Malum; Türkiye’nin “özel” durumları, “hassasiyetleri” filan var. İçeridekilere böyle diyorlar; arada da “Türküz müslümanız diye bizi Avrupa Birliğine almıyorlar” diye gaz veriyorlar; bürokrasinin filan ödü kopuyor yanlışlıkla da olsa bizi AB’ye alacaklar diye…
Samed’den öğrendik; wordpress.com’a mahkeme emriyle kapatma gelmiş. Zahmet edip yazmamışlar neden kapattıklarını, şeriatın kestiği parmak acımaz hesabı seve seve sineye çekeceğiz.
Internet’e sansür geldi dedik, bir tarafımızı yırttık, tabiki ilgi alaka gösteren filan olmadı. Hesapta çocuk pornosunu filan engelleyeceklerdi ya, Internet’in ne olduğunu dahi bilmeyenler “kapatın ülen bu şer yuvalarını” diye, Abdülhamid yasasına “caizdir” fetvası verdi. Internet esnafı da (bunlar kendilerine sivil toplum örgütü süsü veriyor, maksat tamamen ticari aslında) “yahu yapmayın yazıktır bu devirde” türünden lafı geveledi, çünkü onların destekçileri de bir şekilde devletten ekmek yediğinden, fazla seslerini çıkaramazlar. Ne şiş yanar ne kebap; hem STÖ’liklerini şeklen yapmış olurlar, hem de “birilerinin” canını sıkmazlar.
Doğrusu, wordpress.com altında çok sayıda ona buna küfür eden,palavra iddialar ortaya atarak şahıs ve kurumları küçük duruma düşüren blog var. Lakin mahkeme nokta atışı filan yapmamış; çakmış atom bombasını, bütün bloglar kapı duvar…
Adaletle hukuğun ne kadar farklı şeyler olduğunun aleni kanıtı; hukuğa giriş dersi kitabına al, aynen koy.
Şimdi bunun üstüne onbin spekülasyon yapılır.
AKP ve Tayyip Erdoğan’a aleni küfür edilen blogların sahipleri “düşüncelerimizi açıklamamızı hazmedemediler” diye palavra sıkacaklar sağda solda. CHP ve MHP amigoları da şakşakçılık yapıp, bir küfür de onlar sallayacaklar…
Kimisi, “irticacı” bloggerlar yüzünden kapandığını söyleyecek, “biz de müslümanız” diyerek, çeşitli light Müslümanlık örnekleri verecekler, hatta bunların aralarında sosyete modasına uyup gösteriş için umreye filan giden soytarılar olacak. Rüzgar güllerini ayıklasak memlekette sorun kalmayacak zaten, o da ayrı mevzu.
Kimisi PKK, kimisi Hizbullah yüzünden diyecek.
Adnan hocacılar “yoktur ilim irfandan gayrı şeyde gözümüz” diyerek, “biz kimseye iftira atmayız” diye ekleyecekler.
Ortalık yine şenlenecek yani. 35 blogda “wordpress.com kapatıldı” girdileri okuyacağız; oradaki yazıları çalıp yapıştıran 350 paçavra blogu saymazsak. Popüler blogcu tayfası “SEO” mevzusundan dolayı bahsedecek tabi konudan, Google’ın indeksleyeceği kadar,sonra Wordpress temasına nasıl ayar verilir, paçanga böreği nasıl yapılır, sandalyeye peluş kılıf nasıl giydirilir gibi daha hayati konulara dönecekler. Zaten öyle alengirli işlere girmeye de tırsar çoğu, aman onları da kapatıverirler, ne me lazım!
Kandırmayalım kendimizi canım, demokrasi filan isteyen bir avuç adam var, onlar da kafalarına inecek sopanın kaygısı içindeler. Internet sansürüne karşı kampanya başlatmıştık, sansürün ne kadar sevildiğini görünce vazgeçtik. Çünkü herkes konuşsa PKK güçlenecek, ABD Irak’tan sonra Suriye’ye filan da girecek (zaten girer yakında merak etmeyin!), Türkiye binbir parçaya bölünecek, topraklarımız susuzluktan çatlayacak, laiklik elden gidecek.
Eh, normaldir. Senelerdir kutup yaratıp onları kavgaya tutuşturma siyaseti izlenirse, bütün komşularımızın ikiyüzlü ve yalancı olduğu daha ilkokulda kafalara kazınırsa, ulusal kanallar halkı uyutmak için birbiriyle yarışıp zihinleri Sibel Can’ın kiloları, Hülya Avşar’ın selülitleri, uyduruk dizilerdeki üç-beş hıyarın maceralarıyla meşgul ederse, bunlar daha iyi günlerimizdir.
18 yorum yapılmış.
Tahminimiz; gereksiz bir bünyenin kolayca açılan bir blog hizmeti kullanarak xxx.wordpress.com diye bir blog açıp yasal olmayan içerikleri paylaşması ve şikayet edilen bu küçücük blog yüzünden tüm alan adının (wordpress.com) yasaklanması.
wordpress.com ‘un kapatılma sebebini ben size söyleyeyim. Bazı insanlar islam karşıtı subdomainler açmışlardı. Eh neredeyse artık Türk İslam Cumhuriyeti haline geldiğimiz için kapatılması değil, kapatılMaMası anormal olurdu.
