Korku ve “aman ne .ok yerim” kültürü

Bir zamanlar dünyanın en gamsız adamıydım; sonra ne olduysa panik ataklar yaşamaya başladım.

Medya ve devletlerin insanları korkutup, korkuyla kolay yönetilen sürüler haline getirdiğinden her fırsatta bahsetmişimdir. Küçük bir örnek; başkentin göbeğinde bir bomba patlıyor,sürüyle insan ölüyor. Güvenlik güçleri ne tip bir açıklama yapar? “Sakin olmalı, bunlar münferit olaylar, suçlular yakalanacak vs vs” değil mi? Hayır! “Bu gibi olayları artık sık sık beklemeliyiz” deniyor. Eskiden olsa ilginç gelirdi.

Medyanın ya da dövlet böyyüklerinin ne dediğini zerre kadar kaale almıyor, azıcık olsun inanmıyorum…

Bu yaz, insanlar kene şoku yaşadılar. Seneye de, özellikle sıkı bir sıcak olursa, birsürü insanın akep zehirlenmelerden ölmesini bekliyorum. Korktunuz mu? İyi! Demek ki, geleceğim parlak(!). Şaka bir yana, insanlar bu kenelerin neden bu kadar çok üreyip etrafı sardığını düşünmeye zahmet etmedi. Veterinerler odası da herhalde açıklama yapmamıştır; eh, ekmek kavgası ne de olsa! Ben size söyleyeyim; “kuş gribi ayağına” katledilen tavuk ve kuşlar azaldığı için, doğadaki en önemli görevlerinden biri muhtelif haşarat nüfusunu yemek suretiyle dengeleyen düşmanlarının olmaması nedeniyle keneler de bolca üredi. Kaçınız bilir bilmem ama, kırsalda tavuk yetiştirmenin nedenlerinden en önemlisi de, özellikle sıcak yerlerdeki akreplerden kurtulmaktır. Çünkü tavuklar en etkili böcek yokedicilerdir.

İnsanlar feci derecede korkak ve güvensizler. Korkak ve güvensiz insanlar da bir kurtarıcı ararlar. Modern yaşamda bu kurtarıcılar devlet, molla kafalı akademik personel,ilaç şirketleri olabiliyor. Her halükarda, aman karnımız tok sırtımız pek olsun diye, varolmayan tehditlerden korunmak için özgürlüğümüzden vazgeçiyoruz.

Ancak modern insanın tek sorunu bu korku ajanları değil. İnsanlar aynı zamanda çok ciddi özgüven sorunları yaşıyor. Sokaktaki “jilet gibi” gençlerin patlama yapması bundan. Estetik cerrahlar, kozmetik üreticileri vs. altın yıllarını yaşıyorlar. Tabii herşey “imaj değil”. “Ben sadece bunu becerebilirim” diye koşullanan insanlar, “üretim birimleri” gibi yaşayıp ölmekteler. Bugünlerde dünyayla güneşin yerini değiştirseniz, eğer SRC belgeniz yoksa taksi şöförlüğü yapabileceğinize inanmıyorlar. Daha kötüsü, buna siz de inanmıyorsunuz!

Bunun nesi kötü diyenler çıkabilir. Belki şu an dünyanın en büyük yazarı, üniversitede İktisat tahsil ettiğinden dolayı, muhasebecilik yapıyor. Arabanızın şasisine kaynak yapan sertifikalı gazaltı kaynakçısı belki bir sonraki Kubrick. Ya da tersi; “yönetmen sandığınız” ödüllü zibidi, aslında sünnet düğünü çekemeyecek kadar yontulmamış bir odun, ama kıytırık bir festivalde ödül aldığı için adam zannedip filmine gidiyorsunuz.

Yetenekli ve yaratıcı insanlar tek bir alanda başarı göstererek tatmin olamazlar. Öyle olsa, Da Vinci resim yaptıktan sonra atletizm yarışmalarına katılmaz, oradan da helikopter tasarımı yapmaya yeltenmezdi. Eski oyuncuların bazısı kamera arkasına da geçiyor, o da kesmiyor, film festivali düzenliyor. Colin McRae, büyük ralliciydi ama çok da iyi bir helikopter pilotuymuş.

Bugün Da Vinci, eğer çok yırtık biri değilse, belki ancak bir bankada veznedar olabilecekti; zira ona diploma verecek okuldaki kalitesizlikten sıkılıp eğitimini tamamlayamayacaktı.

Bunları bildiğim halde, zaman zaman yeni problemlerle karşılaştığımda korku ve panik hissine kapılıyorum. Oysa eskiden bu tip şeyler benim için eğlenceliydi. Farkında olduğum halde ben bile etkileniyorum bu koşullanmalardan. Üstelik, kalıbımı da basarım, benden çok daha zeki çok fazla sayıda insan, olan bitenden tamamen habersiz. Onların halini düşünmek bile istemiyorum.

Bunun antitezi, “ne iş olsa yaparım abi” de değil tabi. Ama her insan, zaman zaman kendi sınırlarını keşfetmeyi denemek, aşabiliyorsa aşmak zorunda. İnsan olmakla maymun olmak arasında sandığımızdan çok az fark var ve eğer bunu bile beceremiyorsak, bir maymundan çok daha zevksiz ve zor bir yaşama hazırlanmalıyız. Üstelik, onları mutsuz edecek parametreler, bizi mutsuz edebilecek parametrelerden çok daha az.




5 yorum “Korku ve “aman ne .ok yerim” kültürü”

  1. Cursed :

    Tem 15, 08 at 10:22 pm

    Ayın 25 inden beri her akşam birşeyler yazmışmısın diye bakıyordum barış abi :)
    Bu o kadar güzel bir yazı oldu ki beklediğime ve bu aralar kafamı kurcalayan bazı şeylere cevap oldu. sağol.

  2. Barış Atasoy :

    Tem 16, 08 at 12:41 am

    Arayı açtım bayağı:) Neyse,bu aralar daha sık yazmak niyetindeyim.Beğendiğine sevindim.

  3. mrvé :

    Tem 26, 08 at 7:58 am

    Evet, evet harika bir yazı olmuş. Günümüz insanının en büyük sorunlarından biri bu “panikatak”lar..Bir şeyler üretmekten yoksun insanlar nasıl olmuşsa beynimize sızmış ha belki de bir nevi el birliği yapmış yaptıklarımızı eleştirmeye başlamışlar..Biz de hata; bir şeyler üretmekten yoksun insanların sözlerini kulak arkası etmeyip korkar olmuşuz bir şeyler üretmekten, ürettiklerimizi sergilemekten, sergilediğimizde gelen eleştirilerden yılmaktan..
    Yazık oluyor ülkemizin kapalı sandıklara gömülen fikirleri ile genç zihinlerine..Okul öncesinden başlanmalı özgüven aşılamaya çocuklara. Ve kimin söylediklerini kulak arkası edip kimin söylediklerini kulaklarına küpe etmeleri gerektiğini..

  4. Yok Daha Neler :

    Tem 28, 08 at 11:51 pm

    kalıplara sokulmuş insan iyi şekil alır :D

    amaçlarıda o zaten…

  5. Serap Durmaz :

    Ağu 09, 08 at 5:10 pm

    Toplum olarak okadar çok güdülmeye alışmmışızki; bu güdümler arasında gerçekten hangi yeteneğe sahip olduğumuzu ya da nasıl tatmin olabilileceğimizi bilemeden sığır gibi yaşamaya devam ediyoruz.


Siz de birşey söyleyin!