insan annem olduğu için, benim yerime aldığı “oku adam ol” kararına karşı çıkmakta isteksiz,-açıkçası güçsüz- kaldım. Boynumu bükerek dershanenin yolunu tuttum.

Bu dershane “çok idealist” bazı kişiler tarafından kurulmuş bir ticarethaneydi. Moderndi filan. Amaçları eğitmek,öğretmek,insanlığa faideli gençler yetiştirmek idi.(O zaman “ulusalcılık” yoktu; milliyetçilik MHP’nin tekelindeydi. CHP ne yapardı hatırlamıyorum.)

Dershane dökülüyordu. “Kapitalist öğretmenlerin” bu girişime güçleri yetmemişti,belliki arkalarında nakliyat,bakliyat gibi “diğer” ticari faaliyetlerle iştigal eden para babaları yoktu. Beni bir odaya aldılar. “Büyüyünce ne olacaksın bakim” tadında sorular sordular. Karne vermedikleri için, “yaşlanacağım”,”okumak istemiyorum,zengin olup ayılık yapacağım” gibi cevaplar verdim. İlk kötü sürprizle de o mülakat esnasında karşılaştım; okulda belalım olmuş olan Türkçe hocası dershanenin kurucuları arasındaydı.

Beni en seçme sınıfa verdiler. Tezekle yanan bir sobası olacağını düşünmüştüm ama kalorifer bile vardı.

Sınıfa girdiğimde insanlar bana uzaylıymışım gibi baktılar. Ortam için “fazla jantiydim”, üstümdeki herşey Amerikan pazarındandı; zira o zaman böyle mahalle arasında Diesel mağazası filan yoktu.

Bakışlarda herhangi bir tehditkarlık,kıskançlık filan yoktu. Olsa da umurumda değildi; fit ve sinirli,kavgaya yer arayan bir tiptim. Adetim olduğu üzere en arka sıralara yöneldim ve bir yer buldum.

Hani şu kılçık oğlanların eski filmleri olur; bunlar aslında dahi öğrencilerdir ama sesleri çıkmaz, muhakkak ciddi de sorunları vardır. Mesela aileleri kanun kaçağıdır. O havada takılıyordum. Tahta önünde bıdı bıdı birşeyler anlatan tip sorular soruyor, aslında gayretli olduğunu sezdiğim öğrenciler cevap veremiyordu.

O derste anladım ki, Türkiyemin her yerinde “tehvid-i tedrisat” filan yoktu; kimilerine daha fazla,kimilerine daha az “öğretiliyordu”…

Bazı çocukların üstleri başları perişandı, soğuk bir gündü ve sadece kazakla gelenler vardı.

Fakir insanları sokakta görüyordum ama ilk defa bu insanlarla, aynı amaç için aynı yerdeydim. Bu beni tedirgin etmedi; sadece kendimi suçlu hissettim.

İkinci derste hepten canım sıkıldı, birkaç soruya kafamı bile kaldırmadan cevap verdim. Çünkü aynı sorunun “hadi,hadi” dercesine tekrarlanmasından sıkılmıştım. Ön sıralardan birkaç tip dönüp bana bakıyordu,bir tanesinin bakışını hiç unutmam; resmen hayranlık vardı. Okulda ne kadar berbat bir öğrenci olduğumu bilemezdi; ama bilseydi sanırım hayatı farklı bir hal alırdı.
Herşeyle bu kadar aşırı mı ilgisizdim,yoksa kendi içimde duyduğum utançtan kafamı mı kaldıramıyordum bilmiyorum. Ama kızın biriyle gözgöze geldik. Sınıftakilerden çok farklıydı. Uzun boylu,narin yapılıydı. Yüz hatları,saçları,gözleri,herşeyi çok güzeldi. Kılık kıyafet olarak da düzgündü.

Ders bitince yanıma gelip kendini tanıttı. Daha önce böyle medeni bir hareketle karşılaşmadığım ve içine kapanık bir tip olduğum için biraz afalladım. Kantine gidip çay içtik. Çıkışta da birsüre aptal aptal yürüdük,ne konuştuğumuzu bile hatırlamıyorum.

Ertesi gün aynı şeyler tekrarlandı, fakat kız ne kadar fakir olduklarını,babasının borçlarını filan anlattı. Bu yeterince boktan bir şey değilmiş gibi kızdan hoşlandığım için daha da üzülüyordum, ama söyleyecek bir şey de bulamıyor, boş boş bakıyordum.