Üstelik sadece mahkeme kararıyla bile değil, Arap telekom’un kendi kararıyla islamiyet gerçeklerini anlatan bir sürü site mahkeme kararı bile olmadan kapatıldı.
Bunlar daha iyi günleriniz. Bu din denen şeyin ne olduğunu bile bilmeden böyle imamlara oy verirseniz başınıza gelecek öyle çok şey var ki; ama zaten bunların hepsini siz zaten çoktan hak ettiniz.
Yakında giriş sayfasında “allah-u ekber” yazmayan bütün siteleri kapatırlarsa hiç şaşırmayın. Hak etmedik filan da demeyin.
Bilim yerine; ruhlarla, perilerle, cinlerle, fallarla, ermişlerle, dervişlerle vakit geçiren halklar bunlardan çok daha fazlasını hak ederler.
Mayo giyip denize giremeyeceğiniz günlerinizi hasretle bekliyorum.
Kadınların çarşafa girmelerini, miras ve şahitlik haklarının yarıya inmesini heyecanla bekliyorum.
Flört dediğiniz şeye islamda ve kuranda ne ceza verildiğini görmenizi değil, yaşamanızı bir an evvel bekliyorum.
Eskiden üzülüyordum ama şimdi inanın ki sizin adınıza çok seviniyorum. Umarım bir dahaki seçimlerde AKP imam örgütü %70 oy alır, kalan %30 u da fazilet partisi alır.
Umarım bir gün Fetullah Gülen, cumhurbaşkanınız, Harun Yahya (Cinci hoca Adnan Oktar) başbakanınız, Cüppeli Ahmet hoca da dışişleri bakanınız olur.
Bakalım o zaman islamda flört mü varmış? Yoksa çarşaf mı varmış, Kızlı erkekli bodrumda diskoya gitmek mi varmış yoksa haremlik selamlık varmış görürsünüz.
Şimdiden yeni düzeniniz hayırlı uğurlu olsun.
@notamatik
bu da bir teori; ama teoriniz Internet olmadan önce neden Sabahattin Ali’nin öldürüldüğünü, Aziz Nesin, Kemal Tahir gibi yazarların hapse atıldığını açıklamıyor!
Demokrasi sorunu hep vardı; bürokratik oligarşi insanlara demokrasi vermemek için hep bir bahane uydurdu. Eskiden “gomonistler” vardı; şimdi şeriatçılar…
10 sene sonra ben yine burada olacağım; o zaman tekrar konuşalım, kızlı erkekli diskoya gidip (42 yaşında olurum,durulmam umarım!), süper mini bikinili sevgilimle denizden çıktıktan sonra!
Bu adam gerçekten çok geri kafalı
diycem ama geri kafalılara hakaret etmiş oluruz.
Sevgili Barış Atasoy,
Teori değil, açıklandı. Cinci hoca Adnan Oktar kapattırmış wordpress com u.
Ben zaten onun yaptırdığını tahmin etmiştim ve tahminim de doğru çıktı.
Adam din karşıtı bütün siteleri kapattırmaya azm etmiş, din gerçeklerini yazan siteler mahkemesiz dahi kapatılıyor arap telekom tarafından.
İşte bir örnek: islamiyetgercekleri.org
Öldürülenler konusuna gelince Turan Dursun’u da ekleyebilirsin, Gonca Kuriş’i de ekleyebilirsin.
Demek bikinili sevgilinle denize gireceksin hee?
Öyleyse cehenneme odun olmaya hazırlan bence
Sen hiç kuran okumuyorsun galiba?
Kuranı okusaydın, bırak bikiniyle denize girmeyi, sevgilinle internette chat bile yapamazdın.
Saygı ve sevgilerimle.
Emre sana birşey yazamıycam, sen git savaş yavrum bir yerlerde.
notamatik,senle %90 aynı fikirdeyim, sadece sana şiddetle katılmadığım bir nokta var, o da Türkiye’ye şeriat gelebileceği. Bu tür paranoyalar demokrasinin baltalanması için bahaneler uydurulmasına zemin hazırlıyor.
Sevgili Barış Atasoy,
Eskiden bende aynen senin gibi düşünüyordum. Yani “bu ülkeye asla şeriat gelemez” diyordum.
Fakat yıllar geçtikçe bunun böyle olmadığını ve yanıldığımı anladım.
Sebebini sana anlatayım.
Sanırım senin yaşın benden çok küçük olmalı.
Ben bu ülkenin son 30 yılını gözleriyle görmüş ve yaşamış biriyim. ( Çocukluğumu saymıyorum)
Bunun neden bu kadar önemli olduğunu da açıklamalıyım.
Din hareketlenmesi bu ülkede en fazla son 20 yıldır başladı. Dolayısıyla, 20 yıl öncesinde yaşamamış yada o dönemlerde birşeylerin farkına varmayacak yaşta olanlar 30 yıl öncesiyle şimdinin farkını göremezler. Ancak anlatılanlarla kalırlar fakat yaşnamış gerçeklerle anlatılanlar insanlarda aynı etkiyi yapmazlar, yaşamak çok çok daha fazla etkilidir.
Eğer ben seni bundan 30 yıl öncesinin İstanbul’una götürebilseydim, teknolojik aletleri saymazsan seni bundan 30 yıl sonrasına götürdüğümü sanırdın.
