Hobisiz millet

Ben çocukken en popüler konulardan biri de, ülkemizde ne kadar az kitap okunduğuydu. Basın ve televizyonlar iyice zıvanadan çıkınca artık bu sorular sorulmamaya başlandı ve sorun Türk usulü çözülmüş oldu. Bir problem hakkında konuşmayarak da sorunu çözebilirsiniz. Sorun sadece belli kafalarda kalır ve o kafalarda konuşma şansı bulamazsa ortada sorun morun kalmaz…

“Neden kitap okumuyorsun?” diye kendisine mikrofon doğrultulanlar ise iki şey söylerdi:

“Kitap çok pahalı, para yok”

“Zaman yok”

Son birkaç seneye kadar kitapların son derece ucuz olduğunu söyleyebilirim. Sonra birileri daha da az kitap satılsın diye çeşitli yöntemler geliştirdiler; örneğin gerçekten okunması gereken kitaplar hardcover olarak, son derece lüks kağıtlara basılmaya başlandı ve fiyatlar doğal olarak yükseldi (aslında ülkemizde hala bir hardcover kültürü yoktur; dünyada kitaplar hem paperback hem hardcover basılırlar. Cidden paranız azsa paperback alırsınız; eğer çok değer verdiğiniz bir kitapsa ve paranız da varsa, aynı kitabın hardcover versiyonunu da alabilirsiniz)

Haddinden lüks kitapevleri de fiyatları yükseltti. Sorun, ABD’den gördüğümüz herşeyi “bize uyarmı?” diye sorgulamadan langırt diye kendi ülkemize ışınlamak. Şu anda birçok kitapçı, ya alışveriş merkezlerinde ya da şehrin en pahalı caddelerinde mağaza açıyorlar ve kiralar doğal olarak çok yüksek. (Avrupa’da böyle bir saçmalık yok). Bu iki tip soruna neden oluyor: Birincisi, kiralar çok yüksek olduğu için kitapçılar yüksek kar talep ediyorlar ve haksız da sayılmazlar (yanlış seçim sonucunda oluşan çarpık durumun haklı bir gerekçe ürettiği nadir durumlardan biri). İkincisi, kitapçılar az satılan ve az kar getiren kitap satma faaliyetini kafe açmak, nazar boncuğundan tinere kadar “geniş spektrumlu, kel alaka” ürünler satmak gibi yan faaliyetlerle kompanse etmeye çalışıyorlar. Doğal olarak kitaplara ayrılan yüzölçümü giderek azalıyor; yer ve asıl işe ayrılan sermaye de azalınca, aradığınız kitapları değil, çok satılan zırtapoz kitapları bulabiliyorsunuz.

Yine de kitap pahalı değil. Zamandan da kimse şikayet etmesin, dünyanın en az çalışan ülkesiyiz. Japonya gibi insanların resmen köle misali çalıştığı ve küçücük evlerde yaşadığı ülkeler genellikle okuma alışkanlığının en üst sıralarda olduğu ülkeler.

Kitap boş zamanlarda okunmaz. Okuma ya da öğrenme gibi faaliyetleri “zorunlu işler bittikten sonra aylaklıkla geçirelecek zamana” tıkıştırırsanız elbette zaman kalmaz. Dolayısıyla “birbirinin aynısı üç rezil diziyi, 2 röntgen programını seyredip arkasından arkadaşlarla tavla attık, sonra baktımki kitap okumak için boş zaman kalmamış” diyorsanız, haklı olabilirsiniz…

Mükremin’in iddia ettiği üzere, hatırı sayılır miktarda kalın kalın kitapları okumuş olmama rağmen, artık kitap okumanın birincil öğrenme faaliyeti olduğuna inanmıyorum. Sözgelimi, Wikipedia ciddi oranda ansiklopedi kullanma alışkanlığımı azalttı. Çapraz referanslar sayesinde, Wikipedia’ya bir daldığımda saatlerce siteden çıkamadığım oluyor. Discovery gibi kanallar dışında, Internet üzerinden belgesel yayınlayan siteler var. Elbette bazen kitap zorunludur; ama eskisi kadar ağırlığı yok.

Fakat sorun sadece okumamak değil. Sorun, insanların hobi sahibi olmaması.

Şu aralar haldır huldur ev stüdyosu kurmak için alternatifleri değerlendirmek ve fiyat araştırması yapmakla meşgulüm. Müzik yapma isteğim hiçbir zaman 10 günden uzun sürmemiştir ve yıllardır bir parça yapmak için kararlı şekilde çalışmaya başlamış değilim. Ama bir süredir bu istek depreşti ve bir ev stüdyosu kurmaya karar verdim.

Synthesizer, stüdyo monitörü, profesyonel ses kartı gibi ekipmanlar kesinlikle pahalı oyuncaklar. Yinede bu cihazların sıfırını, hemen hemen AB fiyatlarından alabiliyorsunuz çünkü distribütörler satış yapmakta zorlanıyor ve kardan feragat ediyorlar. Eğer ABD’de filan olsaydım, ucuz ikinci el cihazlarla bu hobimi çok ucuza gerçekleştirebilirdim.

Vasat bir ev stüdyosu için en az 5.000 doları gözden çıkarmak zorundasınız; özellikle Türkiye şartlarında bu hatırı sayılır bir para. Bu rakamları telaffuz ettiğimde, “ooooo” diyen %90′lık kesimi de anlayışla karşılarım. Sorun ise, abidik gubidik şeylere para saçan %10′luk kesimin de %90′ının aynı “ooooo” sesini çıkarıyor olmasında!

Herhalde şimdiye kadar arabaya harcadığım para 50-60.000 dolar. Acıklı olan, bu rakamın sadece 20.000 dolar gibi bir kısmının arabanın kendisine gitmiş olması. (Yakıt giderleri hesaba dahil değil)
Kalan paranın önemli bir kısmı arabaları modifiye etmek için harcanmıştır. Şu an otoparka baktığımda, benden daha fazla para harcamış birkaç deli görüyorum; farklarıysa bu adamların hiçbir zaman bir hobileri olmamış olması; muhtemelen de asla olmayacak.

Arabadaki ses sistemine 5000 dolar üzerinde para harcayan onbinlerce insan var. Türkiye’deki synthesizer, stüdyo monitörü vs satışlarına baktığımızda, bu adamların %1′inin bile bir ev stüdyosu kurmaya yeltenmediklerini istatistiksel olarak söyleyebiliriz.

Şimdiye kadar bilgisayar parçalarına onbinlerce dolar harcayıp, bilgisayar kullanarak bir çizgi çekmemiş, alete bir ses çıkartamamış, ya da tek satır program yazmamış birsürü insan tanıyorum…

Türkiye’ de anormal bir kamera satışı var. Belki bu alanda dünyada ilk ondayız. Çevrenizde bu kameralarla, mahalledeki kızla kılla götünü ve cinsel beceriksizliğini teşhir etmekten mada “anlamlı” Bir şey çekmiş kaç kişiye rastladınız?

Aylık geliri 500 doların altında olduğu halde 1000 dolarlık cep telefonuyla dolaşan ve o telefonu yılda minimum iki kez değiştiren birçok zerzevat var. Demek ki para istenince bulunuyor ve hobisizliğin nedeni zaman ya da para değil.




Siz de birşey söyleyin!