Daha önce sadece sokakta gördüğüm insanlardan biri, bir şekilde, az ya da çok hayatıma girmişti. Üstelik bu bende çok ciddi bir rahatsızlık yaratmıştı. Saçlarıma jöle sürmemiş,daha eski bir şeyler filan giymiştim ama bu vicdanımı filan rahatlatmıyordu. Benim suçum değil diyordum,evet değildi, ama daha önce farklı birileriyle arkadaşlık kurmak gibi bir çabam da olmamıştı.

Ertesi Cumartesi tekrar dershaneye gittim, adını hatırlamadığım kız “yarın çıkışta koşalım mı?” dedi. Kız sporcuydu, ben de o zamanlar deli gibi vucut çalışıyordum, hentbol filan oynuyordum, aslında o zamanki şartlarda tam aradığım tarz biriydi. “Koşalım” dedim. Sonra bir şekilde konu yine fakirliğe geldi…

Bir ara, “bu kız benle evlenmek için bir numara çekmesin” diye bile düşündüm. Çünkü insanların sorunları hakkında konuşması görmediğim,alışmadığım birşeydi.

Ve pazar günü dershaneye gitmedim. Tek başıma boktan bir filme gittim, boş boş yürüdüm, sonra da evin yolunu tuttum. Dershane macerası da böylece bitti; evdekilere de “dershanenin seviyesi çok düşük, ya beni alın ya da başka dershaneye yazdırın” dedim. Kimse tınlamadı.

Dayımın gençken arkadaşlarının yarısı gayrimüslimmiş. İlkokulda Marsel diye bir çocuk vardı, ben onu Fransız sanıyordum. Cidden…

Sanırım, İmparatorluktan gelen hoşgörüyü çoktan yedik bitirdik. Facebook’da “Kürtden alışveriş yapmıyorum,param PKK’ya gitmiyor” ya da “En iyi Kürt ölü Kürttür” gibi iğrenç,rezil gruplar var.

Bu gruplardan birine girip bir kadının fotografına bakıyorum, kucağında çocuğu,gülümsüyor…

Nazileri hatırlıyorum.

Üstündeki herşey ABD malı, kendide Paris Hilton kılıklı -ama koca götlü- bir tip.

Kimileri neden evlenmediğimi,neden sosyal hayattan uzak durduğumu,neden şuraya buraya gitmediğimi,onla bunla takılmadığımı merak ediyor. Artık midem almıyor.

Bir Musevi tanıyorsun, “iyi, en azından Nazi değildir!” diyorsun, Kürt düşmanı çıkıyor.

Kürtle tanışıyorsun Türk düşmanı çıkıyor.

Çeçenle tanışıyorsun sokakta rastgele Rus öldürmekten bahsediyor.

Kadınlar erkeklere,erkekler kadınlara, homoseksüeller heteroseksüellere düşman…
Birileri “bölünmez bütünlük” diye bıdı bıdı ediyor,sonra “o dinci,bu gerici,şu Kürt” diye hedef gösteriyor, “katli vaciptir” diye fetva veriyor…

Ben daha bir mahalle ortamında büyüdüm; şimdiki çocuklar sitelerde büyüyorlar. Ve sadece kendileri gibi insanlarla bir arada.

Bunun adı “toplum” olamaz. Kendi hücresinde,böcek gibi yaşayan, çizgilerin içinde hareket edebilen, yine kendi salak ideolojileri çerçevesinde onu kesen,bunu öldüren zavallılar.

Villanızda yaşıyorsanız 10 metrelik duvarlar örebilirsiniz; ama bariyer,beton blok ve çitlerle “ayrılan” sitelerde yaşayan insanlar, hayatı sadece orada görenler,orada büyüyüp orada eğlenen,evlenen ve geberip giden insanlar bir toplum olamazlar.

Aslında insan da olamazlar.




8 yorum “Farklı birinden korkmak”

  1. Siminya :

    Ağu 11, 08 at 7:06 am

    O kızın adını bile öğrenmemişsin.Dershane maceran bittiği anda söylediğim eksik parçayı buldum, zaten sende başlığa o cümleyi koymuşsun.Bizim dünyamıza uzak olan bir hayata karşı korku, o dünyanın bireylerinin bize zarar vereceğine olan inanç, hep ötekilerin bizden bir beklentisi olduğunu düşünmemiz…. bu toplum denmeyen toplumun esas sorununu ilk kez bu kadar net okudum barış.

  2. Serap Durmaz :

    Ağu 11, 08 at 1:52 pm

    Siminya ne demek istediniz çözemedim? Tepkiniz nazilerin iğrençliği, kürt-türk ayrımı yapan basit insanların yobazlığı, kadın- erkekliği filan mı, yoksa; nedense Barış Bey’e hiç yakıştıramadığım “fakir kız” muhabbetine mi? Hangisini net olarak gördüğünüzü merak ettim?