O zamanki insanların hal ve hareketlerini, davranış biçimlerini, yaşam tarzlarını görseydin kendini kesinlikle geri değil de ileri götürülmüş sanırdın.
Eminim sen şimdi akıllı bir insan olarak; bu yazdıklarımla ne demek istediğimi anlamışsındır fakat anlayamayanların sayısı o kadar çok ki o yüzden anlatmaya devam etmeliyim.
Şu anda 25 yaşında bir insanı örnek verelim.
Bu kişi Türkiyenin olsa olsa en fazla 15 sene önceki durumunu bilebilir.
Çünkü ondan öncesi çocuklukla, oyunla geçtiği için pek bir şeyin farkında olmamıştır.
Dolayısıyla bu kişi türbanı, tesettürü, Atatürke küfretmeyi görmüştür ve en azından bir ölçüde “Bunlar olabilen şeyler” diyerek kabullenebilmiştir.
Çünkü o gördüğü şeylerin aslında bir değişim hareketi olduğunun yaşı dolayısıyla farkına varmamıştır.
İşte buna insanların gözünün alışması diyoruz.
Dolayısıyla, yarın türban üniversitelere ve kamu kurumlarına girerse, bu 25 yaşında kişi için çok acaip karşılanacak birşey olmaz.
Zira onun için türban zaten oldum olası vardı ve şimdiki tek farkı üniversitelere girmesi oldu.
Fakat benim yaşımdakiler için, “Türban daha dün sokakta bile yokken, şimdi üniversitelere bile girdi” diyebilecek fark yaratır.
Eskiden İstanbulda bırakın türbanlı başörtülü tek bir “istanbullu bayan” bile yoktu.
Aslında hala da tek bir türbanlı yada başı kapalı İstanbullu bayan yoktur. (Evet 1 tane bile yoktur)
İstanbullu bayana türban takamadılar ama; malesef her geçen gün, türban takanları istanbullu yaptılar.
Dolayısıyla türban takanlar istanbullu oldu, İstanbullular da kıyıda kenarda afaroz oldu.
Yani demek istediğim, artık güç türbanlı kesimin elinde.
Yeşil sermaye he geçen gün güçleniyor. Eskiden cahilliği ortaya dökülmesin diye aşağılık kompleksinden dolayı sosyetik semtlere işi düşse bile gitmeyen, (hatta normal semtlere bile gitmeyen)
başörtülüler, şimdi altlarında son model jeeplerle en lüks mağazalarda cirit atıyor.
Unutma ki, İstanbulu ele geçiren, sermayeyi de ele geçiren güç, Türkiyede orduyu ele geçirmiş kadar güçlü olur ve er geç her dediğini yaptırır.
Bak şimdi sana birkaç birşey söyleyeceğim bunları bir kenara yaz ve en geç birkaç yıl içinde tekrar oku.
1- Önümüzdeki yıl türban 1 numaralı gündem maddesi olacak. Ve bu tartışmalar çok büyük bir hararetle birkaç yıl sürecek.
2- Ardından 2 olasılık meydana gelecek.
a-) Türban üniversitelere girecek.
b-) Darbe yada çok kuvvetli bir askeri muhtıra olacak.
Ama bunların hiçbiri ben yazdım diye olmayacak, türbanlı kesim iyice güçleneceği için olacak.
Kaçınılmaz.
Bu sonuç iyi bir sonuç mu? Tabiki hayır. Sonuç hangisi olursa olsun hayır.
Ama bir sonuç mutlaka gelecek ve bu türban tartışması bir şekilde sona erdirilecek.
Zira türbanlı kesim de, türbansız kesim de bu tartışmalardan bıktı artık.
Bundan 30 yıl öncesi, barajı bile şamayan bir Erbakan patisi vardı.
Şimdi ise ezici bir çoğunluğun oyunu almış bir başka dinci parti var.
Bu anlattıklarım Türkiyenin hangi yöne doğru ilerlediğini gösterir.
Yön belli, hız da belli. Öyleyse 30 yıl sonra nereye varacağımız da belli.
Şöyle düşün: 100 KM süratle giden bir oto; hep aynı yöne doğru gidiyorsa, 5 saat sonra nereye varır?
Yön belli, hız belli, gidilecek yer de belli.
Sana bunları daha detaylı yazmak isterdim ama biliyorsun ne kadar detay yazsam da yine de az kalır.
Şunu hiçbir zaman unutma bizim milletimiz bir yumuşak hamur gibidir. İstediğin şekle sokabilirsin onu.
Yeterki para ve güç sende olsun; onu satanist bile yapabilirsin. Çünkü o okusa dahi okuduğundan birşey anlamadığı için, ne inandığı dinin ne olduğunu bilir nede satanizmin ne olduğunu bilir.
Sadece takım tutar gibi, din tutar, takım tutar gibi siyasi parti tutar.
100 kişi satanizm iyidir dese, biraz da ona menfaat yollarını açsa, hiç düşünmeden satanist olur. Heryerde de satanizmi savunur.
Zaten nasıl olsa tanrıya da inanmaz; görünmez put olan El-ilaha tapar.
Saygı ve sevgilerimle, sevgili Barış Atasoy,
Adın da soyadında çok güzelmiş. Kıskandım.
Faydalı olabilir düşüncesiyle biraz daha yazmak istedim.
