Hepimiz şizofreniz!
Sloganlar üzerinden konuşmayı seven post modern insanımızın -sadece “Biz Türkler böyleyiz” dediğimi sanmayın; dünyada genel olarak, yükselişe geçen bir yobazlık, batıl inanç ve aptallığa tapınma sorunu var- Hırant Dink’in katledilmesinden sonra bağrına bastığı bir slogan bu.
Zaman içinde “Hepimiz Ermeniyiz” sloganının türlü çeşitli versiyonları türedi. “Hepmiz Türküz”,”Hepimiz Mehmetçiğiz” filan gibi.
Bir fikri savunmak, bir doğruya inanmak için aynı olmamız filan gerekmiyor. “Hepimiz Türküz” diyen adama gülerim; zira Türkiye’nin geldiği durumun nedeni, yine %95 biz Türkler yüzündendir. Hırant Dink’in cenazesinda “hepimiz Ermeniyiz” demenin de anlamı yoktur; çünkü eminim ki, Dink’in katledilmesinde illa bir Ermeni, bir Hıristiyan, bir Yahudi, bir Budist filanda rol oynamıştır. Çıkar ilişkilerinin iğrenç şekillere büründüğü bir dünya ve zamanda, “o bizdendir” demenin hiçbir anlamı yok. Miras davası için kardeşlerin birbirini öldürdüğü gerçeği ortada dururken, bu tip sloganlar fasa fisodan öteye geçmez.
Neredeyse 48 saattir dünyanın nasıl değişeceğini tartışıyoruz.
Geldiğim nokta şu: koyunlarla devrim yapamazsınız!
Selçuk Erdem’in harika karikatürlerinden birinde, taşın üstüne çıkan bir koyun sürüye “artık ben sürüden ayrılıp bağımsızlığımı ilan ediyorum” der; bütün koyunlar “bende,bende” diyerek ona katılırlar!
Kısacası, beyinciğiyle harekete geçen insanlar topluluğuyla, bir amaca yürüyemezsiniz. Bu yüzden, toplumsal hareketleri başlatmak için büyük kitleleri sokağa dökmenin gerekli olduğuna inanmıyorum.
Toplumsal hareketlerde “inanmış” kelimesi çok vurgulanır; örneğin “devrime inanmış yoldaşlar” gibi.
Ne kadar komik!
Etrafınızı saran tüm düzenin yanlış olduğunu, ancak bir “inanç” olarak ortaya koyabiliyorsunuz! Bu mantık(sızlık)la yola çıkan insanlar, eninde sonunda başarısız olacaktır. Elbette sürülerin başındakilerin kendilerince çok daha inandırıcı kanıtları vardır, ama bu fikirleri genelde “sürü” dedikleri topluluklarla paylaşmazlar.
Bu son derece çirkin, başarısızlığa mahkum bir anlayış biçimi.
O insanları “kendi iyilikleri için güdüp”, belli bir amaca, hatta bu amaç yolunda ölmeye ikna ediyorsunuz. Bu nasıl bir megalomani ki, sırf kendi saplandığı bir fikir için, kendinden aşağı gördüğü insanları kurtarmaya çalışır? Aslında derdi o insanları kurtarmak filan değildir zaten; gösterdiği o sahte sevgiyle insanların gözünde büyüme takıntısıdır. Nitekim tarihe biraz bakarsanız, halk devrimlerinin elit kitleden insanlar tarafından planlanıp hayata geçirildiğini görürsünüz. Ben bunu insanların birazcık kendine benzeyen,onlara dek akranlarını cezalandırma yolu olarak görmüşümdür. Örneğin Marx, Rotschild’lar için zengin olmadığı için komplekse girip Das Kapital’i yazmış olabilir pekala! Nitekim Karl Marx, proteler olmadığı gibi, ailesi de son derece zengindir. Aynısını Che Guevera ve niceleri için de söyleyebiliriz. Aynı Fransız İhtilali’nin beyin takımında olan Voltaire gibi liderlerinin hakkında söyleyebileceklerimiz gibi!
İnsanları “gaza getirmenin” en kolay yolu, kutsal saydıkları şeylerin tehdit altında olduğu fikrini yaymak. Bir kez insanları korkuttunuz mu, ondan sonrası çok kolay. Örneğin teror konusunda beni endişelendiren terörün kendisi değil, onun yarattığı paranoya. Daha bir hafta önce, bir grup serseri zencilere saldırmış. Yani oluşan terör paranoyası, şimdilik sadece Kürt düşmanlığını körüklüyor; ama bunun zaman içinde “bizden olmayan” herkese yayılacağı çok açık. Aynı 6-7 Eylül rezilliğinde olduğu gibi.
Ciddi sorunları, sorunun kendisi hakkında hiçbir fikri olmayan halkı itip kakarak harekete geçirme güdüsüyle çözme anlayışı daima ters tepmiştir. Bu şuna benzer; ortağına ihanet etmeye zorladığınız biri, ona ihanet edip sizinle ortaklık kurarsa buna sevinmeyin. Çünkü o zaten -sebep ne olursa olsun- karakteri bozuk biri olduğunu ispatamıştır ve açığınızı bulursa size de ihanet edecektir. Yani “bunlarla devrim yaparım” dediğiniz kitleler, birgün size karşı da “karşı devrim” hareketi içine kolaylıkla girebilirler! Çünkü onları yönlendiren şey mantık ya da doğruyu yapma isteği değil, korku, şüphe, inanç ve belirsizliktir.
İnsanlar son yıllarda son derece ciddi ve yoğun “korkutma politikasına” maruz kaldılar. Bu büyük oranda basın tarafından icra ediliyor ve çeşitli örgütler, kurumlar tarafından da teşvik ediliyor. Elimizde bir nitrogliserin şişesi var. Son derece vahşi şeyler yapabilecek, kolay yönlendirilen, ciddi kalabalıklar mevcut. Şu an gördüğüm dünya ve Türkiye manzarası son derece korkunç. Sanki Lord of the Flies’ın son sayfalarını okuyor gibiyim. Üstelik bunun ciddi felaketler yaşamadan geri çevrileceğini, yıllardır ayarıyla oynanan, korkutulan, cahilleştirilen bu insanların efendi gibi oturup düşünmeye başlayacaklarını hiç sanmıyorum. Bundan sonra bekleyebileceğimiz tek şey, o felaketleri mümkün olduğunca az hasarla ve kısa sürede atlatmak, bundan da kitlelerin bazı dersler çıkaracaklarını ummak.