  3. Barış Atasoy :

    Ağu 11, 08 at 3:33 pm

    “fakir kız” muhabbetini bana neden yakıştıramadınız bende onu anlamadım (ay fakir kızlarla mı takılıo Barış demek istediniz mi gibi bir hırtlık yapmayacağım)

    Gençtim ve salaktım Serap, yadırgadığım için değil,ne yapacağımı bilemedim. Fakirlik edebiyatı da yapmıyorum. Sadece çok insani bir olay olduğuna inanıyorum, hala bile utandığım…

    Siminya da -herhalde- şunu demek istiyor,insanlar senin o zaman yaptığın gibi birbirlerine yabancılaşıyorlar…

    Serap,anladığından şüphem yok,aptal ve cahilce birşey yapıp pişman oldum,aslında yaptığım birşeyde yok,ne yapacağımı bilemedim o kadar.Yüklenme bana bu kadar:)

  4. Serap Durmaz :

    Ağu 11, 08 at 4:53 pm

    Zaten olayın gençlik rehavetinden kaynaklandığını biliyorum. Olay anlaşılmıştır, ama sorunun yanıtını yinede Siminya’dan almak isterim. Tabi o da gençlik rehavetinde ise, sorun yok :)

  5. Siminya :

    Ağu 12, 08 at 4:00 am

    Serap; Ben o kadar anlaşılmayacak, karışık cümleler kurmam, eğer benim kısa yorumumun içinden çıakmıyorsanız barışın uzun yazısını en az 10 kere okumanızı tavsiye ederim.
    Şimdi üşenmeyip “ben şöle demek istedim di aslında böyle durmuş, böyleyken böyle” gibi bir açıklama zahmetine girmiycem, fıkraların neresinde gülüneceğini söylemek gibi abes çünkü.

  6. DeliName :

    Eyl 25, 08 at 1:15 pm

    Bir defasında 3nolusite diye bir blog acmıştım. Çok güzel bir amacı vardı. 24 sene merterde 3nolu mimar sinan sitesinde kaldım. Amacım kundakdan bu yana beri gelen arkadaslarımla blog tutmakdı. İlk baslarda zevkliydi. Kimseneye ihtiyac duymuyorduk. Cünkü 8-9 kişi birbirini tanıyınca makarayı kavrayabilirsin. taki içlerinden biri en iyi kürt ölü kürttür diyene kadar. Coğu arkadasım o yazı altında atıp tutdu. Ben karadenizliyim. En eski türk kavmi cepni türk’üyüm. Bu beni rahatsız etti. Utandım yazmaya. baktım iş çığrığından cıkıyor. Siteyi kaldırdım. Arkadaslarımla reel de tartıstık. Neden kapamısım. evt ben actım ben kapatırım. Acarken size sormadım kapatırken de sormam. Bilirim aml değilim. ultrAslan forum da yıl bilmem ne iken bir fenerbahce macı yüzünden valiye emniyet müdürüne giydirdik. Senin gibi falan filan dedik. Ne mi oldu? polis evleri bastı. bize bir ayar cekti. numune olsun diye bir kişi hapse atıldı. Yazıyoruz sanal da olsa ama sunu bilmiyoruz. Takip edilyoruz. Reel de ne bok yerseniz yiyin ama sanalda en iyi kürt ölü kürttür. Bunlar klavye delikanlısıdır. Karısıyım faşiştliğe. Ruhuma aykırı. Anlattığım bu konuylamı alakalı bilemicem ( :

  7. Barış Atasoy :

    Eyl 25, 08 at 3:03 pm

    Bende Karadenizliyim; en azından baba tarafından:) Rahatsız olmak için Kürt olmak gerekmiyor. Birileri göz göre göre topluma ayar çekiyor. Akabinde “birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz bu zamanda..” lakırdıları dolaşıyor. Koskoca imparatorluğu yıkan Teşkilat-ı Mahsusa artıkları hala uslanmamış görünüyor. Açıkçası DTP’nin bile Kürt düşmanı olduğunu düşünüyorum bazen. Güneydoğu hala 500 sene öncesini yaşıyor ve şu ağalık-beylik düzeni değişmeden kavganın bitmesi mümkün değil. Çözüm için bu işten çıkar sağlayanları ezmek gerekki o da zor. Ama olacak. Beraber yaşamayı öğreneceğiz elbet.

  8. Elif Deran :

    Kas 08, 08 at 3:36 am

    Bu yazıda olduğu gibi içten yazılmış anlatımları çok seviyorum…


Siz de birşey söyleyin!