Türbana karşımıyım? Hayır.
Türban üniversitelere ve kamu kurumlarına girsin mi? Evet.
Orduya girsin mi? Hayır.
Ama bir şartla!!
Laikleşmek şartıyla.
Çünkü eğer laikleşirsek, türban denen şey tehlike olmaktan çıkar.
Neden? Çünkü kendi isteğiyle türban takan kimse kalmaz da ondan.
Kalsa bile tek-tük kişi kalır, onlar da hiçbir şekilde tehlike oluşturamazlar.
Laikleşirsek sadece türban meselesi hallolmakla kalmaz, aynı zamanda din partisi denen birşey de kalmaz.
Neden? Çünkü oy veren kalmaz da ondan.
Peki laikleşmeden türban üniversite ve kamu kurumlarına girerse ne olur?
Ne olacağı belli; şeriat olur.
Çünkü: Türbanı emsal göstererek yarın cüppeliler ve sarıklılar da üniversitelere ve kamu kurumlarına girmeye hak kazanır.
Zaten esas amaç da budur, türbanlılar geçici bir araçtır.
Cüppeliler üniversitelere ve kamu kurumlarına girerse ne olur?
Öğretmen olmaya da hak kazanırlar, polis olmaya da hak kazanırlar.
Bu kadar hakları emsal göstererekten, en sonunda orduya general bile olmaya hak kazanırlar.
Devlette din ya hep ya hiç olur, ikisinin ortasında hiçbir devlet sonsuza kadar kalamaz, fazla direnemez.
Laikleşmek ne demek? Biz laik değilmiyiz?
Hayır değiliz. Biz sadece L bir ülkeyiz. Laiklikle alakamız sadece laikliğin L harfi kadardır.
Laik bir ülkenin devletinin 87,000 tane değil, 1 tane bile camisi olmaz. Camiler halkların olur.
Laik bir devlet halkına din dersi adı altında zorla din aşılaması yapmaz.
Laik bir devlet, ruhlar alemiyle ilgilenen şahıslara tekke kurup, bunun adına da üniversite deyip, ordaki ders veren imamlara da prof. dr. ünvanları vermez.
Çünkü, Üniversite, prof. dr. gibi ünvanlar bilim yuvalarına verilen ünvanlardır.
Laik bir devlet, resmi tv kanalından dini yayınlar yaparak misyonerlik yapamaz.
Laik bir devlet, aleviden, yahudiden, ermeniden, ateistten, dinsizden, topladığı vergilerle (Haram para) sunni islam baskısı uygulamaz.
Nasıl laikleşiriz.
1- Diyanet denen, haram parayla (Haraçla) geçinen sunni islam mafyası tamamen sivilleştirilmeli ve devlet tarafından sağladığı tüm finans kaynakları kesilmelidir.
Sadece devlet tarafından ne yaptığı takip edilmelidir bu yeterli.
2- Okullardaki din dersleri tamamen kaldırılmalıdır. Çocuğuna din dersi vermek isteyen gitsin nerde istiyorsa orda ders versin.
Kuran denen kitap var, açsın hem kendi okusun hemde çocuğuna kendi okutsun. Kuran denen kitaba güvenmiyorsa, bıraksın bu din işlerini.
Kuranda okuduğu halde anlamıyorsa, o zaman birşey anlaşılmayan kitabı koysun bir kenara. Allahın anlatamadığını kuldan beklemesin.
Dahada önemlisi, devletten hiç beklemesin. O devletten bunu beklerse, bende devletten ufo masalları ve kahve falları hakkında beni aydınlatmasını beklerim.
Hiçbir devlet bilim dışı öğretilerde bulunmak zorunda değildir, tam tersine bilim dışı öğretilerden tamamen uzak durmalıdır.
3- İslam dini ile alakalı her ne kadar kuran kursu, (Ne kadar şaçma birşey bir kitap var ve onda ne yazdığını anlayabilmek için bir de kurs var)
ilahiyat fakültesi, imam-hatip vs. varsa hepsi sivilleştirilmiş olan bu diyanete bağlanmalı ve devlet ile olan tüm ilişkileri kesilmelidir.
Laikleşmek neden hem türban hemde diğer din meselelerini çözer?
Çünkü din denen şey aslında çok yüksek masraflı birşeydir, bedava değildir.
Fakat türkiyede islam masrafları halkın cebinden çaktırmadan mafya üsulu alındığı için kimse bunun farkına varmaz.
(Yıllık en az 10 milyar euro)
Eğer diyanet birçok AB ülkesinde olduğu gibi sivilleşirse, bu din masrafları aidat olarak o dinin mesnsuplarınca karşılanacak.
Eli cebine giden halk da; “Dur bakalım yahu. Buı kadar para veriyoruz ama şu kuranı korkmadan bir okuyalım bakalım neymiş? Paramız boşa gitmesin” diyecek.
Halk kuranı korkmadan okumak zorunda kalınca, ülkemize kanla giren, kadınlarımıza tecavüzle giren, haraçla ayakta kalmayı başaran bu din, arapın kutsal topraklarına geri dönecek.
O yüzden de üniversitelerde türban serbest kalsa dahi, mumla arasan dahi kolay kolay türbanlı bulamayacaksın.
Şimdi içki, içen de , karı satan da, kumar oynayan da, tangalısı da, hırsızlık yapan da, zina yapan da, hayatında bir kere bile kuran okumamış olan da “elhamdürüllah müslümanım” diyor.
Çünkü: İnanmak bedava.
Ama eli cebine gittiğinde, gerçek inanç o zaman ortaya çıkacak.
İşte size hem demokrasi, hem adalet, hamde laiklik bir arada.
Din o zaman da kendi gücüyle inandırıcılığıyla yürüyebilirse, bende “yürü be koçum” deyip saygı ile eğileceğim.
Tekrar saygı ve sevgilerimle.
notamatik, dediklerinizin çoğunda gerçeklik payı var,ama tartışılan AKP mi,şeriat tehlikesi mi onu anlamadım. Dünyanın her yerinde din-siyaset ilişkisi vardır,kimisinde çok, kimisinde fazladır. aslında çok uzun zamandır ertelediğim bir konu hakkında uzun uzun yazmama vesile olduğunuz, yakında dizi olarak yayınlayacağım.
Laiklik olmadığına bende katılıyorum; ama bunun vebali AKP’nin değil. Diyanet işleri başkanlığı diye bir örgütün laik bir ülkede yeri yok.
Üniversite ayrı bir konu, ama üniversitelerde zaten bilim filan hiç olmadı ki! Bakın daha önce YÖK kalksın diyorduk, cidden Türkiye’Yi 400 sene geriye götüren bağnaz bir kurumdur YÖK, ama şimdi “cumhuriyetin yılmaz bekçisi” pozuyla vitrindeler. Düşmanımın düşmanı dostumuz mu oldu?
Olasılıklar yerine olanlar, niyetler yerine gerçeklerden konuşmaya başlarsak sizinle bir uzlaşmaya varacağız. İnanç olarak sizden bir farkım yok zaten, yaşım 32, sizinkini bilmem; ama o zaman çok küçük olmama rağmen darbenin tüm dehşetini yaşadım ve kafamın kenarından mermi geçti. İnsan sevgisi ve demokrasiden başka hiçbir değeri tartışılmaya değer bulmuyorum, bu değerleri savunursak inanın tüm sorunlar çözülür.
Kendi çapımda bir anket yaptım.. Türbanlı 100 insana Atatürk’ün 6 okunu sordum. Tamamını söyleyebilenlerin sayısı 72. Başı açık 100 kişide ise bu sayı 48.
Kapalı insanların 100ünden 65i laik olduğunu düşünürken bu sayı başı açıklarda 89.
Kapalı insanların 98i Atatürk’ü sevdiğini söylerken başı açıklarda bu sayı 97.
Olayımız nedir?. Türban mı?. Söyleyin bana !.
Değerli Barış Atasoy,
(Ya, şu isimleri bir değişsek hee?? valla fena kıskanıyorum)
Az önce bir sayfada çok harika bir makaleni gördüm.
Yarım kalmış ama devamını getireceğini umuyorum.
Bende o makaleni başka bir sitede, başkasının makalesi zannetmiştim, meğer site aynıymış ve ordaki de benim değerli Barış’ımmış.
Aslında biz seninle neredeyse tıpatıp aynı düşünüyor gibiyiz.
Ancak bunun ortaya çıkması klavyenin konuşmak kadar hızlı olmamasından dolayı biraz zaman alıyor.
Biliyorsun, insanlar yarım saat yüzyüze konuşsa bu kelimelerin toplamı en az 20 sayfa tutar ve o zaman anlaşmak daha kolay olur.
Fakat bunun da faydaları ayrı, burada da başkalarının da konuştuklarımızı duymasını sağlayabiliyoruz.
AKP konusuna hemen değinirken sana çok şaşıracağın bir haber vereyim.
Son seçimlerde ben oyumu AKP’ye verdim.
Ne kadar ilginç değil mi?
Dinsiz imansız bir kafir AKP’ye oy veriyor.
Sanırım Cumhuriyet tarihinde dinci bir partiye oy veren ilk dinsiz benimdir.
Ve çok ilginçtir, bu kararımı seçim gününe 1 gün kala verdim.
Bu gün yine seçim olsa oyumu yine AKP’ye veririm.
Hatta sana daha da ilginç birşey söyleyeyim; eğer Fazilet partisinin barajı aşıp meclise girebileceğini yada iktidar olabileceğini düşünseydim, oyumu Fazilet partisine verecektim.
Yani aslında gönlümden geçen, fazilet partisi idi; oylar bölünmesin diye AKP’ye verdim.
Devam etmeden önce tam bu noktada, laiklik ve AKP ilişkisinde seninle aynı fikirde olduğumu söylemeliyim.
Evet, Türkiye’nin laik bir ülke olamamasının sebebi AKP değildir, hatta Erbakan partileri yada milli görüş geleneği de değildir.
Fakat bunu söylerken, şunu da söylemeliyim ki; şeriat tehlikesi bu tür din partileri yoluyla gelirse gelecektir.
Laik olamamanın sebebi onlar olmasa bile!
Türkiye’nin laik olamamasının sebebi kimdir biliyormusun?
Kim miting meydanlarına çıkıp; “Türkiye laiktir, laik kalacak” diye bağırıyorsa, odur.
Çünkü laik olmayan bir Türkiye için; “Türkiye laiktir” demek; “Türkiye laik” olmasın demektir.
Zira laiktir denilen bir ülkenin laik olabilmesi için kimse çabalamaz.
O sloganlar; “Türkiye laik değil, laik olacak” şeklinde olsaydı, o zaman böyle konuışmazdım.
Türkiye’nin laik olamamasının sorumlusu kimdir biliyormusun?
Kim Taksim meydanına çıkıp; “Kahrolsun şeriat” diye bağırıyorsa; odur.
Zira “Kahrolsun şeriat” diye bağırırken, bir şeriatçının çıkıp; “Kahrolsun şeriat, demek kahrolsun islam demektir, bre deyyus” dediği zaman tıss diye sönenler de onlardır.
Bu güya laikçi kişiler, “ne din yansın, ne kebap” diyerek şeriatçıları besleyen kişilerdir.
Hatta şeriatçıları doğuran kimselerdir.
Hatta kendi dininden korktuğu için, kuran okumayıp, yeri geldiğinde şeriatçılardan medet uman kimselerdir.
Kendi aralarında, “yaşasın laiklik, kahrolsun şeriat” diye bağırıp; şeriatçı elindeki kapı gibi kuranı gösterdiği zaman öcü gibi korkan kimselerdir.
Şeriatçı’dan neden korktuklarını da söyleyeyim unutmadan.
Bunlar şeriatçının domuz bağından, bıçağından, hançerinden, kalaşnikofundan filan korkmuyor.
Bunlar şeriatçının elindeki kurandan korkuyor. Ondan sesi çıkamıyor şeriatçıya.
Hani derler ya! “Şeytana kuranı gösterirsen kaçar diye’ İşte aynen o hesap bunlar da kuranı gördükleri zaman kaçan kimselerdir.
Dikkat edersen, kuran denen kitap bu tiplerin hiçbirinin evinden eksik olmaz ama hiçbirisi de hayatında bir kere bile açıp okumaz.
Bu meraksızlıktan filan değil, korkudan okumuyorlar.
Çünkü biliyor; içinde namaz olduğunu ve kendisinin kılmadığını.
Çünkü biliyor; içinde faizin haram olduğunu ve kendisinin uymadığını.
Çünkü biliyor;, içkinin haram olduğunu ve kendisinin içtiğini.
Çünkü biliyor; zinanın islamdaki en büyük günah olduğunu ve kendisinin zina yaptığını.
Çünkü biliyor; islamda kapanma olduğunu ve kendisinin kapanmadığını. (İslamda bırak başörtüsünü, çarşaf vardır, çarşaf).
Biliyor islamda haremlik-selamlık olduğunu, hemde çok iyi biliyor. (Kuranda da var bu).
İşte bu yüzden, kendi aralarında atıp tutarlar, şeriatçı kuranı gösterdiğinde öcü gibi kaçarlar, tıss diye sönerler.
O yüzden de, şeriatçıya fazla bulaşamazlar.
Zira şeriatçının haklı olduğunu bilirler.
Şeriatçı kendi varlığından dolayı değil, bu kişilerin varlığından dolayı tehlikeli olabilmektedir.
Örneğin, Almanya’da şeriat tehlikesi yoktur.
Neden? ordaki hacı-hocaların eline fırsat geçse; orda da şeriat kurmak istemezler mi?
Alma devletinin rejimini ele geçirmek istemezler mi?
Tabiki isterler, bu el-ilahın (Al-İlah) emridir.
Peki orda niye tehlike değiller? Çünkü orda yeterli sayıda müslüman yok.
Orda şeriatçının elindeki kitapdan korkan bir Alman yok.
Ama burda şeriatçı ne diyor? “Türkiyenin %99′u müslüman öyleyse şeriat isteme hakkım var”.
Zira mitinglerde “kahrolsun şeriat” diye bağıranları da müslüman sayıyor. (İşine öyle geldiği için)
Dolayısıyla, şeriatçının varlığı değil, “kahrolsun şeriat, Türkiye laiktir, laik kalacak” diyenin varlığı tehlikedir.
Bu şekilde laikçi kesim var olduğu sürece; aradan bin yıl bile geçse, şeriatçı tehlike olmaya devam edecektir.
AKP’ye niye oy verdim?
Çünkü AKP’nin tamamı şeriatçı olmasa bile şu anda fazlet partisinden sonra, bünyesinde en çok şeriatçı taşıyan partidir.
Ve bende artık dinsiz imansız bir kafir olmama rağmen, bu şeriat denen illetin biraz olsun kafasını çıkarıp bu cahil millete ne olduğunu göstermesini istiyorum.
Zira bu millet artık şımardı.
İslam ülkeleri içinde en modern, en çağdaş ülke olabilmeyi kendi marifeti saymaya başladı.
İslamla bile modern ve çağdaş olunabilir sanmaya başladı.
Oysaki bütün bu çağdaş nimetler sadece ama sadece yüce Atamız, Atatürk’ümüzün sayesindedir.
Bunlar ne yaptılar? Kendi marifetleri sanıp, Atamıza küfürler eden imamları devletin başına geçirdiler.
Peki oy verilebilecek başka bir parti varmıydı? Hayır yoktu.
O halde oy vermeyip, protesto etselerdi. Ne olurdu o zaman? “Oy verilebilecek değerli insanlar, bu halk artık adam oldu, yalana talana oy vermiyor” diyerek ortaya çıkacaktı.
Oy vermek yurtdaşlık göreviymiş! Külahıma anlatsınlar onu.
Bir partiye oy vermek demek, ben bu partiyi destekliyorum demektir. Hiçbirini desteklemiyorsam, bal gibi de oy vermem.
Ben de bunların AKP ima örgütüne oy vereceklerini anladığım için, inadına gidip AKP’ye oy verdim ki; gerçek islamı biraz bunlara göstersin diye.
Devam edeceğim.
Benim bir özelliğim var ki; o da şudur.
Ben bir dinsiz olarak tabiki şeriata karşı biriyim ama; şeriatçıya karşı değilim aslında.
Tam tersine şeriatçıları bu tatlı su müslümanlarından çok daha dürüst ve çok daha gerçekçi buluyorum.
Ve onlara son derece hak veriyorum.
Sebebine gelince;
Adamların hiçbir suçu yokki aslında.
Onlar kuranda ne yazıyorsa onu yapmaya çalışıyorlar.
Namaz yazıyor: Kılıyorlar.
Oruç yazıyor: tutuyorlar.
Hac yazıyor: gidiyorlar.
Kuran oku yazıyor: hergün okuyorlar.
El-İlah (Al-İlah) kuranda ne emretmişse onu yapmaya çalışıyorlar.
Peki ama kendileri nasıl istiyorsa öyle yaşasın, bize ne diye karışıyorlar yada devlet rejimini ele geçirmeye çalışıyorlar?
Tabi ki öyle isteyecek.
Onu da kuran istiyo çünkü.
Mesela:
Adam kuranda kendisine 4 tane karı almaya hakkı olduğunu okuyor ve hakkını almak istiyor.
Çünkü o tatlı su müslümanları gibi; flört adı altında canı istediğinde istediği ile zina yapamıyor. Niye kuranda yasak bu.
Kuranda hırsızın elini ve ayağını çaprazlama kesin yazıyor, o da evine giren hırsızın elini ve ayağını kesmek istiyor.
Kuran sadece kişiyi bağlayan bir kitap olsaydı; o zaman kimse şeriat isterim” diyezmedi, zira o zaman kanunlarımız zaten şeriatla çelişmemiş olurdu.
Ama kuran öyle bir kitap değil ki!
Kişiyi cinsel hayatına kadar bağlamaktan öte, çeşit çeşit toplumsal kurallar, hatta emirler koyan bir kitap.
E ama o emirler o çağda kalmış, o hükümler o zamanki dönem için getirilmiş, bu çağda o hükümler uygulanmaz.
Yok ya!! Kuranda öyle bir ayet mi var?
Kuranda “Ey inananlar! Bu kuran şu tarihe kadar geçerli” yada “Şu, bu ve şu ayetler şu tarihe kadar geçerli, bu tarihten sonra bildiğinizi yapın” diyen bir ayet mi var?
Yada öyle bir hadis mi var?
Yada kuranın bir yerinde son kullanma tarihi mi yazıyor?
Kuran tam tersine bunu söyleyenleri cehennemle müjdeleyen bir kitapdır.
Kuran, tüm ayetleri ile birlikte kıyamete kadar geçerli olduğunu iddia eden bir kitaptır.
Tatlı su müslümanlarının keyfine uyacak bir kitap değildir.
Ne demekmiş 4 karı o tarihte kalmış? Kuran o ayet için tarih mi veriyor?
Sen kalkıp adama devlet olarak, din dersi adı altında beyin yıkama dersinde “bu kitap allahın kitabıdır, buna uymazsan cehennemde yanarsın” diyeceksin.
Ondan sonra da; adam o kitaba uymaya kalktığında da, adamı şeriatçı diyerek hapse atacaksın. varmı böyle adalet?
Üstelik adamın kurana uyması için, zorla beyin yıkama dersine göndererirken, masraflarını da adamın cebinden yine zorla alacaksın.
Demek istediğim o ki; şeriatçılar son derece haklı ve dürüst.
Dürüst olmayanlar; hem “elhamdürüllah müslümanım” deyip, hem kurana ve islama en aykırı şekilde yaşayıp, hemde “kahrolsun şeriat”, yani “kahrolsun islam” diye bağıranlardır.
Şeriatçılar ve ateistler gerçekten islam alimleridir, islam alimi denilen zırtaposlar ise; islam cahilleridir. Onların tek işleri kuranı yumoşla yıkayıp yumuşatmak ve tatlı su müslümanlarının fazla korkmayacağı hale getirmektir.
Şeriatçılar kuranda ne yazıyorsa onu aynen öyle okur, kendi yorum katarak allaha dayatma yapmaz.
Ne dedi cüppeli ahmed hoca? Kuranda o ayet varken, biz yahudilerle ve hristiyanlarla dost olamayız.
Helal olsun adama!!
işte erkek adam böyle olur. Çünkü kuranda o ayet var. Hatta orda derki; her kim yahudilerle ve hristiyanlarla dost olursa; o da onlardandır. Yani bir kafir olarak cehennemliktir.
Bu ayeti okuyan müslüman dürüst olsaydı; Gelen turistlere ilk önce “biz sizinle dost değiliz” demeleri gerekirdi.
Hatta bir müslümanın hristiyanlarla ve yahudilerle hiçbir şekilde ne ticari ne turistik, nede kültürel olarak diyalog kurmaması gerekir.
Diyalog kuran kafirdir.
Eğer kuranı okuduktan sonra, dinden çıkmasaydım, bende bir düsürt insan olarak, ayetleri çarpıtmamak için şeriatçı olacaktım.
Dua etsinlerki ben şeriatçı olmamışım. Yoksa alır elime kuranı, kedinin fareyle oynadığı gibi oynardım bu laik olmayan laikçilerle.
Şeriat tehlikesinin sebebi tatlı su müslümanlarıdır. Laik olamamamızın sebebi de yine onlardır.
Şeriatçı yetiştirmekten başka bir görevi olmayan, diyanet denen islami mafya, bu gün kaldırılacak veya sivilleştirilecek olsa;
“Din elden gidiyor” diyerek kıyameti koparacak olanlar şeriatçılar değil, işte bu sözüm ona laik olan, dinden bihaber tatlı su müslümanları olacaktır.
Zira diyanet mafyasından, hem şeriatçılar, hem biz dinsiz veya ateistler, hem aleviler ve hemde diğer gayrımüslümler rahatsız.
Laik olabilmemize engel olan diyanet mafyasının tek destekçisi “Türkiye laiktir, laik kalacak” diye bağıran cahillerdir.
Üstelik bu yeni birşey değildir, Erbakan’dan da, AKP’den de eskidir.
Bu yüzden AKP’nin laik olamamakda suçu olamaz.
Tekrar görüşürüz, çok sevgili Barış.
Bir ekleme daha yapmak istiyorum sevgili Barış,
Diyanet nedir biliyormusun?
Türk ırkını kılıçtan geçirerek zorla müslüman yapan, kadınlarımıza tecavüz eden, malımızı mülkümüzü, kültürümüzü talan eden, müslüman olmayana vergiler ve her çeşit zulumler getiren Arap Emevi mafyasının uzantısıdır.
Yani Emevi ırzımıza geçmiştir ama hala çıkmamıştır, devam etmektedir.
Adı da diyanet’dir.
Yani Emevi hala gitmemiştir, ülkemiz ve ırkımız hala Emevi işgali altındadır.
Bizim yapmak istediğimiz ise, Arapı el-ilahı ile birlikte; layik olduğu kutsal topraklarına geri göndermektir.
İlhan Arsel ve Turan Dursun’un etkilerini görmemek mümkün değil:)
Ben bu kadar sert düşünmüyorum. Asıl tehlike, laiklik-şeriat kavgası da değil, marjinalleşme. Zira, biz millet olarak marjinal değilizdir. Örneğin çok yobaz bir yere gidersiniz (giderdiniz, eskiden!), insanlar başta öcü gibi bakardı, dedikodu alır yürürdü, ama sonra “aslında iyi adammış” diye sizle diyalog kurmaya başlarlardı.
Türkiye’de yaşanan İslam çok farklıdır; dine “şeklini” veren tarikatlardır. Öyleki, Osmanlı müslüman olsa da, insan olarak animist öğelerini korumuştur; örneğin hayvan ve bitki sever. Koskoca yeniçeri ocağı, olduğu gibi Bektaşi’dir ve biraz incelediğinizde,Arapların İslam yorumundan çok farklı şeylerle karşılaşırsınız.
Aslında din (yada dinsizlik) kimseyi değiştirmez. Evet; çok temel din kurallarına uymayı reddedip “müslümanım” diyen birçok tatlı su müslümanı var. Çünkü dinle kişisel çıkarları çelişiyor.
Arapların barbar kabile yaşam tarzı bugünde devam ediyor, şeriatla. Osmanlı’da da şeriat vardı, ama uygulandığını söylersek biraz tuhaf kaçar. Aslında din insanları değil, insanlar dini değiştiriyor.
Ben din tartışmasını açıkçası hoş görmüyorum, çok dindar bir arkadaşım oturup bana allahın varlığını ispat etmek için bilimsel sandığı bazı önermeler sunuyordu, en sonunda sıkılıp şunu dedim:kardeşim, sen inanmıyor musun da bilimsel kanıt arıyorsun?
İnanç ve bilim çok farklı şeylerdir, bu yüzden birinin diğerini açıklaması,yerini alması düşünülemez ve almamalıdır.
Dolayısıyla, tartışmayı seküler düzeyde yaparsak daha olumlu ve verimli olacaktır. Ben şeriatçıların taleplerini ciddiye bile alıyorum, kaldı ki şeriatçılar aleni devletin suçudur. Ha, günün birinde adamlar gerçekten şeriat getirirse-ki getiremezler,lütfen bunu kabul edelim!- elime gerekirse kazma kürek alır savaşırım. Emin olun, birsürü insan savaşır. Ordudan, devletten filan da hiç medet ummam, zira bu topraklar bizim topraklarımız. Hümanist yaklaşıp, “ama onlar da insan” diyenlere karşı da cevap belli zaten; sonuçta böyle bir iç savaş olursa, bunun müsebebbibi laikler değil şeriatçılar olacaktır. Şeriatın da hümanist bir tarafı yoktur.
güzel bir site, konuları da güzel seçiyorsunuz, umarım devamı gelir
Trackback & Pingback